• Bence mutluluk ulaşılmaz, görünmez yerlerde değildi. Mutluluk gözümüzün önündeydi; o gün yaşadığımız hayatta, yemeğimizde, dostumuzun gülüşünde, yaptığımız şakada, kedimizin miyavlamasında, köpeğimizin kuyruğunu sallamasındaydı.
  • 96 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Her ne kadar kitabın içeriğinde çocuk aklının alamayacağı kadar kişisel gelişim tavsiyeleri bulunuyormuş gibi geldiyse de, bir o kadar da içeriği faydalı ve zengin bir hikayeye sahipti Moby Dick... Balina avcılarının gözünden balinalarla ilgili fikirler okumak çok güzeldi. Hayvanlara ve doğaya karşı ilgisi olan bir çocuğun bu kitabı okuyup da "vaov" demeden geçebileceğini düşünmüyorum.

    İş Çocuk Klasiklerine bana bu hikayeyi okuttuğu için teşekkür ederim. Tek bir yere karşı yorumum var, çocuk kitabı olduğu unutulup kötü alışkanlıklardan birine dair "Demek ki sevgi, tüm alışkanlıklarınızı değiştirebiliyordu." gibi bir yorumu doğru bulmadım. Diliyorum bir dahaki düzenlemede orası basımdan önce kaldırılır. Çocuk kitabı ise eğer bu gibi şeylere dikkat edilmelidir!

    Bahsettiğim cümlenin geçtiği yer aynen şöyleydi; "Odanın içi çok soğuk, ama yatak sıcacıktı. Sıcağın tadı ancak soğuğu hissedince çıkar. Çünkü bu dünyada her şey kendi zıddıyla anlamlıdır. Kuikuek piposunu yaktı. Yattığım yerde tütün içilmesinden hiç hoşlanmadığım halde, bu davranışı beni hiç rahatsız etmedi. Demek ki sevgi, tüm alışkanlıklarınızı değiştirebiliyordu. Pipodan ben de içtim ve sohbete başladık." (Sayfa 9)


    Bunun haricinde çok sevdiğim paragraf oldu ama. Bu tek kötü örnek için silip atamıyorum tüm kitabı da. Misal;

    Evet, hayatta herkesin değişik görevleri, işleri olabilir; ama hiçbir yetki, başkalarına saygısızlık yapma hakkını vermez. Üstüne üstlük bu kişi, her gün yemeklerimizi pişiren, bizden yaşça büyük aşçıbaşımızdı. (Sayfa 48)

    Bence mutluluk ulaşılmaz, görünmez yerlerde değildi. Mutluluk gözümüzün önündeydi; o gün yaşadığımız hayatta, yemeğimizde, dostumuzun gülüşünde, yaptığımız şakada, kedimizin miyavlamasında, köpeğimizin kuyruğunu sallamasındaydı. (Sayfa 66)


    Diyeceğim o ki; Balinalara duyduğu ilgi ve sevgi dolayısıyla, insanların balina yağından faydalanmak için balina avına çıktığı zamanlarda, balina avcılarına katılan İsmael'in yaşadıklarını anlatıyor kitap. Onun insanların balinalara yaptığı, doğaya yaptığı eziyeti anlatıyor aynı zamanda. Bir çocuğun okuyup doğaya karşı daha saygılı olmasını öğütleyebilecek güzel örnek bir kitap! Yazanın da, çevirenlerin ve uyarlayanların da kalemlerine sağlık... <3 :)
  • Bence mutluluk ulaşılmaz, görülmez yerlerde değildi. Mutluluk gözümüzün önündeydi; o gün yaşadığımız hayatta, yaptığımız şakada, kedimizin miyavlamasında, köpeğimizin kuyruğunu sallamasındaydı.
  • Bence mutluluk ulaşılmaz, görünmez yerlerde değildi. Mutluluk gözümüzün önündeydi; o gün yaşadığımız hayatta, yemeğimizde, dostumuzun gülüşünde, yaptığımız şakada
  • İçinde  yaman  bir  kavga  vardı;  ama  bu  aşk  değildi.  Olga'nın  hayali  gözlerinin önündeydi  ama  uzak  ve  dumanlı  idi;  Oblomov  ona  dertli  dertli  baktı  ve  içini  çekti: "İnsanın  kendi  dilediği  gibi  değil,  Tanrının  emrettiği  gibi  yaşaması  doğru  bir  yol  ama... "  Oblomov  düşündü:  "Hayır,  insan  istediği  gibi  yaşayamaz,  doğrudur."  İçinden  vakur, isyan  dolu  bir  ses  yükseliyordu:  "Yoksa  insan  en  derin  zekânın  bile  içinden çıkamayacağı  bir  çelişmeler  karanlığına  düşer.  Bir  gün  bir  şeyi  istersin,  ertesi  gün tutkuyla,  ölesiye  ona  bağlanırsın,  daha  ertesi  gün  onu  istediğinden  utanırsın,  arzun yerine  geldiği  için  hayata  lanet  edersin.  İşte  insan  hayatta  kendi  isteğinin  peşinden serbestçe  giderse  böyle  olur.  Bastığımız  yeri  yoklayarak  yürümeliyiz;  bazı  şeylerden gözlerimizi  çevirmeliyiz,  mutluluk  hülyalarına  kapılmamalıyız,  mutluluk  elimizden kaçarsa  isyan  etmemeliyiz;  hayat  budur  işte...  Kim  demiş  hayat  zevk  ve  mutluluktur. Ne  saçma  düşünce!  Hayat  hayattır,  bir  ödevdir,  ödev  dediğin  de  çetin  bir  iştir.  O halde  ödevimizi  yapalım...  "
  • Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

    Ve İşte O Hikaye!!

