• 200 syf.
    ·12 günde·8/10
    Birçok arkadaşımın tavsiye ettiği ve beğendiği bu kitabı sonunda okuyabildim. Kitap “Meseleye Giriş”, “Kişiye Özel Tavsiyeler”, Çevrenin Önemi”, “İç Kaynaklarımız” ve “İrade Psikolojisi” şeklinde beş ana bölümden oluşmakta.

    Yazar ilk bölümlerde isteksizlik ve tembellik üzerinde durmuş; cinsel dürtüler, şehvet, kötü arkadaşlar, tembellik ve bahaneleri irdelemiş. Bu durumları nasıl yenebileceğimizden bahsetmiş. Cinsel iradesizliğin sebepleri; cinsellik düşüncesi oluştuğunda onu yenecek aktiviteler yapmamak, çok uyumak ve sabahları geç kalkmak, arkadaş çevresinde olan davranışlar, günlük hayatta dürtüyü artırıcı şeyler izlemek, kitaplar okumak. Aylak kalındığında bu dürtüler gelip yerleşir. İlacı metotlu, verimli, mutlu, enerjik bir hayat tarzı ve çalışma. Çalışmanın verdiği mutluluktan ve hazdan bahsetmiş. Tembellikle mücadele, isteksizliği yenme, irâdenin zayıf yönlerine çözümler bulmak için tavsiyeler üretmiş.

    Bir işte başarılı olmak için az da olsa düzenli ve sürekli olan çalışma, uzun molalar içeren yüksek eforların toplamından daha güçlüdür ve daha değerlidir. Devamlı bir çalışmanın sağlam bir irade için olmazsa olmaz olduğunu ifade etmiş. Disiplinli çalışma ile irademizi terbiye ederek üstesinden gelemeyeceğimizi zannettiğimiz birçok meseleyi kolayca halledebiliriz. Ve sabrında bu süreçte püf nokta olduğunu ifade etmiş.

    Yazarımıza göre irade terbiyesinde en önemli etkenlerden biri de tefekkürdür. Başarıyı getirecek bir hareketin içinde mutlaka derin düşünce de bulunur. Hayat koşturmacasından sıklıkla gözardı ettiğimiz bu husus için bilhassa zaman ayırmak gerekiyor, zaman ayırıp iç dünyanıza gezintiye çıkarak içinizdeki şevki ve isteği uyandırmak gerekli. Derin düşünmek ve sonrasında da eylem yani harekete geçmek.
    Mücadele etmenin, çalışmanın mutluluk için gerekli olduğunu ifade etmiş. Her mutluluğun az çok bir çaba gerektirdiğini belirtmiş. Ve mutlulukla gelen bedensel rahatlığın en değerli güç kaynağı olduğunu belirtmiş.

    Gerektiği yerde, gerektiği kadar ve verimli dinlenme ile eğlenmenin de ne kadar önemli olduğunun üzerinde de durmuş yazar. İrade terbiyesinde beden sağlığı oldukça önemli. Spor enerjik kalmayı ve hızlı sindirimi sağlar. Hareket etmenin, yürüyüşlerin, açık alanda yapılan gezilerin verimi ve dikkati artırdığından da söz etmiş.

    Kitabı okudukça yazılanların birçoğunu hali hazırda yaptığımı fark ettim. Sabahları erken kalkıyorum, işlerimi ertelemiyorum, her gün düzenli olarak yaptığım çalışmalar var, sporla ilgiliyim ve sürekli bir hareket içerisindeyim, planlı yaşarım vs... Bunlardan ötürü kendimden gurur duydum, kendimi ödüllendireceğim :) Tefekkür konusunda eksiğim onun üzerine daha fazla eğileceğim.

    Cemil Meriç "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." demiş, katılıyorum bu söze ben de ve kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Daha doğru ve başarılı çalışma sistemi, irademizi kontrol altına almak için yol gösterici olacaktır.

