• Kitap dizgisi, baskısı problemsiz, sonuna minik bir lügat eklendiği gibi, ayrıca divançe ve şarkıların beyitlerinin geçtiği ssyfa sonlarında da dipnotlar olarak da manaların karşılıkları geçilmiş. Seyri suluk ile ilgili makalesi Ta'rifu's Suluk, hem günümüz Türkçesi ile hemde latinize Osmanlı Türkçesi olarak da bulunmakta. Mevlevi Şeyhi Nazif Dedenin kısa hayat hikayesine takdim bölümünde yer verilmiş. Son dönem Osmanlı Tekke Edebiyatı konusunda hazineler kütüphaneleri süslüyor, bunları toplumla buluşturan böyle örneklerin artmasını bekliyoruz. Hasan Nazif el-Mevlevi eserini hazırlayan Gülbeyaz Karakuş hanımefendiye teşekkürler
  • "Sevda, o gizli bir ok,
    Görünmez kanatmadan.
    Kavuşmanın tadı yok,
    Ayrılığı tatmadan."
    Hayati Develi
    Sayfa 14 - Orhan Seyi Orhon. Osmanlı Türkçesinden Türkiye Türkçesine
  • Osmanlı kimdir, kime denir, kimler kendini Osmanlı olarak hissederden başlayarak Oğuz Türkçesinin Anadolu'daki gelişimi ve Osmanlı Türkçesi haline gelişi, halk arasındaki durumu hakkında birçok konuya değinen eserde aynı zamanda örneklerle dönemsel olarak karşılaştırmalar yapılıyor. Bu konularda bilgi almak isteyenlere tavsiye edebileceğim güzel, anlaşılır bir kitap.
  • Öter ruhumun kulağında boş bir inilti.

