• Galiyef yoldaş
    ...
    Bana bir simsek çak!
    Attila İlhan


    Ulusal komünizmin fikir babası, Orta Asya'da sosyalist Türk devleti kurmak istemişti; Mirsaid Sultangaliyev ölüm yıldönümünde hayırla anarız.
    Sultangaliyev, öğretmen olan Mir Said Haydar Galiyev'in 12 çocuğundan biri olarak 13 Temmuz 1892 tarihinde, Başkurdistan'ın Sterlitamak şehrinin Kırımsakalı kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini doğduğu köyde alan Sultangaliyev 1907'den itibaren Kazan’da Tatar Pedagoji Enstitüsü’nde eğitimine devam etti. 1912 yazında Moskova'da Yaz Pedagoji kurslarına gitti. Tatar köylerinde öğretmenlik yaptı. Bir süre Ufa'da belediye kütüphanesinde çalışan Sultangaliyev, sonraları Ufa, Kazan, Bakü gibi çeşitli şehirlerde gazetecilik yaptı. Bakü'de Mehmet Emin Resulzade'nin çıkardığı Açık Söz'de çalıştıktan sonra Menşeviklerin yayınladığı Bakü gazetesinde "Müslüman dünyasından haberler" köşesini hazırladı. 1917 Şubat Devrimi sırasında Bakü'deydi. Yine bu dönemde pek çok yabancı eseri Tatar Türkçesine çevirdi. Çeşitli edebi çalışmalara bulundu. Bu edebi çalışmaların pek çoğu zamanın gazetelerinde yayımlandı.

    Şubat Devrimi'nden sonrası
    Şubat Devrimi sonrası 1 Mayıs 1917'de düzenlenen Bütün Rusya Müslümanları Kongresi'ne çağrılan Sultangaliyev kongreden aldığı Müslüman Kongresi Yürütme Komitesi Sekreterliği görevi sonrası Moskova'ya sonra da Kazan’a geçti. Kazan'da ünlü Tatar Bolşevik Molla Nur Vahidov'un başkanlığındaki Müslüman Sosyalistler Komitesi'ne (MÜSKOM) katıldı. Böylece o döneme kadar Menşeviklerle birlikte yer almış olan Sultangaliyev Bolşevik saflara geçmiş bulunuyordu. Vahidov’un yardımcılığı dahil çeşitli görevler üstlendiği MUSKOM'un programı kısaca şöyleydi:
    Tatar feodalizmi ve Müslüman gericiliğine karşı mücadele
    Müslüman Türk halklarının Rus egemenliğinden kurtarılması
    Ulusal kurtuluş ve sosyalizmin bütün Doğu halklarında zaferinin sağlanması

    Şubat Devrimi'nden sonra Rusya'da kurulan SR Kerenski önderliğindeki Geçici Hükümet ile Tatar-Türk Menşevikler arasında sorunlar çıktı ve Haziran-Temmuz aylarında Tatar-Türk Menşeviklerin Kazan'da düzenlemek istedikleri çeşitli toplantılar yasaklandı. Geçici Hükümet tarafından katılanların cezalandırılacağı açıklanan toplantı ve kongreler şunlardı:
    21 Haziran 1917: Rusya Müslümanları 2. Kongresi
    17 Temmuz 1917: Rusya Müslümanları Askerleri Kurultayı
    18 Temmuz 1917: Rusya Müslüman Din Adamları Kurultayı[5]
    Tatar-Türk Menşevikler arasında büyük hayal kırıklığı yaratan bu yasaklamalara rağmen Rusya Müslümanları 2. Kongresi gecikmeli de olsa Temmuz ayında gerçekleştirildi. 2. Kongre'yi örgütleyenlerden birisi Sultangaliyev'di ve kurultayla ilgili haberleri Kazan Sesi gazetesi için hazırlamakla da görevliydi. Menşeviklerin yasakçı tavırları ve Vahidov'un çabalarıyla 2. Kongre ile birlikte Tatar sosyalistlerinin önderliğini Bolşevikler elde etti ve MUSKOM'un etkinliği ve gücü arttı.

