• 1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

    Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle, bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

    İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır. Son zamanlarda UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Teşkilatı) tarafından da yayınlanan bu mektup, çevre üzerine şimdiye dek bilinen en güzel ve en içten anlatım olarak tanımlanmıştır.



    REİS SEATTLE’IN MEKTUBU:

    Washington’daki Büyük Şef topraklarımızı satın almak istediğini bildiren sözünü göndermiş!.. Büyük Şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini de göndermiş!.. Bu çok nazik bir davranış… Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza hiç gereksinimi yok. Ama biz onun önerisini düşüneceğiz. Çünkü iyi biliyoruz ki eğer topraklarımızı satmazsak, beyaz adam silahlarla gelip onu gene elimizden alabilir. Ama biz bazı şeyleri anlamıyoruz. Gökyüzünü, toprağı, kayaların ısısını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor! Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?

    Biz bunları belki de vahşi olduğumuz için anlayamıyoruz!.. Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün o kumsallar ve sahiller, karanlık ormanlardaki sis, uçsuz bucaksız alanlar ve havada vızıldıyarak uçuşan her bir böcek, halkımızın anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden sızan sular, Kızılderili’nin anılarını taşır. Beyaz adamın ölüleri, yıldızlar arasında yürümeye gittikleri vakit, doğdukları ülkeyi unuturlar. Halbuki bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kızkardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan bularlaşan ısı ve insan; hepsi aynı ailedendir. Öyleyse, Washington’daki Büyük Şef, topraklarımızı almak isterken bizden çok şey istemiş oluyor.

    Büyük Şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız!.. Öyleyse topraklarımızı alma önerisini düşüneceğiz. Ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için önemlidir. Dereler ve nehirlerden akan pırıltılı sular, sadece su değildir. Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlayınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak sularındaki her bir yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır. Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler.

    Eğer toprağımızı size satarsak hiçbir zaman unutmayın ve çocuklarınıza da öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar sizin de kardeşinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize göstereceğiniz saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.

    Kızılderili her zaman, ilerleyen beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi önünden kaçması gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır. Bu tepeler, ağaçlar dünyanın bu parçaları, bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim yollarımızı anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur.

    Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

    Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderiliyim… Bunlardan başkasını anlayamam…

    Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı herşeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.

    Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.

    Bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi, siz de kendi çocuklarınıza öğretin: Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler. Biz bunları biliyoruz. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.

    Halkım için ayrılan bölgeye gitme önerinizi düşüneceğiz. Ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz o kadar önemli değil artık. Çünkü çocuklarımız babalarının aşağılandığını görürler. Kalan günlerimiz çok olmayacaktır. Bir zamanlar sizin gibi güçlü olanların ve ormanlarda özgürce dolaşanların mezarları da kalmayacak. Onları anmak ve yaslarını tutmak için, bir zamanlar bu dünyada yaşamış olanların çocukları da kalmayacak… Bunun için neden yas tutalım?

    Kabileleri insanlar yapar. İnsanlar gidince, kabileler de olmaz. Kızılderili de yok olur. Tıpkı denizin dalgaları gibi; insanlar gelir ve insanlar gider. Şimdi de sanki arkadaşıymış gibi kendisiyle konuşabilen Tanrısıyla birlikte beyaz adam gelmiştir. Bildiğim bir şey var ki, belki beyaz adam da bir gün bunu keşfedecektir. Siz nasıl şimdi bizim toprağımıza sahip çıkmak istiyorsanız ve sonunda sahip olduğunuza inanacaksanız, aynı şekilde Tanrınıza da sahip olduğunuza inanıyorsunuz. Ama hiçbir zaman olamayacaksınız!.. Eğer Tanrı sizin anlattığınız gibi gerçek Tanrı ise, sevecenliği yalnız beyaz adama olamaz.

    Beyazlar da bir gün diğerleri gibi geçip gideceklerdir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Yatağına pislik yığmaya devam eden, bir gece kendi pisliğinde boğulacaktır.

    Son, bize bir sırdır… Sizin getirdiğiniz gibi bir sonu biz anlayamıyoruz. Dipdiri tepelerin konuşan tellerle lekelendiğini, ormanın gizli köşelerini neden pek çok beyaz adamın kokusunun doldurduğunu, vahşi atların neden tutsak edildiğini, bufaloların neden katledildiğini biz anlamıyoruz. Böyle bir son bize bir şey anlatmıyor. Çalılıklar nereye gitmiş?.. Kartal nereye kaybolmuş?.. Hızlı koşan bir ata ve av avlamaya neden veda etmek gerecekmiş?.. Bütün bunlar ne demektir?.. Yaşamın sonu… Ve; herhalde yeniden yaşamaya çalışmanın başlangıcı…

    Toprağımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu belki de bize vaat ettiğiniz bölge için olacaktır. Orada belki de kalan günlerimizi gönlümüzce yaşayabiliriz. Bu dünyada, son Kızılderili de yok olduğu zaman, yalnızca çayırlar üzerinde bulut gibi hareket eden bir anı kalacaktır. Bu kıyılar, bu ormanlar halkımın ruhunu koruyacaktır. Çünkü onlar bu dünyayı yeni doğan bir çocuk anasının yürek atışını nasıl severse, öyle severler… Öyle ise, toprağımızı alırsanız, onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Anılarını da aynen saklayınız.