    Osmanlı Türkçesi dersini aşırı aşırı sevmek 'Tevfik Fikret' okurken şiirin tümünde naifliği hissetmek.
  • kültür ve direniş
    filistin sorunu sadece Ortadoğu’nun değil, dünyanın ezilen tüm halklarının da sorunudur. adward said kültür ve direniş kitabında david barsamianla konuşuyor bizlerde sürece,tanıklık ediyoruz.edward saidin adaletsizliğe öfkesini her satırda hissediyorsunuz.1948 den beri gün be gün israil vahşeti altında ,çoluk,çocuk,yetişkin,kadın farketmeden ölüyorlar,işkenceye,sürgüne maruz kalıyorlar ve kendi yurtlardında yerleşimci olarak isimlendiriliyorlar.öfkelenmesini ve dilini yaşanan acıları düşününce yadsımıyorsunuz.saidi okumak fikir işçisi bu aydının,iç dünyasına girmekle eş değerdedir.said israili amerika ile elbirliği ile sömüren emperyalist bir ülke olarak tanımlar ve kültür,medya ağı ile beyinlere zikreder diyerek,ezilen halkların kendi medyasına,kültürüne sahip olması gerektiğini belirtir.emperyalizm üzerine yine said kitapta şöyle bir anektod da düşer okurlara,burjuvazi emperyalizmi yaratmıştır ve her türden eğemenlğini korumak için acımasızca dezanfarmasyonu kendine hak görmektedir. daha eskilerden ve bence daha da doğru yaklaşım ise emperyalizm üzerine leninin saptamasıdır..onun söylevi ise :kısa ve netdir,emperyalizm, “kötülük” ve “kapitalizmin en yüksek noktasıdır.emperyalizmin böl,parçala,yönet taktiği saide göre filistinde yaramış çünkü halk olamktan öte,cemaat,kabile,aşiret,sayısız kurum ve yapılanma etrafında birlikten uzak hareket ediyorlar.yer yer söyleşi esnasında emperyalizm üzerine tanımları başka aydınların gözünde de okuyacaksınız. ayrıca arafat ve eşine müthiş kızgınlığını,türkiyenin israil ve filistin ilişkilerini,türkiyenin sınır ötesi operesyonları,incirlik üssünün önemi vb konuları da bulabilceksiniz.tek devletli çözümü öneren said israil ve filistin arasında kardeşlik esasına dayalı anayasal bir devlet olması gerektiğini ve çözümünde kati suretle buna bağlı olduğunun altını çiziyor.2000 intifada ayaklanmasını ,hangi israilli üst düzey isimlerin nasıl ölümlere imzalar attığını,uçak kaçırma eylemlikleri,teröre terör ile karşılık verme üzerine düşüncelerini,11 eylül abd saldırısı ve artçıl,öcül sebeplerini,taliban ve usame bin ladin hakkında fikirlerini,üstün öngörüsünü de gözlemleyeceksiniz.neden üstün öngörü dedim açayım biraz daha daeş(ışıd) kitap yazıldığı süreçte yokken,öyle bir tarif var ki günümüzün ışıdını o günden resmetmiş.israil diasporası,bürokratik,askeri,sivil unsurların said üstüne baskı kurup,tehtidlerini,isteklerinin sesimi kısmak olduğunu ,fakat halkların kardeşliğini görene kadar direniş saflarında yer alacağını belirterek söyleşi aralarında ,belirtiyor.kitapla alakası yok fakat edward saidin iyi bir piyanist ve müzük adamı olduğunu,akademik kimliğinin yanı sıra,eylemci (filistinli küçük generallerle israil askerlerine 1995 de taş atmışlığı vardır.)ironik gelecek belki 95 deki örnekten sonra dünya da hümanist çevrelerinin,barışçıl mücadele yürütenlerin de öncüsü konumunda olduğunu bilerek bu değerli kitabı okuyalım. hilmi yavuz yazar hakkında şunu der okurlarına :Türkiye’deki ‘sömürge entelektüelleri’nin bilmedikleri şudur: Said’i ezberlemek bir şeydir, anlamak başka şey! Hiçbiri Said’den yola çıkarak Türkiye’yi, Türkiye’nin Modernleşme sonrası zihniyet tarihini, sözüm ona Türk entelijansiyasını analiz etmedi! Said, Necatigil’in deyişiyle, ‘onları onlara gösteren ayna’ydı; – o yüzden bakamadılar aynalara: Baksalar, kendilerini göreceklerdi çünkü...
    ben o aynaya bakma cesaretini gösterdim.sizde gösterin ve çok geç olmadan ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi duran israil,filistin sorununu irdeleyin derim. said kanser hastasıydı ve bölüm başlarında söyleşiyi yapan david barsamian hastalığı hakkında sorular soruyor,o da cevaplıyor.sekiz yıl kanserle boğuşmuş ve 68 yaşında hakka yürümüştür.ardında yüzlerce makale,kitap,öğrencisini,sevenini,sövenini bırakmıştır.filistin yazıları yazan,orayı kendine dert edinen said sanılanın aksine müslüman değil hristiyan bir ailenin çocuğudur.getto,varoş kültünün filistinde uygulandığı,yahudi toplumun,aynı acılardan geçerek,başka bir halka bu zulmü reva görememesini sebepleri ile öğreniyorsunuz.kapalı,amborgo altında,duvarlara hapsolmuş,sürekli bombalar,silahlar altında aranma,taciz,işkence ile yüzyüze bir halkın dramıdır saidin derdi.Edward Said'in, Alternatif Radyo isimli program yapımcısı David Barsamian ile yaptığı konuşmalar, Osman Akınhay'ın Türkçesi ve Agora Kitaplığı etiketiyle kitapçılardan edinebilirsiniz.
    uzun soluklu bir söyleşi tek kitapta birleştirilmiş,4 yıllık bir sürecin meyvesi bu kitap
    1999-2003 yılları arasında David Barsamian'ın Edward saidin konuşmalarından oluşan kitabın genel hatları ile ise şu şekildedir:
    - Tek Devletli Çözüm
    - İntifada 2000: Filistin Ayaklanması
    - Onların İstediği, Benim Sesimi Kesmem
    - Terörizmin Kökenleri
    - Bir Filistin'linin Perspektifinden İsrail'le Çatışma
    - Zaferle Randevu
    edward saidin babası kudüste yaşarken,birinci dünya savaşı patlak veriyor ve osmanlı saflarında asker olmamak için amerikaya kaçıyor.kaçkın veyahut savaş karşıtı nasıl nitelendirsek nitelendirelim,o baba saidin okuması ve aydın bir insan olması için çok emekler veriyor.annesi ise tamamen ingiliz hayranı oğluna güneşi batmayan imparatoluğunun krallarından birinin adını koyacak kadar ingiltere aşığı..said annesinin aksine tarih,felsefe,edebiyat,müzik ile kendine yön vermiş ve anti emperyalist olmuştur.bana yaşama sevinci,umut,güven aşıladı bu kitabı ile edward said.ne doğulu,ne batılı olabilmiş dünyalı bir üstaddı said...daniel barenboim den piyano resitali sizi,kitaba adapte edecetir.çünkü yazarın bu sanatçı ile müzik ile ilgili kitabı ve dostluğu mevcuttur.
    filistin ve dünyanın hiç bir yerinde kimseler öldürülmesin,savaşsız,sömürüsüz günler insanlığın olsun dilekleri ile iyi okumalar..dostlukla...
    Gürbüz deniz
  • Alık turisti “Türk kanı dökme” gösterisi ile eğlendirmek
    Gazetelerde belki okumuşsunuzdur: Ürdünlü turizm şirketlerinin aklına turistleri eğlendirmek için parlak mı parlak bir fikir gelmiş, çölde film platosunu andıran bir mekân yapmışlar ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Arap dünyasını bize karşı ayaklandıran Thomas Edward Lawrence’in ve Mekke Emîri Şerif Hüseyin’e bağlı isyancı birliklerin askerlerimize pusu kurup onbinlerce Mehmetçik’i şehid etmeleri tiyatro gibi gösteriliyormuş!