    Sultangaliyev Rus Bolşevikleriyle ilk tartışmasını 2. Kongre'nin akşamı Kazanlı Bolşeviklerin lideri Grassis ile yaşadı. Grassis kongrede Bolşeviklerin üstünlüğü ele geçirmesinden memnundu ancak Vahidov ve Sultangaliyev'i "milliyetçilik yapmak"la ve "enternasyonalizme inanmamak"la suçluyordu. Böylece Kazan'da Rus Bolşeviklerle Sultangaliyev ve Vahidov önderliğindeki Tatar Bolşevikler arasında mücadelenin fitili de ateşlenmiş oldu.
    Ekim Devrimi ve İç Savaş Yılları[değiştir | kaynağı değiştir]
    26 Ekim 1917'de Kazan'da yönetimi Bolşevikler ele geçirdi. Kazan'ı yönetecek 20 kişilik bir REVKOM (Devrim Komitesi) oluşturuldu ve tek Tatar üyesi Vahidov'du. 3 Kasım 1917'de yenilenen Kazan REVKOM'un 14 üyesi arasında Vahidov artık yer almamaktaydı. Birkaç gün sonra ise Kazan'daki Sovyet iktidarı netleşti ve SOVNARKOM (Halk Komiserleri Konseyi) kuruldu. 11 üyeli bu konseyde Vahidov yer almıyordu ancak Sultangaliyev Eğitim Halk Komiseri olarak görev almayı başarmıştı.
    Sultngaliyev'in Bolşeviklerle açık bir toplantıda ilk tartışması ise 22 Şubat 1918'de Ural Sovyetleri 3. Kongresi'nde gerçekleşti. O dönem nüfusunun %65'i Tatar ve Başkırtlardan oluşmaktaydı, ancak yönetimde ağırlıklı olarak Ruslar yer almaktaydı.

    Sultangaliyev bu duruma 3. Kongre'de karşı çıktı ve Tatarların da Lenin'in evrensel ilke olarak belirlediği "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı"na sahip olduğunu öne sürerek bir referandum istedi. Referandum kararı alındı ancak oy kullanma hakkı sadece proletarya temsilcilerine verildi.[8] Sultangaliyev'e göre, Tatar ve Başkırtlar ağırlıklı olarak köylerde yaşadığı için böyle bir referandumu Rusların kazanacağı açıktı. Bunun üzerine Sultangaliyev yaptığı konuşmada "Müslüman Halklar proleter halklardır" diyerek referandumda bütün Tatar ve Başkırtların oy hakkına sahip olması gerektiğini savundu. Diğer delegeler ise "proleter halklar" kavramının Marksizme ve Bolşevik düşünceye uygun olmadığını öne sürerek Sultangaliyev'e karşı çıktı. Sultangaliyev'in ilerleyen süreçte olgunlaştırıp Marksizmi eleştiren bir içerik katacağı "proleter halklar" kavramı ilk kez bu şekilde ifade edilmiştir.

    17 Ocak 1918'de Stalin'in başında bulunduğu NARKOMNATS'a (Milletler Halk Komiserliği) bağlı MÜSKOM (Müslüman Komiserliği) kuruldu ve başkanlığına Vahidov getirildi. Sultangaliyev de MÜSKOM'un Kazan temsilcisi oldu. MÜSKOM'un kuruluş amacı Tatarlar başta olmak üzere Rusya içindeki Türk halklarını Bolşevik Devrime kazanmaktı. Adeta özerk bir parti gibi eyalet ve il örgütleri kurmaya başlayan MÜSKOM kısa sürede yayıldı ve 8 Mart 1918'de Moskova'da Rusya Müslüman Emekçileri Konferansı'nı düzenledi. Konferansta Müslüman Sosyalist-Komünist Partisi isimli bir parti kurulmasına karar verildi. Bu partinin amacı Bolşevik Parti'ye henüz üye olarak kabul edilmemiş Türk Halklarından sosyalistleri örgütlemek ve Bolşevik yapmaktı. Konferansın bir diğer kararı da Müslüman askerlerden oluşan ve Kızıl Ordu'ya bağlı oluşturulacak bir Müslüman Kızıl Ordu kurulmasıydı. Lenin başta olmak üzere pek çok Bolşevik lider, MÜSKOM sayesinde Türk Halkları arasında Bolşevik örgütlenmenin hızla yayıldığını gördü ve MÜSKOM'un çeşitli talepleri kabul edildi:

