• "Değerli velim,
    Bildiğiniz gibi bugün kuzularım karnelerini aldı. Öğretmenleri olarak ben de en az sizler kadar heyecanlıyım. Çünkü onların mutluluğu, benim mutluluğum; hüznü, benim derdim; heyecanı, benim telaşım ve tebessümü, benim sevinç kaynağım... Öncelikle böylesine edepli, özverili, öz disiplini yüksek ve kendini ve sorumluklarını bilen bir insanı yetiştirmede bana yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. Benim kuzularım, yaş itibarıyla ergenliğe geçiş döneminde oldukları için, kişiliğin temel taşlarının atıldığı dönemdeler. Bu dönemde; velisi olarak siz, öğretmeni olarak ben elden geldiğince işbirliği ile bu masum kuzunun müspet yönde gelişip büyümesi ve ülkemize faydalı bir insan olabilmesi için ilk dönem olduğu gibi inşaallah ikinci dönemde de çalışmalıyız. Hem esas başarı, kuzumun karnesindeki notlar değildir; başarı, kendisinden bağımsız birçok faktöre bağımlı olduğundan doğrudan ölçülemez. Kuzumun başarısı; bu dönem içinde kazandığı iyi ve güzel davranışlardır, arkadaşlarına duyduğu özveri ve sevgidir, önce oluşturduğumuz sonra da içselleştirdiğimiz disiplinidir, yani kuzumun başarısı kendisi olmasıdır. Tatil, günü doldurma çabası olmadığı gibi saatlerce ders çalışmak ya da kitap okumak da değildir. Kuzum gün içinde kitap okusun, oyunlar oynasın, arkadaşları ile anılarını paylaşsın. En önemlisi sizinle sohbet etsin. Okul telaşı yüzünden size anlatamadığı veyahut sizin yoğunluktan dinleyemediğiniz her şeyi hatta en küçük bir olayı bile size anlatsın..siz sadece dinleyin ve müdahale etmeyin..kuzumun mutluluğunu gözlerinde göreceksiniz...
    Bırakın kuzum bu tatilde gezsin, oynasın, kırlarda koşsun, arkadaşları ile güzel vakitler geçirsin. Benim onu özlediğim gibi beni özlesin. Bırakın, kuzum büyüsün. Onu çok sevdiğimi ve hemen her duamda duamın süsü olduğunu ve kendisinden dua beklediğimi onun anlayacağı şekilde izah ederseniz çok güzel olur.

    Bu tatil döneminde kuzumun okumasını istediğim bir yazım:

    "Sizler geleceğin öğretmenleri, avukatları, doktorları, mühendislerisiniz. Aslında bir bakıma geleceğin umudu sizlersiniz… Şunu asla unutmayın: Bir insan yapabileceğine inandığı her şeyi başarabilir.
    İşte bunun sayısız örneklerinden sadece biri olan ve bu cümleyi ispatlayan bir bireyin umut dolu hayat hikâyesi: 5 yaşlarında bir çocuk… Yüreği okuma aşkı ile dopdolu ama yaşadığı ortam ve hayat şartları daha o yaşta bu sevgiyi köreltmeye başlar. Küçük bir köyün küçücük bir okulunda, birleştirilmiş sınıfların oluşturduğu bir sınıfın, her sene değişen öğretmenleriyle umudu gittikçe kırılır bu küçük çocuğun. İmkânları en başta olmak üzere onu okuma sevdasından soğutacak her şey devreye girer ama buna karşı koyan ve umudunu her zaman diri tutan bir şey vardır ona ait olan: Azmi… Herkesin bir ilk öğretmeni vardır ya onun da ilk öğretmeni abisi olur. Sayıları saymakta zorluk çeken abisinin şaşkın bakışları karşısında çocuksu bir edayla tekrar eder: 10,20,30,40,… Okul hayatı böyle başlar. Daha 1. sınıftayken gördüğü, bir anlamda kalbine yerleştirdiği öğretmenlik mesleğini çok sever ve o yıl öğretmen olmaya karar verir… Ne maddi imkânlardaki yetersizlik ne de okuduğu okullardaki eğitim yoksunluğu ve öğretim eksikliği onu bu kararından vazgeçirir. Sürekli ve zevkle çalışır, ortaokulu birincilikle bitirip liseye kaydolur. Çalışma azminden ve mesleğine olan sevdasından eksilme şöyle bir kenarda dursun, bulunduğu ortam itibarıyla ileriye dönük bir artma olur. Lisenin ilk yıllarında okumak istediği mesleğini çevresine anlatmaya başlar. Ama ailesi dâhil çevresinin nerdeyse tamamı buna karşı çıkar, öğretmen olmasını istemezler. Bir öğretmeni bu zor günlerinde tutar ellerinden ve en sonunda bu badireyi de atlatarak istediği bölümü kazanır…
    Hayatını dinlediğiniz yüreği meslek sevdasıyla dolu bu insan şu anda rüyalarını gerçekleştiriyor. Hayatı, matematiği ve en önemlisi öğrencilerini çok seviyor… O kim biliyor musunuz?
    Sizleri çok seven öğretmeniniz…"

    Ben, kuzumu önce Allah'a sonra da size emanet ediyorum.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Selam ve dua ile...

