• hüseyin nihal atsız'dan bir makale;

    KURTARILMAMIŞ TÜRKLER

    Türkiye dışında 60 milyon Türk, kurtarılmamış olarak yaşıyor. Osmanlı Türkleri’nin bölümleri olarak yanı başımızda duran Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Batı Trakya, Rodos, Suriye ve Kerkük Türkleri’nin dışında asıl büyük Türk kesimi İran, Afgan, Sovyetler ve Çin hâkimiyetinde tutsaktırlar. Bu dört devlet kendi tabiiyetlerinde bulunan Türkler’e hiçbir hak tanımamakta, elde edilmiş bazı haklar uzun fedakârlıklarla, büyük mücadeleyle sağlanmış bulunmaktadır. İran’daki 13 milyon Türk, bu zayıf ve iptidaî imparatorluğun en büyük unsuru olduğu halde İran’da Türkçe öğretim yapan okul yoktur. Açılması yasaktır. Birçok devlet dairelerinin duvarlarına yalnız Farsça konuşulacağına dair levhalar asılmıştır. İran’ın 60.000 Ermeni’si için radyoda Ermenice yayın yapılırken zengin kültürlü 13 milyon Türk için böyle bir şey düşünülmemektedir. Çünkü Farslar’ın iddiasına göre İran’da Türkçe konuşanlar aslında Fars olup Moğollar İran’ı zapdettiği zaman bunları zorla Türkçe konuşmaya mecbur etmiştir. Bunun ne kadar gülünç bir iddia olduğu ortadadır. Aslında, Yedinci Asırdaki Arap istilâsından sonra İran tamamen yok olmuş, Araplar, İran medeniyetini kökünden kazımış, hatta Arap kanı İran kanıyla karışarak eski sarışın İran tipi ortadan kalkıp onun yerine bugünkü esmer, kara saçlı, Arapsı Acem tipi çıkmıştır. 9 – 10. yüzyıllarda Arap Abbasi halifelerine bağlı olarak İran’ın bazı bölümlerinde kurulan yerli hanedanlar ve bunların sonuncusu ve en büyüğü olan Büveyhliler, 11. yüzyıldaki Selçuklu fütuhatıyla kaldırılmış, böylelikle İran’da dokuz asır süren Türk hâkimiyeti başlamıştır. “Moğollar’ın zorla Türkçe konuşturdukları halk”, daha Moğollar tarih sahnesinde yokken kuzeyden Hazar ve Sibir, doğudan Oğuz adıyla gelen bu Türkler’dir. Başlarındaki Çengiz Hanedanı Gök Türk soyundan olan ve Moğol’dan çok, büyük çoğunlukla Türkler’den oluşmuş bulunan Gök Moğol devleti ise 13. asırda Azerbaycan ve Anadolu’ya bir buçuk milyon Turanlı ile gelerek bu ülkelerin kesin sonuçlu olarak Türkleşmesini sağlamıştır. İşte şimdi, bir oldu bitti ile tekrar Fars hakimiyetine geçen İran’daki 13 milyon soydaşımız İran’ın en zeki, cevvâl, çalışkan ve savaşçı unsuru olduğu halde insan haklarından mahrumdur. Onları düşünmek ve onlar için bir şeyler yapmak hakkımız ve görevimizdir. İran’dan çok geri, üstelik çok da yoksul olan Afganistan’ın kuzeyinde de 3 milyon Özbek ve Türkmen vardır. Afganistan’ın bu kuzey bölgesi “Afgan Türkistan”ıdır. Komünist kıyıcılığından kaçarak Afganistan’a geçen Özbek, Türkmen, pek az da Kırgız Türkü ile bugün 3 milyona varan bu Türkler, ancak %5’i okur‐yazar olan iptidai Afganlılar’ın hakimiyeti altındadır. 25–30 yıl önce, hayvan sürüleriyle birlikte Türkiye’ye göçmek isteyen on binlerce Türkmen’e Afgan hükümeti izin vermemiştir. Bu Türklerin de Türkçe öğretim yapan okulları, radyodan Türkçe seslenen spikerleri yoktur. Afganistan denen ülke tarihteki Türk Kuşanlar’ın, Ak Hunlar’ın, Gazneliler’in, Temirliler’in ülkesidir. Afgan şehirleri bu eski Türkler’in medeniyet eserleriyle doludur. Bunları düşünmek ve onlar için bir şeyler yapmak da hakkımız ve görevimizdir