    Kazan'daki Tatarların tarihsel önem atfettiği Süyüm Bike Minaresi'nin Tatarlara devri
    Petrograd Milli Kütüphanesi'nde bulunan Hz. Osman'a ait Kur'an-ı Kerim'in MÜSKOM'a hediye edilmesi
    Rusların Tataristan'ı işgalinin simgelerinden sayılan ve Rus askeri karargahına dönüştürülmüş tarihsel Ufa Kervansarayı'nın sivil idareye teslimi

    Troçki komutanlığındaki Kızıl Ordu ile Çarlık yanlısı Beyaz Ordu arasındaki İç Savaş'ın kızıştığı bir dönemde MÜSKOM'un bu taleplerinin kabul edilmesi pek çok Menşevik Tatarın Bolşeviklerin yanına geçmesini sağladı. 23 Mart 1918'de NARKOMNATS, Çarlık döneminde ayrı eyaletlerde yaşamış Tatar ve Başkırtların Tatar-Başkır Cumhuriyeti'nde birleştirilmesi kararını verdi. Sultangaliyev bu kararın Rusya'daki bütün Türk halklarının tek bir Turan Cumhuriyeti çatısı altında birleşmesinin ilk adımı olarak görmekteydi. İç Savaşın kızışması nedeniyle bu karar hiçbir zaman fiilayata geçmedi.

    Mayıs 1918'e gelindiğinde Sultangaliyev komutasındaki Müslüman Kızıl Ordu 50 bin kişilik bir kuvvete ulaşmıştı ve Urallar civarında Beyaz Ordu generallerinden Kolçak'a karşı savaşan V. Kızıl Ordu'nun %75'ini oluşturmaktaydı. Aynı dönemde Vahidov MÜSKOM örgütlenmesini Rusya çapında yaygınlaştırmayı başarmış ve Türk Bolşeviklerden oluşan bir çekirdek kurmuştu: Sultangaliyev ve Galimcan İbrahimov (Tataristan), Veli İbrahimov (Kırım), Turar Rıskulov ve İsmail Sadvokasov (Kazakistan), Necmettin Samurski (Dağıstan), Neriman Nerimanov (Azerbaycan), Feyzullah Hocayev ve Ekmel İkramov (Türkistan). Anadolu'dan gelmiş olan Mustafa Suphi de aynı dönemde MÜSKOM yönetimine katıldı ve yayın organı Yeni Dünya gazetesini çıkarmaya başladı.

    Sultangaliyev 23-31 Mayıs 1918 tarihleri arasında Rusya Müslüman Öğretmenler Kongresi'ni düzenledi ve kongrede Türk halkları arasında Bolşevik kadrolar yetiştirmek için Müslüman Bilim Kurulu isimli bir akademi kurulması kararı alındı. Kazan'da bir Müslüman Üniversitesi, Doğu Müzesi ve Merkez Müslüman Kütüphanesi kurmak için çalışmalar başlatıldı.

    Sultangaliyev, Vahidov ile birlikte 8 Haziran 1918'de Müslüman Kızıl Ordu'ya subay yetiştirmek için Müslüman Subay Akademisi'ni kurdu. 17-23 Haziran 1918 tarihleri arasında Kazan'da Müslüman Komünistleri Birinci Konferansı'nı düzenlediler ve kongrede Müslüman Komünistleri Bolşevik Partisi'nin kuruluş kararı alındı. Rus Komünist (Bolşevik) Partisi'nden özerk olarak çalışacak bu yeni partinin Vahidov başkanlığındaki 11 kişilik Merkez Komitesi içinde Sultangaliyev de yer aldı.

    6 Ağustos 1918'de İç Savaş'ın dönüm noktalarından biri yaşandı ve Sibirya'dan Moskova'ya doğru ilerlemekte olan Kolçak komutasındaki Beyaz Ordu Kazan'ı ele geçirdi. Kazan'da tutunamayan Kızıl Ordu'nun Moskova'ya kadar geri çekilmesi söz konusuydu. Vahidov Kazan'daki çatışmalar sırasında tutuklandı ve 19 Kasım 1918'da kurşuna dizildi. Müslüman Kızıl Ordu'nun komutasını devralan Sultangaliyev Kazan'a bir karşı saldırı gerçekleştirdi ve 10 Eylül'de şehri tekrar ele geçirdi. Böylece Sultangaliyev Beyaz Ordu'nun Moskova'ya yürüyüşünü durdurmuş oluyordu. Kolçak'a karşı savaşan V. ve II. Kızıl Ordu'nun komutanı Frunze, bu zafer üzerine şu açıklamayı yaptı:
    "Siz Türkler ihtilalin en güvenilir askerleri olduğunuzu kanlı mücadele sahalarında ispat ettiniz."