    Onu çocuklarınız için; bütün gücünüzle, bütün aklınızla ve bütün kalbinizle koruyunuz ve seviniz. Göreceksiniz… Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz.

    Duwarmish Kızılderililerinin Reisi

    Reis Seattle
  • Kitap ile ilgili bilgiler olabilir.
    75 sayfalık kitap dört bölümden oluşmaktadır.

    Birinci bölümün adı, kitabın da adını olan "Sen Beni Sev.

    Bu bölümdeki kahramanlarımız bir eleştirmen ve romancı. Gençleri anlamayan, onları sürekli eleştiren bay eleştirmen ve bu tezi çürütmeye çalışan romancının tatlı didişmeleri anlatılmakta. Bölümün sonu güzeldi.
    Romancı (Gülerek) - Sen beni sev! Sen beni sev!
    Eleştirmen (iyiden iyiye kızmıştır, uzaktan bağırır) - Ben seni ne seveceğim ulan, sen beni sev!
    Sait Faik'in dediği gibi: "Bir insanı sevmekle başlar her şey." Öyle değil mi ama! Seviniz.

    İkinci bölümün adı "Mambo İtalyano"

    Emirgan'da bir akşam üzeri. Bölümün baş rollerinde Çınaraltı kahvesinde oturan bir şair ve Taksim-Sarıyer otobüsünden inip kahveye gelen bir hikayeci. Hikayecimiz günümüz şairlerinin birbirlerine benzemelerini eleştirirken, şair de bunun kuşak sorunu olduğunu, şairlerin de değişebildiğini, durağan olmadığını anlatmaya çabalar.
    Şaire hak vermemek elde değil, herkes değişir, her şey değişir. Değimem ben, diyen yalan söyler. "Aynı nehirde iki kez yıkılmaz." diyen Heraklitos'un anısına saygıyla.

    Üçüncü bölümün adı "Devenin Pabucu"

    Bu bölümün kahramanları Beyazıt'ta Küllük kahvesinde bulunan yine bir şair ve eleştirmendir. İkisinin de birbirlerini pohpohlama yarışına girdiklerine şahit olduğumuz bir bölüm. Devam eden övgü yarışında bir anda rüzgar tersine döner ve tartışma boyutuna geçilir. Eski şiir-yeni şiir kavgası, şairlerin taklitçiliği gibi geniş bir yelpaze de tartışma konuları yaratırlarken en sonundan kahveden kaçar giderler. Bu bölümün kaybedeni ne şair ne de eleştirmen olur. Kaybeden kim mi? Kahve parasını alamayıp arkasından koşan kahvecidir. :)

    Son bölümün adı ise "Her Şair Neler Bilmelidir?"

    Bölüm kahramanları bir eleştirmen ve bir delikanlı. Delikanlının, "Nasıl şair olunur?" diye eleştirmene soru yöneltmesi ile başlar. Eleştirmeniz bunun cevabını, herkesi, her yerde kötüleyerek bir yere gelmenin formüllerini tek tek anlatır. Bölümün sonunda da kimsenin gözünün yaşına bakmayan hokkabaz eleştirmen, oklar kendisine yönelince evinde ağırladığı delikanlıyı evden atmasıyla biter.

    Her bölüm ikişer kişi tarafından diyalog tarzında konuşmalar oluşturmakta. Kitabın diğer adı zaten İkili Fiskoslar.

    Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim.
  • Allah’a takva ve güzel ahlak.” (En ziyade neyin insanları cennete sokacağını soruyorlar.)

    (Tirmizi, Birr 62, kutub-ı sıtte, 16. Cilt , sf. 329)



    Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer.

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.792



    Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9



    İmanın kemali, güzel ahlakladır.

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4



    Güzel ahlak hataları eritir. Suyun buzu erittiği gibi. Fena ahlak ta ameli bozar. Sirkenin balı bozduğu gibi.

    (Hz.İbni Abbas r.a.) Ramuz el-Hadis s.215



    "Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz."

    Bezzar, Ebu Yala, Taberani; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 111



    "Allah Teala kolaylık gösteren ve güler yüzlü kişiyi sever."

    Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998,, s.444



    Peygamber Efendimiz (sav)’in Sevgi, Merhamet ve Adalet ile İlgili Sözleri

    “ Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer maruftur.”

    Tirmizi, Hz. Cabir’den rivayet etti kutub-ı sıtte, 2. Cilt



    “ Mümin kişi, diğer mümine karşı duvar gibidir, birbirlerini takviye ederler.”