    Kitapla kalın, keyifli okumalar …
  • Kendini açmak, eski önemli olayları anlatmakla değil, içinde bulunulan zaman süreci içinde, duygu ve düşünceleri paylaşmak olarak anlaşılmalıdır. Kişisel ilişkiler, geçmişteki yaşantıların karşılıklı aktarılması yoluyla sağlam bir temel üzerinde kurulamaz. Kişiler birbiriyle etkileşimde bulundukları sırada, o anda, bu etkileşimden doğan düşünce ve duyguları paylaşabilirlerse, kendilerini açmış olurlar.
  • Yeni Zelandalı matematikçi Roy Kerr, dönen bir kara deliğin Schwarzchild'in varsaydığı gibi çökerek nokta benzeri bir yıldıza dönüşmeyeceğini, çöktüğü zaman dönen bir halka oluşturacağını buldu. Halkaya çarpacak kadar şanssız olan herhangi biri ortadan yok olurdu; fakat halkanın içine düşen biri ölmezdi, gerçekten öbür tarafa geçerdi. Ancak halkanın öbür tarafından çıkmak yerine Einstein-Rosen köprüsünden geçer ve başka bir evrende ortaya çıkardı. Başka bir deyişle, dönen kara delik, Alis'in Aynasının çevresidir.
    Eğer bu kişi dönen halkanın içinden ikinci bir kez geçecek olursa, bambaşka bir evrene girer. Aslında dönen halkaya ardı ardına yapılan girişler, bir asansördeki "yukarı tuşuna basılmasına çok benzeyen bir şekilde kişiyi farklı paralel evrenlere götürecektir. İlke olarak her biri diğerinin üzerine dizilmiş sonsuz sayıda evren var olabilir.
    Bununla birlikte, önemli bir püf noktası bulunmaktadır. Kara delikler, "ters yönde geçilemeyen solucan delikleri"dir; yani olay ufkunun içinden geçiş, tek yönlü bir yolculuktur. Olay ufkunun ve Kerr halkasının içinden bir kez geçince, halkadan geri dönüp olay ufkundan dışarı çıkamazsınız.
    Ancak, CallTech'ten Kip Thorne ve çalışma arkadaşları, 1988 yılında ters yönde geçilebilir olan, yani bir kez içinden geçtikten sonra serbestçe ileri geri geçebileceğiniz bir solucan deliği örneği buldular.
  • 224 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Olayların kaynağı 2011 yılında gazetelere ve televizyona yansıyan ve daha sonra da yargıya taşınan bir haberdi. Buna benzer çok olay yaşanmıştı ama bu biraz farklıydı. Tarikat, cemaat, şeyh, şıh, mürit, para, aşk, seks bunlar duyulan şeylerdi. Ama bu duyulanların arkasında neler vardı? Ya da bir komplo olabilir miydi?
    Epey şaşkınlık yaşanmıştı. Nasıl yani denilmişti. Bunlar dini tarikat mı yoksa seks tarikatı mı? Baştan söyleyeyim: Mutlaka okunması gereken bir kitap. Özellikle cemaat, tarikat içinde bulunanların öncelikle okuması gerekir. Bizim şeyh, şıh böyle yapmaz, etmez demeden ve kula kulluk etmekten bir an önce sıyrılmak gerekir bu tür yapılardan. Bu da ayrı bir mevzu. Şimdi esas konumuza dönelim.

    Kitap 9 Haziran 2011 günü gelen bir telefon ile başlıyor. Zaman ilerler. Olay emniyet ve sonra yargıya taşınır. Emniyet suç unsuru teşkil edecek şeyleri toplar. Yargı kovuşturma açtıktan sonra savcılık suç unsuru olduğuna karar vererek olay mahkemeye taşınır. Yargılama bittikten sonra, ilgili maddelere istinaden kendini şeyh olarak tanıtan kişi hakkında hüküm verilir. Bu kısım adli olay takibi. Ama önemli olan "dini istismar" ile ilgili kısımdı. Konuşulan noktada bu idi.

    Çok ilginç bilgiler okuyoruz. İlk defa duyduğumuz bazı kavramlar ortaya saçılmıştı. Kitapta bunlar aleni anlatılıyor. Bade, badeleme, badeci. İşin püf noktası da bu kelimeler. Bir tarikat, cemaat ya da dini yapılanma içinde insanların dini duygularını aldatma, kandırma hem de bunun için kutsal kabul edilen dini kitabın alet edilmesi hepten suç (bu kısım yargının konusu ve ceza verdi) hem de iğrençlik (bu toplumsal bir tepki). Nasıl oluyor? İnsanın havsalası idrak etmekte zorlanıyor. Soruyoruz birbirimize. Nasıl yani. Kimse inanmıyor. Olmaz böyle bir şey, yalan söylüyorlar, iftira atıyorlar diyorlar. Ama hepsi gerçek. İnsanın yine kafası karışıyor; hatta kelimeler kifayetsiz kaldığı da oluyor.

    Kelimeler gerçekten kifayetsiz kalıyor. Şaşırıyorum ve kendimi toplayıp bir şeyler karalamaya başlıyorum.