    "Üniversiteli delikanli kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa göruyordu takımda.. Hoşlandıgını, fena halde hoşlandıgını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı degil, o güzel kızı izlediğini…Kız servis atarken hemen önunden geçti. Göz göze geldiler..Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok populerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı.Kimbilir, belki kız da ondan hoslanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmisti..Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini degistirdi,o da karsıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndu.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba..Bir defa daha gülümsedi.Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu…Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü..Pazar günü,sabahın körunde kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım,o dünyalar şirini kizi gormek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu…Dahası..Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek icin… Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır Olmuşlardı…O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gulumseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak,bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız çok şaşırdı ,karşısında,sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu.Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı,kaptana açıldı..O kızdan fena halde hoşlanıyordu.Galiba, kız da ona karşı boş degildi. Bir yerde,bir şekilde tanısmaları gerekiyordu…O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü… Kaptan "tabi" dedi… "Bu hafta sonu güzel bir konser var.Beraber, gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız…"Mutluluk işte bu olmali" diye düşündü delikanlı.."Mutluluk işte bu …" Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser gününü de hiç ama hiç unutamadı.. O ne heyecandı öyle…Konserin verildigi sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokundugu anı da hiç unutmadı delikanlı..Voleybol takımı kaptanı, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.Inanamıyordu delikanlı..Onunla nihayet yan yana oturduğuna,onun sıcaklıgını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor….Delikanlı, sahne de dünyanın en romantik şarkısı soylenirken -o an dünyanın bütün sarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki icinde… Ama uzatamıyordu işte elini…Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki…Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu…Kızın omuzuna değil.. Koltuğun uzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli,delikanlının elinin üzerine dokundu…Kalbi yerinden firlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu cünkü… Konserden çıkarken, kız, sakalaştı…"Sizi her maçımızda görüyoruz.Alıstık nerdeyse…Yarın Adana’da maçımız var…Gözlerimiz sizi arayacak.. Hayır!, aramayacaktı…Delikanli o anda kararını vermisti çünkü..Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta ögle yemeginde bir de, Adanakebap yedirecek kadar para vardi… Gece yarısı kalkan otobuse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Mac saatine kadar başı boş dolaştı.Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken,salonda ki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan degildi sebep tabii..İlk sette kız farkın da bile degildi onun..Nerden olsundu ki? İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifada biraz mutluluk,birazda gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok populer bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu…Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti.Tek kelime konuşmadan.. Konusmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti.O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona,o kadar çok sey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladi. Daha dogrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.Söylemek istedigi hersey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Ögleden sonrayı zor etti,Kolejin önüne gitmek için… Kızın karşıdan geldiğini gördü.Koşarak yanına gitti."Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’in dört satırını okurken…

    "Ne hasta beklerdi sabahı
    Ve ne genç ölüyü mezar
    Ne de şeytan bir günahı
    Seni bekledigim kadar!.."

    Ertesi gün ögleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önundeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu…Bu defa yanında arkadaşları yoktu.Yanlızdı…Yaklastıgında işaret etti delikanliya..Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çagırıyordu işte…Kalbinin duracagını sandı yaklasırken… "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız..O’da heyecanlıydı,belli…"Bak iyi dinle.. dünkü satırlar için çok teşekkürler…Herhalde hissettin, bende senden hoslanıyorum… Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha cok hoşlandıgıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok…Delikanlı : "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam,hayatında baska kimse olmazsa, ara beni" dedi hiç nefessiz… Ayrıldı kızın yanından..Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda
    önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen’in sozlerini O, o zaman biliyordu sanki… Aşk onurlu olmalıydı…Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdigi o dörtlükteki gibi bekledi…Hastanın sabahı, şeytanın günahı bekledigi gibi bekledi… Heyecanla bekledi.Hırsla, arzuyla bekledi.Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen ofkeyle bekledi.. Ama bekledi…Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.Bir gün bir şiir antolojisinde siirin tamamini buldu.. İki dörtlüktü şiir…İlki kıza verdiği… Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar…O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…Bekleyiş sürüyor,sürüyordu…Okullar kapandı,acıldı.. Aylar,aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördüü…"Günlerdir seni arıyorum" dedi kız… "Günlerdir seni arıyorum.işte sana haber…Artık hayatımda hiç kimse yok!.." " Yaa" dedi delikanlı… "Yaa"dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye bekledigi an gelip çatmışken,ağzından sadece bu ses çıkmıştı.."Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.."Sana bir şiirin ilk dörtlügünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.. " Sonra yürüdü gitti,arkasına bile bakmadan…Kız ikinci dörtlügü oracıkta okurken…

    "Geçti istemem gelmeni
    Yokluğunda buldum seni.
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme artık neye yarar!.."

    Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar gecti.Delikanli bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?… Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıstı ki,artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı..O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmisti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti ugruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugun hala bilmiyor…"

    Hıncal Uluç

    Alıntı