    Sovyetler Birliği ise 40 milyon Türk’le en kalabalık Türk nüfusunu barındıran devlettir. Soyumuzun anayurdu oradadır. En eski tarihî anıt ve hatıralarımız oradadır. Moskofların Türk gücünü kırmak için ayrı alfabelerle ayrı millet haline getirmeye çalıştığı Kazak, Özbek, Tatar, Başkurt, Kırgız, Türkmen, Çuvaş, Karakalpak, Azerî, Oyrat, Hakaslar ve daha küçük idarî bölgelerde yaşayan Yakut Balkar, Karaçay, Nogay, Kumuk, Altaylı gibi Türkler hep oradadır. Hepsine ayrı tarihler uydurulan bu Türkler, büyük maziden ve büyük devletten gelmenin verdiği kuvvetle Moskof baskısına başarıyla karşı koymaktadır. Artık onların bilginleri ve her türlü uzmanları var. Direniyorlar. Ruslar eski saldırganlıklarını kaybetmişlerdir. Yalnız Batı’dan değil, ülküdaşları olan Çin’den de korkuyorlar. Komünizm iflâsa doğru gitmekte, Rus nüfusu yerinde sayarken Türkler çoğalmaktadır. Karanlıklar arasından ümit şimşekleri çakmaktadır. Bu Türkler’i düşünmek de hakkımız ve görevimizdir. Dünyanın en kalabalık olan, belki 850 milyonluk, belki bir milyarlık Çin’deki Türkler ise daha mühim bir tehlike ile karşı karşıyadır: Bu geniş topraklara Türkler’in birkaç katı Çinli yerleştirilmesi… Fakat tabiat kuvvetleri Türkler’i korumakta, Çin Türkistan’ında Çinliler yaşayamamaktadır. Yaşayıp üreseler bile, orada bir tek Türk kalmasa bile günün birinde o Kunlar ve Uygurlar diyarı onlardan yine alınıp Türkleştirilecektir. İçinde Türk nüfusu kalmadı diye tarihî mirasları bırakacak değiliz. Bugün Kırım’da da Türk yok ama Kırım bizimdir. Günün birinde mutlaka kurtarılacaktır. O Türkler’i unutmayız. Unutamayız. Bir aile, nasıl gurbette veya uzakta olmakla bir ferdini unutmazsa, bir millet de başka hakimiyetler altında yaşayan kardeşlerini öylece unutamaz. Bu sebeple nerede olurlarsa olsunlar bütün Türkler’i düşünmek, onların acı ve sevinçlerine ortak olmak, iyiliklerini istemek ve günün birinde bütün Türkler’in birleşeceklerini düşünerek bu uğurda çalışmak her Türk’ün vazifesidir. Türk milleti büyük bir millettir. Tarihteki fonksiyonu çok büyük olmuştur. Türk devleti birkaç defa dünyanın ve tarihin en büyük devleti haline gelmiştir. Böyle bir milleti dünya birleşse bile ortadan kaldıramaz. 20. yüzyıl Türkler’in bütün tarihlerinde görülmedik şekilde çoğaldıkları bir asırdır. Bu asır Batı medeniyetinin ve komünizmin yıprandığı, çözüldüğü bir çağdır. Türk milletinin şahlanması için yeniden büyük önderlere ihtiyaç vardır. 20. yüzyılın son çeyreğinde (1967–2000) elbette böyle bir kılavuz önder çıkacaktır. Parti liderlerinden böyle bir önder çıkamaz. Partiler, tabiatları icabı, birbirlerini yemekle meşguldür. Önder, partilerden değil, doğrudan doğruya milletin içinden çıkarak yeni bir Bozkurt olacaktır. Tanrıkut Mete’nin, Çiçi Yabgu’nun, İstemi Kağan’ın, Kür Şad’ın, İlteriş Kutluğ Kağan’ın, Kül Tegin’in, Bayançur Kağan’ın, Çağrı Bey’in, Oruç Reis’in ruhlarından işaret almış bir önder yüksek ahlâk ve büyük erdemle bu kutlu işi başaracaktır. Tutsak Türk Elleri ve onun Osman Batur gibi binlerce şehidi dururken, Zenci Lumumba’ya, Hoşi‐ minh’e, Mao’ya destan düzenlere lânet olsun. Milletin büyük yarını ve övüncüyle uğraşmak dururken işçi gündeliklerini hayatın en mühim meselesi haline getirmek isteyen solaklara lânet olsun. Türk ırkının yüceliği ortada iken “Ben hilâli bir Çingene ile yükseltirim” diyen yobaz köpeği susturmayan haysiyetsiz profesöre lânet olsun! Türk’ün yıldırımı inecektir.