    Frunze, daha sonra Türkiye'ye Sovyet Büyükelçisi olarak gidecek ve o dönemde de Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle diyecektir:
    "Beyaz Ordu'ya karşı Türklerle omuz omuza savaştık."

    İç Savaş Sonrası
    İç Savaş sonrası Rusya'daki Bolşevik iktidarın yavaş yavaş tesis edildiği dönemde Sultangaliyev, Vahidov'un bütün görevlerini üstlendi Müslüman Komiseri görevine getirildi. Böylece Sultangaliyev hem İç Savaş'ın tanınmış komutanları arasında yer almış hem de Rusya çapında yetki sahibi tanınmış bir Bolşevik yönetici haline gelmiş oluyordu. 1919'dan itibaren Sultangaliyev Rusya'daki Müslümanların fiili ve resmi önderi konumundaydı. MÜSKOM'un o dönem 26 şehirde şubesi bulunmaktaydı ve Türkçenin 4 ayrı lehçesinde basılan 10 farklı gazete çıkarmaktaydı. Müslüman Kızıl Ordu'nun mevcudu da 200 bini aşmıştı. O dönemde Kızıl Ordu'nun toplam asker sayısı ise 1 milyona ulaşmıştı.

    Ancak Rusya'daki Müslüman Bolşeviklerin özerk örgütlenmesi Stalin'in müdahaleleriyle yavaş yavaş tırpanlanmaya başladı. Sultangaliyev ise özerkliği korumak için Politbüro'ya direnişe geçti ancak süreci engelleyemedi. 19 Ekim 1918'de MÜSKOM'un yerel örgütlerinin Moskova'daki Müslüman Komiserliğine, yani Sultangaliyev'e değil bulundukları bölgelerdeki Bolşevik Parti örgütlerine bağlanması kararı çıktı. Bu kararı değiştirmek isteyen Sultangaliyev 5 Kasım 1918'de 1. Müslüman Komünistleri Kongresi'ni topladı. Kongrede Stalin ile açık bir tartışmaya girişti ancak istediği kararların çıkmasını sağlayamadı. Stalin'in isteği üzerine Kongre, Müslüman Komünist Partisi'ni lağvetme ve en küçük atölye hücresine varana kadar Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi'ne bağlama kararı aldı. MÜSKOM da lağvedildi ve Sultangaliyev'in rütbesi Tatar-Başkırt Komiserliği olarak ilan edildi. Böylece Sultangaliyev Rusya'daki bütün Müslümanların değil sadece Tatar ve Başkırtların lideri konumuna indirilmiş oluyordu.
    18-23 Mart 1919 tarihleri arasında toplanan Bolşevik Parti 8. Kongresi'nde ise Sultangaliyev'in bütün karşı çıkışına rağmen ulusal komünistlerin tümünün kaldırılması kararı alındı. Stalin'in başkanı ve Sultangaliyev'in başkan yardımcısı olduğu Müslüman Örgütleri Merkez Bürosu'nun ismindeki Müslüman kelimesi de çıkarıldı ve büro Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu'na dönüştü. Müslüman örgütlenmenin resmen lağvedilmesi üzerine Sultangaliyev Nisan 1919'da gizli bir örgütlenme başlattı. Bu örgütün ismi net değildir; kaynaklarda Erk Partisi, İttihat ve Terakki Partisi, Türkistan Sosyalistleri Partisi gibi farklı isimler geçer. Sultangaliyev yıllar sonra sorgusunda verdiği ifadede Turan Sosyalist İşçi Köylü Partisi isimli bir parti vasıtasıyla SSCB'den bağımsız Turan Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni kurmak istediklerini söyleyecektir.

