• 904 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdiğimde Kafka’nın sözü kulaklarımda çınlamaya başlar: "Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı." Bir romancı düşünün, her kitabında kalp atışlarınızı hızlandıran, aklınızı çalıştırıp düşüncelerinizle çatışmaya sürükleyen, hassas duygularınıza hitap eden, toplumsal eleştiride bulunup psikolojik çözümlemeler yapan, karakterleri kitap bittiğinde bile hiç susmayan, gelecek kuşaklara da hitap eden, güncelliğini koruyan yazılar kaleme alan… İşte o romancı benim için Dostoyevski’dir.

    2019’um Dostoyevski’nin Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları ile bitti ve 2020’yi Ecinniler ile açıyorum, ne kutlu bir bitiş, ne kutlu bir başlangıç…

    Duygularıma bu kadar hitap eden bir yazarın kitabı hakkında incelemeye başlamadan önce duygularımı açıklamadan duramıyorum, şimdiyse kitaba dönmeliyim:
    Kitapta yaşananlar siyasi bir olaydan esinlenerek kaleme alınmıştır. 1869 yılında Neçayev adlı bir devrimci, öğrenci arkadaşlarını devrim için örgütlemeye başlar. Halkın Öcü adıyla bilinen bir örgütün kurucusudur. Neçayev, radikal bir devrimcidir ve Devrimci Kateşizm adlı kitapçığında geçen alıntı oldukça acımasızdır: “Devrimci, yerleşik toplumsal ahlâktan tiksinip ondan nefret eder; onun için yolu devrimin zaferine açan her şey ahlâka uygundur, onun yolunun karşısına dikilen her şeyse ahlâka aykırıdır.”

    Dostoyevski, karısının ağabeyi vasıtasıyla bu gençlerin yaşamlarını, devrim üzerine düşüncelerini öğrenir. İvanov isminde bir öğrenciyi dikkatle anlatır. İvanov, Neçayev’in düşüncelerine karşı çıkan bir örgüt üyesidir. Karşı çıkmanın bedelini hayatıyla ödeyecektir İvanov. Neçayev’in kışkırtmalarıyla örgüte ihanet edeceği ve hainlik yapacağı gerekçesiyle İvanov öldürülür. Neçayev İsviçre’ye kaçar, diğer örgüt üyeleri ise tutuklanır.

    Ecinniler, siyasi atmosferle beraber diğer romanlarına kıyasla daha yavaş ilerlemektedir fakat sona yaklaştıkça etkisi de yavaş ilerlemesinin acısını çok kuvvetli bir şekilde çıkaracaktır. Yer yer kalbimin atışlarını durduramayıp temiz hava almak için dışarıya kendimi attığım sahneler oldu, bu derece etkileyici olması bütün ağırlığı unutturacak cinsten.

    Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza gibi eserlerle karşılaştırılıp, sıkıcı bir siyasi roman gibi görenlere hiçbir şekilde katılamıyorum. Şayet sadece siyasi bir roman olsaydı, Kirillov, Şatov ve Stravrogin gibi karakterler, Neçayev ile özdeşleştirilen Pyotr Stepanoviç’in elinden ana karakterliği almak için yarışı hâle gelmezlerdi. Her ne kadar siyasi ve toplumsal bir olayı konu alan roman gibi gözükse de, söz konusu Dostoyevski olunca, doğa ve toplumsal konular her zaman arka planda kalmaktadır. Bu siyasi atmosferin içinde öyle derin psikolojik çözümler ve bu çözümlemelerden de derin duygu aktarımları gerçekleştirilmiş. Yer yer gerildim (hem de ne gerilme!), hüzün duydum, kalbim hızla atmaya başladı ve endişelendim.. hepsini oldukça yoğun yaşadım. Duygusal anlamda, her zaman olduğu gibi oldukça doyurucu bir romandı. Yeri geldi Kirillov’un tedirginliğini, yeri geldi Şatov’un karısını görmesiyle birlikte yaşadığı sevinci yaşadım, sanki onlarla birlikte, onların içine girerek yaşamışım gibi hem de..

    Roman yazım tekniğinde iki bakış açılı anlatım vardır: İlk anlatımda ilahi bakış açısı hâkimken zaman zaman olayın içindeki kahramanın gözünden okuruz yaşananları.

    "Dostoyevski'nin romanları azgın girdaplar, dönerek ilerleyen kum fırtınaları, kaynayıp savrulan hortumlar gibidir; bizi içlerine çekerler. Madde ve ruhun bütünleştiği, katışıksız yapılardır bunlar. İrademiz dışında sürüklenir, etraflarında döner, körleşir ve nefessiz kalırken; sersemletici bir esriklik kaplar tüm benliğimizi."
    -Virginia Woolf

    Dostoyevski Ecinniler’de yaşadığı toplumdaki siyasi çalkantılara sessiz kalmayıp muhafazakâr bakış açısıyla sosyalizmi, nihilizmi ve batı düşkünlüğünü eleştiri yağmuruna tutmuştur. Dostoyevski, Batı düşkünü, inançsız ve halkı aşağılayan düşüncelere sahip Turgenyev’e yarattığı Karmazinov karakteri ile saldırmıştır.

    Dostoyevski, Petraşevski Grubu’nun üyesiyken katıldığı sohbetlerden edindiği çıkarımlara göre sosyalistlerce ve nihilistlerce öne sürülen Tanrı-insan modelini reddetmiş ve bu düşünceyi savunan karakterleri gayet sistematik bir şekilde, tutarlı olarak aktarmıştır.

    Dostoyevski, çoğu romanında kendi yaşantısından izler yerleştirir. Bana göre Şatov karakteri, Dostoyevski’den birçok izler taşır. İlk zamanlarında toplumcu olması, baskı makinesinden sorumlu olması ve daha sonra nihilizme tövbe etmesi, radikal devrimcilere cephe alıp örgütten ayrılmak istemesi, karısına olan yürekten sevgisi bana Dostoyevski’nin yaşantısını hatırlatıyor.

    Kirillov karakterinden bahsetmek istiyorum: Kirillov Tanrı’nın varolması gerektiğini, onun gerekli olduğunu hisseder. Hemen ardından ise varolmadığını ve varolmayacağını savunur. İşte bu karakter Albert Camus’un besinidir, ‘saçma’ felsefesinin somut örneğidir. Camus’de eserlerinde bu karakteri kullanacaktır.

    Sessiz, sakin bir örgüt üyesi olan Virginskiy, kendisini terk eden karısına, “Seni şimdiye dek yalnızca seviyordum, dostum; şimdiyse sana saygı duyuyorum.” demişti. Bu sözün ardından iki hafta geçmişken bir piknikte dans ederken hiçbir sebep yokken karısının yeni sevgilisine saldırmıştı, daha sonrasında çığlıklar atarak gözyaşlarına boğulmuştu.

    “Nikolay Vsevolodoviç hayatta bazı tatsızlıklar ve çok sayıda dönüşüm yaşamak zorunda kaldı ve tüm bunlar onun akıl sağlığını etkiledi.” (sf.123)

    Yaşadığımız çevre, karşılaştığımız sorunlar ve insanın tutarsız hâli bizi birçok dönüşüme, değişime sürüklüyor. Bu dönüşümler elbette ağır bedellerle, sancılı bir süreç eşliğinde oluyor. Nikolay da bu sancılı süreci en derinden yaşayan karakterimiz.

    “-Tanrı da ölüm korkusundan duyulan acıdır. Acıyı ve korkuyu alt eden, Tanrı olur. Bu, yepyeni bir hayat, yepyeni bir insan demektir, her şeyin yeni olması demektir. Tarih de iki döneme ayrılacak o zaman: Gorillerden Tanrı'nın yok olmasına ve Tanrı'nın yok olmasından...
    -Gorillere mi?” (sf.144)

    Gülmekten kendimi alamadığım alıntı… O kadar güzel açıklarken birden tek kelimeyle, hem de çok etkileyici bir anlamda sözün kesilmesi takdire şayan..

    “Soruna nihai bir çözüm getirmek üzere insanların eşit olmayan iki gruba ayrılmasını öneriyor. Toplumun onda biri hem kişisel özgürlüklerine, hem de kalan onda dokuz üzerinde sınırsız egemenlik hakkına sahip olacak. Bu onda dokuzluk kesim kişiliğini kaybederek bir tür sürüye dönüşecek ve sınırsız bir boyun eğişle birlikte ilkel dönemlere ait masumiyetini yeniden kazandığı gibi, bir tür ilkel dönem cennetine de kavuşacak, ancak bu cennete çalışmaya da devam edeceklerdir.” (sf.508)

    Karakterimiz Şigalov’un Şigalovculuk adı verilen fikirleri.. Şigalov gerçek bir kişidir. “Sınırsız özgürlük deyip yola çıktım, sınırsız despotizme vardım.” (sf.507) ifadesinin açıklanmış hali olsa gerek. Bu da yetmiyor: “Cicero’ların dili kesilir, Kopernik’lerin gözleri oyulur, Shakespeare’lerse taşlanır; Şigalovculuk işte budur!” (sf.526) Gerçekten korkutucu…

    “Toplumun bütün üyeleri birbirini gözetliyor ve herkes birbirini ihbar etmek zorunda. Tek tek her birey bütüne, bütün de tek tek bireylere ait. Herkes köle ve herkes kölelikte birbirine eşit.” (sf.526)

    Bu alıntı bana Orwell’in 1984 romanını hatırlattı. Orwell, şayet okuduysa, bu alıntılardan oldukça etkilenmiş olmalı.

    “Ah, proletarya olmaması ne acı! Ama olacak, o da olacak, iş oraya doğru gidiyor…” (sf.530)

    Hem de ne oldu be Dostoyevski! İktidarı bile ele geçirdiler.

    “Evet efendim, kargaşa başlayacak! Dünyanın bugüne dek bir benzerini daha görmediği bir sarsıntıdan söz ediyorum… Rusya’nın üzerine kalın bir sis çökecek, toprak oturup eski Tanrılarına gözyaşı dökecek.” (sf.531)

    Toprak, eski Tanrılarına 1917 yılına gelindiğinde ortaya çıkan kargaşa ile birlikte gözyaşlarını dökmeye başladı…

    “Shakespeare ve Rafaello köylülerin özgürleşmelerinden de, milliyetçilikten de, sosyalizmden de, genç kuşaktan da, kimyadan da, hatta tüm insanlıktan da yücedir, çünkü onlar artık meyvedir, tüm insanlığın gerçek meyvesi, belki de insanlığın verebileceği en yüce meyve! Güzellikte doruk noktasına erişmiştir onlar; buna erişmedikçe ben yaşamak bile istemem...” (sf.611)

    Şigalov’un Shakespeare’leri taşlamasının ardından Stepan Trofimoviç hızlıca yetişip değerini veriyor. Sınıfta kaldın Şigalovculuk!

    “Dostlarım, bilir misiniz Tanrı neden gereklidir bana? -diye mırıldandı.- Çünkü sonsuza dek sevilebilecek tek varlık odur.” (sf.833)

    Sevgiye oldukça değer veren Dostoyevski, sevginin sonsuzluğunu, insanın ölümsüzlüğünü Tanrı sevgisinde olduğunu düşünüyor.

    “Ben kendimin efendisiyim; kendimle ilgili isteyip de yapamayacağım şey yoktur. Böylece... herkesin bilmesini isterim ki, suçlarım için ne ortam, ne de sorumsuzluk hastalığı gibi açıklamalar bulmak peşindeyim.” (sf.871)

    Buralar mis gibi varoluşçu felsefe koktu efendim; yetişin Kierkegaard, Sartre, Nietzsche!!

    Ecinniler birçok okur ve eleştirmen tarafından takdir toplamayı başarmıştır. Orhan Pamuk’a göre: “Cinler dünyanın en iyi yedi sekiz romanından biri hiç kuşkusuz en iyi siyasi romanıdır.”

    Keyifli okumalar diliyorum :)
  • 417 syf.
    ·10 günde
    «Ana hukukunun kadına muazzam bir toplumsal iktidar konumu sağladığı dönemleri ve halkları bir tarafa
    bırakırsak, kadın cinsinin durumu sürekli ezilenlerin, ikinci sınıf insanın, aşağı bir cinsin durumu idi. Erkeğin çıkarcılığı, daha güçlü olanın kanlı şiddeti, kadının
    ve toplumsal etkisinin gelişmesini demir zincirlere vurdu ve bu olgunun üstünü adi ikiyüzlülükle, «ev kadınının
    şerefi» ve iç yaşamına zenginliği üzerine duygusal edebi soytarılıklar ve boş lafazanlık dırdırlarıyla örtmeye çalıştı!"

    Clara Zetkin


    Başlangıç cümlesini Simone de Beauvoir'dan yapmaya gelmişken aklıma aktif bir siyasi olan emekçi, kadın hakları savunucusu Clara Zetkin geldi o yüzden onu anarak başlamış olayım.

    Simone de Beauvoir feminizm hareketinin önemli temsilcilerinden biridir. Yazdığı kitaplar, yaptığı faaliyetler ile kendi cinsini bilinçlendirme uğraşı içinde bir ömür harcamıştır. Simone de Beauvoir cinsiyet eşitsizliği ortadan kalkmadıkça ya da kadının ekonomik egemenliğini elinde bulundurmadıkça kendi kimliğinin bu erkek egemen sistemde tamamıyla tamamlanamayacağının farkındaydı. O yüzden dolaylı olarak değinen yazarların aksine kadın üzerine uzun soluklu bir yazıya başlar ve bunu "İkinci Cins" Üçlemesi ile bize sunar.
    Kısa zamanda Fransa'da büyük bir yankı yapar daha önce Fransızlar bu yankıyı başka bir kadın yazarda hissetmişlerdir lakin o kadın yazar edebi bir kurguyla kadını ön plana çıkararak onun güçlü bir karaktere sahip olduğunu satırlara yansıtmıştı o kadın yakın zamanda "Avare Kadın" kitabını okuduğum Colette'dir lakin Colette bu yankıyı Claudine serisi ile yaratmıştı şimdi ise kadın sorunlarını daha derine indiren ve ikinci cins olmanın altında yatan nedenlere bakan bir hemcinsi vardı. 2 yılda 97 baskı yaparak rekor kıran Simone de Beauvoir'dan bahsediyoruz.


    Chirtiane Zehl Romero tarafından Simone de Beauvoir üzerine yazılmış olan biyografi kitabının bir bölümünde Beauvoir şöyle diyordu:
    "Özgürlüğüme sahip çıktım, çünkü kendi sorumluluğumu hiçbir zaman Sartre'a yüklemedim."

    Özgürlüğüne sahip olduğu için Sartre'dan yüzlerce kilometre uzakta çalıştığı zamanlar oldu ve o zamanlarda Sartre başka kadınlarla da birlikte olduğu da oluyordu ama Simone de Beauvoir hiçbir alanda kendini Sartre'a bağımlı hissetmediği için bu durum onlar arasında bir sorun yaratmıyor o kendi maddi özgürlüğünü elinde bulunduruyorken başkasının cinsel özgürlüğüne de müdahalede bulunmuyordu.

    Bu kitap Kadın serisinin ilk kitabı o yüzden diğerlerine göre daha uzun tutulmuş çünkü içinde Tarih, Efsaneler bölümleri ile uzun bir giriş mevcut sonra sırasıyla; Çocukluk, Genç Kızlık, Cinsel Yaşama Giriş ve son olarak Sevici Kadın bölümleri yer alıyor.

    Simone de Beauvoir giriş kısmında az tanınan bir kadın hakları savunucusundan şu alıntıyı yapar;

    "Pek az kimsenin tanıdığı kadın hakları savunucusu Poulain de la Barre, XVII. yüzyılda: "Erkeklerin kadınlar üstüne yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar" demiş."

    Sadece bu söz üzerine düşünmeye davet ediyorum sizi, bütün toplumlarda çarkların bu şekilde işlediğini de eklerseniz bu düşünceye cinsiyet eşitsizliğinin neden bu kadar uzun süredir (binlerce yıl) aşılamadığını daha rahat bir şekilde kavrayabiliriz.

    Kadın haklarının yok sayılması ve cinsiyet eşitsizliği üzerine ilk başkaldırının bile 15. 16. Yüzyıla kadar beklemesi kadının nasıl bastırılan, yok sayılan, kendi çevresindeki duvarlar ve birkaç mahalle ötesine dayanmayan ufak bir evrene kapatılıp köleleştirildiğini anlayabiliriz.

    August Bebel ezilen iki sınıftan bahseder:

    1. İşçi Sınıfı
    2. Kadınlar

    İşçi sınıfının içinde bulunan kadınlar ise en çok ezilen sınıftır. Kapitalizm çarkından sıyrılmak için bir ömür boyu çalışan ve bu çalışmanın üstüne çocuk bakımı ve ev işleri sırtına yüklenen kadın toplum saçmalıkları ve erkek eziyetine rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsa bu dünyada eğer bir kutsallık varsa şayet o da o kadınların yaşama tutunma karşısında verdikleri mücadelenin kutsallığıdır. Başka bir kutsallık yoktur ne kilise, ibadet yerleri ne de din adamlarının kutsallığı bu kutsallığın yanından geçemez.

    Kitabın içeriğine tabii ki daha az değineceğim çünkü zaten okuma bilinci olmayan bir toplumda yaşıyoruz, benim değinmek istediğim konu genel hatlar. Simone de Beauvoir bildiğimiz üzere bir feminist, peki feminizm ne işe yarar ve neden bu kadar az bilinir ya da neden kadınlar arasında bu kadar az ilgi duyulan bir alandır? Bu konu hakkında kendi düşüncelerimi ifade etmek isterim.

    Feminizm siyasi temelli olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma hareketidir. Ve genel yanlış kanının aksine Feminiz bir topluluğa ya da bir cinse ait değil "Feminizm herkes içindir" tabii feminizmin ayrı ayrı dalları da mevcut hem kendi kendilerine saldırıp kendilerini yok etmekte hem de Sosyalist kuramcıların da eleştirilerine maruz kalarak birlik olması gereken bilinçli insanların ortak bir çatışma alanı haline gelmektedir. Bu çatışmaların asıl nedeni ise "Şişkin insan egosu"dur bana göre bizim asıl kavgamız gerçekten kadın-erkek eşitliği mi? Kendi görüşlerimizin ağır basması mı?

    Başka bir konu ise feminizmin belli başlı safsatalar ile sadece kadınlara yüklenmesi sorunudur, keşke kadınlar bu yüklenmeyi üstlenip feminizmin ilkelerini benimseyip hareket etse lakin hem kadınlar hem erkekler bu alanı yabancı kalıyor ve toplumsal dedikodular ile düşman gözle bakılıyor.