    (Nesai kutub-ı sıtte, 2. Cilt , Sf. 374)



    Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594

    Allah uğrunda birbirine muhabbet eden kimseler, O’nun gölgesinden başka gölge olmayan günde, O’unu Arş-ı Alâsının gölgesindedirler. Kendilerine nurdan kürsüler kurulur. Onların Rableri ile olan meclislerine, Peygamberler, sıddıklar ve şehidler bie imrenirler.

    (Hz. Muaz İbni Cebel r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    "Mümin kendisi için sevdiğini kardeşi için de arzular."

    Buhari ve Müslim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 152


    "Hediyeleşin, birbirinizi sevin. Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder."

    Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.239

    "Ziyaretleşin, hediyeleşin. Çünkü ziyaret sevgiyi perçinler, hediye de kalpteki kötü duyguları söker atar."

    Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.239

    "Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah'ın kulları kardeşler olunuz."

    Buhari ve Müslim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 315

    "Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın."

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 425


    Mü’minler birbirlerine muhabbetli ve hayırlıdır, evleri ve bedenleri ayrı olsa da. Facirler ise birbirlerini aldatıcıdırlar. Evleri ve bedenleri toplu olsa da. Ve birbirleriyle mücadele ederler.

    (Hz. Enes r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere.

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10


    Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.

    Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5


    Allah yoluna birbirlerini sevenler, arşın gölgesinden başka gölge olmayan o günde, arşın gölgesindedirler. Nurdan münberler üzerinde. Onların mekanlarına Nebiler ve Sıddıklar gıbta ederler.

    (Hz. Muaz r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    Allah yolunda muhabbet edenler, Arşı Alâ etrafında yakuttan kürsüler üzerinde olurlar.

    (Hz. Ebu Eyyub r.a) Ramuz El-Hadis s.233

    "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap. Aleyhine de olsa hakkı söyle."
  • Celal Bey, okuyunuz.
    Bana sesinizi bağışlayan şiirleri. Geçen akşam sizi bir kitabın ortasında ağlarken yakaladım. “Bizi anlatmıyorlar.” Dediniz. Sakallarınıza dokunmak istedim, sizin sakalınızın her bir teli bile şiirdir, üzülmeyiniz demek istedim. Aramızdaki uçurumlardan korkup, “Başka bir kitap okuyunuz.” demekle yetindim, affediniz. Siz en iyisi mi birkaç gazete okuyup, halimize ağlayınız. Okumadan uyumayacaksınız, söz veriniz.
    Celal Bey, kaçmayınız.
    Benden, içimdeki tımarhaneden, ufak serçeden, sizden kaçmayınız. Adımlarınızı hızlandırıyorsunuz, güneş daha erken batıyor. Ben hep aynı köşede bekliyorum, kızıyorsunuz. Ben size bir bülbülün neşesiyle, bir geyiğin yaşama ümidiyle, bir filin duygusallığıyla geliyorum. Siz aramıza bir okyanus açarak hepsini boğuyorsunuz. Omuzlarınızda, kaburgamdakine benzer bir savaş görüyorum. Kaçmayınız. Beni görünce eğilmeyecek bakışlarınız öne, söz veriniz.
    Celal Bey, geliniz.
    Hiç beklenmediğiniz bir vakitte, öyle damdan düşer gibi, pat diye, ne zaman aklınıza eserse çıkıp geliniz. Çığ gibi, sel gibi, olası bir felaket gibi…”Burada, burada çocuklar gülüyor. Oysa benim geldiğim yerde çocukların ölmekten gülmeye zamanları olmuyor.” demiştiniz. Geliniz, bir çocuk gülümsemesi yerleşsin yüzünüze. Yapamayacaksınız biliyorum. “Ben biraz Suriye’yim, ben biraz Dağlıca’yım, ben biraz Dersim’im. Ölen insanların haberlerini yemek yerken soğukkanlılıkla izleyen insanların evine nasıl geleyim.” dediğinizi duyuyorum. Gelmeyeceksiniz, biliyorum bari beni yanınıza alınız. Söz verin, alacaksınız.
    Celal Bey, üzülmeyiniz.
    Dün gece hastaydınız, anneniz sabaha kadar başınızda bekledi. Siz
    öksürdünüz, benim ciğerlerim acıdı. Bir kelebek uçurdum, sol yanağınıza. Yanınıza gelmeden cesedini gördüm, üzülmeyiniz. Siz çok cesetler gömdünüz değil mi? Ama en çok ailesine bakmak için üniversiteyi bırakmak zorunda kalan o adamı gömdünüz. Ben şimdi ne zaman girsem tanıştığımız sınıfa, sizi diriltip sonsuz harfli bir alfabe gibi seviyorum sizi, üzülmeyiniz. Söz verin, üzülmeyeceksiniz.
    Celal Bey, hatırlayınız.
    Alnımdan öpmüştünüz. Ağlamıştım göğsünüzde. Kızmıştım size. Nasıl olur nasıl olur diye sayıklamıştım gecelerce. Aramıza göç eden hayvanlar doluşmuştu, uzaklaşmıştık. Sonra sizi göremez oldum. Ama hâlâ sayıklıyordum unutulan bir şarkının hiç eskimeyen nakaratı gibi. şık olmuş, âşık olmuş nasıl olur? şık olduğunuz kadın ben değildim. Hatırlayınız. Söz verin, unutacaksınız.
    Celal Bey, susmayınız.
    Sokaklarda sizinle beraber bağırıyor diye mi sevdiniz o kadını? Yanınızda sırıtmaz diye mi âşık oldunuz? Alnımdaki buse iziniz dudağınız değil gözyaşınızdı. Nasıl başkasına âşık oldum, dersiniz.
    Gözünüzün önünde gömmüştüm kendi cenazemi, susmuştunuz. İşte şimdi, tam bugün, tam bu lanet Ekim’de, itiraf ediniz. Sevdiniz beni. Bir erkek sevmediği kadın için ağlar mı? Susmayınız!