  • İNSANIN DÜZELTEBILECEĞI ŞEY KENDISIDIR
    Şans bukelamun gibidir
    Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
    Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
    Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
    Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.
    Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar,
    tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir.
    Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
    Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
    Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.
    Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.
    Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.
    Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
    Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.
    “Tarihte en etkili 100 kişi” adlı kitabı okudum.
    Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.
    Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin.
    Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.
    Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.
    Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.
    Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu.
    Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.
    Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar,
    sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
    Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!
    Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.
    Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.
    İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.
    İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır:
    O DA KENDİSİDİR…
  • Dedim ki: "Hakîkat şarâbından ve o şarâbın ağzında kalanlardan bana tekrâr daha fazlasını içir." Cevâben dedi ki: "Mâvi bir kubbe altında Ankâ'nın vasfından haber veren bir âlem işittim. O âlemi görmeye heves ettim; işte o âleme girdim." Yine dedim ki: Oraya dâir olan haberini açık anlat ve oraya âit olan eserini sağlıklı kıl, sıhhatini söyle!" Yine cevâben dedi ki: "İnsanı hakîkatte hayrette bırakan ve kimsenin görmediği büyük beyaz bir kuştan ibâret olan o Ankâ'nın, altıyüz kanadı ve yukarıya yükselmek için, bin adet uçma âleti vardır. Harâm onun yanında mübâhtır. İsmi, Seffâh ibn Seffâh'dır. Kanatları üzerine güzel isimler yazılmıştır. "Bâ" harfi başında, "elif" harfi göğsünde, "cim" harfi alnında, "ha" harfi gerdânında; kalan harfler, iki gözü arasında saf şeklinde yer tutmuştur. Bu kuşun alâmeti, elinde mühür vardır. Pençelerinde kesin emirlerin fermânı mevcûttur. Bu kuşta bir nokta vardır, bilmece oradadır. Refref'in üstünde, kendisinin Burâk'ı vardır."
  • Fakat o azgın bir zorbaydı. Barbar, bilgisiz, duygusuzdu. Aynı zamanda katı ve kaba sözlü, kendini beğenmiş ve üstünlük taslayan biriydi!
    Sonra bu sarsılmakta olan tahtın, sallanmakta olan otoritenin elden kaçırılması endişesiyle atılmış bir çığlıktır:
    “Bu, bu kentin halkını buradan çıkarabilmek için daha önceden burada tasarladığınız bir komplodur.”
    Başka bir ayeti kerimede deniyor ki: “Musa, size büyüyü öğretmiş olan büyüğünüzdür.”
    Burada mesele bütün boyutları ile ortadadır. Hz. Musa’nın “Alemlerin Rabbine” yaptığı çağrıdır… Ve rahatsız eden de korkutan da yine bu çağrıdır. Alemlerin Rabbine çağrı ile birlikte azgınların, zorbaların hakimiyeti ve hükümranlığı devam edemez ve yerinde kalamaz. Onların idareleri Allah’ın şeriatını yürürlükten kaldırmak suretiyle Allah’ın insanlara ilâhlık yapmasına son verme, kendilerini dilediklerini insanlar için hüküm haline getiren ve hüküm olarak çıkardıkları kanunlara insanları kul yapan Allah dışında ilâhlar konumunda görme ilkesine dayanır!.. Bunlar asla biraraya gelmeyecek olan iki yoldur… Veya hiçbir zaman birleşmeyecek olan iki dindir. Veyahut, bunlar birleşmeleri mümkün olmayan iki ilâhtır… Firavun bu gerçeği biliyordu, Firavun’un kurmayları da bunu biliyorlardı… Onlar daha önce Hz. Musa’nın ve Hz. Harun’un alemlerin Rabbine, çağrıda bulunmalarından dehşete kapılmışlardı… Şimdi elbette ki daha fazla endişeleneceklerdi. Çünkü şimdi büyücüler secdeye kapanmışlardı. “Biz alemlerin Rabbine inandık. Musa ve Harun’un Rabbine” demişlerdi. Halbuki bu büyücüler Firavun’u ilâh olarak kabul eden ve din adına O’nun insanlara hakim olmasına zemin hazırlayan putperest dinin (inancın) kâhinlerinden seçilmişlerdi!