    Simon de Beauvoir bu bilinçlenme için önemlidir. Kadın kimliğinin varoluşsal boyutlarına değindiği "İkinci Cins" serisi neredeyse yok denecek kadar az bir okunma oranını gecemiyor. Ne de büyük bir yayınevi tarafından kitapları basılıp, kitapları çok satanlar reyonuna sokulmuyor çünkü kadınların kendi kimliklerine erişimi demek var olan bütün tabuların yıkılması ve erkek egemenliğinın putlaşmış zihniyetinin devrilmesi anlamına geliyor.

    Okurları tarafından yazılan birkaç incelemeye de göz attım; ortak bir ifade var "dönemin yazarlarının da dediği gibi okunması gereken bir kitap" sanki biz cinsler arasındaki ayrımları anlamış ve bu eşitsizliği gidermiş bir üst toplumun bireyleriyiz de artık dönemin yazarlarına ayıp olmasın diye Simone de Beauvoir okumaları yapıyoruz. Bizim ülkede cinsel kimliğininin ne olduğunu bilmeden yaşayan kitleye bakarsak bu kendini üst perdeden görme davranışları da hiç hoş değil kac kişi çocuğuna cinsel eğitim hakkında bilgi veriyor, okul müfredatında verilen cinsellik eğitimi ne yöndedir? Biyolojik gereklilikleri hastalık diye adlandıran insanların oranı yüzde olarak kaçtır?..

    Simone de Beauvoir dinin kadın etkisi üzerine bir yerde şöyle der:

    "Dinin kadınların yaşamında oynadığı rolden ötürü, erkek kardeşinden daha çok anasının egemenliğinde olan küçük kız, genellikle, dinin etkisinde daha çok kalır."

    Ve bu dinin etkisinde kalan kadınlar onların ikinci cins olarak yaşam sürmelerinde dinin birince faktör olduğunu hiç bilemeden yaşar ve ölürler. Tıpkı Avrupa kendi savaşları içinde kan golüne döndüğü vakitlerde kilisenin tek derdinin kadının bekareti olduğu gibi...

    Kadınların bedenlerini satmaları üzerine de değinirsek August Bebel Kadın ve Sosyalizm kitabında şöyle der:

    "Hiçbirinin aklına,(fuhuş için normal olduğu görüşünü savunan düşünürleri kastediyor) başka bir toplumsal düzen aracılığıyla, fuhuşun nedenlerinin ortadan kalkabileceği düşüncesi gelmiyor, yine hiç biri fuhuşun nedenlerini araştırmaya çalışmıyor. Bu kadar çok kadının bedenini satmasının temel nedeninin, sayısız kadının acı çekerek içinde yaşadığı üzücü sosyal koşullar olabileceği... Ve başka sosyal koşullar yaratmak gerektiği sonucuna götürülmüyor."

    Bebel kadınların fuhuşa nasıl zorlandığını kitabında çok daha ayrıntılı bir şekilde açıklar çok üst İnanç abidesi olan devlet ve kilise ahlaklığı ile övünerek ortada kol gezerken hiçbiri proleter kadının çocuklarının karınlarını doyurmak için bedenlerini satmak zorunda olduğunu görmek istemedi, çünkü onlar üst sınıftı ve alt sınıflar kendi haklarını ele geçirecek bilince sahip olamadıkça bu durumlar da devam edecektir..

    Simone de Beauvoir bu durum için şu saptamayı yapar:

    "İlkel uygarlıklardan günümüze dek, yatağın, kadın için bir "hizmet" olduğu kabul edilmiştir; erkek, bu hizmet karşılığında, armağanlarla ya da geçimini sağlayarak ona teşekkür etmektedir."

    Kadın bedeni erkek için bir nesnedir, ve bu nesneyi süsleyerek istediklerini ele geçirir nesne olan kadının da kendi içinde bir aydınlığa erişmedikçe, bu kölelik düzeninin devam edeceğini belirtir Simone.

    Erkeğin süregelen yüceltilmesine de şöyle değinir:

    "Tarih ve edebiyat bilgisi, şarkılar, beşikte dinlediği masallar hep erkeği yüceltir. Eski Yunan'ı Roma İmparatorluğu'nu, Fransa'yı ve tüm ulusları kuranlar, yeryüzünü keşfedip işlemeye yarayan aletleri türetenler, dünyayı yöneten, resimlerle, heykellerle, kitaplarla dolduranlar hep erkeklerdir."

    Bu şimdiye kadar böyledir, kadınlar daha yeni yeni kimlikleri ile özgür bir şekilde ön plana çıkabilmekte, lakin devam eden en büyük sorunumuz, -evet sorunumuz diyorum çünkü bu bir kadın meselesi değildir sadece- kadınların sahip olması gereken "kadınlık" bilincine sahip olamaması, bu bilinçsizlik durumunu feminist hareketi elden ele yayarak bir nebze ortadan kaldırabiliriz, tabiki din ve devlet balyozu hâlâ kadınların üzerine uzun bir süre inmeye devam edecek, buna rağmen bu aydınlanma ne kadar bir sürede gerçekleşir bilemiyorum ama bizim ülkede gerçekten içi boş nesiller yetiştirildiğini biliyoruz, ne erkek ne kadın hümanist bir bilincin yakınına bile getirtilmek istenmiyor siyasi emeller uğruna kadınlar hâlâ yaşamadan ölüyor veya öldürülüyor.

    "Condorcet, kadınların siyasal yaşama girmelerini ister. Onları erkeklerle bir tutar ve beylik suçlamalara karşı savunur: "Kadınlarda adalet duygusu yoktur, onlar bilinçlerinden çok duygularıyla davranırlar... denmiştir. (Oysa) bu ayrılığın temeli doğada değil, eğitimde, toplumsal yaşayıştadır." Başka bir yerde de şöyle der: "Kadınlar yasaların tutsağı oldukça egemenlikleri tehlikeli bir hal almıştır. Onu korumak için bunca uğraşmak zorunda kalmasalar; kendilerini savunmak, baskıdan kurtulmak için tek yolları bu olmasa, erkeklerin tehlikesi azalırdı."

    Bu alıntıyı son alıntı olarak belirledim. Kadınların kendi kimliklerine erişmesini istiyorsak şayet biz erkekler onların özgürlük alanlarını daraltmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Onların bu yolda ilerlemesine ön ayak olmalı, engelleri ortadan kaldırıyor olmalıyız çünkü bireysel olarak çok iyi bir eşe, anneye, kız kardeşe sahip olmak kalan tüm kadınları kurtarmaya hiçbir zaman yetmeyecek bunun bilincine varmak gerek, bir erkek eşinin kendi ayakları üzerinde duran, kadın kimliğini kazanmış olmasından ve özgürlük alanının geniş olmasından memnun olabilir. Bu kadar hümanist bir düşünceye de sahip olabilir, lakin eşinin bu ülkede her gün olan kadın katliamları, taciz ve tecavüzlerine kurban olup olmayacağını hiçbir zaman bilemeyecek, haberlerde izleyip ah vah çekmek ile halledilebilir bir mesele olmadığı da gayet açık.

    Uygulanabilir tek yol var. Bilinçli eğitim...
  • 216 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhabalar sevgili kitap dostlarım, 🤗 eserin içeriğinden bahsetmeden hemen önce felsefe/edebiyat, doğa/yeşil, bahçe/çiçek tutkunu biri olarak, Avustralyalı genç filozof Damon Young'ın "Bahçede Felsefe"si tam bana hitâp eden bir eserdi sübjektif itirafımı etmek isterim. Kendimden ve dahi ilgi alanlarımdan onlarca şey bulduğum bu eseri okurken bahçenin/doğanın, sanatçılar/ yazarlar/şairler/filozoflar için ne kadar önemli olduğunu ve eserlerini oluştururken aslında ilham kaynaklarının önemli bir bölümünü doğanın oluşturduğunu bu kitap sayesinde daha da iyi öğrendim. Hatta bu eserden edendiğim bilgiler ışığında, bahçede yürüyerek yapılan aktif felsefe geleneğinin Sokrates'ten Platon'a, Aristoteles'ten halefi ve en sâdık öğrencisi olan Theophrastus'a yani 'Antik Yunan'da başlayıp günümüzde de hâlen devam ettiğini söyleyebilirim.
    Eserin içeriğine gelince, birçoğunuzun Aşk ve Gurur adlı eserinden tanıdığınız Jane Austen'den Marcel Proust'a, Leonard-Virginia Woolf çiftinden tutkunu olduğum Nietzsche'ye, skandallar kraliçesi Colette'den Toplum sözleşmesi ve Emile başta olmak üzere daha birçok değerli eserin sahibi J.J. Rousseau'ya, Distopyalarından tanıdığınız Orwel'dan E. Dickinson'a, "Zorba" nın yazarı N.Kazancakis'den Fransız filozof J.Paul Sartre ve dostu-hayat arkadaşı Simon de Beauvoir'a ve yine son olarak deneme ve oyun yazarı/şair ve hiciv ustası Voltaire'e özelinde insan, genelinde onların doğayla ilişkisi nakış nakış işlenmiş diyebilirim.
    Ayrıca Aristo'yla başlayıp Sokrat'la bitmesi de ayrı bir keyif verdi.
    #dipçem Açıkçası eser için ~sevdiğim filozofların/yazarların/şairlerin her birinin doğa ile bağı veya bağımsızlığı, sevgisi veya nefretinin kısa özetler halinde biyografik incelemesidir.~deyip kestirip atmak istemiyorum. Zirâ bahçe-doğa onlar için çok daha fazlasını ifade ediyor. Nasıl mı? Örneğin bilimsel felsefenin babası Aristoteles, Iskender'in hocası olmasına rağmen o meşhur derslerini saray da değil ağacın ve çimenin bol olduğu bir parkta vermişti. Öğrencisi Theophrastus'da bahçede botanikle ilgili ilk sistematik denemeyi yazmıştı. Helenistik dönemin sıkı eleştirmenlerinden biri olan filozof Epiküros'un okulunun adı ~Bahçe~ idi.🤗 Platoncu teolog Augustinus yine bir bahçede Hristiyanlığı seçmişti. Nietzsche kendi vâroluşcu coşkularını doğada yaşayan biriydi. Ona göre doğadan alınacak ders, evrimin zalim olduğuydu.Onun bahçesi bir vâroluşcu meydan okuma, gezegenin kör güçleriyle bir karşılaşmaydı. Colette'a göre bahçe dizginleyemediği arzularından arınma yeriydi.
    Entelektüel hayatın sokak çocuğu olan Rousseau'ya göre bahçe, iç huzûru bulduğu, kendi içindeki iyiyi yeniden keşfetmesini sağlayan kutsal bir mabet gibiydi. Saplantılı halde bahçe düşkünü olan Orwel, İspanya iç savaşında faşist bir asker tarafından atılan kurşunla gırtlağından vurulduktan sonra dahi yatak istirahati yerine yazarak ve bahçeyle uğraşarak iyileşti. 🤗E. Dickinson çocukluğundan itibâren bahçesinin bakımını sürekli devam ettirmiş ve tüm bahçesini tanıdık tanımadık binlerce hasta, yeni doğum yapmış anne,yaşlı ve çocukla paylaşmış, ülkesinde çiçekleri şiirlerinden daha meşhur bir şairdi. N.Kazancakis de Budistlerin taş bahçelerine hayran biriydi.
    J.Paul Sartre bahçelerden ve dahi doğadan nefret ederdi. O kesinlikle şehirlerin keşmekeşine hayran biriydi.🤔 Voltaire'e göre bahçe terapi merkezi gibiydi. Ezcümle bahçe birçoğu için her şey, bazıları için hiç bir şeydi. #dipçem Hepsinden öte beni en çok etkileyen Woolf çiftinin aşk-evlilik-sabır-hastalık-çiftlik-ağaç-isim-intihar-ölüm-kül-vefa kelimeleriyle özetleyebileceğim hikâyesi oldu diyebilirim. Keyifli okumalar dilerim. Kitap, doğa, felsefe ve sevgiyle kalın.
  • *****Eğer zamanda yolculuk yapıp 1945 yılına, Paris’teki Les Deux Magots “İki Bilge Adam” adlı kafeye gidebilseydiniz, kendinizi ufak tefek, şaşı bir adamın yanında otururken bulurdunuz. Pipo içen ve not defterine bir şeyler karalayan bir adam. Bu adam en ünlü varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre’dır. (1905-80). O aynı zamanda roman, oyun ve biyografi yazarıdır. Hayatının çoğunu otellerde geçirmiş ve kaleme aldıklarının çoğunu kafelerde yazmıştır.
    Sartre, savaş sırasında yayımlanan Varlık ve Hiçlik (1943) adında uzun ve kavraması zor bir kitap yazmıştı. Kitabın ana teması özgürlüktü. İnsan özgürdür. İşgal altındaki Fransa’da, birçok Fransızın ülkelerinden kendini esir hissettiği dönemde oldukça tuhaf bir mesaj veriyordu. Sartre bununla insanın, örneğin bir çakının aksine, belirli bir şey yapmak üzere tasarlanmış olmadığını kastediyordu. Bizi tasarlamış olabilecek bir tanrının varlığına inanmıyordu; dolayısıyla Tanrı’nın bizim için bir amacı olduğu fikrini reddetti. Çakı, kesmek için tasarlanmıştır.. Peki ama insan ne yapmak için tasarlanmıştır? İnsanın bir özü yoktur. Sartre’a göre burada olmamızın herhangi bir nedeni yoktur. İnsan olmak için belirli bir yolda olmamız gerekmez.Bir insan ne yapmak ve ne olmak istediğini seçebilir. Hepimiz özgürüz.
    Her gün yaptıklarımızdan ve yaptığımız şeyler sonucunda hissettiklerimizden tamamen sorumluyuzdur. Sahip olduğumuz duygulara kadar. Eğer şu anda üzgünseniz, Sartre’ye göre bu sizin seçiminizdir.Üzgünseniz bundan siz sorumlusunuzdur.Bu korkutucudur ve bazıları bununla yüzleşmekten kaçınır; çünkü çok acı vericidir.
    Sartre’ın felsefesine “Varoluşçuluk” adı verildi. Bu ad, her şeyden önce dünyada kendimizi var olurken bulmamız ve ardından yaşamımızla ilgili ne yapacağımıza karar vermek zorunda olmamız düşüncesinden gelmektedir. Öbür türlü de olabilirdi; Belirli bir amaç için tasarlanmış bir çakı gibi olabilirdik. Ancak Sartre, öyle olmadığımıza inanır. Onun ifadesiyle, varoluşumuz özümüzden önce gelir, oysa tasarlanmış nesnelerde özleri, varoluşlarından önce gelir.
    İkinci Cins kitabında Simone de Beauvoir, kadınların kadın olarak doğmadığını, kadın haline geldiklerini ileri sürerek bu varoluşçuluğa farklı bir yön verdi. Bununla, kadınların bir kadının ne olduğuna ilişkin erkek bakış açısını kabul etmeye eğilimli olduğunu söylemek istiyordu.Erkeğin sizden olmanızı beklediği şeyi olmak, bir seçimdir. Ama kadınlar özgürdür, ne olmak istediklerine kendi kendilerine karar verebilirler.
    Varoluşçuluğun bir başka önemli konusuysa, varoluşumuzun saçmalığıdır. Hayatın, biz ona seçimlerimizle anlam atfedene kadar hiçbir anlamı yoktur, çok geçmeden ölüm kapıya dayanır ve hayata verebileceğimiz tüm anlam ortadan kalkar.
    Varoluşçulukla bağlantılı, roman yazarı ve filozof Albert Camus (1913-60), insanın saçmalığını açıklamak için Yunan miti olan Sisifos’u kullanmıştır. Sisifos Tanrıları kandırdığı için, devasa bir kayayı bir dağın tepesine yuvarlamakla cezalandırılır. Sisifos tepeye her ulaştığında kaya aşağıya doğru yuvarlanır ve bir kez daha en baştan başlamak zorunda kalır. Sisifos, bunu, sonsuza kadar tekrar tekrar yapmak zorundadır. İnsan hayatı da Sisifos’un görevi gibi tamamen anlamsızdır. Hiç bir hedefi yoktur. Her şeyi açıklayacak cevaplar yoktur. Saçmadır.Fakat Camus umutsuzluğa düşmemiz gerektiğini düşünmez. İntihar etmeye gerek yoktur. Bunun yerine Sisifos’un mutlu olduğunu kabul etmek zorundayız. Sisifos neden mutludur? Çünkü amaçsız bir şekilde kayayı tepeye yuvarlama çabası da, yaşamı yaşanmaya değer kılan bir şeydir. Ne olursa olsun ölüme tercih edilebilir bir durumdur.
  • 573 syf.
    Louis-Ferdinand Céline’in “Gecenin Sonuna Yolculuk” Romanı ve “Yiğit Bener Çevirisi” Eleştirisi...

    “Sonuçta savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur.” Louis-Ferdinand Céline

    Gecenin Derinliklerine Bir Yolculuk:

    İlk Türk romanını kim yazdı diye sorulduğunda, 1870’lerde; Ahmed Midhat, Şemsettin Sami ya da Namık Kemal’di deriz. Ayrıca Mihailidis’in, Karamanlı Rum Türkçesiyle (Rumca harflerle) yazdığı “Seyreyle Dünya” da o yıllarda basılmıştır. Aslında Türkçe ve tarihteki ilk romanımızı Ermeni alfabesiyle 1851’de yayınlayan kişi bir Ermeni vatandaşı olan Vartan Paşa’dır. 19. yüzyıl Osmanlı ve Türk Edebiyatında, Yusuf Kâmil Paşa ilk roman çevirimizi, Fenelon’a ait olan Telemak’ı, Türkçeye, “Tercüme-i Telemak” adıyla çevirerek yapmıştır…

    İncelemesini yaptığım ve çevirisi Yiğit Bener tarafından yapılan Gecenin Sonuna Yolculuk (GSY) romanı, 2002 yılında YKY’de yayınlandı. GSY romanıyla Fransız edebiyatına, günlük konuşma diliyle argoyu sokan, asıl mesleği tıp doktoru olan yazarımızın gerçek adı Louis Ferdinand Auguste Destouches’dir (1894-1961). ‘Céline’ aslında yazarın babaannesinin adıdır. GSY’de yazar, Paris banliyösündeki bir muayenehanede çalışan, fukara doktoru olan gezginci Ferdinand Bardamu ile hayta kankası Robinson’un etraflarında bulunan herkesin yaşam öykülerini anlatır. Céline, romanlarının dilini “konuşan dil” olarak tanımlar. Romanın 2001 yılında, yüzlerce sayfalık el yazmaları müzayede yoluyla Fransız Milli Kütüphanesi tarafından satın alınmıştır. Bu el yazmalarını daha sonra, Paris’te bulunan Gallimard Yayınevi, epey yüklüce bir ödeme yaparak tüm basım haklarını satın almıştır.