    Sultangaliyev, Marksizmi ve Bolşevik düşünceyi eleştiren fikirlerini derli toplu ilk olarak bu dönemde kaleme döktü. Editörlüğünü yaptığı Milletlerin Hayatı isimli dergide Sosyal Devrim ve Doğu makalesini yayınladı. Devrimin o dönem Bolşevik liderlerde hakim olan görüşteki gibi Batıya değil Doğuya doğru yayılmasını savunan bu makalesi büyük tartışma yarattı ve Sultangaliyev'e yönelik "milliyetçi" olduğuna dair eleştiriler Bolşevik Parti yöneticileri tarafından açıkça ifade edilmeye başladı. Nitekim 3 bölüm halinde yayınlamayı planladığı makalesi sansürlendi ve son bölümü dergide yer almadı. Sultangaliyev, benzer görüşleri Aralık 1919'da Lenin'in de izleyici olarak katıldığı Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu II. Kongresi'nde de dile getirdi. Batı işçi sınıfının artık devrimci olmadığı, Bolşevik Devrimin enerjisini ve dikkatine Doğu halklarına yöneltmesi gerektiğini savunduğu konuşması büyük yankı yarattı. Sultangaliyev, Bolşevik liderliğe yönelik bu eleştirel görüşleri nedeniyle yavaş yavaş gözden düşmeye başladı. Nitekim Eylül 1920'de Bakü'de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı'na katılması engellendi. Halbuki, kurultayı ilk öneren, planlayan ve örgütleyen Sultangaliyev'di. Sultangaliyev'in görüşlerini destekleyen pek çok delege olmasına karşın Kurultay'da Radek, Zinoviyev ve Béla Kun gibi ünlü Bolşevik liderler ağırlığını koydu ve "Doğu halklarının kurtuluşunun sadece Batı proletaryasının zaferine bağlı olduğu" kararı çıkartıldı.

    Bakü'deki Kurultay'ın hemen ardından Ekim 1920 tarihinde Müslüman Kızıl Ordu da lağvedildi ve 300 bine yaklaşan bu büyük askeri güç Kızıl Ordu içinde eritildi. Sultangaliyev'in yetkileri Moskova merkezli küçük bir büronun yöneticiliğine indirildi. Ancak Sultangaliyev pek çok yetkisinin alındığı bu dönemde yine de Bolşevik Parti içindeki mücadelesini sürdürmeye kararlıydı ve Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV) isimli bir parti okulunun kurulmasına önayak olmayı başardı. Dünyanın dört bir tarafından devrimcinin eğitim göreceği bu okulda ders verecek 20 kişiden ve yönetici üç kişiden biriydi. KUTV'de eğitim gören pek çok isimden en ünlüleri şunlardır: Vietnam Devrimi'nin lideri olacak Ho Chi Minh, Çin Devrimi'nin önemli isimlerinden Liu Şao Çi[20], Türkiye'den Nâzım Hikmet ve Şevket Süreyya.

