• 197 syf.
    Arthur Schopenhaur'un okumak, yazmak ve düşünmek üzerine notlarının ve tavsiyelerinin yer aldığı bu kitabı konu ile ilgilenenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kitap biraz yorucu geldi bana. Sakin bir kafa ile sessiz bir ortamda okumakta fayda var. Merak edenler için ara ara alıntılar yaptım.
    Özellikle okumak ve yazmak ile ilgili bölümleri 1000k'daki okuyucular bence dikkatlice okumalı. Okumuş olmak için okumak ile okuduğunu anlamak için okumak arasında çok büyük fark var.
    Sitede okuma hedefleri ile ilgili çok ilginç bir olay dikkatimi çekmişti. Bu son kısmı onun için yazdım. Bununla ilgili bir kaç farklı tecrübemde oldu. Çoğu okur okuduğu kitabı anlamadan bitiriyor ve daha kötüsü bunun farkında bile olmuyor.

    Okumak önemlidir, daha önemlisi ise neyi nasıl okuduğunu bilmektir.
  • 62 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Bu kitabı bizlere yazdığı içinde teşekkürü borç bilirim.
    İradenin,çalışmanın üzerinde durmuş çoğunlukla. İrademizi kontrol edebilir miyiz yoksa edemez miyiz? Fıtratın önemi, düzenli çalışmanın önemi gibi konular üzerinde durmuş. Dini terbiyenin ve Allah sevgisinin huy ve Ahlak üzerindeki büyük tesirinden bahsetmiş..
    Düşmamlarımız var tembellik, kötü arkadaş, kötü örnekler, kötü kitap ve kötü hoca
    Başarıyı doğruluk ve namusluluk ile bağdaştırması ise fevkalade önemli bir konuydu.
    Kitabın son 10 sayfası ise hergün okunmalı kulaklara küpe edilmeli.
    Genel olarak hayran kaldığım bir kitap oldu. Geç kalmadan mutlaka okuyun ve okutturun, tavsiye edin.
  • 288 syf.
    ·Beğendi·7/10
    70 yılı aşan bir ömür, Türk alimi, düşünür. lise yıllarında başladığı tercümanlık ile ülkemizi çok yakından incelemiş Hayatında güzel insanları biriktirmeyi başarmış. O kadar hayat dolu dolu yaşanır mı nasip? İnsanlık adına güzel eserler, düşünceler bırakmış bir insan.
    Yenal BİLİCİ ile söyleşi tarzında yazılan “Bir Ömür Nasıl Yaşanır? “ adlı 264 sayfalık eserin bazı bölümleri benim için çok lüks, ulaşılmaz, gezilemez, okunamaz gelse de. Hayal gücü yüksek, hedefi olan ruhu ve zihni genç okuyuculara şiddetle tavsiye ediyorum.️işte Kıssadan hisse kabilinden kendime Notlar:
    *hikaye, ronan okumak insanı çok dinlendiriyor. Hafızasını açıyor.
    *diliniz, intibanızı; tecrübe ve görgünüzü geliştiren; dünyaya bakışınızı insanlar önemlidir. Onlarla bir araya gelmeye özen gösterin.
    *çocuğunuzu sadece kendisi ve sizin çoçuğunuz olduğu için sevin. Bizdeki büyük yanılgılardan biri, kendi başaramadıkları şeyleri çocuklarından beklemesidir. Bunu yapmayın, çocuklarınıza kendi yükünüzü yüklemeyin.
    *entellektüel üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir.
    *insan ancak önündeki modele bakarak kendini belirleyebilir. O model başka dünyalar kurabilen biriyse; sen de o dünyaya adım atabilirsin.
    *dil dünyanızı rahatlıkla değiştirir; sizi farklı, belki hayal bile etmediğiniz yerlere taşıyabilir. Demek ki içinde bulunduğunuz çevreyi, öğrendiğiniz dil sayesinde tanıyacaksınız. Ama unutmayın, tek dil yetmez. En az iki-üç dil bilmelisiniz.
    *aydın olmak için şu üç şey muhakkak gereklidir. Yabancı dil, hukuk bilgisi, mukayese becerisi
    *işinizi doğru seçin. Daha en başından aşık olduğunuz bir işi yapmaya gayret edin. Bunu yapmazsanız ne kadar Çalışkan olursanız olun. Hayattaki gayenizi kaybedersiniz; zihniniz uyuşur.
    *okuyup yazarak çalışanlara; sabahları çalışmalarını, bilhassa da not almalarını katiyetle öneririm. Sabahların özel havasından faydalanmak gerekir.