    Yiğit Bener (1958 Brüksel-), akademisyen, yazar ve çevirmendir. Bener de Céline gibi Tıp eğitimi almıştır. Lakin eğitimini, 1980 kargaşa döneminde yarım bırakarak yurtdışına gidip uzunca bir süre orada yaşamıştır. Bener, GSY çevirisini toplam 2,5 yıllık bir sürede tamamlarken eş zamanlı olarak yazdığı kendi romanında, iç sesler ve kullanılan dil Céline’in sesi ve dili olmaya başlayınca yazmayı durdurup GSY çevirisi Temmuz 2002’de basıldıktan sonra romanını yazmaya devam etmiştir. Bu arada kendi romanındaki başkahramanın adı da Selin’dir (Yiğit Bener, Kırılma Noktası, 2006, Can Yayınları, 256 Sf.).

    Evrensel Hırtlığın Romanı

    Céline, GSY romanını yazmaya –kayıtlara göre- 1929’da yani 35 yaşlarında başlar. 1932’de tamamlar ve yayımlatır. Yazar, hazırlık aşamasıyla beraber 50 bin sayfalık el yazması tutan bu romanı için uzunca bir süre ter döker. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını gören yazar, ilkinde cephedeyken ayağından ciddi şekilde yaralanıp ameliyat olmuş ve ayağında bir emare kalmıştır. Bu yara yüzünden ordu onu çürüğe çıkarmış ve göğüs göğüsse savaşmaktan yırtmıştır.

    Hikâyesi 1910-1930 arasında geçen romanın ilk yarısında, Bardamu’nun 1. Dünya Savaşı ile Afrika-Amerika gezileri; ikinci yarısında ise; Paris’e dönüşünü ve orada kemale erişi anlatılır. Yazarın kendi gerçek yaşamıyla örtüşen ve hayal ürünü olan birçok nokta vardır romanda. En büyüğünden bir isyan çığlığı atmaktadır Céline: “Ben konformist bir adam değilim” der. Bu isyanın altında üç ana ruh hali vardır: SAYGI – SAFLIK – KADERCİLİK. Kitabın genelinde de anarşist bir söyleme sahiptir yazar. Anarşizm ve Konformizmi çiftleştirip kendisi için yeni bir melez tür yaratmıştır Céline. O günlerin Fransa’sının kuralcı ve gelenekçi edebiyatın aksine, O, sokağın dilini, açık saçık küfürlü dilini tercih etmiştir. Başkahramanını dillendirirken: Konuşma Dili + Sokak Dili + Kaba Bir Fransızca = Céline’in alter egosu yani alt edebi benliği “Ferdinand Bardamu” hayat bulmuştur.

    Céline: “Savaş tüm kötülüklerin anasıdır” der. “Savaşlar, insanların tüm iyimserliklerini altüst eder”. Özellikle Bir ve İkinci Dünya Savaşları, tüm dünyada, Aydınlanma ve Devrim çağının, neredeyse beş yüz yıllık getirilerini yerle bir etmiştir. Céline, Bardamu’nun ağzıyla şöyle konuşur: “Adeta boş bir insan olmaktan hep ürkmüşümdür, yani var olmak için ciddi hiçbir nedenimin olmamasından.” Romanında, Avrupa’daki savaş illetini, Afrika’daki yoksunluğu, hem sömürgeci beyazların hem de zenci halkın ne enayi olduklarını, Amerika’nın ise; ne derece büyük vahşi kapitalist bir makine olduğunu anlatır. Afrika’da ve Amerika’da çok kısa süreler kalır. Gerçek hayatta Amerika’ya, çalıştığı Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatı adına gözlemci olarak gidip Ford’un fabrikasını ziyaret etmiştir. Ama romanda, bu fabrikada rondela vagonlarını itekleyen bir işçidir.

    Bir Céline uzmanı olan akademisyen Henri Godard, Céline’in Fransız roman dili üzerinde yaptığı büyük devrimi savlarcasına şöyle demiştir: “En kalıcı devrimler dil ile gerçekleştirilmişlerdir.” Céline’in GSY’deki kahramanları, gerçek sokaklardaki insanlar gibi konuşurlar.

    Céline kişiliği gereği; benmerkezci-sosyopat, çıkarcı, bencil bir hergeledir. Özellikle de bir Yahudi düşmanı, antisemit bir ırkçıdır. Çağdaşları Malraux, Sartre, Gide, Aragon ve Camus ile bu yüzden çok kapışırlar. Özellikle de Camus ve Sartre’ın Libération gazetesi üzerinden direkt Céline’i hedef alan ahlak ve edebi seviyesi oldukça düşük makalelerine, Céline de aynı seviyede ve sertlikte, Fransa dışından, 1942-1947 arası hapis ve sürgün hayatı yaşadığı Almanya ve Danimarka’dan (Baltık sürgünü esnasında) cevap verir. Bu it dalaşı yıllar boyu sürer. Céline: “Her alanda asıl yenilgi unutmaktır. Özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak, insanların ne derece hırt olduklarını asla anlayamadan gebermektir!” der.

    Bardamu, Amerika’dan Paris’e geri dönüp tıp eğitimini tamamlar ve doktorasını verir. Clichy’de Garenne-Rancy’de bir muayenehane açar kendine. Çok sevdiği o meşhur kedisinin isim babası –habisli tifodan 7’sinde ölen- küçük oğlan çocuğu Bébert ile burada tanışır. Mahallenin tüm yoksullarına vizite ücreti al(a)madan uzunca bir süre hizmet verir. Evdeki koltuk-kanepesi, gramofonu, plakları ve bisikleti rehinciye gidince kiralarını ödemek adına, artık dayanılmaz noktaya ulaşır ve devlet dispanserinde doktorluk yapmaya başlar. 1931’de dispanserin sekreterine elli bin sayfalık el yazmalarını daktilo ettirir. Günümüzdeki yayıncısı Gallimard ve diğer büyük yayınevleri kitabını o günlerde basmak istemezler. Céline, yayınlatacak birini bulur (yayıncı Robert Denoël; aslen Fransız olan editör, 2 Aralık 1945’de Paris’te uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür) ve 15 Ekim 1932’de GSY basılır. Epey sükse yapar ve çoksatar ilk romanı. Lakin 1934 sonrası yazdığı, kendi deyimiyle paçavralar, ırkçı söylem içeren Yahudi düşmanı deneme-makale vb. yazıları yüzünden çok tepki alır. 1941 yılına geldiğimizde, Fransa’nın lider koltuğunda, Hitler yanlısı-yandaş Vichy Hükümeti vardır ve Céline’in tüm kitapları kapış kapıştır. Ama bu zevk-ü sefa yılları 1942′de, Céline’in öldürülme korkusuyla Baltık diyarına kaçmasıyla 5-6 yıllığına son bulur.

    Romanda, Bardabu, sevgilisi Molly ile konuşurken aklından geçenler Céline’nin bir kaçış edebiyatçısı olduğunun itirafıdır (Molly aslında, romanını adadığı Amerikalı dansçı kız Elizabeth Craig’tir; Craig, Céline’in gerçek hayatta da ilk eşidir):

    “Ona hak veriyordum. Hatta beni yanında tutabilmek için sarf ettiği bunca çabadan ötürü utanıyordum bile. Sevmesine seviyordum onu, elbette, ama o marazi takıntımı daha çok seviyordum, o her yerde kaçma arzusunu, bilmem neyin peşinden giderek, salakça bir kibrin etkisiyle olsa gerek, bir nevi üstünlük inancıyla”

    “Edebiyat, insan ruhunun keşfidir” den hareketle; Céline’in romanı irrite edici, leş, kokuşmuş, inatçı, huysuz; diğer yandan da iç gıcıklayıcı, neşeli ve pıtır pıtırdır. Céline asla bir devrimci olmamıştır. Dünyayı daha iyi bir yer haline getireyim çabasında bir nihilist te değildir. Onun derdi düzeni yaratan insanlarladır. O, yirminci yüzyıl romanının en büyük biçemcilerinden biridir.

    Çeviriye Dair

    Çevirmenin yazara aşkı genelde platoniktir. Önce âşık olur yazara. İdealindeki aşkı yakaladığında artık kendisi yazar olur. Yazara da ihtiyacı kalmaz. Çevirmen Şadan Karadeniz’in dediği gibi: “Çevirmenle çevirdiği metin arasında bir tür ‘symbiosis’ oluşur.” Çevirmen yazara evirilip dönüşür. Aynen Kafka’nın “Değişim” inde, Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesi gibi. Bener ve Céline’in hekimlik geçmişleri, ikisinin de edebiyatçı olmaları bu dönüşümü daha da kolaylaştırmıştır.

    2002′de GSY çevirisi ilk yayınlandığında birçok kafadan ses çıkar. Suya sabuna dokunan pek ciddi ve detaylı eleştiri de yoktur! Benim incelediğim eleştiriler Vivet Kanetti, Ömer Egi ve rahmetli Yıldırım Keskin’inkiler. Kanetti ve Egi, Bener’in Sonsöz’üne takılıp, yapmasa daha iyi olurdu diye eleştirmişlerdir. Keskiner ise; baltayı taşa vurmuştur! Kitabın adının “sona” değil de “uca yolculuk” olması gerektiğini söylemiş ve kanımca kritik bir hataya düşmüştür. Ayrıca Céline’in antisemit olduğuna dair Henri Godard’ın Türkçe çeviri romana yazdığı önsözde buna hiçbir vurgu yapılmadığı eleştirisini getirir. Bener, bunların tamamına, altına imzamı koyabileceğim, delilli-ispatlı yanıtlar vermiş ve gelen eleştirileri kolaylıkla savuşturmuştur.

    Her şeye karşın, kim ne derse desin, Bener, usta işi bir çeviri yapmıştır. Çevirisinin, kanımca, aksayan yönleri de var. Her çevirmen, metnini çevirirken kendi kararlarını alır, doğru veya yanlış. Hiç kimsenin bir çevirmene “onu değil de şunu kullanmalıydı, bu şekilde doğru olurdu” deme hakkı da yoktur! Ama yine de bu, çevirmenlerin yapıtlarının eleştirilmeyeceği anlamına gelmemelidir. Bundan hareketle, gözüme çarpan bazı çeviri sıkıntılarını aşağıda sizlerle paylaştım. Aslında sıkıntı değil de, Bener, metni çevirirken Céline’e dönüştüğü için bazı hafif lakırdılara bile bazen ağır bir argoyla karşılık vermiştir. Hemen tüm metinde, Bener, Türkçe sözcük tercihlerinde, toplumun yaşça ileri kesiminin bildiği ve sıkça kullandığı, genç kesimininse bihaber olduğu ağdalı sözcükleri tercih etmiştir. Ayrıca çevirmen, dipnotlarında da belirttiği gibi, Céline’in kendi uydurma özel isimlerine (neolojizm) yine kendince uydurma karşılıklar vermiştir. Bener’inkiler yanlıştır demiyorum elbette. Yine de Bener’in bulduğu karşılıklar yeterli ve eğlencelidir.

    Çeviri metnine kuramsal bir bakış atarsak; her ne kadar Bener, çeviri kuramlarına yürekten inanan bir kişi olmasa da, kendisinin yazılı çeviri üslubunu, ister istemez konferans çevirmenliği yönü de etkilemiştir. Çevirmen Bener’in “Erek Dil” kaygısı bu yüzdendir. Zira Bener’in esas uzmanlık alanı olan konferans çevirmenliğinde hedef, anlamı erek kitleye aktarmaktır. Bu hem hedef dilden kopuşu gerektirir hem de eşzamanlı bir süreç içinde yapılması gerekir. Zaten bu yüzden Fransızcası “interprétation de conférence” dır, “traduction de conférence” değildir. Özetle tüm çeviri metninde tek bir kuram hâkimdir: Gideon Toury’nin “Erek–Odaklı Çeviri Kuramı”. Bener, en doğru yolu seçerek bu çeviri metnini, Türk okuyucuların takdirine sunduğunu çok iyi bildiğinden, olası şikâyet ve eleştirilerden de kaçınmak adına, erek dilin okuyucusunun anlayacağı şekilde çeviri yaparak onların dilinde kullanılan hemen tüm eski-yeni sözcükleri kullanmıştır. 30 yaş altındakilere bu eski sözcükler çok hitap etmese de, 50 yaş ve üstü Türk okuyucusuna hemen hiç yabancı gelen sözcük yoktur. Bazı çok zorlama –Fransızca sözcüklere Türkçe- karşılıklar vardır metinde. Bener’in haklı olarak, 1930’ların ortamında yazılan bir metni, 21. yüzyıl okuyucusuna, o eski zamanın tadıyla ve konuşma diliyle vermek gayretkeşliği ağır basıyor çeviride. Bu durum metnin genelinde olsa da özellikle sayfa 466-486 arası Dr. Baryton ile Dr. Bardamu’nun yaptıkları derin konuşmalarda yoğun şekilde görülen çok eski sözcükler (Arapça-Farsça) benim okuma akışımı sekteye vurdurdular. Bununla beraber, Türkçede kullanılan bazı çok yeni sözcükler de var metinde ve zıtlık yaratıyorlar. Céline’in kullandığı Fransızca sözcüklerde, o güne dek kullanılmayan ifadelere, sözcük kalıplarına, yeni sözcüklere rastlıyoruz. Bener yine de Türkçeyi zorlayarak yazarın üslubuna sadık kalmıştır. Çünkü aynı zorlamalara, yeniliklere, artık kullanılmayan sözcüklerin edebi dile sokulmasına Céline’de de rastlarız ve romandaki argo yaşayan bir argo değil, kurmaca, yazar tarafından gerçeğine en yakın biçimde oluşturulmuş bir argodur. Bener de bunu mümkün olduğunca yapmaya çalışmıştır.

    Çeviride Aşırı Zorlama (ÇAZ) ve Eski/Yeni Sözcüklerin [EYS] Bir arada Kullanılıp Zıtlık Yaratmasına Örnekler

    kıyın, kıyın [zulüm] (sf225) [ÇAZ]
    delişmen [güçlü, hareketli] kentin içinde (sf227) [ÇAZ]
    addedilmelidir [EYS] (sf240)
    onulmaz [iyileşmez] bir melankoli (sf244) [EYS]
    büyük çapaçul [düzensizlik] uyarıcılara (sf256) [ÇAZ]
    kostaklanarak [zarif, kibar] geldiğini (sf258) [ÇAZ]
    daha önceden de ayrımsamıştım [EYS] (sf262)
    umumhane [‘kârhane’ tercih edilebilirdi] (sf266) [ÇAZ]
    oraya buraya siymeyi [sataşmak; kedi-köpek işemek] tercih ediyor (sf286) [ÇAZ]
    aracını pey [avans] sürüp (sf253) [ÇAZ]
    anne de köseğini [ucu yanık odun] sallar (sf297) [ÇAZ]
    duhuliye [giriş ücreti] resmi gişelerinde (sf325) [ÇAZ]
    sölpük sölpük [gevşeyip kendini koyuvermiş] sarkıyorlar (sf332) [ÇAZ]
    bir düşük vakası süreğenleşiyordu [müzminleşmek] (sf335) [ÇAZ] (SD: “sürüp gidiyordu” veya “uzayıp gidiyordu” denebilirdi)
    Kıpır kıpır ayaklar, kimisi teşne [susamış] kimisi diklenen (sf348) [ÇAZ]
    Heyecanlardan oluşan bir çıfıt [Yahudi; hileci, düzenbaz] çarşısıydı (sf365) [ÇAZ]
    sağlıklı olmak denilen şey olsa olsa ehvenişerdir [kötü olanların içinde iyisi] (sf372) [ÇAZ]
    Pek berbat dişleri vardı, Papazın, kağşamış [eskimiş], sararmış ve yeşilimtırak kefekiyle [yumuşak taş] iyice kaplı, yani sıkı bir dişeti yangısıydı [iltihap] bu (sf375) [ÇAZ]
    Olağanüstü gaitalar [insan dışkısı] (sf425) [ÇAZ]
    “brizbizlerle” [ince perde] (sf443) [ÇAZ]
    allamelik [çok bilgili] taslayan yaşlı biri (sf444) [ÇAZ]
    ibate de [barındırma] gayet düzgündü… zımnen [dolaylı olarak] elbette (457) [ÇAZ]
    “ezcümle, sarfınazar, hayırhah, mültefit, alicenaplık, nefaset, sarih, müzevir..” liste uzayıp gidiyor…

    Çeviride Anlamın Yok Edilmesine Örnek

    Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük (Adam Yayınları-4.Basım Eylül 1992)

    Couillon: s. ve er. hlk. Aptal, enayi dümbeleği.

    P.547

    Un peu mal au coeur elles en ont, mais elles posent quand même par six degrés de froid, parce que c’est le moment su-prême, le moment d’essayer sa jeunesse sur l’amant définitif qui est peut-être là, conquis déjà, blotti parmi les couillons de cette foule transie.

    Sf.530

    Mideleri biraz bulanmıyor değil, ancak yine de altı derece soğukta hava atmaya devam ediyorlar, çünkü bu an işte o belirleyici an, gençliklerinin nihai sevgilinin üzerinde deneme anı, o belki de burada bir yerlerde, bu donmuş güruhun içindeki dalyarakların arasına sokulmuş bekliyordur, çoktan tavlanmış.

    “Petkam” Meselesi

    “Petkam sıkmıyor” .

    Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük (Adam Yayınları-4.Basım Eylül 1992)

    Estomac: (er) 1. Kursak, mide 2. Göğüsle karın arası, karın boşluğu 3. Gözüpeklik, yüreklilik, cesaret. [Avoir de l’estomac: Yürekli, gözüpek, cesur]

    P.265

    J’ai perdu l’estomac

    Sf.264

    Artık petkam sıkmıyor [SD: “Artık cesaretim yok” denebilirdi].