    Bu utanç komedisini izleyen Batı’nın ebleh turistleri mutlaka zevke gelmiş ve “Gud, gud, veri gut, hav nays, vandırful!” diye haykırmışlardır!

    Lawrence’in kimin nesi olduğunu bilirsiniz… Tarih ve edebiyat sahasında aslında oldukça üst seviyede bir entellektüeldir, önemli eserler kaleme almıştır ama ortalığı karıştırmaya pek merak duyduğu için etrafı kışkırtıp birbirine düşürmeyi vazife edinmiş ve Arap isyanının başta gelen aktörlerinden olmuştur.

    1917’den itibaren Arap Yarımadası’nın, Filistin’in ve Suriye’nin elimizden çıkması ile neticelenen Şerif Hüseyin ile oğullarının öncülük ettiği isyan da aslında Lawrence’in eseridir…

    Türkiye’de son senelerde ortaya garip bir iddia atıldı ve kıt’a Arabistanı’na hissettiğimiz hayranlık gittikçe arttığı için etrafı “Arap İsyanı diye bir şey yaşanmadı, Şerif Hüseyin’in ayaklanmasını bütün Araplar’a mâletmek yanlıştır, ‘isyan’ denen hadise ufak bir grubun başkaldırısıdır” gibisinden zırvalar kapladı… Üstelik bir müddet öncesine kadar Arap isyanının aleyhinde söylemediklerini bırakmayanlardan bazıları da modaya uyup “Tamam, isyan var ama aslında yok, Şerif’in adamları bize karşı başkaldırdılar fakat böyle yapmadılar” diye saçmalamaya başladılar…

    Arap İsyanı’nın ufak bir grubun eseri olduğunu iddia edenler bu tuhaf iddiaları ile devrin Türkiyesi’ni kendini korumaktan âciz, birkaç çapulcunun başkaldırısını bile bastıramayacak derecede çaresiz ve beceriksiz bir seviyeye indirdiklerinin farkında bile değildirler!!