    Celal Bey, tutunuz.
    Ben hep size düşe-yazdım, tutmadınız.
    Celal Bey, gidiniz.
    Kendime not düştüm.
    32 Aralık: Başka bir adama şiir olmuş adama, mektup yazmaya çalışma.
    Ütopyamdan sıyrılıp ona olan sevginizi gördüm, rica ediyorum hiç gelmediğiniz şu hayatımdan çıkıp gidiniz.
    Dipnot: Bu mektup size değildi,
    lütfen aldırmayınız.
    Celal Bey, dinleyiniz.
    Şu kaburgamdan yaratılan küçük serçenin sesini. Dinleyiniz, bir ölünün başında okunan Kuran’ı ağlayarak dinlenmesi gibi. Bırakın size ufacık ayaklarında yenilen ordulardan bahsetsin. Size biraz ağlasın bugün, sizi biraz anlasın. Her mesai çıkışı alnınızdaki yorgun kırışıklarınızdan öpsün izin veriniz. Üzerinizdeki senelerdir giydiğiniz eski mantoya yüreğini söküp versin. Bakışlarınızdaki dirilen işçi hareketine üzülsün, bir türkü tuttursun. Üçümüzden başka kimse bilmesin. Ananız bile bilmesin, söz veriniz.
    Celal Bey, seviniz.
    Bakışlarınızda ortak bir yaramızı görüyorum, rica ederim beni biraz seviniz. Ağzınızda son derece eğreti duran dost kelimesi ile sıkmayınız elimi artık. Çünkü ben size avuç içlerimde düşen kalelerimi gösterdim, biliyorsunuz. Sol ayağımın altında yıllardır geçmeyen nasır gibisiniz, nasıl bana gelme dersiniz?
    Avuç içlerim şimdi intihar eden askerlerimin mezarlığı. Bir öpseniz, ah bir sevseniz, bir güvercin ailesi yuva kuracak avuçlarıma. Sevmiyorsanız öpmeyeceksiniz, söz veriniz.
    Celal Bey, anlatınız.
    Gecenin bir vakti sokaklar soyunur mu, bir sokak lambası için için yanar mı kendi derdine? Babalar ölünce bir evde hayat durur mu? Sizi babanızın cenazesinde gördüm, ağlamadınız. Ben size ağladım, siz anlamadınız. Mezarda yatan bir yabancı gibi baktınız, sonra dönüp “ağlama.” dediniz. Celal Bey, ben size yandım, ben size gömüldüm. Nasıl görmediniz, anlatınız. Aramızda kalacak, söz veriniz.
    Celal Bey, utanmayınız.
    Çalışmaktan nasır tutmuş avuçlarınızdan, henüz yirmilerin sonunda olmanıza rağmen saçınıza düşen aklardan. Düğmenizi ilikliyorsunuz, cepleri dolu gönülleri boş adamların önünde. İçimden bir serçe intihar ediyor. Kızarıyorsunuz karşılarında. Azarlıyorlar sizi, bir arı gibi çalışmanıza rağmen, zincirlere vurup Haliç’e atasım geliyor onları. Ben sizi en çok yüzünüzdeki kömür izleriyle seviyorum, utanmayınız. Utanmayacaksınız, söz veriniz.