    ***

    Bener Tarafından Kaleme Alınan “Sonsöz” Hakında

    Bener, roman bittikten hemen sonra tam on sekiz sayfalık bir SONSÖZ yazmayı uygun görmüştür. Céline’in alter egosuna yani alt edebi benliği olan Bardamu’ya yeniden can verip, onunla beraber kendisi de bir masanın etrafına beraberce oturmuş; yazarı, eleştirmenleri, okurları, çevirmenin kendisini, tüm edebiyat dünyasındaki zebani ve melaikeleri hem eleştirip hem de onlardan gelmesi muhtemel tenkitleri şimdiden göğüslemek adına, Bener kendine bir oto savunma mekanizması oluşturmuştur. Kitap dile gelmiştir! Bener adeta: “Hakkım olan övgüyü sizlerden bekliyorum, lütfen mesnetli eleştirin beni, ayrıca romanı okurken yazarıma önyargıyla yaklaşmayın lütfen. Evet, o bir sosyopat, o bir narsist, o bir şirret, o bir münzevi, o bir faşist, o bir antisemit yani bir Yahudi düşmanı, bunlar doğru tamam. Ama o aynı zamanda büyük ve eşsiz bir edebiyatçı, itin önde gideni bir anarşist, mahallenin hastalarını bedavaya tedavi eden iyi kalpli doktoru, o iyi bir sevgili, o bir hayvan dostu, o iyi bir eş, o bir yenilikçi, o bir çığır açıcı, o bir edebiyat mucidi, onun eşi ve benzeri yok! Bunu da kabul edin lütfen” demiştir okurlarına ve edebiyatçılara. Bener ayrıca, Céline’in çağdaşlarıyla ne kadar kavgalı da olsa onlara yol gösterici olduğunu açık etmiştir SONSÖZ’ ünde. André Malraux’un “İnsanlık Hali”, Albert Camus’nün “Yabancı”, Jean-Paul Sartre’ın “Bulantı” romanlarına da ilham vermiştir belki de Céline. Ayrıca Céline, bazı kitap-makale ve söylemlerinde yaptığının aksine; bu romanında tek bir antisemit söylemde dahi bulunmamış, tek bir tane bile Yahudi düşmanlığı içeren sözcük kullanmamış, üstü açık veya kapalı sezindirmeye dahi gitmemiştir. Céline’in sadece bu roman referans alındığında, avukatı, pekâlâ da, taş gibi Bener’dir. Bununla beraber, Bener verdiği emeğin karşılığı dobra dobra istemektedir. Buna ister para, ister övgü, ister hatırlanmak kaygısıdır deyiniz. Ben şöyle diyorum: “Bilinmek, gelecekte hatırlanmak ve iyi anılmak istedim!” demiştir Bener. İyi de anılacaktır, hiç kuşkusu olmasın…

    Kitap Künyesi

    Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar, Louis-Ferdinand Céline “Voyage Au Bout de la Nuit”, Çeviren Yiğit Bener, 574 Sayfa, Çeviriye Temel Alınan Baskı “Edition Gallimard, Bibliotheque de Pléiade, 1981”, YKY’de 1. Baskı Temmuz 2002, YKY’de 11. Baskı Ekim 2013 (Tüyap-Beylikdüzü Kitap Fuarında dağıtılan baskı).

    İnceleme: Süha Demirel, İstanbul, 6 Aralık 2013

    Not: Yıldız Teknik Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi Sayın Yar. Doç. Dr. Lale Arslan Özcan Hocama, bu çalışmamdaki değerli katkılarından ötürü sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

    ***

    Emin Kahveci’nin 9 Haziran 2014 günü, incelemem için yaptığı yorum aşağıdadır:

    “Romanın 2001 yılında, tam 50 bin sayfalık el yazmaları Fransız Milli Kütüphanesi’nde bulunmuş ve bu el yazmalarının telifi için Fransa Paris’te bulunan Gallimard Yayınevi tam 10 milyon Amerikan Doları ödeme yaparak tüm basım haklarını satın almıştır.”

    Baştan aşağı yanlış. El yazması İngiliz bir sanat koleksiyonerinin kişisel arşivinde bulunmuş ve açık artırmada 1.5 milyon dolara satılmıştır. Fransız Milli Kütüphanesi, verilen en yüksek teklifi eşleme hakkı olduğu için aynı ücreti ödeyerek sahibi olmuştur. El yazması 50 bin değil, 876 sayfadır. Mantık da 500 civarında sayfası olan bir eser için 50 bin sayfa el yazmasının abartı olacağını söylemektedir. kaynak: http://news.bbc.co.uk/...tainment/1332570.stm

    Ayrıca Danimarka “Baltık diyarı” değildir. Celine de buraya iltica etmiştir.

    Midemin kaldırdığı kadarıyla baktığım süre içinde bulduğum maddi hatalar bunlar. Yüksek birikim ve akıl kamaştıran edebi cesaretinize arz ederim.
  • 360 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    İncelemeye başlamadan önce, felsefi bilgileri bu denli basit ve eğlenceli bir üslup ile kaleme alan Nigel Warburton 'a şükranlarımı iletiyorum :)

    * Spolier içerebilir. Metnin uzunluğu gözünüzü korkutmasın, madde madde elimden geldiği kadar özetlemeye çalıştım.

    Kitabımız kronolojik bir sıraya göre dizilmiş, 40 bölümden oluşuyor. Yunan felsefesinden, ortaçağ felsefesine, oradan da modern felsefeye doğru ilerliyoruz. Bölümler sırası ile şöyle:

    1. Bölüm: Soru Soran Adam - Sokrates ve Platon
    2. Bölüm: Hakiki Mutluluk - Aristoteles
    3. Bölüm: Hiçbir Şey Bilemeyiz - Phyrrhon
    4. Bölüm: Bahçe Yolu - Epikuros
    5. Bölüm: Önemsememeyi Öğrenmek - Epiktetus, Cicero, Seneca
    6. Bölüm: İpler Kimin Elinde? - Augustinus
    7. Bölüm: Felsefenin Tesellisi - Boethius
    8. Bölüm: Mükemmel Ada - Anselmus ve Aquinas
    9. Bölüm: Tilki ve Aslan - Niccolò Machiavelli
    10. Bölüm: Kötü, Zalim ve Kısa - Thomas Hobbes
    11. Bölüm: Rüyada Olabilir miyim? - René Descartes
    12. Bölüm: Bahisleri Görelim - Blaise Pascal
    13. Bölüm: Mercek Yontucusu - Baruch Spinoza
    14. Bölüm: Prens ve Ayakkabı Tamircisi - John Locke ve Thomas Reid
    15. Bölüm: Odadaki Fil - George Berkeley [ve John Locke)
    16. Bölüm: Mümkün Dünyaların En İyisi - Voltaire ve Gottfried Leibniz
    17. Bölüm: Hayali Saatçi - David Hume
    18. Bölüm: Özgür Doğmak - Jean-Jacques Rousseau
    19. Bölüm: Pembe Gerçeklik - Immanuel Kant
    20. Bölüm: Ya Herkes Böyle Yapsaydı? Immanuel Kant[2]
    21. Bölüm: Kolay Yoldan Mutluluk - Jeremy Bentham
    22.Bölüm: Minerva'nın Baykuşu - Georg Wilhelm Friedrich Hegel
    23.Bölüm: Gerçekliğe Anlık Bakışlar - Arthur Schopenhauer
    24. Bölüm: Büyümek için Yer Açın - John Stuart Mill
    25. Bölüm: Akılsız Tasarım - Charles Darwin
    26. Bölüm: Fedakarlık - Søren Kierkegaard
    27. Bölüm: Dünyanın Bütün İşçileri, Birleşin - Karl Marx
    28. Bölüm: Ne Olmuş? - C.S Peirce ve William James
    29. Bölüm: Tanrının Ölümü - Friedrich Nietzsche
    30. Bölüm: Gizlenen Düşünceler - Sigmund Freud
    31. Bölüm: Fransa'nın Kralı Kel mi? - Bertrand Russell
    32. Bölüm: Yuuh!/Yaşasıın! - Alfred Jules Ayer
    33. Bölüm: Özgürlüğün ıstırabı - Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Alber Camus
    34. Bölüm: Dilin Büyüsünde - Ludwig Wittgenstein
    35. Bölüm: Soru Sormayan Adam - Hannah Arendt
    36. Bölüm: Hatalardan Ders Almak - Karl Popper ve Thomas Kuhn
    37. Bölüm: Kontrolden Çıkan Tren ve İstenmeyen Kemancı - Philippa Foot ve Judith Jarvis Thomson
    38. Bölüm: Cehalet Yoluyla Adalet - John Rawls
    39.Bölüm: Bilgisayarlar Düşünebilir mi? - Alan Turing ve John Searle
    40. Bölüm: Modern Bir Atsineği - Peter Singer

    Eserde aktarılan bilgilerin kalıcılığını sağlamak adına, kitabı okurken yanımda bulundurduğum not defterime sık sık notlar aldım(https://i.hizliresim.com/4p95b7.jpg). Edindiğim notları bu incelemede bölüm bölüm paylaşacağım, tabi ki tadında ve fazla detaya girmeden.

    → Sokrates:

    ● Fazla soru sorduğu gerekçesiyle ölüme mahkûm edilmiştir. Bkz: Adi düzenin adi insanları daima soru soran insanlara gıcık olmuştur, çağ pek de önemli değil.

    ● Felsefenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş bir zat-ı şahanedir. Kendisini bir at sineği olarak tanımlayan bu garip adam(o çağdaki ufku dar insanların Sokrates için kullandığı tanımı diyorum, garip adam) halk pazarlarına inip insanlara sorular sorarak onların düşünceleri öğrenmekten haz duyardı. İnsanlar ondan biraz rahatsız olurdu ama olsun, sonuçta at sineği rahatsız eder ama ciddi bir zarar vermez.

    ● Düşünmek bu adam için o denli ehemmiyet taşıyan bir hadise imiş ki, yaşamın ancak ne yaptığımızı düşünürsek yaşamaya değer olduğunu dile getirmiştir.

    → Platon:

    ● Duyulara karşı garezi mi var diye düşündüğüm adamdır kendisi. Duyuların değil, düşünmenin gerçekliğine inanır Plato.

    ● Totaliter devlet rejimini benimsemektedir. Platon'a göre her insanın oy kullanması saçmalıktır. Tümüyle insanların bireysel özgürlük ile yönetimi şekillendirmesini doğru bulmamaktadır.

    ● Platon'a göre felsefenin ana ereği(Erek:
    gerçekleştirilmek üzere tasarlanan, ardından koşulan, ulaşılmak, erişilmek istenilen şey) insanın mutlu olmak ve yaşamını deyim yerinde ise dolu dolu yaşaması veya yetkin yaşaması.

    → Aristoteles:

    ● Hocam sizi katılmıyorum. Platon'un öğrencisi olan Aristo, hocasının aksine duyulara dayalı gerçekliği merak ediyor ve keşfetmek istiyordu. Bir sözünde duyular hakkındaki fikrini şöyle dile getirmiştir: "Bir duyuyu kaybeden, bir dünyayı kaybeder."

    ● Hakiki mutluluğun kısa süreli bir haz olmayacağını düşünüyordu. Hakikî mutluluğu yaşamak için uzun bir yaşam sürmemiz gerektiği düşüncesi içindeydi. Birde unutmadan ekleyeyim, çocukların mutlu olamayacağını düşünüyordu.

    ● İnsanı politik bir hayvan olarak tanımlıyordu, bunun yanı sıra insanın bir işlevi olduğuna inanıyordu. Bence de olmalı, ama maalesef günümüzde öglena gibi yaşamını sürdüren bireylere de rastlamak mümkün

    → Pyrrhon:

    ● Pyrron'u tanıdıktan sonra şüpheciliği bir kez daha gözden geçirmenin doğru olacağı kanaatine vardım. Felsefe tarihinin en uç süphecilerinden olur kendisi.

    ● Platon gibi duyular konusunu tamamen kestirip atmaz, duyularımıza tamamen güvenmememiz gerektiğini savunur. Bazen duyularımız yüzünden yanılgıya düşebiliriz ama bizi doğruya sevk ettiği durumları da göz ardı edemeyiz, görüşü bu bağlamda açıklanabilirdi.

    ● Soğunkanlılığına hayran kaldığım insan Pyrrhon, hele bir gemi hikayesi var ki beni derinden etkiledi. Hikaye şöyle: Gemiyle yolculuk yaptığı sırada, gelmiş geçmiş en korkunç fırtınalardan birinin ortasında kaldığında serinkanlılığını hiç bozmamasıyla ünlüdür. Sert rüzgâr geminin yelkenlerini parçalar, dev dalgalar tekneyi döver. Etrafındaki herkes korkuya kapılır ama Pyrrhon bunların hiçbirinden etkilenmez. Görünüşler sıklıkla aldatıcı olduğundan, fırtınadan gelebilecek herhangi bir zarardan da kesin olarak emin olamayacaktır. En tecrübeli denizciler bile paniğe kapıldığında, o sükûnetini korumuştur. Bu şartlar altında bile kayıtsız kalmanın mümkün olduğunu kanıtlamıştır.(Bkz kaynak: Felsefenin Kısa Tarihi, Sayfa 34-35)

    → Epikuros:

    ● Ölüm korkusu mu, orada durun! Bu adam için ölüm korkusu bir zaman kaybı. Ölüm korkusu Epikuros'a göre aşılması gerek bir tür ruh hali bütünüydü.

    ● Öğrencileri ile beraber normal yaşam hayatını tercih etmeyip, komün hayatını yaşıyordu(Komün, kapalı toplum demektir. Bir grup insanın, kendi arasında, ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Kapalı cemaatler ve tarikatlar komündür)

    ● Mutluluğu şöyle tarif eder: Arzularınız basitse, onları tatmin etmekte o denli kolaylaşır ve ilgilendiğiniz şeylerden keyif almak için zamanınız ve enerjiniz olur.

    → Epiktetus:

    ● Kendisi bir stoacıdır(Bkz: Stoacılık ya da Stoa Okulu, kurucusu Kıbrıslı Zenon olan, Megara okulunun bir kolu olan felsefe okulu. Helenistik felsefenin en önemli akımlarındandır. Zenon, okulunu Atina'da bir resim galerisinde kurmuştur. Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir.)

    ● Kader kimi zaman yüzümüze gülmüyor, bu adamda hayatına bir köle olarak başlamak durumunda kalmıştır. Hayatında birçok acıya şahit oldu, açlığı ve acıyı öğrendi. Talihsiz bir kaza sonucu(Bacağını zehirli bir böcek ısırmıştır) topal kaldı. Kimilerimizin kulağına aşina gelen o sözü işte bu adam söylemiştir: Bedenlerimiz birer köle de olsa, zihinlerimiz özgür kalabilir.

    ● Acı ve dert ile nasıl başa çıkabiliriz? Böyle olabilir: Düşüncelerimiz bize bağlıdır.

    → Cicero:

    ● Felsefenin Pollyanna’sı olan naif adam. Olaylar karşısında kötü bir tutum takınmaktan çekinirdi.

    ●Ruhlarımızın sonsuza dek yaşayacağı kanaatindeydi. Bu düşünce felsefeciler arasında merak edilen ve üzerinde sözler edinmiş bir konu idi ayrıca.

    ● Süreçleri hayatımızda nasıl yöneteceğimize biz karar veririz der Cicero beyefendi

    → Senaca:

    ● Hayat kısa, nasıl sığdırabilir insan yaşantısını dünyaya? Nasıl verimli olabilir insan? Diyenler, Senaca size kızabilir. Onun için hayatın kısa olmasının kötü değil, birçoğumuzun zamanını kötü kullandığı için bize kötü geldiği için kötü göründüğü demek mümkün. Çorba ettim burada tanımı ama, siz anladınız onu.

    ● Doğru seçimleri yaparsak, hayatın genellikle birçok şeyi gerçekleştirmek için uygun olduğunu düşünür.

    ●Okurlarına her daim naif olmalarını, kalabalıktan uzak durarak yaşamlarını sürdürmelerini ve gereksiz işler ile meşgul olmamalarını öğütlemiştir.

    → Augustinus:
    ● Hakikat neydi? Bilen varsa bu adama da iletsin. Umutsuzca hakikati arıyor ve bilmek istiyordu.

    ● Bir Tanrı inancına sahipti ama gel gör ki, inancı bazı soruları cevapsız bırakıyordu, bu hadise ise onun canını sıkıyordu. Hulasa geçmek gerekirse şu tarz sorular aklını kurcalıyordu: Tanrı neden dünya üzerinde kötülüklerin var olmasına izin veriyor? Sahi neden?

    ● Özgür iradeye sahip olmanın önemini dile getirmiştir.

    → Boethius:
    ● Hapishanede idama mahkûm edilmişsiniz ve kalan günlerinizi, yani ölümle yaşam arasında geçirdiğiniz günleri, felsefe kitabı yazarak geçiyorsunuz,(Bkz:Yazdığı kitabın ismi, Felsefenin Tesellisi)işte o adam Boethius.

    ●Gerçek mutluluğa ulaşmanın yolunu Tanrıya ve iyiliğe bağlıyordu Boethius.

    ●Özgür iradeye sahibiz fakat Tanrı ne yapacağımızı önceden belirlemiş olduğu için, yaşamlarımız bu doğrultuda ilerler düşüncesi içindeydi.

    → Anselmus:
    ● Tanrının yorumunu farklı bir şekilde açıklar kendisi. Onun için Tanrı: Daha yüce bir şey tasarlanmayan varlıktır.

    ● Tanrı kavramının zihinlerimizde var olduğunu düşünür.

    ●Tanrının varlığını ressam örneği ile pekiştiriyordu: Ressam resmini yapmadan önce bir sahne hayal eder. Bir aşamada hayal ettiğini, resmeder. Böylece resim, hem zihinde hem de gerçekte var olur.

    → Aquinas:
    ● Tanrının varlığını kanıtlamak için aklın şart olduğu düşünüyordu. Onun deyimiyle bakarsak din de akla sığmayacak pek çok hadise de mevcuttur, ama olsun karıştırmayalım.

    → Niccola Machiavelli:

    ● Öyle bir hükümdar düşünün ki, iktidarda kalmak için her hadiseyi mubah saysın. İşte o hükümdar sıfatına uygun olan insan Niccola Machiavelli.

    ● Dürüst ve iyi bir insan olmamız iyi olabilir ama bazen pek de iyi olmayabilir. Bazı zamanlarda yalan söylemek, verdiğimiz sözleri yerine getirmemek gibi hadiseler Machiavelli için mubah sayılıyordu.

    ● Başarılı olmak için talihinde yanımızda olmasına, canı gönülden inanıyordu.

    → Thomas Hobbes:

    ● Sportif bir filozof düşünmek bir hayli garip geliyor değil mi? Hobbes zinde kalmak için her sabah yürüyüşler yaparmış. Zinde kalma tutkusu onu ortalama ömrün 35 yıl olduğu dönemlerde 91 yaşına kadar ulaştırmıştır.

    ● İnsanın zayıf bir varlık olduğunu öne sürüyordu. Güvende olmak, özgürlükten daha önemliydi Hobbes için.

    ● Nasıl davranmalıyız sorusunu şöyle cevaplamıştır: Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarını da öyle davranmalıyız.

    → Rene Descartes

    ● İnanmakta olduğu birçok şeyi gözden geçirip göründükleri gibi olup olmadıklarını sık sık sorgulamıştır kendisi.