    Yetkileri budanmasına karşın Sultangaliyev Rusya'daki Müslümanların ve Türk halklarının ulusal haklarının korunması için elinden geleni yapmaya devam etti ve 1921-1922 yıllarında önemli kazanımlar elde etmeyi başardı. Bunlar, Ocak 1921'de Kırım'ın özerkliğini kabul ettirmek ve Tataristan'ın resmi dilinin Rusçanın yanı sıra Tatarca olmasını da sağlamaktı. Yüksek Sovyet Milletler Meclisi'nin 25 Nisan 1922 tarihli toplantısında özerk cumhuriyetlerin yalnızca milli kimlikleri, eğitimleri ve konuştukları diller açısından değil ekonomik açıdan da özerk olması gerektiğine dair önerisini kabul ettiremedi. 22 Aralık 1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kuruluşun ilan edildiği 10. Sovyet Kurultayı'nda ise Sultangaliyev'i bir başka çetin mücadele bekliyordu: O dönem Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyetler olan Tataristan, Başkırdistan ve Türkistan'ı SSCB'nin kurucu devletlerinden biri olarak kabul ettirmek. Ancak başarılı olamadı ve ilan edilen dört kurucu devlet şunlar oldu: Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kafkas Federasyonu. Bu karara şiddetle itiraz eden Sultangaliyev şu önemli konuşmayı yaptı:
    "Tarihsel olarak Türkler, Ukraynalılardan kat be kat köklü bir millettir. Türklerin üzerinde yaşadığı yüzölçümü ve Türklerin nüfus yoğunluğu Ukraynalılarla karşılaştırılamayacak düzeydedir. Kurucu devlet olarak yalnız bahsi geçen dört ülke belirlenecekse, bu bir tek Türklerin özerkliğe sahip olmayacağı anlamına gelecektir. Çarlık döneminde bile Türklerin daha çok hakkı vardı."
    Sultangaliyev Kongre'yi ikna edemedi, hatta Bolşevikleri Çarlık döneminde bile geri olmakla suçlaması şimşekleri üstüne çekmesine neden oldu. Stalin'in Kongre'deki konuşmasında açıkça "milliyetçi" olarak suçlanınca Sultangaliyev artık geri dönüşü olmayacak bir süreci başlatan şu cümleleri kurdu:
    "İç cebimde parti kartı taşırken ben bu eşitsizliği hak eden biri değilim. Siz SSCB kurma fikrini bozmak yolundasınız, Yoldaş Stalin. Sizin teklif ettiklerinizin hepsi, Lenin'in önünde göz boyayarak anlatılmış bir ikiyüzlülükten ibaret!"
    Sultangaliyev bununla da yetinmedi ve Lenin'in hasta olduğu için katılmadığı Kongre'nin kararlarını Lenin'e götürerek onun da fikrini almayı önerdi. Stalin'in yanıtı çok sert oldu ve Sultangaliyev'i parti düşmanlığıyla suçladı. Nitekim Sultangaliyev bu kongreden 15-20 gün sonra bütün yöneticilik görevlerinden alındı. 25 Nisan 1922 tarihinde toplanan 12. Parti Kurultayı'nda Stalin'e yönelik eleştirilerini daha da sert bir biçimde dile getirince 4 Mayıs 1922'de tutuklandı. Moskova'daki Lyubertsi hapishanesine götürüldü ve 45 gün boyunca bir hücrede kapalı kaldı. 9 Haziran 1923'te Politbüro Sultangaliyev'e verilecek cezayı belirlemek için pek çok Bolşevik Müslüman kadronun da katıldığı geniş bir toplantı gerçekleştirdi. Stalin toplantıda Sultangaliyevciliğin milliyetçilik olduğunu ve Bolşevik Devrim için önemli bir ideolojik tehdit haline geldiğini söyledi. Toplantıda Sultangaliyev'in parti üyeliğinden çıkarılması kararı alındı ancak idam önerisi bizzat Stalin'in karşı çıkması nedeniyle "Ekim Devrimi sırasındaki hizmetleri göz önünde bulundurularak" reddedildi.Bir görüşe göre Stalin, Sultangaliyev'in gizli örgütlenmesini de açığa çıkarmak için serbest bırakılmasını istemişti.

    Tasfiye Edilişi ve Tekrar Tutuklanması
    Sultangaliyev idamdan kurtulmuştu ancak Rus Gizli Servisi'nin (o dönemki adıyla GPU) izlediği bir muhalifti artık. Bütün yetki ve görevlerinden alındığı gibi bir süre iş de bulamadı. Editörlük ya da çevirmenlik için başvurduğu hiçbir dergi veya gazeteden olumlu bir yanıt alamadı. Demiryollarında hamallık yaparak hayatını devam ettirdi. Bu süreçte suçsuzluğunu öne sürerek partiye tekrar kabul edilmesi için yaptığı başvuruların tümü Stalin tarafından reddedildi. Resmi hiçbir göreve sahip olmayan Sultangaliyev bu dönemde Türk komünistleri arasındaki gizli örgütlenmesini gevşetmekle birlikte hiçbir zaman tamamen lağvetmedi ve fikirlerini kaleme almaya öncelik verdi. 1924'te "Asya ve Avrupa Halklarının Sosyo-Politik Ekonomik ve Kültürel Gelişme Temelleri Üzerine Tezler" isimli uzun bir makale kaleme aldı ve gizli partinin programı olarak elden ele dolaşan bir metin haline geldi.