    Şeyma Sarıkaya - Celal Bey Size Düşeyazdım
    Karahindiba Edebiyat Dergisi, 1. Yıl, 5. Sayı
  • Celal Bey, okuyunuz.
    Bana sesinizi bağışlayan şiirleri. Geçen akşam sizi bir kitabın ortasında ağlarken yakaladım. “Bizi anlatmıyorlar.” Dediniz. Sakallarınıza dokunmak istedim, sizin sakalınızın her bir teli bile şiirdir, üzülmeyiniz demek istedim. Aramızdaki uçurumlardan korkup, “Başka bir kitap okuyunuz.” demekle yetindim, affediniz. Siz en iyisi mi birkaç gazete okuyup, halimize ağlayınız. Okumadan uyumayacaksınız, söz veriniz.
    Celal Bey, kaçmayınız.
    Benden, içimdeki tımarhaneden, ufak serçeden, sizden kaçmayınız. Adımlarınızı hızlandırıyorsunuz, güneş daha erken batıyor. Ben hep aynı köşede bekliyorum, kızıyorsunuz. Ben size bir bülbülün neşesiyle, bir geyiğin yaşama ümidiyle, bir filin duygusallığıyla geliyorum. Siz aramıza bir okyanus açarak hepsini boğuyorsunuz. Omuzlarınızda, kaburgamdakine benzer bir savaş görüyorum. Kaçmayınız. Beni görünce eğilmeyecek bakışlarınız öne, söz veriniz.
    Celal Bey, geliniz.
    Hiç beklenmediğiniz bir vakitte, öyle damdan düşer gibi, pat diye, ne zaman aklınıza eserse çıkıp geliniz. Çığ gibi, sel gibi, olası bir felaket gibi…”Burada, burada çocuklar gülüyor. Oysa benim geldiğim yerde çocukların ölmekten gülmeye zamanları olmuyor.” demiştiniz. Geliniz, bir çocuk gülümsemesi yerleşsin yüzünüze. Yapamayacaksınız biliyorum. “Ben biraz Suriye’yim, ben biraz Dağlıca’yım, ben biraz Dersim’im. Ölen insanların haberlerini yemek yerken soğukkanlılıkla izleyen insanların evine nasıl geleyim.” dediğinizi duyuyorum. Gelmeyeceksiniz, biliyorum bari beni yanınıza alınız. Söz verin, alacaksınız.
    Celal Bey, üzülmeyiniz.
    Dün gece hastaydınız, anneniz sabaha kadar başınızda bekledi. Siz öksürdünüz, benim ciğerlerim acıdı. Bir kelebek uçurdum, sol yanağınıza. Yanınıza gelmeden cesedini gördüm, üzülmeyiniz. Siz çok cesetler gömdünüz değil mi? Ama en çok ailesine bakmak için üniversiteyi bırakmak zorunda kalan o adamı gömdünüz. Ben şimdi ne zaman girsem tanıştığımız sınıfa, sizi diriltip sonsuz harfli bir alfabe gibi seviyorum sizi, üzülmeyiniz. Söz verin, üzülmeyeceksiniz.
    Celal Bey, hatırlayınız.
    Alnımdan öpmüştünüz. Ağlamıştım göğsünüzde. Kızmıştım size. Nasıl olur nasıl olur diye sayıklamıştım gecelerce. Aramıza göç eden hayvanlar doluşmuştu, uzaklaşmıştık. Sonra sizi göremez oldum. Ama hâlâ sayıklıyordum unutulan bir şarkının hiç eskimeyen nakaratı gibi. şık olmuş, âşık olmuş nasıl olur? şık olduğunuz kadın ben değildim. Hatırlayınız. Söz verin, unutacaksınız.
    Celal Bey, susmayınız.
    Sokaklarda sizinle beraber bağırıyor diye mi sevdiniz o kadını? Yanınızda sırıtmaz diye mi âşık oldunuz? Alnımdaki buse iziniz dudağınız değil gözyaşınızdı. Nasıl başkasına âşık oldum, dersiniz.
    Gözünüzün önünde gömmüştüm kendi cenazemi, susmuştunuz. İşte şimdi, tam bugün, tam bu lanet Ekim’de, itiraf ediniz. Sevdiniz beni. Bir erkek sevmediği kadın için ağlar mı? Susmayınız!
    Celal Bey, tutunuz.
    Ben hep size düşe-yazdım, tutmadınız.
    Celal Bey, gidiniz.
    Kendime not düştüm. 32 Aralık: Başka bir adama şiir olmuş adama, mektup yazmaya çalışma. Ütopyamdan sıyrılıp ona olan sevginizi gördüm, rica ediyorum hiç gelmediğiniz şu hayatımdan çıkıp gidiniz. Dipnot: Bu mektup size değildi, lütfen aldırmayınız.
    Celal Bey, dinleyiniz.
    Şu kaburgamdan yaratılan küçük serçenin sesini. Dinleyiniz, bir ölünün başında okunan Kuran’ı ağlayarak dinlenmesi gibi. Bırakın size ufacık ayaklarında yenilen ordulardan bahsetsin. Size biraz ağlasın bugün, sizi biraz anlasın. Her mesai çıkışı alnınızdaki yorgun kırışıklarınızdan öpsün izin veriniz. Üzerinizdeki senelerdir giydiğiniz eski mantoya yüreğini söküp versin. Bakışlarınızdaki dirilen işçi hareketine üzülsün, bir türkü tuttursun. Üçümüzden başka kimse bilmesin. Ananız bile bilmesin, söz veriniz.
    Celal Bey, seviniz.
    Bakışlarınızda ortak bir yaramızı görüyorum, rica ederim beni biraz seviniz. Ağzınızda son derece eğreti duran dost kelimesi ile sıkmayınız elimi artık. Çünkü ben size avuç içlerimde düşen kalelerimi gösterdim, biliyorsunuz. Sol ayağımın altında yıllardır geçmeyen nasır gibisiniz, nasıl bana gelme dersiniz? Avuç içlerim şimdi intihar eden askerlerimin mezarlığı. Bir öpseniz, ah bir sevseniz, bir güvercin ailesi yuva kuracak avuçlarıma. Sevmiyorsanız öpmeyeceksiniz, söz veriniz.
    Celal Bey, anlatınız.
    Gecenin bir vakti sokaklar soyunur mu, bir sokak lambası için için yanar mı kendi derdine? Babalar ölünce bir evde hayat durur mu? Sizi babanızın cenazesinde gördüm, ağlamadınız. Ben size ağladım, siz anlamadınız. Mezarda yatan bir yabancı gibi baktınız, sonra dönüp “ağlama.” dediniz. Celal Bey, ben size yandım, ben size gömüldüm. Nasıl görmediniz, anlatınız. Aramızda kalacak, söz veriniz.
    Celal Bey, utanmayınız.
    Çalışmaktan nasır tutmuş avuçlarınızdan, henüz yirmilerin sonunda olmanıza rağmen saçınıza düşen aklardan. Düğmenizi ilikliyorsunuz, cepleri dolu gönülleri boş adamların önünde. İçimden bir serçe intihar ediyor. Kızarıyorsunuz karşılarında. Azarlıyorlar sizi, bir arı gibi çalışmanıza rağmen, zincirlere vurup Haliç’e atasım geliyor onları. Ben sizi en çok yüzünüzdeki kömür izleriyle seviyorum, utanmayınız. Utanmayacaksınız, söz veriniz.