    İşte bu nedenle Firavun onlara korkunç ve barbar tehdidi şu şekilde savurmuştu:
    “Andolsun ki, sağlı-sollu birer el ve ayağınızı kesecek ve arkasından tümünüzü astıracağım.”
    Kuşkusuz hakkı delillerle, belgelerle engellemeye güçleri yetmeyen zorbaların azgınların elindeki en etkili silah işkencedir, sindirmedir, gözden düşürmektir. Apaçık gerçeğe karşı batılın en önemli teçhizatı bunlardır.
    Şu kadar var ki, insanın benliğine iman gerçeği yerleştiğinde, insan bütün yeryüzü güçlerini aşar, zorbaların zulümlerini basit görür, böyle bir insan benliğinde inanç sistemi hayata, üstün bir değer kazandırır, zaten geçici olan hayatı önemsemez, sürekli ve değişmez ebedi hayatı tercih eder. Böyle bir benlik sahibi olan insan ne alacağını, ne vereceğini, neyin eline geçeceğini, neyin cebinden çıkacağını, ne kadar zarar ne kadar kâr edeceğini, yol boyunca hangi zorluklarla, dikenlerle ve fedakârlıklarla karşı karşıya geleceğini hesaplamaz. Çünkü yol boyunca önünü aydınlatan parlak ve açık ufuk, işte oradadır! Dolayısıyla yolda hiçbir şeye dönüp bakmaz!
    MÜSLÜMAN OLARAK CANIMIZI AL
    125- “Büyücüler de dediler ki, “Biz zaten Rabbimize döneceğiz.”
    126- “Sen ancak Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inandık diye bizden öç alıyorsun. `Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak al canımızı. ”
    İşte korku ve sarsılma nedir bilmeyen, Allah’tan başkasına karşı eğilmek, boyun eğmek nedir bilmeyen iman budur. Gönül huzuru içinde insanı sonuca götüren ve sonuca atlanmaya razı eden, Rabbine döneceğine kesin kanaat getirten ve huzur içinde O’na dönmesini sağlayan iman budur işte.
    “Büyücüler de dediler ki: “Biz zaten Rabbimize döneceğiz.”
    Kendisi ile zorbalar ve azgınlar arasındaki mücadelenin özelliklerini kavrayan ve bu savaşın bütün samimiyetiyle bir inanç savaşı olduğunu bilen asla yağcılık yapmaz. Asla manevralara girişmez… İnancını terketmedikten sonra kendisini tanımayacak olan bir düşmandan barış ve bağışlanma umuduna kapılmaz. Çünkü bu, düşmanın kendisiyle savaşmasının, sürtüşmesinin temeli akideye dayanmaktadır:
    “Sen ancak Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inandık diye bizden öç alıyorsun.”
    Savaşta kime ve hangi tarafa yöneleceğini kavrayan insan kendi düşmanından barış ve güven talep etmez. Onun tek arzusu imtihan anlarından Rabbinden sabır dilemesi ve islâm dini üzerine ölmesini arzu etmesidir.
    “Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak al canımızı.” İman karşısında, bilinçli hareket karşısında ve gönül huzuru karşısında zorbalık, diktatörlük aciz kalır. Görünüşte olarak insanları kendilerine boyun eğdiren, onlara egemen olan ve dolayısıyla kalplere de hakim olduğunu sanan zorbalar, kesin karar sahibi kalpler karşısında aciz düşerler! İnsanların bedenlerine hakim oldukları gibi, onların gönülleri üzerinde de hakim olduklarını sanan diktatörler, iman sahibi kalplere mağlûp olurlar! Fakat bir de bakarlar ki onlar kendilerine baş kaldırmışlardır. Çünkü kalplerin tasarrufu Allah’ın elindedir. Allah’tan başkası onlara hakim olamaz… Kalpler Allah’ın elindedir. Allah’dan başkası onlara hakim olamaz… Kalpler Allah’ın himayesini arzuladıktan sonra zorbalar ne yapabilirler? Kalpler Allah’a bağlandıktan sonra diktatörler nasıl engel olabilirler? Kalpler otoritenin sahip olduklarına rağbet etmeyince, ondan yüz çevirince, otorite onlara ne yapabilir ki?
    Bu, insanlık tarihinde gerçekten önemli olan kesin tavırlardan biridir. Firavun ve kurmayları ile daha önceden büyücü olan müminler arasında gerçekleşen bu olay, gerçekten tarihte ciddi bir olaydır.
    İnancın hayata galip gelmesi, azimli iradenin bütün acılara üstün gelmesi ve “insanın”, “şeytana” galebe çalması açısından insanlık tarihinde gerçekten önemli bir olaydır!