    ● Phyrrhon gibi duyularımıza tam olarak güvenemeyeceğimiz kanısına varmıştır.

    ● Descartes bedeninden ziyade zihnin gerçekliğine inanıyordu. Bir bedene sahip olmayı hayal edebiliyordu, fakat bir zihne sahip olmamayı hayal edemiyordu.

    → Blaise Pascal:

    ● Kasvetli bir görünüme sahip olan bu adam, genel tutum olarak kötümser bir karaktere sahipti.

    ● İnsanoğlunun cinsel arzularına yenik düştüğünü, güvenilmez ve çabucak sıkılabilen bir canlı olduğunu dile getirmiştir. Katıldığım noktaları yok değil bu tanımda.

    ● Ona göre insanlar; hayvanlarla melekler arasında bir yerdeydi, ama çoğu zaman hayvanlara daha yakındık.

    → Baruch Spinoza:

    ● Tanrının ve doğanın aynı şey olduğunu savunuyordu. Tanrının doğada olduğunu, doğanın da Tanrı’da olduğunu dile getiriyordu. Bu görüş günümüzde Panteizm olarak adlandırılıyor(Bkz: Panteizm ya da tüm tanrıcılık, her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı'nın, Evren'in ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüşüdür. Panteistler kişileştirilmiş ya da antropomorfik bir Tanrıya inanmazlar. Panteizm, genellikle monizm ile ilişkili bir kavramdır)

    ● Tanrı hakkındaki görüşleri münasebetiyle 24 yaşındayken Sinagogdaki hahamlar tarafından kovulmuş ve lanetlenmiştir. Ne garip değil mi? Dini sorgulamaya gittiğinizde lanetlenmeniz an meselesi.

    ● Yapabileceğimiz en iyi şey nedir? Spinoza'ya göre yapabileceğimiz en iyi şey duygularımızın dış etkenlerden değil de, kendi seçimlerimizden ortaya çıkmasıdır.

    → George Berkeley:

    ● Gözlemleyemediğimiz şeyler var olabilir mi? Berkeley’e göre bu sorunun cevabı: Hayır. Ona göre, gözlenemeyen şeyler var olmaya da son verir.

    ● Bir dış dünya kavramı, bu adam için bütünüyle geçersiz ve anlamsızdır.

    ● Deneyimlediğimiz ve düşündüğümüz her şey: sandalye, masa, 3 rakamı vs. Berkeley’e göre yalnızca zihnimizde var olur. Birde şunu da eklemek gerekiyor, Berkeley maddi şeylerin var olduğunu reddediyordu.

    → Gottfried Wilhelm Leibniz:

    ● Yeter neden ilkesini bulmuştur(Bkz: Leibniz'in, düşünmenin ana ilkesi olarak çelişmezlik ilkesinin yanına koyduğu ilke. En genel biçimi: Her şeyin yeter bir nedeni vardır. Mantık ilkesi olarak: Her yargının, doğru olması için, yeter bir nedene gereksinmesi vardır)

    ● Çevremizdeki her olayın mantıklı bir açıklaması var mıdır? Leibniz’in cevabı: Evet. Ona göre her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır.

    ● Tanrı her açıdan mükemmel bir bir dünya yaratmıştır, diye düşünüyorsanız orada bir durun. Bu adam bu fikri savunmuyordu. Ona göre Tanrı her açıdan mükemmel bir dünya yaratmamıştır, çünkü Tanrı olan ve olabilecek olan tek mükemmel varlıktır, eğer dünya mutlak anlamda mükemmel olsaydı, Tanrı gibi olurdu.

    → David Hume:

    ● Tasarım argümanın yanlış olduğunu savunuyordu(Bkz: Tanrı’nın varlığına dair gösterilen kanıtların en sık karşılaşılan türü tasarım argümanıdır. “Bu koca evren ve içindeki her şey çok karmaşık yapılardır. Bunların kendi kendine oluşmuş olmaları imkansızdır. Bu karmaşık şeylerin mutlaka bir tasarımcısı vardır. Evren’i tasarlayabilecek bir varlığın çok üstün bir varlık olması gereklidir. O varlık da Tanrı’dır” şeklinde kabaca formüle edilebilecek bir savı vardır)

    ● Mucizelerden yola çıkan argümanları da desteklememektedir Hume. Mucize olarak adlandırdığımız bir hadisenin doğanın yasalarına karşı gelmesi gerekmektedir.

    ● Bazı filozoflar bu adamı bir agnostik olarak adlandırmıştır(Bkz: Agnostisizm, bilinmezcilik veya bilinemezcilik; teolojik olarak tanrının varlığının veya yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır)


    → Jean-Jacques Rousseau:
    ●Hakiki din nasıl olur neden kaynaklanır? Hakiki din kalpten gelir ve dini törenlere ihtiyaç duymaz, diye düşünür Rousseau

    ● Siyaset felsefesine ilgi duymuş ve bu alanda araştırmalar yapmıştır, nitekim bu felsefi dal başını derde sokmuştur. “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinin giriş kısmında “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur” der. Sınıfsız bir toplum hayali içerisindeydi bu adam.

    ●Rousseau'ya göre insan doğası gereği iyidir. Bir ormanda kendi başımızın çaresine bakarak yaşasaydık, pek çok soruna sebep olmayacaktık. Fakat bu doğa durumundan çıkıp şehirlere yerleştiğimizde işler ters gitmeye başladı. Di­ğer insanlar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmayı ve diğer insanların dikkatini çekmeyi saplantı haline getirdik. Hayata karşı bu rekabetçi yaklaşımın korkunç psikolojik etkileri oldu ve paranın icadı her şeyi daha da kötüleş­tirdi. Şehirlerde birlikte yaşamanın sonucunda kıskançlık ve açgözlülük ortaya çıktı. Yabani yaşamda, "soylu vahşi" bireyler sağlıklı, güçlü ve her şeyden. önemlisi özgürdü ama uygarlık insanı kirletiyordu.(Felsefenin Kısa Tarihi - Sayfa 162)


    → Immanuel Kant:

    ● Filtre, insan zihnidir. Olayları nasıl değerlendireceğimizi belirler ve yaşadığımız deneyimlere anlamlar yükler.

    ● En büyük metafizikçilerinden birisi olan Kant, Dünyaya olduğu biçimde yani göründüğü biçimde, doğrudan erişilmesine imkan olmadığını savunur.

    ● Ahlak nedir ve nasıl tanımlanır? Kant’a göre ahlak, ne yaptığımızla değil onu neden yaptığımızla ilgilidir.

    → Jeremy Bentham:

    ● İnsanların aklını kurcalayan mutluluk nedir sorusuna Bentham’ın yanıtı şöyleydi: Mutluluk nasıl hissettiğimiz ile ilgilidir. Acının yoksun olduğu durumdur.

    ● Bu adama göre insanoğlu basittir. Yaşantımız içerisinde yaşadığımız acı ve hazlar en büyük yol göstericimiz olmuştur.

    ● Machiavelli’yi hatırlarsanız, bazı durumlarda yalan söylemenin mübah olabileceğini savunuyordu, Bentham’da bu doğrultuda ilerliyor. Ona göre yalan söylemek bazı durumlarda yanlış bir davranış olmaktan çıkabilmektedir.

    → Georg Wilhelm Friedrich Hegel:

    ● Anlaşılması güç bir insan olan Hegel’in eserleri okuyucular için bir tür zorlu labirenti andırıyordu. Yazdığı yazılar, dönemindeki birçok filozofu kızdırmaya yeterli olmuştur.

    ● Hayatın içerisinde bir değişim süreci var mıdır? Hegel bu sorunun yanıtını şöyle veriyor: Hayat için her şey değişim süreci içerisindedir.

    ● Hegel’e göre gerçeklik, her daim kendini anlama süreci ile bağlantılı ve bu sürecin içerisinde yer almaktadır.

    → Arthur Schopenhauer:

    ● Kısır döngü kavramını filozoflar nasıl yorumlar? Schopenhauer’a göre hepimiz bir kısır döngü çemberi içinde sürekli bir şeyler istemek ile meşgulüz.

    ● Çağındaki diğer filozoflara nazaran, batı felsefesinin dışında doğu felsefesine de ilgi göstermiş, üzerinde okumalar ve araştırmalar yapmıştır.

    ● Deneyimimizin ötesinde bir gerçekliğin veya Schopenhauer’ın tabiri ile dünyanın ötesinde bir gerçeklik var olabilir miydi, Schopenhauer’e göre evet var olabilirdi.

    → John Stuart Mill:

    ● Bir çocuğun hayatı, eğitim ile şekillendirilebilir mi? Bu sorunun yanıtının evet olduğunu biliyoruz, Mill’in hayatına baktığımızda ise evet demekle kalmıyor, kesinlikle diyoruz. Üç yaşında iken Eski yunanları öğrenmeye başlamıştı(Sokrates,Platon vb.) Altı yaşında iken bir Roma tarihi kitabı yazdı, yedi yaşındayken Platon’un diyaloglarını orijinal dilinde okumaya ve anlamaya başladı. Sekiz yaşında iken Latinceyi öğrendi. On iki yaşında tarih, ekonomi ve politika hakkında bilgiye sahipti. Karmaşık matematik problemleri onun için çözülebilecek sorunlardı. Bilime karşı içinde bir haz besliyor ve sürekli ona ulaşmak için çabalıyordu.

    ● Kendisi ilk feministlerden biriydi. Bu yolda destekliği bir hadiseden dolayı tutuklandı(Bkz: Doğum kontrol yöntemlerini desteklemekteydi)

    ● İnsanlar neye benzer? İnsanlar ağaçlara benzer. Bir ağacın büyümesi ve gelişmesi için yeteri kadar alan vermezseniz gelişimini tam manası ile gerçekleştiremez. Fakat ihtiyacı olan alanı ağaca tahsis ettiğinizde potansiyeli açığa çıkarır.

    → Charles Darwin:

    ● Bildiğiniz üzere evrim teorisi ile tanınmaktadır Darwin. Maymunların atasından geldiğimizi savunmaktadır.

    ● Çocukluğunda ve gençliğinde gelecek vaat eden birisi değildi. Çevresinde ki kimse, onun insanlık adına bu denli bir katı yapacağına inanamaz idi. Babası Robert Darwin, oğlunun ailesi için bir vakit kaybı olduğunu düşünüyordu, onu bu denli karamsar düşünceye iten faktörlerden birisi ise, Darwin’nin zamanın çoğunu fare avlamakla geçirmeseydi.

    ● Düşündükçe; hayvanların doğal bir süreçte evrim geçirdiğini(çevre faktörlerine karşın değişime uğradıklarını) ve sabit kalmak yerine sürekli değişim süreci içerisinde olduğu kanaatine vardı.

    → Søren Kierkegaard:

    ● Oldukça garip bir kişiliğe sahipti kendisi. Öyle ki yaşadığı şehir olan Kopenak'a dahi uyum sağlamakta zorluk çekmiştir.

    ● Çalışkan bir kişiliğe sahip olan bu adam, bir kadına gönlüne kaptırmış ve sonrasında derin üzüntüler yaşamak zorunda kalmıştır(Bkz: Genç bir kadına, Regine Olsen'e gönlünü kaptırmış ve ona evlenme teklif etmişti. Regine kabul etti. Ne var ki Kierkegaard, evlenmek için fazla karamsar ve dindar olduğundan endişe ediyordu. Belki de Danca "mezarlık" anlamına gelen "Kierkegaard" soyadının hakkını veriyordu. Regine’ye onunla evlenemeyeceğini yazdı ve nişan yüzüğünü geri gönderdi. Bu karan verdi­ği için kendini çok kötü hissetmiş, sonrasında gecelerce yatağında ağlamıştı)

    ● Kierkegaard için Tanrı kavramına inanmak basite indirgenemezdi. İnancı ise risk içeren, rasyonel ve akla dayanmaz bir olgu olarak değerlendi.

    → Karl Marx:

    ● Dünya üzerinde büyük etkisi olmuş bir zattır kendileri. Komünist Manifesto, Das Kapital gibi önemli eserle imza atmıştır. Marx bir eşitlikçiydi: İnsanlara eşit davranılması gerektiğini düşünüyordu.

    ● Onu kendini adadığı davasında başarılı kılan faktörlerin arkasında bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi yatıyordu.

    ● Marx, kendisinden önceki filozoflar dünyayı sadece yorumlamakla meşgul olduklarını düşünüyordu. Marx’a göre yorumlamak yetmiyordu, o dünyayı değiştirmek istiyordu.

    → Friedrich Nietzsche:

    ● Sınırların ötesinde bir adamdı. Henüz yirmi dört yaşındayken dünya üzerinde saygın bir üniversite olarak kabul gören Basel Üniversitesine profesör olarak atandı.

    ● Hayatın içindeki zorlukları keşfetmek veya kendini hayatı zor kılmak hoşuna gidiyor gibiydi. Tabi bu çıkarımı ben değil Nigel Warburton yapıyor.

    ● Nietzsche, zayıflara yönelik dini merhamet ahlak yerine, aristokratların(Bkz: Soylular sınıfından olan, soylu) değerlerini daha üstün tutuyordu.

    → Sigmund Freud:

    ● Arzularımız bizi yönlendirebilir mi? Bu sorunun cevabını Freud, arzular içimizde saklı olan ve bizi yönlendiren şeylerdir olarak vermiştir.

    ● Freud biz insanların gerçekte ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kimi zaman kendimizden sakladığımızı düşünmüştür. Saklamış olduğumuz düşüncelerin içinde; cinselliği ve şiddeti örnek olarak göstermiştir.

    ● İnsanların Tanrıya inanma sebebini, korunma içgüdüsü olarak yorumlamaktadır.

    → Bertrand Russell:

    ● Russell’in ana ilgileri arasında cinsellik, din ve matematik vardı. Yaşamı süresi boyunca ilgi odakları hakkında yazılar yazdı ve araştırmalar yaptı. Cinsellik konusu hakkında öne sürdüğü düşünceleri tartışmaya yol açtı. Din konusu hakkında kötü yaklaşımları çevresi tarafından onay görmedi. Matematik konusu hakkında dünyaya önemli katkılarda bulundu.

    ● Bir savaş karşıtıydı. “Ya insan savaş denen şeyi ortadan kaldıracaktı ya da savaş insanları” der beyefendi.

    ● Tanrı ve insanlık arasındaki ilişki nasıldır? Russell’e göre Tanrı’nın insanlığı kurtarmak için mücadele etmesi olanaksız bir hadiseydi. Tek çıkar yolumuzun, aklımızı kullanmak olduğunu savunuyordu. Russell için insanlar ölümden korktukları için dine bağlanıyordu.

    → Alfred Jules Ayer:

    ● Doğrulama ilkesinin öncüsüdür(Bkz: Bir önermenin anlamlı olup olmamasına duyu tecrübesi ile doğrulanıp doğrulanmaması karar verir. doğrulanmıyor veya doğrulanamıyorsa anlamsızdır. o yüzden örneğin tanrı hakkında konuşmak anlamsızdır)

    ● Yirmi dört yaşına vardığında, felsefe tarihinin saçmalıklarla dolu olduğunu ve neredeyse tamamının anlamsız bir lafügüzaf dizini olduğunu savunuyordu.

    ● Anlamsız cümleleri, anlamlı olanlardan nasıl ayırt edebiliriz? Ayer bu sorunun yanıtı için iki maddeye dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyordu:

    1-) Tanımı gereği doğru mu?
    2-) Empirik(Bkz:Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Deneycilik akılcılığın karşıtıdır) olarak doğrulanabilir mi?

    → Jean-Paul Sartre:

    ● Hayatının çoğunu otellerde geçirmiş, kaleme aldığı çoğu eserini de kafelerde yazmıştır.

    ● İnsanın özgür bir canlı olduğunu düşünüyordu. Bizleri tasarlamış olabilecek bir Tanrı fikrine inanmıyordu.

    ● Sartre’nin felsefesi varoluşculuk olarak adlandırılıyordu(Bkz: İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da, özellikle Fransa’da ortaya çıkan, varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak yarattığını, biçimlendirildiğini öne süren, insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımı, öğretisi)

    → Ludwig Wittgenstein:

    ● Çevresindeki birçok insan, onu bir dahi olarak tanımlıyordu. Hocası olan Bertrand Russell onu “tutkulu, derin, ciddi ve baskın” olarak dile getirmişti.

    ● Öğrencilerine, felsefe kitaplarını okuyarak vakitlerini kaybetmemelerini öneriyordu. Zannımca tavsiye edilecek bir şey değil.

    ● Dilin kudreti onun için önemliydi, öyle ki ona göre dil, filozofları her türlü karışıklığa sürüklemekteydi.

    *Ek olarak Bertrand Russell'in, Wittgenstein hakkındaki görüşlerini dile getirdiği bir röportaj linki: https://www.youtube.com/watch?v=pxVJVx94jUk

    → Hannah Arendt:

    ● Bu kadının felsefesi, etrafında gelişen olaylara bağlı olarak gelişim göstermekteydi.

    ● Bir Nazi yöneticisi olan(Hitler dönemi) Adolf Eichmann’ı araştırıp hakkında bilgiler edindikten sonra, bilgilerini bir kitapda derleyerek okurlarına aktarmıştır(Bkz: Kötülüğün Sıradanlığı)

    → Karl Popper:

    ● Popper’e göre bilim insanları teorilerinin yanlış olduğunu kanıtlama çabası içerisindeydi.

    ● Bilim felsefesi ve siyaset felsefesine önemli katkılarda bulunmuştur.

    ● Ona göre herhangi bir hipotezin temel özelliği, yanlışlanabilir olmak zorunluluğunu taşımasıdır.


    → Philippa Foot:

    ● Felsefe tarihine adını Tren\Tramvay deneyi ile yazdırmış bir hanımefendidir kendisi(Bkz: Bir gün yürüyüş için dışarı çıktınız ve kontrolden çıkan bir trenin beş işçiye doğru süratle ilerlediğini gördünüz. Makinist, muhtemelen kalp krizinden dolayı, bilincini yitirmiş durumda. Eğer bir şey yapılmazsa, işçilerin hepsi ölecek. Ten tüm işçileri ezip geçecek. Tren okadar hızlı geliyor ki, kaçmak için zamanları yok. Ama bir umut var. Tren beş kişiye gelmeden önce raylar çatallanıyor ve diğer ray üzerinde yalnızca bir işçi bulunuyor. Tenin makas değiştirip beş işçinin bulunduğu yönden sapmasını ve diğer raydaki tek işçiyi öldürmesini sağlayacak kola yeterince yakınsınız.Bu masum adamı öldürmek sizce doğru olanı yapmak mıdır? - Felsefenin Kısa Tarihi - Sayfa 322-323)

    ● Aristoteles’in felsefi düşüncelerinden etkilenerek, çağdaş erdem anlayışını geliştirmiştir.