    Troçki ve Buharin gibi isimlerin de Stalin'e muhalefete geçtiği 1920'li yılların ikinci yarısında Sultangaliyev bu gruplarla ilişki kurmaktan çekinmedi. Nitekim Aralık 1928'de ikinci kez tutuklandı. Sultangaliyev'in bu ikinci tutuklanmanın ardından hayatı büyük bir muammadır. Bütün Eserleri'ndeki son yazısı 25 Temmuz 1929 tarihinde verdiği bir ifadedir. Kimi kaynaklar tutuklandıktan hemen sonra öldürüldüğünü iddia eder.Kimi kaynaklar ise 1930'lu yıllar boyunca sürgün hayatı yaşadığını, 1941 yılında İkinci Dünya Savaşı nedeniyle affedildiğini ve Tatarlardan oluşan bir ordu kurarak Nazilere karşı savaştığını öne sürer. SSCB'nin yıkılmasının ardından ortaya çıkan KGB belgelerine göre ise Sultangaliyev Ocak 1931'e kadar tutuklu kalmış ve bu tarihte Kuzey Buz Denizi'ndeki Solovk adasındaki hapishaneye gönderilmiştir. Cezası Mart 1933'te sürgüne çevrilmiş ve üçüncü kez tutuklandığı 1937 yılına kadar Saratov'da sürgün hayatı yaşamıştır.

    SBKP(B)'nin 30 Nisan 1990 tarihinde aldığı "iade-i itibar" kararına göre Sultangaliyev'in son tutuklanma tarihi 19 Mart 1937'dir. 8 Aralık 1939 tarihinde ölüm cezasına çarptırılmış ve 28 Ocak 1940'da Moskova'daki Lefortovo Hapishanesi'nde kurşuna dizilerek idam edilmiştir. Ancak kimi kaynaklar bu bilgileri de güvenilmez bulmaktadır.
  • 163 syf.
    öncelik eser ne bir roman ne bir öykü. sabahattin ali'nin de ifade ettiği gibi novelladır.

    uzun süredir kulağıma çalınan -hatta çocukluk yıllarımda kürt mantolu madonna diye dalga geçtiğimiz- eser.
    bu sıralar içimdeki kitap okuma aşkı ve çevremde söylemlerine değer verdiğim insanların önerisi sonucu alıp, tek solukta okuduğum sabahattin ali eseri.

    neresinden nasıl başlasam bilemiyorum.
    sanırım sondan başlayacağım. eseri bitirdiğimde içimde birkaç duygu birden cereyan etti; hüzün, öfke, tepkisizlik.
    okuruna eser boyunca, çok fazla duygu vermeyen, okuru sadece düşündüren sabahattin ali, eserin sonlarına doğru, okura birçok duyguyu fazlasıyla hissettiriyor.

    eseri okuduktan sonra günlük hayatta sıkça kullandığımız "ne yaşadığını bilemeyiz" cümlesi katbekat anlam kazanıyor.

    eser psikolojik açıdan çok başarılı; kitap okurum, bitiririm, tatmin olurum fakat ilk defa bir kitap bende bu kadar yoğun tekrar -kapağını kapatır kapatmaz- okuma isteği uyandırdı. her cümlesi insan hayatına, duygularına, düşüncelerine dair muazzam tespitler içeriyor.
  • 464 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Tess Gerritsen'ın kitaplarının akıcılığına,betimlemelerine,olayların tüm detaylarıyla aktarılmasına bayılıyorum.Tek kelimeyle mükemmel bir kitap.Her bölümünde zihninizi bambaşka boyutlara sürüklüyor.Tahmin üzerine tahmin yürüttüren ve her kitabında olduğu gibi insanı tepetaklak eden bir olay örgüsü var.Kitap önerisi isteyen herkese öncelik gösterdiğim bir kitaptır kendisi.Eğer hala Tess Gerritsen okumadıysanız kesinlikle ona bir şans verin.
  • 252 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    KİTAP İNCELEMESİ (13)
    Kitabın Adı : Koşulsuz Affetme
    Orijinal Adı :Unconditional Forgiveness
    Alt Başlık : Her şeyi ve herkesi affedebilmek için basit ve kanıtlanmış bir metot
    Yazarı : Mary Hayes Grieco
    Çeviren : Nükte Parlaöz
    Yayınevi : Klan Yayınları
    Yayıncı : http://www.klankitap.com
    Sayfa Sayısı : 252
    Kategori : değişim Psikolojisi / Felsefe
    Baskı : 1.baskı 2016 İstanbul
    ISBN : 978-605-5740-32-0
    Okuma başlangıç : 31.05.2017
    Okuma Bitiş : 08.06.2017
    İnceleme Yazısı : Ali Rıza MALKOÇ http://www.arm.web.tr
    Okuyana yeni kitap Önerisi : Bilgeliğin İzinde / Christophe Andre / Kuraldışı Yayınları