    *cesur olun, kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında da bir pencere açın. O pencereyi açıp. Farklı dünyalar görebilirsiniz. Bir eşiği de atlamış olursunuz.
    *hareket etmekten korkmayın. Kendinizi geliştirmek istiyorsanız farklı yerlere bakacaksınız. Farklı gruplara girip çıkacaksınız. Kendinizi farklı sınavlara tabi tutacaksınız.
    *iyi hocaların insanın üzerinde etkisi çoktur. Ama esas önemli olan kişinin kendini nasıl yetiştirdiğidir. İlgisi bilgisi dikkat çeken bir insan her grupta rahat eder.
  • 448 syf.
    ·Puan vermedi
    İncelememe ilk olarak, kitapta bazı kısımlarının detaycı olarak anlatılması nedeniyle biraz sıkıcı bulduğumu belirterek başlamak istiyorum. Ancak acaba sonu nereye gidiyor, bütün bunların sonucunda nasıl bir ders çıkartılacak merakı ve heyecanı ile okununca o detaycı kısımlar göz ardı edilebiliyor. Özellikle belirtmek isterim ki kişisel gelişimin bir hikayeye bağlanarak, roman olarak anlatılması kitabı etkileyici, sürükleyici yapan en önemli unsur... Lafın özü şu ki kişisel gelişim kitabı okumaktan hoşlanan kişilere bu romanı okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer Laurent Gounelle
  • 272 syf.
    ·Puan vermedi
    2: Tarihin Gölgesinde Kalanlar #starkyorumluyor
    Bilimden sanata, sanattan spora, spordan sihire, sihirden video oyunlarına, birçok alanda hayatlarımıza iyi veya kötü dokunmuş, büyük başarılar göstermiş veya kötülükler yapmış ama bazı nedenlerden ötürü hakettiği ünü kazanamamış insanların hayatlarını altı muhteşem yazar kaleme almış. Her tarihi karakteri bir yazar tarafından ele alınmış. Kısa ve öz bir anlatımla yazılan bu önemli kişilerin hayatlarını okumak; yazarların anlatım tarzlarının gayet ilgi çekici olması sayesinde sıkıcı olmaktan çıkıp, merakla çıktığımız bir zamanda yolculuğa dönüşüyor. Yazarların kimisi sohbet tarzında kimisi espritüel bir yaklaşımla yazdığı için kitap, adeta elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, yanınızda dolaştıracağınız başucu kitabı haline geliyor. Gerçekten okurken çok keyif aldım ve bu önemli kişilerin kimisine çok üzüldüm, kimisinin ise tanınmamış olmasını hakettiğini düşündüm. Beni en çok etkileyen ise Hedy Lamarr’ın hayatı oldu. Bir kadın daha güzelliğinin, muhteşem zekasının önüne geçmesiyle yok olmuş. Güzelliği sayesinde yeteneğinin olmadığı işi yapıp, zekasının günümüze olan büyük katkılarını görmezden gelmiş. Bir de Tesla var. Onuru, yaptığı işe saygısı, paraya inancının olmaması yüzünden yani doğru şeyi yaptığı için gereken takdiri alamayıp onun yerine başkalarının o takdiri almasını ve onun hakettiği üne ulaşmasını izlemiş. Çok acı değil mi? İşte bunun gibi birçok önemli insan veya karakter var ki, hep başka kişiler veya karakterler önlerine geçtiği için sessizce silinmişler tarihten. Gerçekleri görmek adına mutlaka okunmalı. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim. Yazarların kelime hazneme eklediği değişik kelimeler, tavsiye ettikleri filmler, diziler ve bunlara benzer birçok şey için yazarlara teşekkür ederim.
  • 462 syf.
    ·Beğendi·10/10
    NERGİS / SİDE MAY
    KİTAP SAYISI: 460
    Kitap Açıklaması
    Nergis; Kış aylarının narin ve asi çiçeğidir. Kokusu ile mest eder, albenisi ile baharı yaşatır kara kışın ortasındakış koşullarının zorluğudur Nergis'i bu denli güçlü ve özel kılan.Hayatın zorlukları da en önemli değişkenidir ruhsal dünyamızın; önce savaşmayı öğretir, sonra baharı müjdeler...Ve aşk, kimine cenneti kimine cehennemi kimine de her ikisini bir arada yaşatır.
    (Tanıtım Bülteninden)



