• Ey âh ü enîn eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ah eyleme; mânâsına bak, oh de. Eğer hastalığın mânâsı güzel birşey olmasaydı, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği ibâdına hastalıkları vermezdi. Halbuki, hadis-i sahihte vardır ki,
    ‎اَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْاَنْبِيَۤاءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَۤاءُ، ثُمَّ اْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ * [ 1 ]
    (ev kemâ kàl). Yani, "En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir." Başta Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm, enbiyalar, sonra evliyalar ve sonra ehl-i salâhat, çektikleri hastalıklara birer ibadet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniye nazarıyla bakmışlar, sabır içinde şükretmişler, Hâlık-ı Rahîmin rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nev'inden görmüşler.
    Sen, ey âh ü fîzâr eden hasta! Bu nuranî kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukurlarına düşersin. Karanlıklı bir yolda gideceksin.
    Evet, hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıkların Haşiye ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan mufarakati tahfif eder, bazan da sevdirir.
  • Rejisörler senden yana
    Mevsimler ve uçan halılar
    Son sahne sarhoşuyuz belki de hala
    O filmin sonunda ağlayacaktık galiba
    Gözümüze dünya kaçtı
    beyazıt’ta
    Ne meydandı ama
    Elektrik kokuyor her yanımız
    insan hakları mı diyorduk
    Beş heceli başka bir şey mi yoksa
    Anne bir on iki eylül yarasıdır
    Merkez sağ bahsini çokça söylemiştik
    Gözlerinden geçiyoruz
    Guantanamo’nun kapısı açık kalmış yine
    Emperyalizm de kahrolmadı
    Bir sigaran var mı?
    Çünkü bir sigara serbestledikçe beş vakit piyasa
    Holosko artı bir miktar para
    Dünya değiştirilebilir biraz sıkı tutunca
    Mezar geceleri, dört kollular
    iyi bilecek olanlar asla

    Eksik pansumanlara razıdır ikna odalarında
    Son kez yüksek sesle batının ilmini mutlaka
    Sigarayı yakınca otobüsün gelmesi
    Ontolojik bir sorun değildir ayrıca
    Holosko artı bir miktar yara
    Statükoya armağan olacaktır varlığım
    Bakışları kapital, iyi halden Marksist
    Kerbela görüce zülfikarı susan gönüllere deva
    Her şeyi devletten beklemek uzunca bir kış gibi
    Yakacak içimizi tevhid-i tedrisatın ateşi
    Söz, kıymetli bir mayındır
    Meclisten içeridedir
    Şubatlar çok sert geçer
    Senetler ve de aşklar
    Merhem olunuyorsa
    ve salyangoza sürekli zam yapılıyorsa
    Mahallemiz işgal altındaysa
    Burada yabancıları sevmezler
    Evet evet tam olarak burada
    Ceo olmak istemiyorum diye uyanılan kabuslarda
    Hangi sosyolojik yaraya varılır bilmem
    Uçan halılarda yerimiz yok, anladık
    Ve babaannesi baş örtülü adamlar
    Memleket meselesidir hala
    Tab edilmemiş yaslardan geçiyoruz kaç zamandır
    Adettir çünkü yazıldığı gibi ölünür burada
    Işık şiirden yükselirse
    Yanık kokuları yusufiye’dir
    Doğudan gelenlerin hepsi bize hatıra
    Bir ölünün ardından bakakalmak gibiyiz
    Bazı ikindiler hep böyledir, sen bize aldırma
    Adımızı tahtaya yazıyorlar, pek konuşmuyoruz oysa
    Yine de çok yakışıyoruz tahtaya
    Bazı ikindiler hep böyledir
    Yazıldığı gibi ölünür, sen bize bakma
    Gösterdiğin yolda hiç durmadan yürüyeceğime
    Holosko artı bir miktar para
    Yaralı serçeleri manşete taşımıyor dünya
    Dünya bunu hep yapıyor
    Çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
    Misafirliğin zekatı ayakta beklemek
    Dünyaya tabiyiz her gün
    Bekleme odaları kadar gergin
    Karateciler nedense hep yeşil kuşak
    Seksen sonrasıyız dedik ya en fazla nakarata eşlik ederiz
    Burada konuyu değiştirmek isterdim aslında
    Yağmurda bazen mecaz da ıslanır
    iyi ki bir metin yüksel’iniz var lan diyenlerden geçtim
    Geçtim dünya üzerinden
    Lapa pilava da risotto diyorlar ısrarla
    Tamam lan siz haklısınız, şiir rönesanstan büyüktür
    Şiir ve Rönesans aynı cümlelerde hep biraz eksik
    Son teklifimdir dünyaya
    Uslu çocuklar çarmıha
    Holosko artı bir miktar yara
    Çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
    Romancılara bayılan baş örtülü kızların
    Hayır hayır bu şarkı bizim değildir
    Bu kemancılar ve bu beşinci sınıf artistlik acılar
    Nükleer silahlarla şiir de yazılmaz
    Tek kişilik acılarla kaplıdır çünkü uçurtmalarımız
    Jilet bağlanmıştır telaşımıza henüz erkenden
    Çocukluk denmez ya buna, olsa olsa kundaklama
    Şimdi ölebiliriz aslında bir proleter gibi
    dikeriz gözlerimizi belki hayata
    Uhud’un okçularından rol çalıyor nasılsa dünya
    O filmin sonunda ağlayacaktık galiba

    Güven Adıgüzel
  • ON BEŞİNCİ DEVÂ

    Ey âh ü enîn eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ah eyleme; mânâsına bak, oh de.

    Eğer hastalığın mânâsı güzel birşey olmasaydı, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği ibâdına hastalıkları vermezdi. Halbuki, hadis-i sahihte vardır ki, اَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَ ْلاَنْبِيَاۤءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَاۤءُ، ثُمَّ اْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ 1 (ev kemâ kàl). Yani, “En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir.” Başta Hazret-i EyyubAleyhisselâm, enbiyalar, sonra evliyalar ve sonra ehl-i salâhat, çektikleri hastalıklara birer ibadet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniyenazarıyla bakmışlar, sabır içinde şükretmişler, Hâlık-ı Rahîmin rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nev’inden görmüşler.

    Sen, ey âh ü fîzâr eden hasta! Bu nuranîkafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukurlarına düşersin. Karanlıklı bir yolda gideceksin.

    Evet, hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar HAŞİYE ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan mufarakati tahfif eder, bazan da sevdirir.

    ON ALTINCI DEVÂ

    Ey sıkıntıdan şekvâ eden hasta! Hastalık, hayat-ı içtimaiye-i insaniyede en mühim ve gayet güzel olan hürmet ve merhameti telkin eder. Çünkü insanı vahşete ve merhametsizliğe sevk eden istiğnâdan kurtarıyor. Çünkü, 2 اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى - اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى sırrıyla, sıhhat ve âfiyetten gelen istiğnâda bulunan bir nefs-i emmâre, şâyân-ı hürmet çok uhuvvetlere karşı hürmeti hissetmez. Ve şâyân-ı merhamet ve şefkat olan musibetzedelere ve hastalıklılara merhameti duymaz.

    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :1 : el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:519, no: 1056; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:343; Buharî, Merdâ: 3; Tirmizî, Zühd: 57; İbni Mâce, Fiten: 23; Dârimî, Rikâk: 67; Müsned, 1:172, 174, 180, 185, 6:369. 
    HAŞİYE : Bu hastalığın mânevî şehadeti kazandırması, lohusa zamanı olan kırk güne kadardır. 
    2 : “Şüphesiz ki insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşıverir.” Alâk Sûresi, 96:6-7.