    7/A Sınıf Rehber Öğretmeni"

    Mahmud KARAKAŞ
    17 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Anlatılana göre;

    Günlerden bir gün küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Bir süre sonra yeterince büyüdüğünde, kendine bir koza örmeye başlamış. Sonra da rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş ve bir papatya görmüş. İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

    “Merhaba“ demiş papatyaya,

    “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”

    Nazlı sarı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba“ demiş,

    “Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.“

    Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.

    Minik kelebek sarı papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.

    Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

    Kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “Üzgünüm, senden ayrılmam gerekecek“ demiş.

    Papatya buna bir anlam vermemiş.

    “Neden? Yoksa benim yanımda mutsuz musun?“

    “Hayır“ demiş kelebek. “Biz kelebeklerin ömrü sadece 3 gündür.“

    Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yok. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya

    “Seni seviyorum“ diyebilmiş ancak.

    Papatya donakalmış.

    Sadece “Ben de...” diyebilmiş kelebeğin arkasından.

    Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. “Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” demiş.


    Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş. İşte o günden beri bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş;

    Seviyor mu? Sevmiyor mu? diye…
  • Anlatılana göre;

    Günlerden bir gün küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Bir süre sonra yeterince büyüdüğünde, kendine bir koza örmeye başlamış. Sonra da rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. 

    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş ve bir papatya görmüş. İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

    “Merhaba“ demiş papatyaya,

    “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”

    Nazlı sarı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba“ demiş,

    “Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.“

    Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.

    Minik kelebek sarı papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.

    Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

    Kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve  “Üzgünüm, senden ayrılmam gerekecek“ demiş.

    Papatya buna bir anlam vermemiş.

    “Neden? Yoksa benim yanımda mutsuz musun?“

    “Hayır“ demiş kelebek. “Biz kelebeklerin ömrü sadece 3 gündür.“

    Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yok. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya

    “Seni seviyorum“ diyebilmiş ancak.

    Papatya donakalmış.

    Sadece “Ben de...” diyebilmiş kelebeğin arkasından.

    Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. “Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” demiş.


    Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş. İşte o günden beri bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş;

    Seviyor mu? Sevmiyor mu? diye…
  • Onun dolaştığı yollara yağmur yağmasın
    Yıllar sonra bulayım ayak izlerini
    Onun saçlarını yel savurmasın
    Dursun kıvrımları öyle, öptüğüm gibi.

    Nasıl unuturum ki gülüşü gül olanı
    Sevgilimdi, ya da ben öyle sanırdım
    O gitti, elimde bir çiçek dağınıklığı
    Bütün yolların ucunda kalakaldım.

    Deniz, ona çok sevdiğimi söyle
    Bir gün gelir de kıyına böyle durursa
    Sularını kollarım bil, o ak köpüklerinle
    Onu bir de benim için okşa...
    Ahmet Erhan
    Sayfa 217 - Kırmızı Kedi
  • 312 syf.
    ·7/10
    Hepinize Mutlu Haftasonları
    Bugün çok tatlı bir kitabın yorumu ile geldim. Kitap kendini okutturan tarzda, bir oturuşta okuyabileceğiniz, tam bi gençlik kitabı. Her yaşa hitap etmeyebilir, ama bana hitap ettiğini söyleyebilirim. Konusundan size kısaca bahsedeyim.
    -
    Konusu; Jessie'nin annesi öldükten 2 sene sonra babası internetten tanıştığı bir kadınla evlenmeye karar verdiği için Jessie tüm hayatını ardında bırakarak ülkenin diğer ucuna taşınmak ve yepyeni bir aileye uyum sağlamak zorundaydı.
    Tam da eski hayatına dönmeyi düşünürken, kendisine Biri Hiçbiri kısaca BH diyen ve ona yeni okulunda yol göstermeyi teklif eden bir yabancıdan e-posta aldı. Ve herşey işte bundan sonra başlıyorr. Jessie beni bazı yerlerde o kadar sinir etti ki.. kitaba girebilmiş olsaydım gider saçını başını yolardım Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim, sonu tahmin edilebilir kitapları pek sevemiyorum yaa En başından beri BH(biri hiçbiri) 'nin kim olduğunu tahmin edebiliyordum Ve sonu da benim için pek şaşırtıcı olmadı, ama beklediğim gibi mutlu son ile bitti.
    Kitabı genel anlamda sevdiğimi söylemeliyim. Yağmurlu bir havada, eliniz de kahveniz ile okuyabileceğiniz bir kitap. Ben sevdim, sizin de seveceğinizi düşünüyorum
  • Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu
    ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.
    Ruhlarımız o kadar sıkı bir beraberlikle yürüdü, birbiri­ni o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en mahrem taraf­larına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu be­nimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güve­necek hâle geliyordum.