    Bu kitap bir uyarıcıdır. Yani insanların dikkatli olmasını sağlamayı amaçlıyor. Uyutmayı değil. Uyarmayı amaçlıyor. Tabi insanlar yine kitaptaki tabirle badelenmek isterlerse onları badeleyecek çok kişi çıkabilir. Arz-talep meselesi biraz da. Bu da ayrı bir konu.

    Kitabın 'içindekiler' kısmındaki başlıklara baktığımızda, ilginç bilgilerle karşılaşacağımız ortaya çıkıyor: Bir müridin şeyhle ilişkiye zorladığı iki kadın - Şeyhin en yakınındaki isimler anlatıyor - Kocası tarafından kabusa sürüklenen bir kadın - Badeci şeyh tarikatını anlatıyor - İfadelerde pişmanlık yoktu, şeyhi savundular - Tarikatın kadın hocaları - gibi epey başlıkta konu parçalara ayrılarak herkesin daha kolay bir şekilde anlaması ve bütünlük oluşturması sağlanmış.

    İşin ilginç yanı şikayetçi kalmamıştı. Bu da garip bir durum. Toplumsal sıkıntıları olacağından dolayı davanın bir an önce bitmesi ve gündemden düşelim diye düşünülmüş de olabilir.

    Timur Soykan önsözde önemli bir vurguya değiniyor. Bir şeyhin cemaatine yaptırabileceklerinin sınırı olmadığını…(s.9) belirtiyor. Niye olsun ki. Yakın zamanda yaşanan darbe girişiminde vali, komiser, general, milletvekili ya da en üst düzey memurlar bile Fetö'nün bir talimatıyla harekete geçebiliyorsa (Hala önemli makamlarda Fetöcü vardır ve flamalı Fetö'cüler ne hikmetse (?) bırakın içeri alınmayı sorgulanmıyor da bunlar da işin farklı boyutu. Bu konu çok su kaldırır. Nokta diyelim) bir şeyhin şeyini şey etmesi çok da normal kabul edilebilir. Darbe girişiminde yine kendini şeyh ilan -hatta mehdi- eden kişi, okumuş insanları bile kendine biat etmesini sağlamışsa; cahil (mağdurlar ifadelerinde dini bilgilerinin hiç olmadığını ve okuma yazma bilmeyenler de aralarında olduğundan bahsediyorlar - buna istinaden-) insanları kandırmak niye zor olsun ki!

    Niye bir şeyh denilen kişinin şeyinden medet umulmuş ki? Hani bir söz vardır (teşbihte hata olmaz diyelim): Akıl akıl gel başıma takıl :) diye…. Bu kişilerin ruh halleri de incelenmeli. Ya da halk tabiriyle: Neyin kafasını yaşıyorlar veya ne içiyorlar.

    Kitapta mahkeme dosyasına giren şeyhin ve müritlerin ifadeleri yer almaktadır. Buradaki ifadeler pornografik bir hikayeden alınmış yazılar da değil. Öz be öz yaşanan olayların yaşayan kişiler tarafından aktarılmasıdır. O yüzden okurken dııttttttttttttttttttttttt diye geçebileceğiniz ve hatta ne oluyor yahu, ben nereye düştüm diyebileceğiniz çok sayıda sayfa ye almaktadır.

    Bir dergah, bir tarikat, bay ve bayan müritler ve onların başında bulunan bir şeyh. Şeyh cennete sizleri götüreceğim diyerek bunları götürmüş ama her türlü cinsel beraberliğin meşru olduğu bir şekilde. Polis ifadesi, mahkeme kayıtları ve hakimin sorgulamasında tüm olayların yaşandığını kimse inkar etmiyor. Hatta bazıları pişman olmadıklarını yine o malum zat başımızda olduğunda yine bizi cennete götürmesini isterdik diyorlar. Yani sözün bittiği yer.

