• Hayatta tesadüflere inanmazdım, tesadüf dediğin düpedüz yalandı. Kadere inanırdım ben. Yaşayacağımız her şey planlıydı ve kader ağlarını bir kez ördü mü geri dönüşü yoktu.'
    Dilan Şahin
    Sayfa 5 - Yağmur
  • Kader ördü ağlarını kırdı yine kollarımı ⌚
  • Baran ve Ezgi kader onların ağlarını ördü. Nasıl mı?
    Baran’nın hayalleri işindeki konumunu korumak hatta terfi almaktı; Ezgi'nin hayalleri günü kurtarmak ve yarını garantiye almaktı. İki farklı insanın hayatlarının kesişmesi ise bir yanlış numaradan olurdu.
    Ezgi yurtlarda büyümüş ve şimdi kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kız. lokantada bulaşıkçı olarak çalışıyor ve evi dar deyim yerindeyse kutu kadar bir alana sahip ama o ona yetiyor. Asla da fazlasında gözü yok, kanaat etmeyi biliyor ve şükür ediyor bu durumuna da. Bir gün Ezgi'nin telefonu çalar ve işler değişir.
    Baran da annesi ve babasını kaybettikten sonra O da yurtlar da büyümüş ve çok çalışıp bir yerlere gelmeye çalışmış ve başarmış ta.... Baran, dediğim gibi, çalışkan, zehir gibi bir adam. Tek kusuru beyaz bir yalan söylemiş olması. Patronuna söylediği o yalan ayaklarına dolanacağını elbette kestiremez ve olacakların da önüne geçemez.
  • Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.

    Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.

    Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.

    İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?

    Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.

    Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...

    İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.

    Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk hikayesiyse değme gitsin. Dünyayı aşk kurtaracak azizim!!

    Gayesi aşk mı peki yazarın? İki kişi bulup sevdireyim şunları, sonuna da beklenmeyen bir gelişme, bitti gitti mi?

    Yaşar Kemal bu. Aşkın altına işlemiş derdini. Bu aşk bir başkaldırı, töreye, imkansıza, olmazlara başkaldırı. Gücü elinde tutana, işine gelince töre bozana, işine gelince kural bu deyip baş vurana bir başkaldırı. Haksızlığa, ötekileştirmeye başkaldırı.

    Töreyi bozmak istiyor o. Değişsin dünyanın çarkı, olmaz ne varsa olsun bitsin. Bir gün olacak, umut var o. Değişecek her şey. O zamana kadar bir dağ titremiş, bir kuşun kanadı som maviye düşmüş ne çıkar. Düzelecekse yıkılsın dağlar, yem olalım kurda kuşa ama illaki bozulsun insana insanca değer vermeyen kulun kula kul olduğu bu düzensiz düzen.

    Amaç yeşil bir dal, beyaz bir kanat, mavi bir gökyüzü. Elbet dünyayı aşk kurtaracak!!

    Bunu okuyup Ağrı'ya çıkmak var, Küp gölünde som maviyi görmek, Ağrı'nın başı dumanlı heybetiyle titremek var...
    Dedirtir :)

    Keyifle okuyun :)

    ( Bir yıl önce gördüm başı dumanlı Ağrı dağını. Dağ heyetini gizlemeye çalışırken bir camii etrafına toplanmış üç beş haneden oluşan bir köy de ilk gördüklerimden. Köyü sevdim (ismini hatırlayamasam da). Kitabı okurken de bu köy canlandı gözümde. https://www.instagram.com/p/BjJ-NXEgb60/ :) )
  • “Anne neden biz evimize gitmiyoruz artık...”
    “Burayı sevmiyor musun kuzum?”
    “Seviyorum ama orada arkadaşlarım vardı benim... Babam neden bizi takip ediyor ki artık, neden saklambaç oynuyoruz onunla.” dedi isyankâr bir tavırla.
    “Sen bunlara kafanı takma meleğim, hem biz hâlâ sobelenmedik değil mi, oyun hâlâ devam ediyor.” dedi Yağmur çaresizce.
  • Kitabı iki günde bitirdim ,fakat bende bittim diyebilirim. Zeze'nin öyküsü çok acıttı içimi (!)Gözlerim dolu dolu okuyabildim anca..
    Hayal dünyamda onu evlatlık edinmeyi bile düşündüm.Henüz 5 yaşında olmasına karşın yediği dayağın haddi hesabı yoktu küçüğün. Her çocuk gibi yaramazlık yapmıştı ,belki şeytani tuzaklarda kurmuştu (!)Ama bu ince ruhlu,akıl küpü çocuğun canını yakmaya kimsenin hakkı yoktu bana göre. Ayrıca yoksulluk içinde yaşıyordu, diğer kardeşleriyle birlikte. Kocaman bir hayal dünyasında mutlu olmayı başarıyordu Onu anlayabilen ve olduğu seven birde yetişkin dost edinmişti kendine. Lakin kader ağlarını ördü,ve onuda çok gördü minik Zeze'ye.
    Okumanız dileğiyle:))