    İster kabul edelim ister etmeyelim, deneyim ve gözlemlerime dayanarak söylüyorum:
    Toplumun büyük bir kısmı mânen hasta, yani davranış bozukluğu içinde, tedirgin, huzursuz, güvensiz…
    Diğer bir kısmı da bu kişilerin negatif etkilediği kişilerden oluşuyor, ve gittikçe bu oran daha da artıyor.
    Büyüme, kalkınma, refah, iyileşme, çağı yakalama; hasta toplumlarla mümkün olabilir mi?
    Her birey, önce kendisi olmadan, kendini bulmadan, tanımadan, toplumsal vizyon tamamlanamıyor.
    Akılın başta, vicdanın yürekte hazır durması da bu kısır döngüyü kıramıyor maalesef. Aklın ve vicdanın, aktif ve duyarlı rol alması gerekiyor.
    Teknik ve ekonomi eğitimi almış ve bu alanlarda görev yapmış bir birey olarak; psikoloji, sosyoloji, felsefe, inovasyon, iş geliştirme alanlarında sayfalarca eser okudum ve tespitlerimi de yazıya döküyorum.
    Okuma ve yazma sürecim de, yaşadığım müddetçe devam edecek.
    Çağın ve insanımızın güncel sorun ve beklentilerine göre, her okuduğum kitaba bir değerlendirme notu veriyor ve öncelik sırasına alıyorum. Bu sıralama bazen kitap önereceğim kişilerin özel durumuna göre de değişebiliyor.
    Aşağıda fotoğrafını eklediğim ve yeni okuduğum bu kitap, kitap önem sıralamamda ilk beşe girmiş durumda. Akıcı bir üslup, samimi bir anlatım, tedavi edici reçete niteliğinde.
    Farmakolojik ilaçlar, her hastalığı iyileştirmiyor. Bazen de bir yarayı kapasa, beş yeni yara açabiliyor.
    Psikolojide; “ilişkiler iyileştirir” ilkesi kabul görmüş genel bir anlayıştır. İyi ilişkiler geliştirmek, kendi istek ve irademizle başarılabilecek bir kavramdır.
    İşte bu türde kitaplar da, bizleri iyi ilişkiler geliştirmeye hazırlayan, toplumla, evrenle, yaşamla barıştıran, kendimizle barıştıran, yol haritamızı belirleyen kalıcı metotlar önermektedir.
    Çarenin kaf dağının ardında olmadığını kabullenerek, geliniz bu öneriyi geri çevirmeyiniz.
    Beş altı gününüzü vererek bu eser dikkatli okuyun, okutun, ortak toplumsal yaralarımıza bir merhem de siz sürün. Yaşanabilir, özgür bir dünyayı hedefleyip, hep birlikte ıslah edelim.
    Sihirli bir formül, kurtarıcı bir el, mucize bir yol beklemek zaman kaybından başka bir şey değildir.
    Bu güç ve enerji içimizde var, ve kontağını çevirmemizi bekliyor. Affetmeyi öğrenebilmek için aslında okuma yazma bilmek bile gerekmiyor belki de. Hayatı okuyup anlayıp, beklentileri, görevleri önem sırasına koyabilmek yetiyor.
    Çocukluğumdan hatırlıyorum; Gripin hapının üzerinde : “baş ve diş, nezle, ateş, grip ve tüm ağrılar için” yazıyordu. Bu kitap da inanın duygusal ve ruhsal, davranışsal tüm ağrı, sızı ve takıntılara karşı
    Olağanüstü etkili olabilecek bir eser. Psikoloji alanında belki 10 bin sayfa kitap okumuşumdur, bu alanda bu kitabı ilk sıraya alıyorum. Aç ise bir insan önce tatlı ve meyve yemez değil mi? Sıralama önemlidir.
    Bu anlamda ilk okunması gereken kitaplar arasına alıyorum.

    Başka bir kitap tanıtım yazısında buluşmak dileğiyle

    Ali Rıza Malkoç
    08.06.2017 Samsun
    http://www.arm.web.tr
    #armozdeyis