    Bu kitabı özellikle tarikat, cemaat, dergah gibi yerlere giden erkek ya da kadınların okumasında fayda var (Tabi hepsinin de bu şekilde olduğu iddia edilemez. Buradaki ifade "afyon" kavramından hareketle bir genelleme). Buram buram cehalet kokan bir ortamda, bir şeyhin şeyinin peşine koşanların hikayesini okuyoruz. Ama acı bir hikaye. Aklını başkasına kiraya veren bir zihniyetin düşeceği (ki, onlar pişman değilmiş) bir durumdur bu. Ben bilmiyorum gel sen bana öğret ya da ben okuyamıyorum sen benim için de oku düşüncesinin gideceği en dip noktadır orası. Gücü eline geçiren tarikatlar gün gelir (kimin aklına gelirdi…..?) devleti ele geçirmeye çalışır ve bunun içinde askerini, sivilini bu iş için ortaya koyabiliyor. Peki ne için. İnanmış bir inanç için. Sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan ve okumayan ama en önemlisi de kişisel menfaatlerden dolayı oraya bağlı olmaktan kaynaklı. Çıkar ilişkisi. Dini bile kendi çıkarları için kullanan ve buna inanan insanların olduğu bir ortamda ne söylenebilir ki.

    Timur Soykan, kitabın sonlarında ise tarikatlar üzerine araştırma yapan Sadettin Merdil ile e-posta yoluyla yaptığı görüşmeyi aktarıyor. Bu kısımda hem kitaba konu olan tarikatı hem de genel olarak tarikatların gerçek yüzünü anlatmaya çalışıyor.

    Her şeyin kolayına kaçıldığı bir zaman diliminde cennette yer kazanmakta bunlardan nasibini niye almasın ki? Ki, öyle de olmuş zaten. Kısa yoldan zengin olma, ev, araba sahibi olmak çoğu insanın hayalidir. Bunun içinde şans oyunların medette umulur. Kolaydan zengin olma hayalinin kurulmasını biliyoruz da, kolaydan cennete gitmek için kendini başkasına düzdüren bir anlayış, işin nirvanası diyebiliriz.

    Çok içeriğine girmeden yüzeysel yazmaya çalıştım. Birileri kızacak ama -Ki kızsınlar- Marks'ın söyleminin haklılığı ortaya yine çıkıyor. Ne diyordu Marks: …… Din afyondur. Yani din/leri sizleri uyuşturmak ve kendi kazançlarını maksimize etmek kullanıyorlar. Uyumayın diyordu. Hatta Kur'an'da da insanların dinle kandırılabileceğinden bahsediyordu (Allah ile aldatma, Kur'an ile aldatma gibi).

    Not: Bu kitabı 11 - 12 Temmuz 2019 tarihleri arası okuyup, inceleme yazısı ise 20 Eylül 2019 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir. Tavsiye ederim.
  • 192 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Benim notum:

    Burada yaptığım bir tespitten bahsetmek istiyorum. Bilirsiniz hayalperestliğin ne kadar önemli olduğundan ve sürekli hayal kurmanın öneminden bahsedilir durulur. Hayalinizde bir kahraman, dünyanın en akıllı insanı olabilir, istediğiniz insanla istediğiniz şekilde istediğiniz yerde bulunabilirsiniz. Kısacası hayalinizde her şey mümkün. Burada önemli bir püf nokta var. Hayalin tanımı, olmasını istediğiniz şeyleri tasavvur etmeniz yani zihninizde canlandırmanız demektir. Şimdi bir düşünün hayalinizde istediğiniz her şeye sahip yada hakim biri olduğunuzda çok mutlusunuz ama bunu gerçek hayata uyarlayamadığınızda içine gireceğiniz psikolojik çöküntünün de farkındamısınız. Eğer hayallere kapılıp kendinize kafanızın içinde bir dünya kurarsanız gerçek hayatta da beklentileriniz aynı doğrultuda gelişir. Fakat bildiğiniz gibi hayalinizde olan her şeyi gerçek hayata uyarlamanız mümkün değil. Bu noktada gerçek olma ihtimali olan hayaller üzerinde durulması durumu büyük önem arz ediyor. Realite asla yadsınamaz bir şeydir. Sonuçta nefes aldığımız hayat içerisinde ki durumumuz bizim geleceğimize yön verir. Gerçek hayatta bizim tutumlarımızı ve olmasını istediğimiz şeyleri ne kadar arzuladığımıza bağlı olarak belli durumlara gireriz ve bu durumlar çerçevesinde hayatımıza yön veririz. Olmayacak şeyler üzerine her hangi bir tutum geliştirecek olursak bu da psikolojik yönden olumsuz etkilenmemizi sağlar dolayısıyla bizi mutsuz eder. Ondan sonra gelsin antidepresanlar gitsin ağrı kesiciler. Kısır bir döngü içerisinde hayatımızı gerçeklikten uzak yaşamamız demek, mevcut koşullar dahilinde mutsuz olma ihtimalimizin maksimum seviyede tezahür etmesi anlamına gelir. Hayatımızda ki gerçekleri asla görmezden gelemeyiz, asla gerçekler ile hayalleri karşı karşıya getirip birbiriyle çatıştıracak şekilde karşılaştıramayız çünkü bu hem gerçekliği hemde hayali yok etmemiz anlamına gelir ki bunun asla olmasını istemeyiz. Sadece mutlu olacağımız şeyleri olanaklarımız dahilinde hatta olanaklarımızı genişleterek, kendimizi geliştirerek yapabilme durumumuz bizi zihinsel olarak çok güçlü bir birey yapacaktır. Ve istediklerimize ulaşmamızın önünde ki psikolojik engelleri kaldırıp bizi mutlu edecektir.