    İSYAN BİLDİRİSİNDEN BÖLÜMLER…

    Aşağıda, isyanın liderliğini yapan Mekke Emîri Şerif Hüseyin Bin Ali’nin, 1916’nın 27 Haziran ve 9 Eylül’ünde yayınladığı isyan bildirilerinden bazı bölümleri naklediyorum:

    “…Saltanatın payitahtında çıkan İçtihad isimli gazete, Hazret-i Peygamber Sallâllahü Aleyhi ve Sellem’in hayatını -Allahım sen bizi muhafaza eyle- en şerli bir hayat olarak ifade etti. Bu iş veziriâzamın, şeyhülislâmın, sâir ulemânın, vüzerânın ve âyânın gözleri önünde, kulaklarının dibinde oldu. Bu cür’ete ilâveten Allah Teâlâ’nın “Erkeğe, kadının payının iki misli miras vermenizi emreder” ayet-i kerimesinin hükmünü ilga suçunu da işlediler ve mirasta erkek ile kadını bir tuttular. Bu iki günahı en büyük bir başka günahla üçlediler ki, o da Islâm’ın şartlarından olan Ramazan orucunun yerle bir edilmesidir. Meselâ, Mekke’de, Medine’de veya Şam’da bulunan askeri Rus hududunda savaşan askerlere benzetmek gerekçesiyle Ramazan’da oruç tutmama emri verdiler ve “Sizden kim hasta yahut yolcu olursa” ayet-i kerimesinin açık-seçik olan mânâsına muhalefet edecek sözler uydurdular. Bundan başka, İslamî esasları haleldâr eden, cezası gayet açık suçlar işlediler.

    …Dine ve Araplar’a karşı kalplerinde neler beslediklerinin delîli olarak Allahu Teâla’nın “evim” diye nitelediği, “tavaf edenler için evimi temiz tut” buyurduğu, Müslümanlar’ın kıblesi, muvahhidlerin Kâbesi olan Beytullah’a, memleketin istiklâli için girişilen kıyam sırasında Ecyad Kalesi’ndeki toplarından attıkları iki gülle kâfidir. Bunlardan biri Hacer-i Esved’in yaklaşık biraz üstüne, diğeri ise yine biraz uzağına düşmüş, Kâbe’nin örtüsünü tutuşturmuş, binlerce Müslüman ateşi söndürebilmek için haykırarak, ağlaşarak koşuşturmaya başlamışlar, Kâbe’nin kapısını açmaya ve üstüne çıkmaya mecbur kalmışlardır. Mesele bununla da bitmemiş, bu iki top atışına Makam-ı İbrahim’de bir üçüncüsünü ilâve etmişler, öncelikli hedef kabul ettikleri Mescid’in geri kalan yerleri de top ve tüfek atışlarından payına düşeni almıştır. Aynı mescidde daha hâlâ hergün üç-dört kişiyi öldürmek-tedirler ve insanların Beytullah’a yaklaşmaları imkânsız haldedir. Bunda da Beytullah’ı hafife alma, ona gerekli değeri vermeme, hürmet etmeme vaziyeti mevcuttur.

    “…bu husus,Osmanlı memleketlerindeki Müslüman kardeşlerimiz ile dünyanın diğer ülkelerindeki diğer kardeşlerimize bir ders olması ve bu zâlimlerin elde edecekleri bir şöhret veya alacakları maaşlar için Allah’ın mahremiyetine tecavüz etmelerine ve emirlerine aykırı harekette bulunmaya cesarete devam etmelerine sebebiyet vermemeleri için bir ibret teşkil etmektedir. Allah’a isyan eden mahlûklara itaat edilmez! Allahu Teâlâ’nın kendilerine bu münkirleri değiştirebilecek kuvveti vermiş olduğu kimseler eli ile, dili ile veya kalbi ile bunlara karşı hemen harekete geçmeli, bu işe bu mütegallibe zümresinin cür’etine karşı koyacak imkânlara sahip olan kimseler de katılmalı. Bu sözlerin dinlenip ona göre hareket edilmesini Allah’dan niyaz eylerim”.