    → Jarvis Thomson:

    ● Felsefe vitrininde bir hanımefendi daha, Jarvis Thomson. Thomson öne sürdüğü bir düşünce deneyi sırasında, doğum kontrol hapı kullanmasına rağmen hamile kalan bir kadının, bebeği doğurması bir gibi bir ahlaki ödev ve sorumluluk taşımadığı düşüncesini öne sürmüştür, bu kadın ona göre ahlaki olarak kürtaj olabilirdi.

    ● Metafizik alanınla ilgilenmiştir. Ahlak felsefesine önemli katkılarda bulunmuştur.

    → John Rawls:

    ● Rawls II. Dünya savaşına tanık olmakla beraber, savaş cephesinde de yer almıştı. Savaş zamanında yaşamış olduğu hadiseler bütünü onu derinden etkilemişti.

    ● Hadi eylem yapalım, bir siyasi partinin koluna üye olup dünyayı değiştirelim, bu şekilde düşünüyorsanız, Rawls size katılmıyor efendim. Onun için bir düzeni değiştirmenin yolu düşünmek ve yazmaktan geçiyordu, en azından o böyle düşünüyordu.

    ● Özgürlük ve eşitlik kavramları Rawls için üzerinde ehemmiyet ile durulması gereken kavramlardır.

    → Peter Singer:

    ● Farklı bir düşünce yapısına sahiptir. Onun için gözünüzün önünde boğulmakta olan bir çocuk ile Afrika'da açlıktan ölen bir çocuk arasında pek bir fark yoktur.

    ● İnsan hayatı mutlak suretle kutsal mıdır? Singer’e göre yanıt hayır. Geri dönüşü olmayan bir hastalığa yakalanmış, bilincini kaybetmiş, son haddeye gelinmiş ve umudu tükenmiş olan insanın ötenazi ile hayatına son vermesinin ahlaki açıdan uyun olacağını öne sürmüştür.

    ● Singer, hayvanlara karşı tutumumuzun çok önemli olduğunu düşünmektedir. Bu konu hakkında bilinç sağlamak için “Hayvan Özgürleşmesi” adlı bir kitap yazmıştır.

    Son.
  • 🍀🌼🌳

    Cemal Süreya

    Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata. Varsın yara içinde kalsın dizlerim; yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.

    Şems-i Tebrizi

    Düzenim bozulur,
    Hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
    Nereden bilebilirsin
    Hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    İlhan Berk

    İlk izlenim çok önemlidir. İlk iki dakika kocaman bir yüreği var sanırsın. Sonra bir ömür o yürekte, ilk iki dakikayı ararsın."

    K. Tazeoğlu

    "Meğer susmak; İnsanın içiyle konuşmasıymış, geç farkettim" .

    G. Vidal

    Aşk diye bişe yok ki.. Sadece biraz heyecan duyuyoruz bunu da kendimize aşk diye yediriyoruz.

    Tolstoy

    Kimseyi küçümseyecek kadar büyük değilsin. Çünkü gün gelir; Küçümsediğin her şey için önemsediğin bir bedel ödersin .

    Gorki

    Bir sürü dostum içinde elbet düşmanım olacak; ama nerden bilebilirdim ki onca düşmanım içinde beni dostum vuracak .

    Y.Erdoğan

    Üzülmüyorum.. Çünkü hayatımdan çıkan hiç kimsenin hayatımda yeri yok. Düşünüyorum da değersizlere bu satırlar bile çok.

    Y.Erdoğan

    Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bi kadın ister. İyi güzelde adama sormazlar mı, bunları hakedecek ne yaptın.

    Freud

    Garip değil mi ? Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, İlk vazgeçeceği kişi siz olursunuz .

    Elif Şafak

    Belki de aşk sevgiliyi kazanmayı değil de, Onda kendini kaybetmeyi gerektirir .

    Can Yücel

    Bi hayli kırgınım.. Kime olduğunu, neden olduğunu bilmeden.. Belki hayata, belki kendime, belkide dilimden düşmeyen keşke'lere .

    B. Marley

    Herşeyinle seversin, tüm gücünle belki.. Ama yine kaybedersin. Neden mi ? Çünkü her 'seviyorum' diyeni adam zannedersin .

    Issız Adam/2008

    "Karın ortasında donmak üzeresin. Uyumak tatlı geliyor; ama sen öldüğünün farkında bile değilsin"

    O. Wilde

    Güç erkeğe, güzellik kadına verilir; ama her şeyi yenen güç, yalnız güzelliğe yenilir .

    Neyzen Tevfik

    Hayat üç buçukla dört arasındadır; Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

    Y. Erdoğan

    Bazen sen bile "vay be !" dersin kendine; tek satırlık adamları nasıl roman yapmışım gönlüme .

    L. Aragon

    "Gitmeden önce düşün; çünkü döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın asla aynı olmayacak".

    M. Kundera

    "Erkek hoşlandıktan sonra tanır, Kadın tanıdıkça hoşlanır" .

    Bob Dylan

    Kimseden akıl alacak kadar aptal değilim. Bana kalırsa sen akıl vermeden önce, geri kalanının sana yetip yetmeyeceğini hesapla.

    E. Ayhan

    Ey Yalnızlık ! Herkesin koynuna girip çıkarsın da, Bir tek benimle mi düzenli bir ilişkin var .

    E. Cansever

    Bazen diyorum ki onu kafama takmamalıyım. Sonra da diyorum ki; önce kalbimden atmalıyım .

    D. Noel

    Bardağa kola doldurur gibi değer vereceksin insanlara ağır ağır ve yavaş. Çok verirsen köpürür taşar, Elinde bardakla kalırsın.

    Kahraman Tazeoğlu

    "Başka anlamlar aramaya gerek yok! Katlandığım kadar seviyorum seni .''

    Rene Descartes

    Yalnızlık, bir daha kırılmayacağın ve üzülmeyeceğin bir mutluluktur. Onu çekilmez yapan tek şey ise 'yenilmişlik' duygusudur.

    Nazım Hikmet Ran

    Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim. ...Ne güzel de darma duman ediyorsun beni.."

    Nazım Hikmet Ran

    Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma. çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında..

    Can Yücel

    Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik.. anladım ki, ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik..!

    Sunay Akın

    "Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin" ?

    Can Dündar

    "Hiç dokunmadığın birine aşık olabiliyorsan, işte sen aşkı hakediyorsun."

    Dostoyevski

    Hayatta hep mutlu olursam, hayalini kuracak neyim kalır .

    Hz. Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Can Yücel

    Ve şimdi aşk;
    Yaz'ın ortasında bir kar tanesiyle tanışmak gibi.

    Özdemir Asaf

    Sana bir şiirler olmuş sevgilim.Yüzün, gözün söz içinde. Hangi imla kitabına baksam, "ben" den ayrı yazılıyorsun.

    Küçük İskender

    İki kadın olsun hayatımda, biri; Eve girdiğimde 'Hoşgeldin' Diyen,
    Diğeri ise eve girdiğimde " İngaa " diyen.

    P. Neruda

    "İnsanlarla yüzyüze konuşarak her sorunu halledebilirsin; ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin".

    Hz.Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Sunay Akın

    Tenine dokunabilmek mi? Hâşâ! Gözüm, göz menziline girsin yeter. Hadi düş düşlerime; tutmayana aşk olsun.

    Murathan MUNGAN

    ...
    Artık daha az seviyorum seni..
    Unutur gibi..ölür gibi daha az..
    Yeniden ödetiyorum kendime
    Onca aşkın öğretemediğini..
    ...Kolay değildi..
    Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
    Kaç acı birden imtihan etti beni..
    Bir tek gece vardır insanın hayatında..
    Ömür boyu sürer nöbeti..
    Bu da öyleydi..
    İyi ol..
    Sağ ol..
    Uzak ol..
    Ama bir daha görme beni...

    Donnie Brasco

    Tahterevallinin diğer ucuna oturarak sayemde yükselen insanlara; canımın sıkıldığında kalkabileceğimi söyleyin .

    [Anonim]

    Hani dünyaya Haykırsam Aşkımı DerLer ya;
    Önce qiT Sevdiqini kuLaqına Haykır Aşkını
    DaHa çok SeviLirsin!

    Aziz Nesin

    'Aşığım sana' cümlesinin sonundaki 'a' harfi terk etti seni. O da üzülmüyor gittiğine, Sen hala 'Aşığım San' beni ..

    Çehov

    İnsanlara ne kadar değer veriyorsan o kadar tepene biniyorlar. Hele bir de verdiğin değeri onlara belli ettiğinde..

    [Anonim]

    Yarın bizi beraber görenler "kimdi o yanındaki" diye sorarlarsa beni detaylı anlatma. Kısaca; "ömrümün geri kalanı" dersin .

    Murathan Mungan

    Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin .

    Y.Erdoğan

    Neymiş, birini seviyorsak serbest bırakacakmışız, dönerse bizimmiş dönmezse hiç bizim olmayacakmış. Güvercin besliyoruz sanki.

    Hz. Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Y.Erdoğan

    Her ayrılıktan sonra; ya 'güle güle' yada 'Hoşçakal' denir sevgliye. Sahi gülen yada hoş kalan var mıdır sizce ?

    Can Yücel

    "Sevgili, arayıp da bulduğun birisi değil. Hiç aklında yokken aşık olduğun kişidir".

    Rene Descartes

    Yalnızlık, bir daha kırılmayacağın ve üzülmeyeceğin bir mutluluktur. Onu çekilmez yapan tek şey ise 'yenilmişlik' duygusudur.

    F.Roof

    Şaire sorarlar: Giden midir terkeden, yoksa kalan mı? Şair derki; Kalan gidenin gitmesine ses çıkarmıyorsa, çoktan terketmiştir.

    Dylan

    Bazı erkekler çok paranın bütün kızları etkileyeceğini sanır. Tıpkı çok makyajlı kadının, kendini çok güzel sanması gibi .

    E.Ayhan

    Bir tırnağı kırıldı diye 9 tırnağına birden kıyabilen bir kızın, kalbi kırıldığında neler yapabileceğini siz düşünün .

    D.Noel

    Fazla abartmayın.. Çünkü yerlere göklere sığdıramadığınız aşk, birgün bir hoşçakal'a sığacak .

    Bukowski

    Düştüğümüz kuyular sandığımız kadar dipsiz değil aslında, tutunmaya çalıştğımız ipler çok kısa .

    Aziz Nesin

    Aziz Nesin'e soyadını sorarlar.Şöyle cevap verir:"1934 yılında soyadı kanunu çıktı.Herkes kendi soyadını seçtiği için insanların bütün gizlilik aşağılık duyguları ortaya çıktı.Dünya'nın en cimrileri 'eli açık',Dünya'nın en korkakLarı 'yürekli',Dünya'nın en tembelleri çalışkan soyadlarını aldılar.Kendime NESİN soyadını aldım..Herkes 'NE-SİN' diye çağırdıkça,Ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim."

    [Anonim]

    Ben seni zararına sevmişim
    Sürümden kazanılmaz sevme sürgünlerinde her gün..
    Ki;
    ......Ben takın olsaydım değil yüzük
    Hızma olurdum burnuna, kızma
    ......An bi an nefes aldığını hissedebilmek adına...

    Yılmaz Erdoğan

    Pek umursamıyorum kimseyi, sadece gülüyorum içimden. Çevremdeki insanlardan değil, İnsan gibi görünen varlıklar yüzünden .

    Özdemir Asaf

    Beni öyle bir yalana inandır ki, Ömrümce sürsün doğruluğu..!

    Konfüçyus

    Eş seçmek, kitap seçmeye benzer; iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir ama içeriği sağlam olmadıkça, sonunu getirmek zordur.

    Cemal Süreya

    Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz,Yada uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

    K.Tazeoğlu

    Vasat bir günün sonu. Hava kararmak üzere. Üşüyorum.Kendime daha kalın bir mont almalıyım. Şöyle yüreğime kadar beni ısıtacak...

    Turgut Uyar

    Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesende silemezsin.

    İlhan Berk

    Sesini hatırlamıyorum bile; ama söyledikleri hala aklımda .

    L. Aragon

    "Sevdiğini başkasına uğurlamak mı daha zor; yoksa başkasından geldiğini bile bile onu karşılamak mı" ?

    Bukowski

    Mutlu insanlar; Herşeyin en iyisine sahip olanlar değil, Sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir .

    C. Palahniuk

    “Her aşk, bitki isimleriyle başlayıp, hayvan isimleriyle son bulur.”

    O. Bal

    Öyle güzel güldü ki, o gün bugündür gülemiyorum yanında çirkin kalırım diye..

    Can Yücel

    Her şeyin kadar değil, değeri kadar seveceksin. "Çünkü beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılırsın.

    Benjamin F.

    Bırak bütün insanlar seni tanısın ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın. İnsanlar sığ yerini gördükleri dereyi kolay geçerler.

    Aragon

    Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.

    Çehov

    Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; Yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar .

    Yılmaz Güney

    Unutmak zaman ister demiştim, yanılmışım.. Zaman değil yürek istiyormuş.. Oda sende kaldı .

    Walsch

    "İnsanlar sevdikleri şeyi yok etmeye, daha sonra da yok ettikleri şeyi yeniden sevmeye ve değer vermeye meraklıdırlar."

    Edward Estlin Cummings

    "Eğer aşk için kelime gerekseydi, Dilsizler nasıl sevecekti".

    Gore Vidal

    Bir insan eğer çok gülümsüyorsa, emin olun ruhunda depremler vardır. "Çünkü acıyan kalbinse, kimse bilsin istemezsin" .

    Oğuz Atay

    İki kadına adamak istiyorum hayatımı.. Biri "erkeğim" desin bana, Diğeri sadece "baba".

    Yılmaz Erdoğan

    Tamam kabul; Küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, Peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu?

    E.Cansever

    Bazen arkana bile bakmadan gitmek istersin. Öyle herşeyi bırakmana felan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter .

    Cemal Safi

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni 'sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri'.

    Paul Auster

    Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna değmediğini gördüğün andır. Ve en büyük kaybın ona harcadığın zamandır.

    Turgut Uyar

    “Az sözle çok şey anlatacaksın. ‘seni seviyorum’ diyeceksin sadece; ama öyle herzaman değil, yalnızca hissettiğinde.”

    Yılmaz Erdoğan

    Gel, ceketini unuttun. Hiç olmazsa onu al. İnan başka bir niyetim yok.. Üşürsün, dayanamam..

    [Anonim]

    Öyle Birini Bulun Ki

    Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan;
    Sizi alnınızdan öpen;
    ...Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen;Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...
    ...Öyle birini bekleyin ki;
    Size durmadan size sahip olduğu için kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan;
    Arkadaşlarına dönüp 'aradığım o' diyen...

    Paul Auster

    "Sana birkez ihanet edeni affedersen seni yine kullanır; Çünkü ihanet bir ruh hali değil, karekterin dökülüş biçimidir".

    Can Dündar

    "Unuttum" dersin çevrendekilere; ama unutmadığını birtek sen bilirsin. "Aşk öyle bişey işte, gitse bile unutamıyorsun yine" .





    Hz.Mevlana

    ...
    İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever ama sen göremediklerini seveceksin. Sözde değil özde istiyorsan şayet; ten'e değil, can'a değeceksin.

    Marquez

    "Ruh eşini hala bulamaman, eşsiz bir ruhun olduğunu gösterir"


    Turgut Uyar

    Her kadın hoşlandığı adamın soyadını aldığında nasıl durur diye içinden söylemiş ya da bir yerlere yazmıştır.

    Özdemir Asaf

    "Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum".

    Can Yücel

    Değişmek zordur; ama bazen aynı adam olmak daha zordur...
    Hayat öyle yüklenir ki üstüne,
    Ne kalmak istersin, ne de gitmek.
    O durumdayım işte!

    Cemal Süreya

    Boğazıma takıldı sevdan.
    Üç kere sırtıma vur helâl de;
    Alışık değilim harama, ondan olacak heralde.

    Nazım Hikmet

    Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.


    Özdemir Asaf

    Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

    Nazım Hikmet Ran

    Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben; ben yine bende bittim.


    [Anonim]

    Kime güzel bir söz söylesem ona aşık olduğumu sanıyor.. Oysa ben onlara değil, o sözü söylerken hayal ettiğim kişiye aşığım.


    Paul Auster

    Fark, birileri farklı olmaya çalışırken, kendin olmaktır hayatta. Bil ki seçici olmamak, geçici olmaya mahkum kalmaktır aslında.

    Cengiz Aytmatov

    Gün gelir ve anlar ki insan; yaşadığı herşey bir yalandır. Geriye vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızık kalır..

    Can DÜNDAR

    Bir insanı unutmak,bir insandan vazgeçmek,bir insanı hayatından sonsuza kadar
    çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?. Hani ölmüş gibi,hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip,ama aslında hiç gelmeyeceğini de bilmen gibi.
    Hani ölmüş gibi...



    Can YÜCEL

    Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür.


    Enis Batur

    "Aşkın en sağlam sigortası mesafedir".

    Tolstoy

    Her insan mutlu olamaz... Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını. Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.
    Her insan mutlu olamaz... Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları, hak ettiğinden daha büyük umutlarla bekler hayatına girenleri. Ve asla göremez yanı başındakileri.


    Can Yücel

    Hayatına girmek isteyene, tam zamanında açmalısın kapını. Ve tam zamanında çıkarmalısın, sevginden şımarmaya başlayanları.

    K.Tazeoğlu

    Mevsimin suçu yok. Yokluğun soğuk !

    L.Tolstoy

    Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, Kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimisi çıktığında.

    Nazım Hikmet Ran

    Artık ne geri gelmeni beklerim ne de ben gelirim. Nasılsa ben bir şey kaybetmedim, sen bensizliği seçtin. Karar senin.

    [Anonim]

    "Ressama sormuşlar mutluluğun resmini çizebilir misin diye. Ressam demiş ki; ben çizerim de sen anlayabilir misin ?"


    A.Behramoğlu

    Dünyaya bir daha gelirsen nasıl bir hayat isterdin sorusuna kim ne derdi bilmiyorum ama, ben aynı ananın evladı olmak isterdim.

    Can Yücel

    ''Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...'

    Can Yucel

    Dört yanı hüzünle çevrili yara parçasına ' aşk ' denilirmiş. Yüreğimin coğrafyasına düşünce anladım.

    Şems T.

    Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev".

    Dostoyevski

    Sevmek; Güzel birinde aşkı aramak değil, Bir başkasında; 'Kendini bulmaktır.

    Anton Çehov

    Sen sevdiğin için sakın utanma, bil ki utanması gereken; sevildiğini bildiği halde sevmesini bilmeyendir aslında.