    Sadece deneyin ve neler olduğunu görün...

    Yazara övgü:

    Zamanının çok ilerisinde olan, özgün yazıları sayesinde geleceğe ışık tutan, ve ileri sürdüğü görüşler için eleştirilmesine rağmen geri adam atmayan, fikirlerinin en ateşli savunucu olan bilim insanı kimdir diye sorsalar sanırım ilk aklıma gelen sevgili Bertrand (Artur William) Russell olur.

    Çünkü 98 yıl boyunca bu dünyada nefes almış olan bir insan olarak hem kendi psikolojisini hemde kitle psikolojini en iyi şekilde anlayarak yaşadığı çağa ışık tutacak şekilde yansıtan ve fikirlerinden asla geri adım atmayan pek az insandan biridir. Bu sayede günümüzde dahi pek çok insan tarafından tanınan ve onu tanıyan insanların hayatlarında önemli yer edinmiş bir idol olarak hafızalara kazınmıştır.

    Kitaba övgü:

    Kitap iki bölümden meydana geliyor. İlk bölümde mutsuz olma sebepleri yer alırken, ikinci bölümde mutlu olmak için sebepler aranıyor. Yazar gayet akıcı bir şekilde okuyucu ile konuşur gibi zihinlere girip herkesin merak ettiğim cevapları tabiri caizse beyinlerine mıhlıyor. Asla belirsizlik hakim değil. Tam bir karar mekanizması olarak zuhur ediyor beyinlere. Kesin ve net ifadelerle anlatıyor bütün bildiklerini.

    Mutsuzluğun sebebinin hiçbir şey yapmadan kendi içimize kapanmaktan olduğu görüşünü savunuyor. Mutlu olmak için sadece sevdiğimiz şeylere yönelmemiz hususunda bizlere tavsiyeler veriyor. İlgi alanlarımızı genişleterek ve sürekli bunları geliştirerek hayatımızın her alanında mutluluğu yakalayabileceğimizi bizlere delilli bir şekilde ispat ediyor. Mutlaka okunması gereken ve saklanması gereken hatta belli aralıklarla tekrar okunması gereken harika bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • 288 syf.
    ·49 günde·Beğendi·8/10
    Kitap Salih Abi ve ekibinin uzun yıllara dayanan yeme içme serüvenlerinden oluşuyor. Türkiye'nin neredeyse tüm bölgelerinden mükemmel lezzet noktalarını ziyaret ederek, 1-2 sayfalık inceleme yazılarıyla bizlere lezzet konusunda yol gösteriyor. Çiğ Köfteci Ali Usta'dan, İmam Çağdaş'a kadar belki çoğumuzun bildiği lezzet noktalarının yanı sıra, kıyıda köşede kalmış salaş mekanlar da önemli yer tutuyor kitapta. (Karadeniz bölgesinden hiçbir gurme mekanın yer almaması şaşırtıcı bu arada.)

    Hayal kırıklığına uğradığım tek nokta, harbiyiyorum blog sitesinde yer alan incelemelerin doğrudan kitaba aktarılması. En azından yeme içme kültürü, püf noktaları gibi bilgiler aktarılabilirdi.

    Ayrıca kitabın basım kalitesi maalesef çok kötü. Daha ilk okumamda sayfalar kopmaya başladı. Sürekli el altında olacak, açıp bakılacak olan bir kitabın bu derece dayanıksız olması büyük sorun.

    https://hizliresim.com/M19dm1
  • Hayatta başarılı olmanın, istediğiniz şeyi elde etmenin temel anahtarı tamamen gevşemek ve her ne yapıyorsanız kendinizde olan her şeyi işinize vermektir, sahip olduğunuz her şeyi ona verin. Kendinizin her parçasını verin. Hiçbir şeyi geride tutmayın. Hayat, hayata her şeyini veren bir kişiden kendisini esirgemez.