    |Şeyma Sarıkaya - Celal Bey Size Düşeyazdım
    Karahindiba Edebiyat Dergisi, 1. Yıl, 5. Sayı
  • Okuduğunuz eser sizi fikren yükseltir, içinizi iyi ve mert duygularla doldurursa, onun hakkında karar vermek için bu duygu yeterlidir.
    Alexander Pope


    Asıl iktidarın kitapta olduğunu gördükten sonra, hükümdarlar da kaleme sarılıp kitap yazmaya başladılar.
    Alfred de Vigny


    Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir; çünkü iki yüzlülük etmeden bana görevlerimi hatırlatırlar.
    Alphonse Daudet


    Ümitle açılıp kazançla kapanan bir kitap, iyi bir kitaptır.
    Amos Bronson Alcott


    Bir kitabın ne kadar okuyucusu varsa, o kadar değişik çeşidi var demektir.
    Anatole France


    Bazıları kitabı kalınlığıyla ölçer, sanki kafayı değil de kolları çalıştırmak için yazılmışçasına.
    Baltasar Gracian


    İyi bir kitap, iyi bir arkadaştır.
    Bernard de Saint Pierre


    Bilimde en yeni, edebiyatta en eski kitapları oku
    Bulwer Lytton


    İyi bir kitap, gerçek bir hazinedir.
    Bulwer Lytton


    İyi bir kitabın, iyi seçilmiş ve iyi bakılmış bir meyve ağacına benzediğini söylemek, hakikaten daha azını söylemek demektir, onun meyveleri yalnız bir mevsimlik değildir.
    Calvin Coleridge


    Seçiş hürriyetimizin sınırsız olduğu tek dünya, kitaplar dünyası.
    Cemil Meriç


    Bir adama bir kitap sattığın zaman, ona yalnız yarım kilo kağıt, mürekkep ve tutkal satmış olmazsın, ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış olursun. Sevgi, dostluk, mizah ve geceleyin denizde dolaşan gemiler, eğer o kitap gerçekten benim anladığım anlamda bir kitapsa, onun içinde bütün gökler ve yer vardır.
    Christopher Morley


    Kitapların dünyası, insanın en hayret verici yaratıklarından biridir. Abideler yıkılır, milletler kaybolur, medeniyetler büyür ve ölür fakat bütün bu medeniyetlerin, tekrar tekrar nasıl ortaya çıktıklarını gösteren kitapların dünyası; hala genç, hala yazıldıkları gün kadar taze, yazarlarının yüzlerce sene önce ölmelerine rağmen, hala insanların kalplerinden geçenleri anlatarak hayatlarını devam ettiriyorlar.
    Clarence Day


    Allah'ım bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe ver.
    Confucius


    Tek dostum kitaplarım, tek düşmanım cahil dostlarımdır.
    Deniş Diderot


    Güneş dünya için ne anlama geliyorsa, kitap da benim için aynı anlama gelir.
    Earl Nightingale