    Ayrıca bu gerçek özgürlüğün doğuşunun ïlânı olması nedeniyle de insanlık tarihinde önemli bir olaydır. Zaten özgürlük akideyle zorbaların, zulümlerine, diktatörlerin diktasına karşı üstün gelmekten başka nedir ki? Bedenleri ve boyunları egemenliği altına alan, fakat kalpleri ve ruhları kendisine boyun eğdirmekten aciz kalan kaba kuvveti basite indirgemekten başka nedir ki özgürlük! Ne zaman ki, kaba kuvvet kalpleri kendisine boyun eğmekten aciz düşerse, işte bu kalplerde gerçek özgürlük o zaman doğmaya başlar.
    Bu olay insanlık tarihinde materyalizmin iflas ettiğini ortaya koyan kesin bir realitedir! Az önce başardıkları takdirde Firavun’dan ücret isteyen, idari mekanizmaya yakın olmaya arzu eden bu bir avuçluk insan topluluğu kendisini Firavun’un üstünde gören, tehditleri ve cezalandırmaları küçümseyen, cezalandırmayı ve asılmayı mükafatını Allah’tan dileyerek, direnerek karşılayan topluluğa dönüşmüştür. Madde dünyasında, onların etrafını kuşatan eşyada ve hayatlarında hiçbir şey değişmemiştir. Meydana gelen olay, kendi başına hareket eden gezegeni koca bir sistem içine sokan, başıboş bir atom tanesini sabit bir eksen etrafında toplayan, fani olan bireyi ezeli ve ebedi olan güce (kuvvete) bağlayan gizli bir dokunuştur… İbreyi değiştiren bir dokunuş meydana geldi. Böylece insanın kalbi kudretin temaslarından etkilendi, vicdanı hidayetin seslerini işitir hale geldi. Basireti aydınlığın parıltılarını algılayacak düzeye geldi. Maddi realitede herhangi bir değişimi beklemeyen bizzat kendisi maddi realiteyi değiştiren realiteler dünyasında insanı hayal bile edemediği ufuklara ulaştıran dokunuş meydana geldi!
    Tehdit gelip geçer… Cezalandırmaya ilişkin savrulan sözler yok olup gider… İman yine yoluna devam eder. Sağa-sola bakmaz. Tereddüte kapılmaz. Geri dönmez!
  • 464 syf.
    ·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Seneler önce çok sevdiğim bir dostum tarafından doğum günümde hediye edilen, senelerdir evirip çevirip bir türlü okuyamadığım, elime alıp alıp tekrar yerine koyduğum, neden ödüllü olduğunu, yazarın neler yaşayıp da gerçek hayatından esinlenerek bu yapıtı ortaya çıkardığını sorup sorup durduğum Yüzyıllık Yalnızlık’ı Haziran ayı için ʙüşʀᴀ~ seçti ben #okudumbitti
    O seçmiş olmasaydı kesinlikle bir süre daha elime alıp alıp okuyamazdım, o seçtiyse akan sular duracak, o kitap okunacak

    Gelgelelim; herkese benden çay ama Jose Arcadio Buendia’ya yok, neden olsun ki beynimi yakan bütün hikayenin başı o. 18 ayda yazıp bitirdiği kitabı okumamın seneler alması bundan. Kitap hakkında soracağınız bütün sorulara kapalıyım, zira toprak yiyen bir kız kardeş veya havalara uçan insanların yalnızlık seviyelerini içselleştirecek kadar özümseyemedim kitabı. Fakat bende hep ayrı bir yeri olacağı kesin, çünkü aynı zamanda kendime 14 Şubat 2019 tarihinde pek sevdiğim yazar Sabahattin Ali’nin “Hep Genç Kalacağım” kitabı ile başlattığım #yüzkitap etkinliğinin yüzüncü kitabı olmaya hak kazandı ve anahtarlığımı bu sayede bitirmiş oldum. Okuduğum kitapların varlığını her zaman yanımda hissetmek bana ayrıca haz verecek :) Okuduğum yüz kitap ayrıca ektedir, sizler de okuduklarınız, okumak istedikleriniz veya sormak istedikleriniz varsa yoruma ekleyebilirsiniz :))

    “Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.” diye sonlanan kitabı, okuyup anlayamayanlar olarak çok tatlıyız bence ;))

    Yazarın bir de “Yaprak Fırtınası” adlı bir yapıtı varmış ki aslında Yüzyıllık Yalnızlık’ın temelini oluşturuyormuş.
