• 111 syf.
    ·1 günde
    ———————————————————————
    İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 7
    ———————————————————————

    Absürd (ya da halk arasında bilinen adıyla Varoluşçu) Felsefe'nin en bilinen isimlerinden biri hiç şüphe yok ki Albert Camus'dur. Camus, bu felsefeye dair fikirlerini Sisifos Söyleni adlı felsefi denemelerinin yer aldığı kitapta aktarsa da, en bilinen ve en çok okunan eseri Yabancı'dır. Yabancı, başlı başına absürd felsefenin romanlaştırılmış halidir.

    Absürd felsefenin en fazla ilgilendiği terim şüphesiz ölümdür. Ki, Camus romanına, "Bugün annem öldü," gibi son derece iddialı ve çarpıcı bir cümle ile giriş yapar. Ölüm, başlı başına boş ve saçma iken, Camus, "Belki de dün, bilmiyorum," cümlesini ekleyerek işin absürdlüğünü iyice taçlandırır. Bu cümle, olayın kahramanının da ilk özelliğini bize gösterir. Yani kahramanımız Meursault, tam bir uyumsuzdur.

    Romana başlarken Meursault ile işvereni arasında geçen bu izin muhabbeti aklımıza Franz Kafka'nın meşhur eseri Dönüşüm'ü hatırlatır. Gregor Samsa, bir sabah kendini dev bir böceğe dönmüş bulurken düşündüğü ilk şey, işi ve işverenine vereceği cevaptır. Böylesi dehşet bir olay karşısında hem de.. Aynı şekilde Meursault da annesinin ölümü gibi dehşetengiz bir olay karşısında işini ve işvereni ile ilgili konular kafasını kurcalar. Belki de Camus, bu giriş ile Kafka'ya ve Gregor Samsa'ya bir selam vermiştir. Edebiyatın böylesi ufak göndermelerini pek bir severim. İnsanı sebepsiz bir mutluluğa gark ediyor doğrusu.

    Meursault, annesinin cenazesine katılınca, katıldıktan sonra ve hattâ roman boyunca o kadar ilintisizdir ki yaşamla.. o kadar uzaktır ve o kadar kayıtsızdır ki yaşama karşı.. insanın gerçek hayatta canını sıkar böylesi. İnsan bu denli kayıtsız kalması biraz saçma ki hayat başlı başına saçma!. Hayat ile bu kadar uyumsuz olan bana dahi biraz fazla uyumsuz göründü Meursault.

    Spoiler vermeden nasıl daha çok şey yazarım diye düşünüyorum. Belki de Meursault olsa, buna dahi kayıtsız kalır ve her şeyi olduğu gibi yazardı. Ne var ki ben buna kayıtsız kalamıyorum. Her ne kadar spoiler bana gereksiz bir takıntı olarak görünse de madem insanlar rahatsız oluyor, ben de yazmam olur biter deyip kesiyorum. Gerçeği, spoiler uyarısı yapılarak yazmak mümkün olsa da, bu sefer okurlar sadece bir cümlelik spoiler korkusundan dolayı tüm yazıyı okumaktan vazgeçiyorlar. Saçmalığın dik alası!. Neyse..

    -----------------------------------------------------
    SPOİLER BÖLGESİ BAŞLANGICI!.
    -----------------------------------------------------

    Tutamayacağım kendimi.. Bundan sonrası spoiler içerir.. Yine bir bilgi levhası ile spoiler bölgesini hasarsız bir şekilde atlatabilirsiniz!..

    Meursault, öyle bir kayıtsızlığa sahip ki, annesinin ölümü gibi toplumdaki her bireyi -uyumsuzlar hariç- sarsacak bir olay karşısında dahi kendini bozmuyor ve işini düşünüyor. Öyle bir kayıtsız ki, cenazeden bir gün sonra denize giriyor, sinemaya gidiyor ve gidip bir Marie ile sevişiyor. Oh! Ne âlâ.. Sanki onun annesi değil de bizim annemiz ölmüş.. Gerçi bu kadar aşırı tepki vermek ne kadar doğru?. Hani ölüm haktı ve er ya da geç gelecekti. O zaman neden bunca abartı? Öldü, eyvallah. Ama ne yapalım yani?

