Uzaktan bir ses geliyordu. Öylece sessizce mırıldanıyordu.
Biraz yaklaştım yanına, benim geldiğimi farketmedi bile. Balkonda sandalyeye oturmuş, kollarını mermerin üzerine koymuş sokağa bakarak içli içli türkü söylüyordu.
Türkünün sözlerini seçemedim, biraz daha yaklaştım yanına Neşet Ertaş'ın Allı Turnam türküsünü mırıldanıyordu.
Gözlerinden yağmur taneleri gibi akan yaşlar balkonun mermerinin üzerini ıslatıyordu.
Elden hiç bir şey gelmiyordu.
Çünkü dördüncü evre akciğer kanseri teşhisi konmuştu.
Amansız hastalık kim bilir neler düşündürüyordu.
Allı Turnam türküsünün sözlerinin içinde kendinden neler buluyordu.
Belki geçmişte ki güzel günlerine ağlıyor, belki kırgınlıklarına, belkide çok sevdiği, aklına gelince burnunun direğinin sızladığı köyünü düşünüyordu.
Bir daha sevdiklerimi görebilecekmiyim, köyümün havasını soluyup suyunu içebilecekmiyim diye düşünüyordu.
Sessizce yanından uzaklaştım, uzak bir yerde oturup bende ağladım.
Allah bütün hastası olanlara Şafi ismi ile şifasını versin.
Özgürüm, ben seçtim dersin her adımında,
Ama yol da iz de bellidir aslında en başında.
İnsanoğlu, fare misali bir çemberde dönüp durur;
Özgürlük masalı, sahte vitrinlerle sunulur.
Bir yanılsamadır sinendeki irade,
Yön veren başkasıdır, sen ettim sanırsın müsaade.
Perde arkasındaki seçkin zümre çizer bütün yolları,
Sessiz iplerle sarar, köle eder tüm ruhları.
Dayatılmış bir düzen, diğer adıyla sessiz esaret,
İrade-i Cüziye zannettiğin şey, hududu tayin edilmiş bir hürriyet.
Benliğinle titrettiğini sandığın bu âlemde, tanımadığın ellerde tüm kudret,
Ve korkuyla kaybolur; zamanla sessizce yitirilir kutsal adalet.