    Hem orda meşhur mekân Maconda ve meşhur Albay’ımız da varmış. Gelin okuyup anlamakta zorlanacağımız sıradaki kitabımız bu olsun ve kendi yüzyıllık yalnızlıklarında boğulmamak için tüm çabalarını gösterenlere de benden selam olsun.
    Herkese keyifli okumalar.

    Anahtarlığımdaki okuduğum #yüzkitap
    1. Hep Genç Kalacağım - Sabahattin Ali
    2. Y’ol - Birhan Keskin
    3. Kadın Beyni Erkek Beyni
    4. Öğretmenliğime Notlar
    5. Açılın Ben Öğretmenim
    6. Türkiye’nin Maarif Davası
    7. Pal Sokağı Çocukları
    8. İvan İlyiç’in Ölümü
    9. Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır
    10. Martin Eden
    11. Suç ve Ceza
    12. Gece
    13. Benim Adım Kırmızı
    14. Pembe Fili Düşünme
    15. Küçük Başlayın, Büyük Düşünün
    16. Bin Hüzünlü Haz
    17. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
    18. Tespih Ağacının Gölgesinde
    19. Huzursuzluk
    20. Kardeşimin Hikayesi
    21. Dans Eden Kelimeler
    22. Amcamın Rüyası
    23. Dirilt Kalbini
    24. Ve Dağlar Yankılandı
    25. Gençliğim Eyvah
    26. Medcezir
    27. 1984
    28. Bir Çift Yürek
    29. Bir Tereddütün Romanı
    30. Hayvan Çiftliği
    31. Yer Altından Notlar
    32. Yaşama Çevrilen Pedal
    33. Kar
    34. İntibah
    35. Sol Ayağım
    36. Kişisel Ataleti Yenmek
    37. Beyaz Gemi
    38. Cengiz Han’a Küsen Bulut
    39. Cemile
    40. Sultanmurat
    41. Fatih-Harbiye
    42. Gençlerle Başbaşa
    43. İtiraflarım
    44. Hz. Muhammed
    45. Çocukluğum
    46. Albaya Mektup Yok
    47. Vadideki Zambak
    48. Güç Sensin
    49. Köyden İndim Şehre
    50. Son Ada
    51. Arafat’ta Bir Çocuk
    52. Yüzüncü Ad
    53. Dünyayı Güzellik Kurtaracak
    54. İnsancıklar
    55. Bir Aşka Vuran Güneş
    56. Bir Yeryüzü Tanığı
    57. Üvercinka
    58. İşaret Çocukları
    59. Lavinia
    60. Uzun Hikaye
    61. Masal Masal İçinde
    62. Yabancı
    63. Leyla ile Mecnun
    64. Açılın Ben Çocuğum
    65. Eğitim Bir Kitle İmha Silahı
    66. Baba Evi/Avare Yıllar
    67. Göğe Bakma Durağı
    68. Aldatmak
    69. Babalar ve Oğullar
    70. Gerçek Hesap Bu
    71. İki Şiirin Arasında
    72. Öğretmenim Bir Bakar Mısın
    73. Kızım Olmadan Asla
    74. Algernon’a Çiçekler
    75. Aramızda Kalsın
    76. Güzel Dost
    77. Beş Şehir
    78. Veronika Ölmek İstiyor
    79. Yeşil Mürekkep
    80. Fotoğraflarla Çanakkale Savaşları
    81. Çanakkale Ruhu
    82. Badem Ağacı
    83. Doğu’nun Limanları
    84. Yüreğime Dokunan Eller
    85. Acılar Kitabı
    86. Edebiyat Mutluluktur
    87. Cinnet Mustatili
    88. Acımak
    89. Yılanı Öldürseler
    90. Şizofreni Yalnız Oynanmaz
    91. Lâ Sonsuzluk Hecesi
    92. Cümle Kapısı
    93. Zübük
    94. Yetişin Çocuklar
    95. Agapi: Ölümsüz Aşk
    96. Sodom ve Gomore
    97. Nutuk
    98. Gözüyle Kartal Avlayan Yazar
    99. Üç Anadolu Efsanesi
    100. Yüzyıllık Yalnızlık
  • İnsanlık oradan beslenir. İnsanlığın gücü oradadır. Kesin ve kanıtlanmış gibi gözükeni yıkma arzusu. Kesin olmayan ve kestirilemeyene inanmanın verdiği coşku.