    Meursault öyle bir kayıtsız ki, Marie kendisi ile evlenmesini düşünüp düşünmediği zaman, kendisinin isteği dahilinde evlenebileceklerini söylüyor. Aynı şekilde Marie, kendisini sevip sevmediğini sorunca da, gayet rahat bir tavırla sevmediğini söyler. Yani kimle evlendiği veya evlenip evlenmediği dahi onu ilgilendirmez.

    Meursault öyle bir kayıtsız ki, Raymond kendisine yalancı şahitlik önerdiği zaman umursamaz bunu.. ve gerekeceği zaman cinayet dahi işleyebilir. Yani neden olmasın ki?..

    Bütün bunların Meursault için bir değeri yoktur. Bunların hepsi olmuş veya olmamış önemli değildir. Her şey gereksiz, boş, saçmadır.. Yani her şey absürttür.

    ------------------------------------------
    SPOİLER BÖLGESİ SONU!.
    ------------------------------------------

    İşte Meursault abimiz böylesi bir uyumsuzdur. Bir yabancıdır. Bir umursamazdır..

    Genel ve özel her detay ve ayrıntısı ile Yabancı, Absürd felsefenin romanlaştırılmış halidir. Bu tarz felsefi konularda bir fikir ve düşünce kitabı okumaktansa, (Yani her bir şeyi gözünüze soka soka anlatan o kitaplardansa) böyle felsefi düşüncenin roman veya hikaye ile karma yapılarak sunulan kitapları okumayı tercih ederim. Çünkü burada o felsefeye dair tüm bilgileri siz cımbız ile ayıklıyor ve öğreniyorsunuz. Bu bana bulmaca çözüyor zevki veriyor. Tabii yine insanların çoğu fikir ve düşünce kitaplarını daha çok severler.. Çünkü onların zamanı değerlidir ve bir kitap daha yüklenmeleri gerekir. Onları da anlıyorum..

    Hülasa, okumanız gereken bir kitaptır bu kitap. Felsefesini kavrayacağınız ve sizi gereksiz onlarca terim ile sıkmayacaktır. Felsefi romanları seviniz, okuyunuz.. Keyifli okumalar..
  • 1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

    Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle, bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

    İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır. Son zamanlarda UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Teşkilatı) tarafından da yayınlanan bu mektup, çevre üzerine şimdiye dek bilinen en güzel ve en içten anlatım olarak tanımlanmıştır.



    REİS SEATTLE’IN MEKTUBU:

    Washington’daki Büyük Şef topraklarımızı satın almak istediğini bildiren sözünü göndermiş!.. Büyük Şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini de göndermiş!.. Bu çok nazik bir davranış… Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza hiç gereksinimi yok. Ama biz onun önerisini düşüneceğiz. Çünkü iyi biliyoruz ki eğer topraklarımızı satmazsak, beyaz adam silahlarla gelip onu gene elimizden alabilir. Ama biz bazı şeyleri anlamıyoruz. Gökyüzünü, toprağı, kayaların ısısını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor! Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?

    Biz bunları belki de vahşi olduğumuz için anlayamıyoruz!.. Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün o kumsallar ve sahiller, karanlık ormanlardaki sis, uçsuz bucaksız alanlar ve havada vızıldıyarak uçuşan her bir böcek, halkımızın anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden sızan sular, Kızılderili’nin anılarını taşır. Beyaz adamın ölüleri, yıldızlar arasında yürümeye gittikleri vakit, doğdukları ülkeyi unuturlar. Halbuki bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kızkardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan bularlaşan ısı ve insan; hepsi aynı ailedendir. Öyleyse, Washington’daki Büyük Şef, topraklarımızı almak isterken bizden çok şey istemiş oluyor.