    M.D.Stael

    Aşk bir kadının hayatının tümü, bir erkeğin hayatının ise bir bölümüdür.

    J.Paul Sartre

    Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, Değişmeyeceğini anladığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.

    Bob Marley

    "Belki de hepimiz hiç düşünmeden kalbimizin en iyi kısmını vermişizdir. Hemde karşılığında bizi düşünmesi bile zor olanlara".

    Bob Marley

    "Düşmanından çok dostundan sakın ! Çünkü dostluk biterse; Sana nasıl zarar verebileceğini en iyi dostun bilir.

    D.Diderot

    Kadın üzerine yazı yazarken kalemi gökkuşağına batırıp , mürekkebi kelebek kanatlarının tozu ile kurulayacaksınız.

    Balzac

    Dost İçin Sırtımı Köprü Yapmaya Hazırım Ben; Yeter ki Temiz Kalpleri Taşıyan Ayaklar Geçsin Üstümden.

    O.Wilde

    Gariptir kadınlar.. Kendilerini güldüren erkekleri sadece severler; onları ağlatınlara ise aşık olurlar.

    S.Freud

    Bil ki, önemli değildir kaç kez yenildiğin... Çünkü asıl önemli olan, kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.

    L.Tolstoy

    Bil ki; Yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. Ve unutma; Ne yaşattıysan elbet birgün onu yaşarsın.

    L.Tolstoy

    Bu dünya için sıradan bir yalan olabilirsin. ama belki de birisi için, onu hayata bağlayan tek gerçeksin !

    J.Christophe

    Beni anlamak için söylediklerimden çok sustuklarımı dinleyin.. Çünkü ben, söylediklerimden çok sustuklarımda gizliyim..

    [Anonim]

    Bir fincandaki kahve gibidir hayat. Bazen tatlı bazen değildir. Önemli olan kahvenin tadı değil zaten, onu kiminle içtiğinizdir.

    J.Christophe

    "Çektiğin acı kadar olgunlaşırsın diyorlar. Olgunlaşa olgunlaşa çürüdük ! bilmiyorlar".


    Gorki

    "Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar. Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm" .


    W. Bagehot

    Hayatta en büyük zevk başkasının "yapamazsın" dediğini yapmaktır.


    Can Dündar

    Seyahatta cam kenarı sanki yalnızların yeridir. "Çünkü aslında orası, başını koyacak omuz bulamayanlar içindir"..

    T. Uyar

    "Kadınları mutlu etmenin 20 yolu'' diye bir sürü gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter .

    Scarface/ 1983

    Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme.Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer.

    [Anonim]

    Eğer hala yalnızsanız, Allah sizi birilerinden koruyor demektir.

    S. Akın

    İki pencere açık kalınca cereyan, İki yürek açık olunca Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisininde sonunda "üşütürsün".

    P. Coelho

    "Giden sizin için çok değerli de olsa kapıyı örtün ki; içeride kalanlar üşümesin".

    C. Süreya

    "Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin.. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin" !

    P. Auster

    Birisini unutmak zorundaysanız, bunu sindire sindire yapın. "Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir."

    [Anonim]

    Aşk:cennetle cehennem arsı işleyen trende mevsimlik bir bilet.

    Can Dündar

    Her seferinde canını acıtıyorsa bile,hiç kmse ’o’ olamyorsa ve canının ynacağını bildiğn halde yine de seviyorsan,aşk budur işte

    [Anonim]

    Bir gece omuzuma bıraktığın iki melek gibiydi sevdan, bir yanım yokluğunu sorguluyor, diğer yanım senli günlerimi an ve an aklımda tutuyordu. Yokluğuna yanamıyorum sevgili, bana bıraktığın acıya ağlayamıyorum. Gittin sevdan bende kaldı...İki melek iki masum gözyaşı, sen bende kaldın sevgili...

    Neyzen Tevfik

    Çatlak bardaktaki suya benzer hayat. Sen içsen de tükenir içmesen de. Artık acı çekmeyi bırak, hayattan tat almaya bak .

    [Anonim]

    Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyle sakladm kendimi, taki seni görene kadar.

    Cezmi Ersöz

    Herkesin diline dolanmış "mutlu bitmeli aşklar" diye. Aşk'ı dilinize doladınız madem, peki "bitmeli" niye ?

    Özdemir Asaf

    Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım.. Yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığından yalnızım..

    M.Kenter

    Saat tam 00:00' da birinin seni düşündüğünü düşünüyorsan, aslında sen de farkındasın herşeyin bir anlık olduğunun .

    Özdemir Asaf

    Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın..
    Keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım..
    Keşke senin adın yalnızlık olsaydı
    ve ben hep yalnız kalsaydım..."

    Freud

    Birinin yalan söylemesine kızmam da yalan söylerken yakalanacak kadar salak bir insanın beni kandırmaya çalışmasına kızarım.

    Özdemir Asaf

    "Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum".

    Cemal Safi

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni 'sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri'.

    Cemal Süreya

    Üşüyor musun ? Üzülme bee. Gel yanıma. O kadar yaktın ki canımı ısınırsın; üşümezsin bir daha...

    [Anonim]

    O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da;
    Hatta her hangi bir tanesi de.
    Unutma tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil..
    ......ama şayet o, seni olup olmadık yerlerde güldürebiliyorsa,
    Seni iki kez düşündürebiliyorsa,
    ...Onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver.
    Seni günün her anında düşünmüyor olabilir;
    ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir: "kalbini".
    Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma,
    Ve verebileceğinden fazlasını bekleme..
    Seni mutlu ettiğinde gülümse,
    Kızdırdığında fark etmesini sağla ve birlikte değilken özlendiğini bil..

    [Anonim]

    Ne kadar farklı olursa olsun; Sana ait olmayana tenezzül etme,' Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme..!

    [Anonim]

    Aklımdasin her zaman sevgilim dedi. Güldüm; güzeldi aslında. Olmayan bir yerdeyim hani.

    G.Vidal

    "Hastalığını öğrenip 'geçmiş olsun' diyenler değil, Birgün sonra 'nasıl oldun' diyenler olmalı yanında."

    O.Wilde

    Kadın bir erkeği gerçekten severse, Onun gözünde dünyadaki bütün erkekler; kesin olarak anlamını yitirir .

    P.Neruda

    Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yarabandı olarak sizi kullanır .

    Cemal Safi

    Seni seviyorum; 1 cümle, 2 kelime, 13 harf, 2 insan ve 1 aptal.

    Cemal Süreya

    "Aşk, 'bir kişiye adamaktır kendini' derlerdi hani. Düzeltiyorum, 'aşk bir kişiye hep aldanmaktır' oysa ki..."

    Turgut Uyar

    Yüz dilde 'seni seviyorum' desen ne fayda. Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra..

    Özdemir Asaf

    "Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Ve sevecekse sevilen; O hayat herşeye bedeldir".

    Şems

    Kalp mi insana sev diyen yoksa yalnızlık mı körükleyen? Sahi nedir sevmek; Bi muma ateş olmak mı, Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

    Can Dündar

    Aşk sevmesini bilen için vardır ve karşılıksızdır. ''Ne kadar seversen o kadar severim'' gibi düşünmek aşk değil, tüccarlıktır.

    Can Yücel

    Ülkenin, farklı şehirleriydik..Ben sürgünyeri.. Sen başkent..İlk isyan hep sende başlardı..Cezasını... çekmek hep bana kalırdı..

    Bukowski

    Ya düşlerinin peşine düşmeyi seçersin, ya da olanları kabullenmeyi. İyikilerinle güçlenir, keşkelerinle tükenirsin! Karar senin.

    Cemal Süreya

    Çok yoruldum sevgili; daha fazla yorma beni. Ben fazlasıyla ödedim zaten, uğrunda kaybettiklerimin bedelini.

    Cemal Süreya

    Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! Sen büyü hele, Bak ne oyunlar oynayacaklar seninle.

    Bob Marley

    Gördüğünü herkes sever, Sen onda kimsenin görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; ten'e değil, kalbe dokunacaksın.

    Oğuz Atay

    Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim.

    Can Yücel

    Toprak gibi olmalısın.. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı..

    Can Yücel

    Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak.. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak..

    [Anonim]

    İnsanı en çok üzen şey; Ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamış olmasıdır..!

    G.Vidal

    Ayrılığın en çok acıtan yanı; Onun yüzünden kaybettiğin insanlara yeniden muhtaç kalmandır...

    Al Capone

    "Git dediğinde gidip, gel dediğinde gelmemi mi bekliyorsun? Ben hayatın önünde eğilmedim ki, senin karşında eğileyim".

    P.Brunton

    Dün rüya, yarın ise hayalden ibarettir. Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür. Onun için iyi bak bugüne, acıda olsa Gülümse..

    Can Yücel

    Anne karnına sığarken, dünyaya neden sığamadığını ve sonunda bir metrekarelik yere sığmak zorunda kalacağını farketmeli insan"!

    Yılmaz Erdoğan

    Seveni mahçup etmedik ama sevdiğimize, kendimizi sevdiremedik. Çünkü; ya sevmesini bilmedik, yada haddinden fazla sevdik.

    Can Dündar

    "Kadınmış derler adamı deli eden. Sen ne dersen de, yine kadındır deliyi de adam eden"..

    H.Balzac

    Dost İçin Sırtımı Köprü Yapmaya Hazırım Ben; Yeter ki Temiz Kalpleri Taşıyan Ayaklar Geçsin Üstümden.

    Fiddler on the Roof

    "Tamam mesafeler aşka engel değildir ama, Ben burada ağlasam onun yanakları ıslanır mı orada" ?

    Şems

    Üç şey seçildi cennetten:Kelimler,aşk,annelik duygusu. Kelimeleri Adem aldı, annelik duygusu Havvaya kaldı; ama aşk çok ağırdı.

    Can Yücel

    Hayattan aldığım en büyük ders: Sevgisiyle karşında sapasağlam duramayan birine, asla yaslanmayacaksın.

    Bob Marley

    Belki de haklısın.. sıfır'ın gücü yoktur.. ama unutma ki, sıfır'ın kaybedecek bir şeyi de yoktur !

    Cemal Süreya

    Korkar olduk artık ''seviyorum '' demeye.. Kimi sahiden değiyor sevmeye, Kimi ise pişman ediyor insanı sevdiğine.

    Cengiz Aytmatov

    Gün gelir ve anlar ki insan; yaşadığı herşey bir yalandır. Geriye vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızık kalır..

    Can Yücel

    Birini seveceksen, onu herşeyinle sevme. Çünkü bittiğinde; Onu unutamamana değil, unutamayacak kadar çok sevdiğine yanarsın..!

    Paul Auster

    Fark, birileri farklı olmaya çalışırken, kendin olmaktır hayatta. Bil ki seçici olmamak, geçici olmaya mahkum kalmaktır aslında.

    Oğuz ATAY

    Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır..!

    Can YÜCEL

    Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın, biri seni bulacak. Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin. Ne kadar dirensen de nafile, insansın sonuçta, seveceksin. Eski acılara bakıp da küsme sevdalara. Gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acabaları! Bir kemik, aynı yerden iki defa kırılmaz.

    Nazım Hikmet Ran

    Hani derler ya;'ben sen siz yaşayamam' işte ben onlardan değilim,'ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım.'

    [Anonim]

    Parfüm sevmem ben, hiçte ihtiyaç duymadım. Çünkü bana göre en güzel koku, Sevdiğine sarıldıktan sonra üstünde kalan koku..

    Cemal Süreya

    Seni seviyorum"dan daha özel bir cümle de var: Sana güveniyorum. Çünkü herkes herkesi sevebiliyor; ama herkese güvenmiyor...

    [Anonim]

    Birçok kişi aşkın yaLan oLdugunu düsünür.. Eger 'aşk' yaLansa neden acısı bukadar gerçek..?

    Can Yücel

    Yalnızım.. Çünkü herhangi biriyle değil, Beklediğime değecek kişiyle devam etmeliyim bu yola.

    Yılmaz Erdoğan

    Tamam kabul; Küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, Peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu?

    Yılmaz Erdoğan

    Sana kavuşmak değil niyetim, merak etme ! Yolda bir dilenci görsem para bile vermiyorum 'Allah sevdiğine kavuştursun' der diye.

    Can Yücel

    Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin. Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin. Onsuz kalacaksın belki; ama asla vazgeçmeyeceksin .

    Yılmaz Erdoğan

    Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok şey var.. kiminin yüzüne kiminin gelmişine, geçmişine.

    Yılmaz Erdoğan

    Hiç kimse sevgilisine benim icin ne yaptın? dememeli.. 6 milyar insanin içinde seni bulmuş, daha ne yapsın.

    Cemal Süreya

    Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz."Aşka gelince birkere sevdim işte, birdaha işim olmaz".

    Küçük İskender

    Okeyde beklenen son taş gibisin.Biliyorum beklemekle gelmezsin.Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.

    M. Kenter

    "Radyoyu ne zaman açarsanız açın, en sevdiğiniz şarkının hep son melodilerini duyarsınız".

    Cemal Süreya

    Korkar olduk artık ''seviyorum '' demeye.. Kimi sahiden değiyor sevmeye, Kimi ise pişman ediyor insanı sevdiğine...

    L.Tolstoy

    Bir insanın değeri kesire benzer:Pay gerçek değerini gösterir,payda kendisini ne zannettiğini.Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır.

    L.Tolstoy

    İnsanlar çok değişti, dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra beşi de yerindemi diye parmaklarını saymak zorundasın.

    Lev Tolstoy

    Umduğumuz gibi olsaydı hayat, Sandığımız gibi yaşardık. Bulduklarımızla yetinseydik, Kaybettiklerimize ağlamazdık.

    Cemal Süreya

    "Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığma, ben çok gülerim.. Ve gülerken hiçkimse yalan olduğu anlayamaz"..

    Bukoeski

    "Dünyadaki en saf insan olduğunu iddaa eden kişiler, aslında şeytana danışmanlık yapabilecek kapasitede kişilerdir. Unutmayın"

    Elif Şafak

    Kelebek gibidir aşk. Peşinden koştukça senden kaçar. En iyisi bırak uçsun, Belki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna konar.

    K.Tazeoğlu

    Vasat bir günün sonu. Hava kararmak üzere. Üşüyorum.Kendime daha kalın bir mont almalıyım. Şöyle yüreğime kadar beni ısıtacak...

    Can Yücel

    "Eğer git diyebilecek kadar güçlüysen, hoşçakal deyip susmasını da bileceksin..."

    Cemal Süreya

    Uzaktan seviyorum seni.. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. Sadece seviyorum.

    Cemal Süreya

    Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni: Önce bana, sonra bana sonra yine bana bak.

    Cemal Süreya

    Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz,Yada uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

    Can Dündar

    Erkek adam ağlamaz denir ya, sakın inanma ! Unutma ki, erkek adam ağlamayan değil, bir kadını ağlatmayandır aslında..

    Aragon

    "Aşkın en acımasız yanı; Ağzından çıkmaya cesareti olmayan sözlerin, yürekte fırtınalar koparmasıdır".

    Dylan

    "Aşk bazen yeni çıkan bir filmin fragmanı gibidir. Görebileceğin tüm güzellikler yalnızca tanıtımda verilir".

    Elif Şafak

    Modern aşk istemem, üzüntüden başka ne ki ? İlkel aşk isterim, aşkın en ilk'el halini.

    Cemal Süreya

    Bir daha beni sevdiğini söyleme ! Neden biliyor musun ? Çünkü yine inanırım.

    Cemal Süreya

    Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

    Ahmet Altan

    Aşk kılıç yarası gibidir, acısı geçer ama mutlaka izi kalır.

    J.Christophe

    Unutmak ve beklemek insanı en çok acıtan eylemlerdir; ama bunların ne kadar süreceğini bilememek acıların en beteridir!

    J.Christophe

    Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer Ve bilirsin, o nehir asla durmaz.

    Vince Lombardini

    Önemli olan yere düşüp düşmemen değil, tekrar ayağa kalkıp kalkmamandır.

    C. Yılmaz

    Dün bi şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim. Söylemek ne kadar acıtsa da; "Ben seni çok özledim".

    Marquez

    "Keşke tanımasaydım" dediğim hiçkimse olmadı benim. "Keşke beni tanımasına izin vermeseydim" dediklerim oldu .

    Cemal Süreya

    Tam unuttum dersin, karşına çıkar tebessüm eder ve yine bağlar seni kendine.. Yine inanırsın; yalan olduğunu bilsen bile .


    Cemal Yücel

    ''Keşke çocukken fazla mutlu olmayıp birazınıda bu zamanlara saklasaydım. Lazım oluyor arada.''


    J. Jenkins

    Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir.

    Byron

    Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır.

    Özdemir Asaf

    Yalnızlığımda çoğalıp,kalabalığımda eksiliyorum,ve öylesine kalabalıkki yalnızlığım,ne yana dönsem, sana çarpıyorum...

    Özdemir Asaf

    Aşk görmekten çok özlemeyi sever,dokunmaktan çok düşlemeyi,ve aşk öyle haindir ki,nerde imkansız varsa gider onu sever.

    Cemal Süreya

    Önce sevdiğiniz terk eder sizi,Ardından uykunuz.Sonra ne sevdiğiniz geri gelir ne uykunuz

    Cemal Süreya

    Çocuk olsam yeniden..Bir tek düştüğüm için acısa içim,Ve kalbim;Çok koştuğum zaman çarpsa sadece...

    Can Yücel

    Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak.. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak..

    Balzac

    Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.

    Şems-i Tebrizi

    Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev".

    S.Akın

    Duvarda ki yangın düğmesinin cam parçasıyım, kurtuluşun olacaksa hiç düşünme kır beni.. "

    Özdemir Asaf

    İmkânsızlıkları yaşamak mıdır sevmek,
    Yoksa severken imkânsız mıdır yaşayabilmek?
    Zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek,
    Yoksa sevgi midir gözlerindeki tek gerçek?
    Kolay mıdır bir anda vazgeçip gitmek,
    ......Yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek?

    Özdemir Asaf

    Neyine bağlandım ki bu kadar. Bana bakmayan gözlerine mi, yoksa benim olmayan kalbine mi ?

    Can Dündar

    Bazen insan; ''Ben iyiyim'' dediğinde gözlerinin içine bakıp ''iyi değilsin biliyorum'' diyecek biri...ne çok ihtiyaç duyar"..

    K.Tazeoğlu

    Senin de kederle evlenip boşanmış dul neşelerin var, dört tarafı gözyaşıyla çevrili...

    Can Yücel

    Hayattan aldığım en büyük ders: Sevgisiyle karşında sapasağlam duramayan birine, asla yaslanmayacaksın.