    KİTAP YORUMUM: Nergis köyde ebesi ile birlikte yaşayan bir kızdır. Dedesinin ölmeden önce beşik kertmesi yaptığı kişi ile ebesinin bozmasına rağmen bir türlü kendisini yolda taciz etmesinden ve her gün şiddetin dozunu kaçırmalarından kurtulamaz. Ebesi çareyi Muhtardan yardım istemekte bulur ama onları dinleyen ebesinin yıllar önceki bir türlü kavuşamadığı sevdalısı onları duyar ve macera ondan sonra başlar.
    Selim ile Nergis istemeden karşılaştıkları bu yolda birbirlerine bir şans tanıyacaklar mı? Yoksa tesadüflerin bir araya getirdiği yolculuklarını tamamlayacaklar mı?
    Hasan bey ile Zehra kadın acaba yıllar kaybettikleri sevdalarına bir şans verecekler mi? Yoksa olan olmuş deyip yollarına devam mı edecekler?
    Osman Selim'den tam olarak ne istiyordu? İhaleyi kim kazanacak ve Selim tehditlere boyun eğecek mi? Nergis'in yanında olması ona olumlu mu yoksa olumsuz bir şey mi katacak?
    Tesadüften çok hayat planlarına inandığım için ben şahsen tesadüflere inanmayanlardanım. Yani bir şeyler oluyorsa mutlaka orada öğrenmemiz, yaşamamız gereken dersler vardır. Nergis'in sorunu aslında Zehra kadın ve Hasan beyin arasındaki duyguları şifalandırdı. o zaman bazı şeylere şer olarak bakmak ne derece doğru sorusu geliyor insanın aklına.
    Kitap kalın olmasına rağmen 2 günde bitirdim. Yazarımızın kalemi oldukça akıcı. Tavsiye ederim.
    DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
  • 1008 syf.
    ·36 günde·Beğendi·10/10
    Ne yazabilirim diye düşünüyorum. Ne yazarak anlatılabilir acaba bu kitap? Bin küsür değil on bin küsur de olsa okunur ve hiç sıkılmadan yaşanırdı zihinlerimizde yaşattığı mekânlarda. O kadar içine alan, o kadar derinden yaşatan bir kitap ki bu kitap, sadece okumak istiyorsunuz, sadece okumak… Ama bitmesin istiyorsunuz.

    Sadece bir öykü üzerinden değil, kitapta olan hemen her karakterin bir öyküsü vardı. Sadece tek bir konudan değil bir kaç konudan ilerleyerek anlatılmak istenenleri anlattı üstad. Çok büyük bir eser. Değil bir kere, bir kaç kere okunması gerek. Elden bırakamadan okunan eşsiz çeviriyi de unutmamak gerek. Eğer Karamazov Kardeşler okumak ise niyetiniz Nihal Yalaza Taluy çevirisi olmalı. Yıllar evvel farklı bir çeviriyi okumuştum bu yüzden farkı çok iyi görebiliyorum.

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğimle yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Karamazov Kardeşler Dostoyevski’nin okuduğum en iyi romanı diyebileceğim bir eseri. Herhangi bir şekilde sıralama yapma ihtiyacı duyulursa en başa alınması gereken eşsiz bir kitap. Kitapta sadece insanlarıni hayatlarına girişiniz değil, aynı zamanda insan psikolojisine, hayatın etiklerine, yazıldığı dönem Rusya’sına, ilişki ağlarına, inanca daha doğrusu yaşamda karşınıza çıkabilecek her tür olguya girmiş oluyorsunuz. Bunu yaparken ne bir sıkılma ne bir daralma ne de bir ders alıyormuş tadı alıyorsunuz. Dostoyevski size sadece bir gezinti temenni eder gibi dolaştırıyor. Sadece bir gezinti, hepsi bu. Sonrasında ne çıkartırsın ne düşünürsün bunlar sana kalmış…