    Büyük Şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız!.. Öyleyse topraklarımızı alma önerisini düşüneceğiz. Ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için önemlidir. Dereler ve nehirlerden akan pırıltılı sular, sadece su değildir. Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlayınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak sularındaki her bir yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır. Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler.

    Eğer toprağımızı size satarsak hiçbir zaman unutmayın ve çocuklarınıza da öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar sizin de kardeşinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize göstereceğiniz saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.

    Kızılderili her zaman, ilerleyen beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi önünden kaçması gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır. Bu tepeler, ağaçlar dünyanın bu parçaları, bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim yollarımızı anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur.

    Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

    Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderiliyim… Bunlardan başkasını anlayamam…

    Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı herşeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.

    Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.

    Bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi, siz de kendi çocuklarınıza öğretin: Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler. Biz bunları biliyoruz. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.

    Halkım için ayrılan bölgeye gitme önerinizi düşüneceğiz. Ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz o kadar önemli değil artık. Çünkü çocuklarımız babalarının aşağılandığını görürler. Kalan günlerimiz çok olmayacaktır. Bir zamanlar sizin gibi güçlü olanların ve ormanlarda özgürce dolaşanların mezarları da kalmayacak. Onları anmak ve yaslarını tutmak için, bir zamanlar bu dünyada yaşamış olanların çocukları da kalmayacak… Bunun için neden yas tutalım?

    Kabileleri insanlar yapar. İnsanlar gidince, kabileler de olmaz. Kızılderili de yok olur. Tıpkı denizin dalgaları gibi; insanlar gelir ve insanlar gider. Şimdi de sanki arkadaşıymış gibi kendisiyle konuşabilen Tanrısıyla birlikte beyaz adam gelmiştir. Bildiğim bir şey var ki, belki beyaz adam da bir gün bunu keşfedecektir. Siz nasıl şimdi bizim toprağımıza sahip çıkmak istiyorsanız ve sonunda sahip olduğunuza inanacaksanız, aynı şekilde Tanrınıza da sahip olduğunuza inanıyorsunuz. Ama hiçbir zaman olamayacaksınız!.. Eğer Tanrı sizin anlattığınız gibi gerçek Tanrı ise, sevecenliği yalnız beyaz adama olamaz.

    Beyazlar da bir gün diğerleri gibi geçip gideceklerdir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Yatağına pislik yığmaya devam eden, bir gece kendi pisliğinde boğulacaktır.

    Son, bize bir sırdır… Sizin getirdiğiniz gibi bir sonu biz anlayamıyoruz. Dipdiri tepelerin konuşan tellerle lekelendiğini, ormanın gizli köşelerini neden pek çok beyaz adamın kokusunun doldurduğunu, vahşi atların neden tutsak edildiğini, bufaloların neden katledildiğini biz anlamıyoruz. Böyle bir son bize bir şey anlatmıyor. Çalılıklar nereye gitmiş?.. Kartal nereye kaybolmuş?.. Hızlı koşan bir ata ve av avlamaya neden veda etmek gerecekmiş?.. Bütün bunlar ne demektir?.. Yaşamın sonu… Ve; herhalde yeniden yaşamaya çalışmanın başlangıcı…

    Toprağımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu belki de bize vaat ettiğiniz bölge için olacaktır. Orada belki de kalan günlerimizi gönlümüzce yaşayabiliriz. Bu dünyada, son Kızılderili de yok olduğu zaman, yalnızca çayırlar üzerinde bulut gibi hareket eden bir anı kalacaktır. Bu kıyılar, bu ormanlar halkımın ruhunu koruyacaktır. Çünkü onlar bu dünyayı yeni doğan bir çocuk anasının yürek atışını nasıl severse, öyle severler… Öyle ise, toprağımızı alırsanız, onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Anılarını da aynen saklayınız.

