• Bayağı uzun sürdü okumak, çünkü Nabokov öyle bir yazar. 1 sayfayı 2 dakikada bazen 5 dakikada anlamak gerekiyor. Yine de yoruldu. Ancak İlk bölümler (ve nispeten Orhan Pamuk 'un spoilerlı önsözü) güzel olsa da, son 2 bölüm (Van 'ın zaman felsefesi üzerine konuşması ve 1922 sonrası "gerçek giriş" bölümü denilen yer beni sıktı ve son 50 sayfayı sıkılarak okudum.

    Onun dışında klasik bir Nabokov romanıydı. İçinde ahlaksızlık, ensest, çocuk pornosu dahil her türlü şey barınıyordu. Şahsen bu kitap nasıl yasaklanmıyor şaşarım.
  • Bir an önce başlamam gerektiğini bilmekle ve nasıl başlayacağımı kestirememekle birlikte, herkese merhaba. Henüz ortaokuldayken amcamın kitaplığından aşırdığım bordo-siyah yayınevinden çıkma, Suç ve Ceza ile Dostoyevski'yi tanımıştım. Kitabı ağlayarak ve neye bu kadar kederlendiğimi bilmeyerek okuduğumu anımsıyorum. Yıllar sonra,tekrar okuduğumda yine aynı keder ve bilmezlik içinde kendimi bulmuştum. Bu durum benim her zaman Dostoyevski'den çekinmeme sebep olmuştur. Yine de Yeraltından Notları'nı da okuyup, bir de bununla yetinmeyip uyuyamadığım gecelerde sevgili Emel Kalender'in sesinden bu 'yıkıcı kitabı' defalarca dinlediğimi belirtmek isterim.


    Ezilmiş ve Aşağılanmışlar kitabını,Aralık ayında almama ve her gün göz göze gelmeme ragmen okumamış ve kitabı okumamak direnmiştim. Hatta *Dostoyevski etkinliğine büyük bir heyecanla katılmış,yine de şu son iki güne kadar vizeleri bahane ederek yine kendisinden kaçmıştım.

    Kaçılmıyormuş,anladım. :)


    Kitabın başındaki Orhan Pamuk önsözü,neden bilmiyorum,bir miktar heves kırıcı geldi bana. - özellikle Mihaylovski'nin Vanya için sevgilisinin pezevengi durumuna düştüğünü söylediği kısımda inanılmaz bir sıkıntıya düşmüş hissettim kendimi.- Yine de başladım ve birkaç sayfa sonra kendimi Vanya'nın adımlarını bastığı yerleri incitmemeye ve Vanya'yı korkutmamaya çalışarak onu takip ederken buldum.


    Okurken tüm karakterlerle kavga etmekten kendimi alamadığımı farkettim.-Birisi hariç: aşağılık Valkonski!- Şu güne kadar hiçbir roman karakterine hakaret etmemiş olan ben büyük bir "açık yüreklilikle" söylüyorum, Valkonski benim nazarımda aşağılıklığın anıtıdır.

    Valkonski ile hiçbir şekilde tartışmadım ve söylediği her şeyi öyle dikkatli okudum ki. Özelllikle, sevgili İvan Petroviç ile lokantaya gittiği bölümü.. Tiksinti ile şaşıramamak arasında uzunca bir süre arafta kaldım. Nataşa ve Alyoşa'nın ilişkisi,Vanyacığımızın bu ilişkiye verdiği destek,Nataşa'yı böyle koruyup kollayışı,ihtiyar Ihmenev'in kırılgan ve inatçı yapısı,zavallı Anna Andreyevna..

    Ve tabiki, Nelli! Saramago'nun Blimunda'sı kadar benim yüreğime kurulan ikinci kadın karakter. Küçük Nelli.


    Şuan yazdığımı okuduğum da,kitabı incelemedigimi ve icimi döktüğümü farkettim ki bu inceleme kısmına geçerken inceleme olmayacağını da pekala biliyordum.


    Evet efendim,uyuyamıyor musunuz ve uyuyamayışınıza mantıklı bir açıklama bulamıyor musunuz? Işte önerim:
    Dostoyevski okuyun,okutturun.
    Uyuyamayacak ve yine bir mantıklı açıklama bulamadan ama her şeye rağmen muazzam bir kitap okumuş olarak hep olduğunuz yerde kalakalacaksınız! -Tecrübe ile sabittir. Iyi geceler!-
  • Binbir Gece Masalları hakkında söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi , Binbir Gece Masalları’nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir. Ama fazla korkaklık etmeye de gerek yok. Binbir Gece Masalları’nı okusak da okumasak da sonunda biz de öleceğiz.
  • Ölümsüz Coleridge'in ölümsüz eseri... Gustave Dore'un resimleriyle ve Tiger Lillies'in bu şiiri dark caberet yaptığı albümüyle birliktte keyifle okudum. Sadeliğin içinde yoğun ve çok katmanlı imgelemler, beni çok etkiledi. Şiirin bu yoğunluğunun başına Orhan Pamuk'un önsözü ve sonuna Şavkar Altınel'in sonsözü de eklenince çok güzel bir kitap ortaya çıkmış.