    Belki de Dostoyevski eserlerinin en sevdiğim yanı budur. Kitabı yazıyor, bizlere okutuyor sonrasında herhangi bir yere bağlamıyor ve ipin ucunu bize bırakıyor. “Artık sen buradan ne yaparsan yap” der gibi bırakıyor hem de. Klasik ve saçma bir karşılaştırma olan Dostoyevski mi Tolstoy mu karşılaştırmasını görüyorsunuzdur mutlaka. İşte bu karşılaştırmada en büyük fark. Tolstoy konuyu mutlaka ama mutlaka bir yere bağlar. Bu ya inanç olur ya din olur ya da aile olur vs. Ama bir yere mutlaka bağlar, bize bırakmaz. Gogol’den örnek verecek olursak -hem farklı bir şey olsun- Gogol eserlerinde sonu tahmin etmek ya da bir yerlere bağlanmasını ümit etmek imkânlı değil. Ne son bellidir ne bağlanacağı yer. Okursunuz ve gözleriniz açılır, ağzınızdan bir sürü a harfi çıkar.

    Karamazov Kardeşler, uzun bir kitap olmasına karşın sürükleyiciliği ve akıcı çevirisi sayesinde su gibi akıyor. Kitabı okumuyor sanki içiyorsunuz. Hatta sonlara doğru ara vermek istiyorsunuz bu güzel kitap bitmesin diye. Belki abartı gelecek ama on cilt daha olsa bu konu üzerinde okumaya devam ederdim. Sadece bu ciltten bile Dostoyevski belki on kitap çıkartabilirdi. Ama bunu tek bir kitapta toplayarak bizleri mest etmeyi tercih etmiş.

    Kitabın herhangi bir özetini yapmak istemiyorum. Kabaca değinmek istiyorum sadece. Sizlere konu hakkında üstün körü bir bilgi vermek ve ilginizi çekmek adına. Adından da anlaşılacağı üzere kardeşlerin hikâyesi bu kitap. Birde baba var tabi. Her ne kadar baba desek de siz bakmayın tam olarak babalık gereklerini yapmayan bir baba. Kardeşlerden biri babası gibi kadın düşkünü, bir diğeri nihilist, en küçük kardeş ise dini bütün bir insan. Bir kardeş daha var esasında ama bu konuya girmiyorum. Çünkü o gayrimeşru bir çocuk. Fakat hikâyede yeri çok büyük.

    Sadece kardeşler değil elbette daha birçok karakter daha var. Kardeşlerin âşık olduğu kadınlar, kitabın çıkış noktası olduğunu düşündüğüm İlyuşa, çiftlikteki kâhya, handaki kumarbaz Polonyalılar ve küçük kardeşin keşiş hocası… Çok geniş bir karakterler zinciri ve bu zincirin tüm halkaları bir şekilde birbirleri ile bağlı. İşte kitabın en sevdiğim yeri de bu oldu. Bu karakterlerin hepsinin bir hayatı var ve biz bu hayatlara tek tek değiniyoruz kitabı okurken. Üzerinden bir betimleme ustalığı ile geçmek yerine, derinlemesine bir karakter analizine giriyoruz.

    Kitabı okurken bu karakter neden böyle yaptı şimdi? Diye sorduğum çok yer oldu. Tam bu soruyu sorduğumda Dostoyevski, “şimdi siz soruyorsunuz neden böyle bir davranış sergiledi, çok hatalı bir hareket bu diye. Ama bir bakalım neden böyle yapmış” diyerek o karaktere giriyor ve bir bakıyoruz konunun bizim tahmin dahi edemeyeceğimiz bir yönü varmış. İşte bu kitapta en fazla etkilendiğim bu oldu. Kitabın yazılışına olan hayranlığımı belki on misli kuvvetlendiren bu durum, kitabı okurken büyük bir keyif verdi.

    Çok fazla uzatılabilecek bir konu ama dediğim gibi burada zaman kaybetmeden hemen alın ve okumaya başlayın. Ama unutmayın herhangi bir çeviri değil bu çeviriyi tavsiye ediyorum. Çünkü inanın çeviri çok ama çok önemli. Özellikle klasik eserlerde buna dikkat etmek size bir klasik eseri sevdirir ve güzel bir okuma yapmanızı sağlar.

    İyi okumalar.

    Metin Yılmaz duygularımızın tercümanı olmuş.