    Can Yücel

    Sadece Erkekler aşık olur, çünkü kadınlar aşktır...!!!

    [Anonim]

    Oysa bir 'asal sayı'nın yalnızlığıydı benimkisi,Ya kendisini bölen,Yada sevdiğinden başkasına bölünmeyen..

    Freud

    "Ne garip değil mi .. Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz".

    Cemal Süreya

    Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme.. Kırk yılın hatrına Sen kalayim..!

    Nazım Hikmet

    Aşkın bu denli sıradan olmadığına inanıyorum ben. Önce sıradanları yaşayacaksın ki, gerçek olanı anlayabilesin...

    M. Kenter

    "Unutulmamalı ki; gözleri güzel yapan rengi yada boyası değil, bakışların ta kendisidir".

    Che

    İyilik yapmaya devam et.. Karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın .

    M. Mungan

    "Dört tane gerçek dost edin, tabutunu taşısın yeter".

    Bukowski

    ''Acıya kahkaha atabilmek bir sanatsa eğer; ben çok pahalı bir tabloyum.''

    Oğuz Atay

    "Kimse benim kimsesizliğimden cesaret bulmasın , en güçlü anımdır yalnızlığım ! Çünkü ben daima tek başıma iktidarım .

    K.Tazeoğlu

    "Aşkı tarif gerekirse sana anlatayım, aşk ne biliyor musun? Benim sana yaşadığım, senin durmadan hep üstüne bastığın"..

    D. Noel

    Bedava psikolog bulursam, depresyona girmeyi düşünüyorum .

    Şems

    Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; "sevgi yürekli olana yakışır".

    Che

    Ne kadar farklı olursa olsun; Sana ait olmayana tenezzül etme, Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme .

    B. Marley

    Kendi kendime konuştuğum kadar, Kimseyle konuşmuyorum. Sebep delilik değil, Sadece bilirim ki insanı sadece en iyi kendi dinler.

    P. Auster

    "Artık insanları tanımak için zaman kaybetmiyorum; nasıl olsa onlar zamanı gelince kendilerini tanıtıyorlar".

    Can Yücel

    Her yürek sevebilseydi eğer, ayrılık hiç olmazdı. Her seven yürekli olsaydı zaten 'aşk' bu kadar basit olmazdı !

    A. Capus

    Hevesleri için kimse kimsenin gururu, duyguları ile oynamasın, Bu yerin üstü varsa, bir de altı var unutulmasın .

    İlhan Berk

    "Akla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan ! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma" .

    N. Parra

    Toprak bir gün yağmurun kıymetini anlayacak; fakat o gün yağmur yağmayacak.

    W. Golding

    "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır ! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır."

    N.F.Kısakürek

    Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız .

    Gorki

    Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir .

    Can Yücel

    Ne sahip olduğundur hayat, nede umdukların bunca zaman. Yüreğin kadardır hayat! 'Seviliyorsan renkli, Seviyorsan siyah beyaz'...

    P. Coelho

    Aslında bütün kadınlar tatlı sözleri sever; ama iltifatların yalan mı gerçek mi olduğunu anlayacak kadar da zekiler .

    Sunay Akın

    Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; "çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye".

    Sunay Akın

    Hep derler ya; "Ben arkandayım, sırtın yere gelmez" diye. Ben almayayım.. Yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin !

    Y. Erdoğan

    Aslında geçmiş zaman 3e ayrılmalı sadece. Di'li geçmiş, miş'li geçmiş ve tüh'lü geçmiş zaman olmak üzere .

    Huxley

    Temiz kalpli insanlar hiçbir zaman rahat bir hayat yaşayamazlar, Çünkü kendilerini başkalarının mutluluğu için feda ederler.

    Yılmaz Erdoğan

    İlişkinin başında "Dünyamı değiştirdin" diyen kişinin, sonunda " Biz ayrı dünyaların insanlarıyız" demesi insanı şaşırtmamalı..

    J. Christophe

    Güven bana" lafını duyduğunuz her ortamda güvenmeniz gereken tek bir kişi vardır. O da kendiniz .

    Müşfik Kenter

    Dolu dolu caddelerde, tıklım tıklım kaldırımlarda elleri cebinde dolaşan kişidir yalnız .

    P. Auster

    Asıl yalnızlık; yalnız hissetmenize sebep olan kişilerle yaşamak zorunda kalmanızdır .


    Ece Ayhan

    Kim ne derse desin, tek bir gerçeği vardır aşkın; "Karşındakinin adam olup olmadığını, aşıkken değil ayrılırken anlarsın".

    Sunay Akın

    Tamda unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, "en içten kahkahalarımın arasında; aklıma gelmek zorunda mısın ?"


    Aziz Nesin

    Terkeden kişinin gittiği yerde aradığını bulamayınca dönüp 'özledim' demesi; özlediğinden değil, eşek gibi pişman olduğundandır.

    [Anonim]

    - En büyük hayalin nedir ?
    + Yağmur altında sevgilime sarılmak.
    - Ya senin ki ?
    + Yağmur altında sarıldığın kişi olmak.

    Yılmaz Erdoğan

    'Ben' kattım sana biraz, öyle sevdim seni. Çünkü sen de bensiz; O kadar güzel değilsin hani.

    Huxley

    Bir kadının içindeki masum meleği erkek keşfeder; ama o meleğin tüm masumluğunu yok edecek olan yine erkektir.

    Bernard SHAW

    “Bazı insanlar herşeyi olduğu gibi görür ve 'neden' diye sorarlar. Bense herşeyi asla olmadığı biçimde hayal eder ve
    'neden olmasın' diye sorarım...“

    P. Coelho

    Her insan kaybeder; ama sevmeyen vazgeçer. Bil ki aşk; Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde biter .

    Can Yücel

    Boş boş seviyorum demekle olmaz; Göstereceksin sevdiğini, hissettireceksin.. yapamıyor musun ! O zaman yoldan çekileceksin.

    Nietzsche

    Bir Kere Yanlış Trene Bindiyseniz; Koridordan Ters Tarafa Yürümenin Hiçbir Faydası Yoktur !

    Murathan Mungan

    Ne zaman bir düş kursam, ertesi gün hayal kırıklarını topluyorum.

    N.F.Kısakürek

    Dünya öküzün üstünde derler, bilmem ama; dünya üstünde nice öküzler bilirim .

    Sunay Akın

    Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.



    V. Hugo

    En anlamlı yemin söz vermektir, En büyük intikam affetmektir, En adi söz hiç sevmedim demek; Ve en güzel cevap gülüp geçmektir.

    Bob Marley

    Bakmayın insanların "Beni çok sevecek birini arıyorum" demesine. Büyük bir sevgiye maruz kalınca hepsi kaçacak delik arıyor .

    Can Yücel
    ...
    Aslında hiç kimse sevmedi,
    Bir ben sevdim seni..
    Severmiş gibi değil, kana kana sevdim seni.
    Tıka basa sevdim, dolu dolu sevdim..
    Aslında kimse sevmedi seni, sevmekten çekindi.
    ...Oysa ben; Yanayana sevdim seni.
    Bile bile sevdim.
    Aklımdan zorun var gibi,
    Mecburmuş gibi,
    Ve başka çarem yokmuş gibi..

    "Bir ben sevdim seni..
    Aslında bir sen sevmedin beni, herkesi sevdiğin gibi" .

    Hz.Mevlana

    Eğer birgün çok büyük bir derdin olursa; Rabbine dönüp 'Büyük bir derdim var' deme. Derdine dönüp 'Büyük bir Rabbim var' de!

    Bukowski

    Geride bıraktıkların ileriye gitmeni engelleyecek, Unutma; İleri gidebilmen için arkadakileri unutman gerek..

    Dan Brown

    Başarmak zordur, Kolaya kaçarsan sonuç basitleşir. Unutma, Yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir.

    C. Süreya

    Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum. Çünkü, onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler..

    B. Johnson

    "Eğer iki insan her konuda anlaşıyorsa; emin olabilirsiniz ki düşünen yalnızca bir tanesidir".

    B. Marley

    "Sevgilin olabilecek birçok insan olabilir; ama sevdiğin olabilecek insan bir tanedir".

    Ece Ayhan

    Gidenlerden; aşkınızı, kalbinizi beyninizi mektuplarınızı vs. değil sadece uykularınızı geri isteyin.En çok ona ihtiyaç oluyor.

    Can Yücel

    Kural bu: En çok seven, hep en önce terkedilir. Unutma; vedalar acıtsada, bazen gitmek gerekir .

    Marquez

    Birini özlemenin en kötü yolu, yanyan? oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir .

    Cemal Süreya

    Ne kadar silersen sil ! Ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin .

    D. Noel

    Seni seviyorum, dediğinde "gerçekten mi?" diye sorarsam; inanmadığımdan değil, sadece bir kez daha duymak istediğimdendir .

    Aziz Nesin

    Bilirsin günahları yazan melek soldadır. Hatta bundandır kalbin solda olması. Çünkü belkide aşk, yaşanılan en büyük günahtır.

    [Anonim]

    Sesini duyabilme umuduyla yaşadığım hayat yüzünü göremediğim için çekilmez olsada sesini duyabildiğim için yaşamaya değer.

    C. Yücel

    Bazen her şeyi unutup sadece sımsıkı sarılmak istersin; ama bir şey hep engel olur. Nedir o biliyor musun ? Gurur .

    Can Yücel

    Bazen kırdım, çoğu kez kırıldım; ama ben hiç kimseyi kaybetmedim, sadece zamanı gelince vazgeçmesini bildim.

    Mevlana

    Bazı alimlerin Allah'ı ispat etmeye çalışmalarına şaşıyorum. Allah"ın varlığı sabittir, sen kulluğunu ispat etmeye çalış".

    Can Yücel

    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden...

    E. Cansever

    Öyle bir çık ki karşıma ''Her baktığımda ilk defa görüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi'' hissedeyim seni .

    Marquez

    Sen üşürken onun yokluğunda, O senin varlığından bile habersizdir.

    C. Süreya

    Seni olduğun gibi seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur .

    Huxley

    "Tanımadan nefret edebileceğiniz tek kişi; Sevdiğiniz kişinin, sevdiği kişidir" .

    J. Christophe

    Kendini nokta kadar değersiz hissettiğinde dönüp arkana bak; belki önemli bir cümlenin sonundasındır .

    Ece Ayhan

    Vücudunun %70 i su olan bir canlının nasıl olurda içi yanar .

    [Anonim]

    Söylediklerimi, yazabilme imkanım yok...
    Duygularım durmadan konuşuyorken, mantığım susmamı istiyor...
    Anlayacağın!
    Tüm suskunluğumun; ardındakileri, haykıracağım bir gün.
    Kelimelerin sesi, cümle kurabilmem için yeterli değil...
    ...Satırlar duyuyor,
    Sen duymuyorsun....

    Gorki

    Aşk; gelirken verdiği mutlulukla değil, gittiği zamanki acıyla anlaşılır.

    Ece Ayhan

    Acı çekiyordum senden sonra fakat unuttuğun bir şey vardı. Çektiğim her acı beni değil, İçimdeki seni öldürüyordu.

    Oğuz Atay

    "Neden yalnızlıktan şikayetçidir ki insan. Ne yani, Mutlu olması için bir sevgiliye mi muhtaçtır her zaman" ?

    A. Nesin

    Türk erkeğinin dünyanın en kıskanç erkeklerinden biri olmasının sebebi; sevgililerine değil, kendilerine güvenmediklerindendir.

    The Girl in the Café/2005

    Evden çıkarken yüz kere aynaya baksan da, yoldaki arabaların camlarında kendine bakmadan yürüyemezsin.

    Cemal Süreya

    Allah'a emanet ol,dedi ve gitti. - Güldüm... Zaten baska kimim var ki ?

    Bob Marley

    ''Eğer bu hayatta illa kıymet bilmek gerekiyorsa, sadece kendi kıymetini bil."boşver be ! nasılsa her rüya güneşle sona eriyor''

    [Anonim]

    " Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar."

    Y. Erdoğan

    Sırf seninle diğer tarafta karşılaşmamak için, helal ediyorum hakkımı..

    Can Dündar

    Ve aşk; O omzuna yattığında, rahatsız olmasın diye kılını bile kıpırdatmamaktır.

    Fuzuli'ye sormuşlar : Sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi ? Sevmek demiş. . Çünkü, sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın !

    Paul Auster

    Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki.. Beni geç, içimdeki zaten deli, Kır aynadakini.. Ya kalbimdeki ?

    Hegel

    Sevmek, onunla birlikteyken bir bütün olmak değil; o yokken 'yarım kalabilmektir' .

    M. Longston

    "Kırılacak 206 tane kemiğiniz varken, aptalın biri gelir kalbinizi kırar".

    İ. Berk

    "Buğulu camlardaki sözler gibisin; Nefesim olmadan bir hiçsin" .

    D. Noel

    "Kadın unutmaz; sadece sineye çeker. Zamanı geldiğinde ise iade eder".

    Y. Erdoğan

    "Kuaföre ne istediğini anlatmak, beş bilinmeyenli denklemi çözmekten daha zordur”.

    Cemal Süreya

    "Yeter, aklından çıkar artık onu" diyor kimileri. "Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni".

    Al Capone

    Git dediğinde gidip, Gel dediğinde gelmemi mi bekliyorsun ? Ben hayatın önünde eğilmedim ki, Senin karşında eğileyim."

    Y Erdoğan

    Seveni mahçup etmedik ama sevdiğimize, kendimizi sevdiremedik. Çünkü; ya sevmesini bilmedik, yada haddinden fazla sevdik".

    Balzac

    Bazen birinin yokluğuna o kadar alışırsınız ki, başka birinin gelip o boşluğu doldurmasından korkarsınız .

    D. Noel

    Dost gibi görünen yalakalar, Farklı olmaya çalışan basit insanlar, Arkamızdan kurulan oyunlar.. Kural hep aynı: Gül ve Geç .

    A.Capus

    "Büyük adam olmana lüzum yok, sadece adam ol yeter"

    Müşfik Kenter

    Üşüdüğümüzde camı kapatmak kadar kolay olsaydı keşke sevilmediğimizi anladığımızda o kişiye yüreğimizi kapatmak .

    [Anonim]

    Sarılmak neden güzeldir bilir misin?
    "Çünkü sağ tarafta kalp yoktur ve orası hep boştur,
    Sarlınca sağ tarafını onun kalbi doldurur"..

    Huxley

    Dünyanın en zevkli işi; Bir şeyin nasıl yapılacağını bildiğin halde başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.

    C. Süreya

    Cevap veriyorum "Zamanla herşey geçer" diyen akıllılara; "Geçen tek şey zamandır" anlayan, anlatsın anlamayanlara.

    Nazım Hikmet

    İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil .

    Che

    Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir.

    B. Vian

    Mesela hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepenkleri yoktur. Çünkü kimse aklına getiremez, bir çiçeği çalmayı.

    Marquez

    "Ne kadar yaşayabileceğini biliyor musun ? O halde sarıl sevdiğine son nefesin gibi" ..

    C. Palahniuk

    "Korkma aç kapıyı. Sende kalmaya değil, Beni almaya geldim".

    Ece Ayhan

    Elimden gelen bir şey yoktu, kalbimden geleni yaptım ben de; Sevdim işte, o kadar.

    Y. Erdoğan

    Kimse beni sevmiyor; Çünkü ben farklıyım. Ben de kimseyi sevmiyorum; Çünkü hepsi aynılar .

    Nazım Hikmet

    "O bensizliği seçtiyse, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem".

    Kahraman Tazeoğlu

    Bence sen aşkı sadece "çok sevmek" olarak algılıyorsun. Oysa karşılıklı sevmektir aşk .

    C. Süreya

    Düşenin dostu olmaz" der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi .

    Can Yücel

    Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak. Ve öyle birini seveceksin ki, seni gözleriyle bile aldatmayacak .

    Ece Ayhan

    "Sevdiklerimizi tekmelemeye anne karnında başlarız".

    İlhan Berk

    Ne zaman ki dinlediğiniz şarkılar size O'nu hatırlatmaz; işte ancak o zaman hayattan bi tat alabilirsiniz


    A. Huxley

    İyilikten zarar gelmeyeceğini öğretirler; fakat arkanızdan enayi denileceğini öğretmezler .

    J. Christophe

    Birini kendine çok yakın buluyorsan ona biraz zaman tanı. Aslında sana ne kadar uzakta olduğunu mutlaka gösterecektir .

    Prison Break

    "Yakınlık, uzaklıktan daha sıkıntılıdır. Çünkü her yakınlıkta kaybetme korkusu, uzaklıkta ise kavuşma ümidi vardır".

    Edip Cansever

    Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde. Küçücük bir yürekle kocaman sevmek ne haddimize !

    U. Çifdalöz

    Herkes bıraksın "senin için ölürüm" laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz .

    Murathan Mungan

    "Gökte ararken yerde bulduğum olmadı hiç. Ama yerde bulup da göklere çıkarmışlığım çoktur."

    W. Butler

    "Uzaklıklar sevenler için önemsizdir. Çünkü gerçek sevgiyi anlatan tek duygu; özlemektir".

    N. Parra

    Ne kadar seversen sev; ama asla belli etme sevgini. "Çünkü sevdiğin kişi, sevildiği kadar üzecektir seni".

    Lawrence Durrell

    "Bir sokakta sevdiğiniz biri yaşadığı zaman, orası bir dünya olur".

    İclal Aydın

    ''Onca zamanın üstünde, eskimeyen bir düşüncesin şimdi; insan hergün anımsar mı aynı gözleri?''

    Çehov

    Basit kadın, güzel olmayı zeki olmaya tercih eder. Çünkü basit erkekte zekayı anlayacak kafa değil, güzelliği görecek göz vardır

    [Anonim]

    Dünyada erkek basına üç kadın düşermiş, gerçekten de öyle. Bir erkek kalbine üç kadın sığdırabilir.''Annesi, karısı ve kızı" .

    Seneca

    "İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkma; Çünkü kaybedilmesi gerekenleri, en önce kaybetmelisin".

    V. Hugo

    Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.

    M. Kundera

    En anlamlı bakış, bir çift ıslak gözde saklıdır. Çok şey anlatır; Çünkü dil bağlanır, yürek konuşur .

    Çehov

    Anlamaya çalışma. Hayat böyledir işte.. Hep o kıyamadıklarımız kıyar size .

    Ece Ayhan

    "Sevmek sevdiği için kendini ateşe atmaktı eskiden. Şimdi; sevdiğini ateşe atıp üzerinden atlamak olmuş."

    J. Antonia

    Kendim olmaktan korktuğum andan itibaren, sen olmaya başlıyorum.. Ne güzel; bana beni unutturuyorsun .

    Turgut Uyar

    Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesende silemezsin.