    Biz zevk için harcadığımız paradan fazla, kitap için sarfetmediğimiz müddetçe, bu ülke hiç bir zaman medeni bir ülke olamayacaktır.
    Elbert Hubberd


    İnsanlık yalanı vc adaletsizliği kılıçla değil, kitapla yenecektir.
    Emile Zola


    Hiçbir insan, içindekilerden hiç olmazsa bir parçasını gözleri ile görmedikçe ve bizzat yaşamadıkça, derin bir kitabı anlayamaz.
    Ezra Pound


    Kitaplar, bizi iliklerimize kadar büyüler, bizimle konuşur, öğüt verir, bize bir çeşit canlı ve uyumlu bir içtenlikle bağlıdırlar.
    Francesco Petrarca


    Bazı kitaplar tadılmak, bazıları yutulmak, bazıları ise sindirilmek içindir.
    Francis Bacon


    Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.
    Franklin D. Roosevelt


    Bir kitap, içimizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır.
    Franz Kafka


    İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız, okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar.
    Franz Kafka


    İyi okurlar bir kitabı daha iyi, rakipler ise daha anlaşılır yaparlar.
    Friedrich Nietzsche


    Kitap beni her zaman eğlendiren, avutan bir arkadaş, bana akıl öğreten bir dost olmuştur.
    George Sand


    Kitap, yalnız kalmış adamın dostudur.
    Georges Duhamel


    Yetişen zekaları, kitaplarla beslemeyen milletler hüsrana mahkumdur.
    H. Flechter


    Önce iyi kitaplar okuyun, yoksa onları elinize almak için, hiçbir istek duymazsınız.
    Henry David Thoreau


    Bir kitap okumakla, hayatında yeni bir çağ başladığının tarihini, ne kadar çok sayıda insan kaydetti.
    Henry David Thoreau


    İnsanların aynası, kitaplardır.
    Henry Huxley


    Kitaplar, hiç solmayacak güllerdir.
    Henrich Ibsen


    Bir ihsanın değeri, okuduğu kitapların değeri ile ölçülür.
    Herbert Spencer


    Kelimeler olmasaydı, yazı olmasaydı, kitaplar olmasaydı; tarih olmazdı, insanlık kavramı olmazdı.
    Herman Hesse


    Kitaplar, zamanın büyük denizinde dikilmiş deniz fenerleridir.
    Heryo


    Elimde olsaydı her karış toprağa, buğday eker gibi kitap ekerdim.
    Horatius


    Kitaplar akıllı kişilerin bahçeleri, faziletti kişilerin güzel kokulu çiçekleridir.
    Hz. Ebubekir (r.a.)


    Kitaba aşık bir kimse için kitaptan daha sadık bir arkadaş, daha faydalı bir yardımcı, daha neşeli bir dost olamaz.
    Isac Barrow


    İyiyi arayan ruhun muhtaç olduğu asil dost, hakikati seslenen kitaptır.
    İmam-ı Rabbani


    Kitap, ruhun ilacıdır.
    Japon Atasözü


    Kitaplar insan hayatının tehlikeli denizlerinde, bize yol gösteren pusulalar ve haritalardır.


    Jesu Lee Bennet
    Kitapların amacı; insanlara dürüst, eğitimli ve çalışkan olmayı öğretmektir.
    John K. Bangs


    İyi bir kitap, düşünen insana yaşam veren kandır.
    John Milton


    Bütün kitapları ikiye bölmek mümkündür, bugünün kitapları ve bütün zamanların kitapları.
    John Ruskin


    Kitaplar, aklın çocuklarıdır.
    Jonathan Swift


    Yeni kitapların vahameti, eski kitapları okumamıza mani olmalarıdır.
    Joseph Joubert


    Kitaptan daha iyi bir arkadaş yoktur, zaman zaman insana dert ortaklığı eder, insanın gönlünü açar, yüreğine su serper. Gönlünün her muradına onunla erişirsin, böylesine güzel bir dost görülmemiştir; ne incitir; ne incinir.
    Katip Çelebi


    Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.
    L. Annaeus Seneca


    Kitaplar, hiç solmayacak bitkilerdir.
    L. Annaeus Seneca


    İçinde yaşadığımız küre, iki dünyaya ayrılmıştır: Bildiğimiz coğrafya dünyası ve kitapların dünyası.
    Leigh Hunt


    Hiçbir kitap mutlu olmayı öğretmez, ah mutluluk bir bilgi olsaydı o zaman soran kalmazdı.
    Lermontov


    Kitap yaşamla doludur, bir insan gibi değil bir karınca yuvası gibi.
    Ludwig Wittgenstein


    Beş yıl sonra bugüne göre iki konu dışında aynı kalacaksın, bu süre içinde tanıdığın insanlar ve okuduğun kitaplar.
    Mc Milllian