    Şerif Hüseyin’in iddiaları İstanbul’daki yönetici sınıfın önde gelenlerinin peygambere hakaret ettikleri, İslâm şeriatini değiştirdikleri, askere oruç tutmayı yasakladıkları ve Kâbe’yi top ateşine tuttuğumuz gibisinden aslı-astarı olmayan palavralardır. Bildirilerinde bu kadarla kalmayıp daha başka mesnedsiz iddialarda da bulunan Şerif Hüseyin bütün bu yalanları kullanarak isyan ettiğini duyurmakta ve Türk idaresi altındaki diğer Müslümanlar’ı da başkaldırmaya çağırmaktadır!
    Bugün hem Türkiye’de, hem de Ortadoğu’da yaşanan birçok sıkıntının temelinde Birinci Dünya Harbi’ndeki bu isyan ve uğradığımız büyük yenilgi yatar…

    BİR FİLM VE BİR KİTAP…

    1962’de çevrilen ve başrolünü İrlandalı aktör Peter O’Toole’un oynadığı “Lawrence of Arabia” yani “Arabistanlı Lawrence” filmini seyretmeniz bile o senelerde başımıza açılan derdi anlamanıza kâfi gelecektir. Hele, “Bunlar altınlarını yutmuş olabilirler” gibisinden sapıkça düşünceye kapılan gözü dönmüş Bedevîler’in Şam’daki askerî hastahanede yatan yaralı askerlerimizin karınlarını hançerleri ile delik-deşik ettikleri o sahne…

    İkna olmadınız mı? “Arabistanlı Lawrence” filminin ardından Şerif Hüseyin’in oğlu ve bugünkü Ürdün Hanedanı’nın kurucusu Kral Abdullah’ın hatıralarının bir bölümünü teşkil eden ve Türkçesi “Klasik Yayınları”ndan çıkan “Biz Osmanlı’ya neden İsyan Ettik?” isimli kitabı da okuyun…

    Bundan sonra da hâlâ “Araplar bize karşı isyan etmediler” terânesini tutturmuş olanların safında kalırsanız, elimden “Allah size akıl, fikir ve hidayet nasip etsin!” demekten başka bir iş gelmez!

    YALAN TARİH YAZMA HEVESİ

    Tekrar söyleyeyim: Arap isyanı bir hakikattir ve silâhlı mücadelenin yanısıra fikrî alanda da bize karşı girişilip muvaffak olmuş büyük bir başkaldırıdır! Savaş senelerinde az da olsa bazı Arap subaylar ile kabileler gerçi İstanbul’a sadık kalmışlardır ama elden çıkan topraklarda onbinlerce askerimizin can vermelerinin sorumluluğu, bugün birilerinin “mevcut olmadığını” iddia ettikleri isyanın aktörlerine aittir.

    Devletler arasında geçmişte yaşanmış böyle düşmanlıkların ve çekişmelerin sonsuza kadar devamı tabii ki gereksizdir ama şu tuhaflığa bakın: Ürdünlü turizmciler gelen birkaç turisti eğlendirebilmek maksadıyla isyancıların şehid ettikleri Mehmetçik’in hatırasını ayaklar altına alıp rûhunu muazzep eden utanç dolu bir tiyatro sergilemekle meşgul olurken bizdeki aklıevveller de mazideki felâketleri gizleyerek yeni, bambaşka ama baştan başa yalan bir tarih yazmaya kalkışıyorlar!