    Onu çocuklarınız için; bütün gücünüzle, bütün aklınızla ve bütün kalbinizle koruyunuz ve seviniz. Göreceksiniz… Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz.

    Duwarmish Kızılderililerinin Reisi

    Reis Seattle
  • 75 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Kitap ile ilgili bilgiler olabilir.
    75 sayfalık kitap dört bölümden oluşmaktadır.

    Birinci bölümün adı, kitabın da adını olan "Sen Beni Sev.

    Bu bölümdeki kahramanlarımız bir eleştirmen ve romancı. Gençleri anlamayan, onları sürekli eleştiren bay eleştirmen ve bu tezi çürütmeye çalışan romancının tatlı didişmeleri anlatılmakta. Bölümün sonu güzeldi.
    Romancı (Gülerek) - Sen beni sev! Sen beni sev!
    Eleştirmen (iyiden iyiye kızmıştır, uzaktan bağırır) - Ben seni ne seveceğim ulan, sen beni sev!
    Sait Faik'in dediği gibi: "Bir insanı sevmekle başlar her şey." Öyle değil mi ama! Seviniz.

    İkinci bölümün adı "Mambo İtalyano"

    Emirgan'da bir akşam üzeri. Bölümün baş rollerinde Çınaraltı kahvesinde oturan bir şair ve Taksim-Sarıyer otobüsünden inip kahveye gelen bir hikayeci. Hikayecimiz günümüz şairlerinin birbirlerine benzemelerini eleştirirken, şair de bunun kuşak sorunu olduğunu, şairlerin de değişebildiğini, durağan olmadığını anlatmaya çabalar.
    Şaire hak vermemek elde değil, herkes değişir, her şey değişir. Değimem ben, diyen yalan söyler. "Aynı nehirde iki kez yıkılmaz." diyen Heraklitos'un anısına saygıyla.

    Üçüncü bölümün adı "Devenin Pabucu"

    Bu bölümün kahramanları Beyazıt'ta Küllük kahvesinde bulunan yine bir şair ve eleştirmendir. İkisinin de birbirlerini pohpohlama yarışına girdiklerine şahit olduğumuz bir bölüm. Devam eden övgü yarışında bir anda rüzgar tersine döner ve tartışma boyutuna geçilir. Eski şiir-yeni şiir kavgası, şairlerin taklitçiliği gibi geniş bir yelpaze de tartışma konuları yaratırlarken en sonundan kahveden kaçar giderler. Bu bölümün kaybedeni ne şair ne de eleştirmen olur. Kaybeden kim mi? Kahve parasını alamayıp arkasından koşan kahvecidir. :)

    Son bölümün adı ise "Her Şair Neler Bilmelidir?"

    Bölüm kahramanları bir eleştirmen ve bir delikanlı. Delikanlının, "Nasıl şair olunur?" diye eleştirmene soru yöneltmesi ile başlar. Eleştirmeniz bunun cevabını, herkesi, her yerde kötüleyerek bir yere gelmenin formüllerini tek tek anlatır. Bölümün sonunda da kimsenin gözünün yaşına bakmayan hokkabaz eleştirmen, oklar kendisine yönelince evinde ağırladığı delikanlıyı evden atmasıyla biter.

    Her bölüm ikişer kişi tarafından diyalog tarzında konuşmalar oluşturmakta. Kitabın diğer adı zaten İkili Fiskoslar.

    Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim.
  • Hani Behçet Necatigil der ya, " Bekler bazı şiirler bazı yaşları." Tam da òyle bir durum. Gençler bizim gençliğimizde büyümüyor.Kocaman bir dünya kültürünün bir milyon kanaldan kuşatması altında yaşıyorlar. İnsan ruhunun derinliklerinde, aptalca da olsa hep bir başkasına hayranlık vardır. Halkımız, "Ev danası öküz olmaz" der. Ancak o uzak müzikleri , hayatları, şiilerleri gerçekten öğrenmişlerse, koşa koşa hücrelerinde uyuyan seslere döneceklerdir. Kestirmeden ve ukalaca bir sözle anlatayım. Eğer siz Neşet Ertaş'la Mozart'ın aynı müzikal dehaya sahip olduğunu görmezsiniz, bluesla bozlağın aynı acı olduğunu bilmezsiniz, varlığınızı bir kambur gibu sırtınızda taşır durursunuz. Dinlediğiniz o müzikleri de anlayamazsınız. Hani arkadaş Zekai der ya, "Zeki Müren'i seviniz." Uzattım, dünya müziği onları kendi müziğine taşıyacaktır. Sadece dinlediklerini duysunlar.

    Şükrü Erbaş Söyleşisinden.
  • Allah’a takva ve güzel ahlak.” (En ziyade neyin insanları cennete sokacağını soruyorlar.)

    (Tirmizi, Birr 62, kutub-ı sıtte, 16. Cilt , sf. 329)



    Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer.

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.792



    Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9



    İmanın kemali, güzel ahlakladır.

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4



    Güzel ahlak hataları eritir. Suyun buzu erittiği gibi. Fena ahlak ta ameli bozar. Sirkenin balı bozduğu gibi.

    (Hz.İbni Abbas r.a.) Ramuz el-Hadis s.215



    "Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz."

    Bezzar, Ebu Yala, Taberani; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 111



    "Allah Teala kolaylık gösteren ve güler yüzlü kişiyi sever."

    Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998,, s.444



    Peygamber Efendimiz (sav)’in Sevgi, Merhamet ve Adalet ile İlgili Sözleri

    “ Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer maruftur.”

    Tirmizi, Hz. Cabir’den rivayet etti kutub-ı sıtte, 2. Cilt



    “ Mümin kişi, diğer mümine karşı duvar gibidir, birbirlerini takviye ederler.”

    (Nesai kutub-ı sıtte, 2. Cilt , Sf. 374)



    Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594

    Allah uğrunda birbirine muhabbet eden kimseler, O’nun gölgesinden başka gölge olmayan günde, O’unu Arş-ı Alâsının gölgesindedirler. Kendilerine nurdan kürsüler kurulur. Onların Rableri ile olan meclislerine, Peygamberler, sıddıklar ve şehidler bie imrenirler.

    (Hz. Muaz İbni Cebel r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    "Mümin kendisi için sevdiğini kardeşi için de arzular."

    Buhari ve Müslim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 152


    "Hediyeleşin, birbirinizi sevin. Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder."

    Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.239

    "Ziyaretleşin, hediyeleşin. Çünkü ziyaret sevgiyi perçinler, hediye de kalpteki kötü duyguları söker atar."

    Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.239

    "Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah'ın kulları kardeşler olunuz."

    Buhari ve Müslim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 315

    "Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın."

    Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 425


    Mü’minler birbirlerine muhabbetli ve hayırlıdır, evleri ve bedenleri ayrı olsa da. Facirler ise birbirlerini aldatıcıdırlar. Evleri ve bedenleri toplu olsa da. Ve birbirleriyle mücadele ederler.

    (Hz. Enes r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere.

    G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10


    Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.

    Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5


    Allah yoluna birbirlerini sevenler, arşın gölgesinden başka gölge olmayan o günde, arşın gölgesindedirler. Nurdan münberler üzerinde. Onların mekanlarına Nebiler ve Sıddıklar gıbta ederler.

    (Hz. Muaz r.a.) Ramuz El-Hadis s.233


    Allah yolunda muhabbet edenler, Arşı Alâ etrafında yakuttan kürsüler üzerinde olurlar.

    (Hz. Ebu Eyyub r.a) Ramuz El-Hadis s.233

    "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap. Aleyhine de olsa hakkı söyle."