    Kitapları seviniz, onlar yaşamınızı daha çekici bir hale sokacak, size dostça hizmet ederek düşüncelerin, duyguların ve olguların dolaşık ve gürültülü karmaşasında, yolunuzu bulmanıza yardım edecek, kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.
    Maksim Gorki


    Kitap sessizliğin çocukları ve yalnızlığın yapıtlarıdır.
    Marcel Proust


    tyi kitaplar okumayan bir kimsenin, okumasını bilmeyen bir insan üzerinde üstünlüğü yoktur.
    Mark Twain


    Kimi kitaplar salt konularıyla yararlı olurlar, değerlerinde yazarın payı yoktur.
    Montaigne


    Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.
    Montaigne


    Seneler vurmadan silgiyi, bağlayın kitapla bilgiyi.
    Necip Fazıl Kısakürek


    Faydalı bir kitabı ilk defa okuduğum zaman, yeni bir dost edindim sanırım, beğendiğim, sevdiğim bir kitabı tekrar okuduğum zaman da eski bir dosta kavuşmuş gibi okurum.
    Oliver Goldsmith


    Kitap öğretisine aşırı bağımlılık, hayal gücünü sınırlayıcı ve köstekleyici bir etki yapar.
    P. B. Madewar


    Gençlerini kitapla beslemeyen milletlerin, sonu acıdır.
    P. N. Ovidius


    En yüksek uygarlıkta kitap hala en yüksek zevktir, onunla kendilerini doyurabilen insanlar, felaketlere karşı panzehire sahiptirler.
    Ralph Waldo Emerson


    Şimdiye kadar kimse bir kitabın değerini ödememiştir, yalnız baskı tutarını ödemiştir.
    Ralph Waldo Emerson


    İyi kitapları okumak, geçmiş yüzyılların en seçkin zekalarıyla, önceden tertiplenmiş bir konuşmaya katılmak gibidir.
    Rene Descartes


    Kitaplar çok iyi dostlardır; ama ödünç verildiklerinde çok acı çekerler, öylesine kırılırlar ki bir daha asla geri dönmezler.
    Rober de Flers


    İyi bir kitap, iyi bir bankadan çok daha gerçek bir zenginlik içerir.
    Roy L. Smith


    Kitaplar da dost gibidir, az fakat iyi seçilmiş olmalıdır.
    Sdney J. Harris


    En kötü kitabı yazan bile, kitap yasaklayandan daha saygılı ve daha az zararlıdır insanlığa.
    Sabahattin Eyüboğlu


    Kitaplar bir odanın olduğu gibi, bir kafanın süsü olmaktan ibaret değildir, onlar uygar her insanın günlük ekmeği, ruhun gıdasıdır.
    Suut Kemal Yetkin


    Size en çok yardım eden kitaplar, sizi en çok düşündüren kitaplardır.
    Theodor Walker


    İnsanların bu dünyada yapabildikleri en önemli en güzel ve en değerli şeylere, biz kitap deriz.
    Thomas Cariyle


    İnsanoğlunun bütün yaptıkları, düşündükleri, elde ettikleri ve başından geçenler kitapların sayfalarında yatmaktadır.
    Thomas Cariyle


    Ben mutluluğu her yerde aradım; fakat elimdeki küçücük bir kitabı okuduğum küçücük bir yer dışında, hiç bir yerde bulamadım.
    Thomas Kempis


    Tarih kitapları insanları akıllı, şiirler anlayışlı, matematik cin fikirli, felsefe derin, ahlak kitapları ciddi ve temkinli yapar; mantık ve hitabet ise insana tartışma yeteneği kazandırır.
    Thomas Morey


    Bir kitap dünyadan daha geniştir, çünkü maddeye düşünceyi katar.
    Victor Hugo


    Kitap basımı icadı, dünya tarihinin en mühim hadisesidir.
    Victor Hugo


    Kitaplar, soğuk; ama güvenilir dostlardır.
    Victor Hugo


    Bilge kişiler, hayatın dertlerine çareyi kitaplardan bulur.
    Victor Hugo


    Seçilmiş birkaç güzel kitaptan güzel, ne olabilir.
    Voltaire


    Kitaplarım, bana yetecek kadar büyük krallıktır.
    William Shakespeare


    Bir kitapta altını çizdiğimiz yerler, doğrudan doğruya bize hitap eden yerler değil midir?
    Wolfgang Van Goethe


    İçinde bir iyi yanı bulunmayacak kadar, kötü kitap yoktur.
    Wolfgang Van Goethe



    Kadınlar gençlik için, yemek doymak içindir. Dostlar cemiyet için, seyahatler öğrenmek için, ev; çiçek, taş ve antika şeyler satın almak içindir, bunlar daha sonra insanı fazla ilgilendirmezler. Kitaplar; hem gençlik, hem ihtiyarlık, hem hastalık, hem açlık, hem yel, hem yağmur, hem de soğuk içindir.
    Yuan Mie