• Eğer bir evin camında sarı çiçek varsa benim evimde hasta var, ey satıcılar veya sokaktan geçenler sakın yüksek sesle bağırıp rahatsız etmeyesiniz demekti. Eğer bir evin camında kırmızı çiçek varsa bu evde evlilik çağında bir kız vardır. Sokaktan geçen gençler konuşmalarınıza dikkat edin ölçüsüz laflar kullanarak bu hanımefendiyi mahcup etmeyesiniz anlamına geliyordu.
  • Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan
    İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı'nın kapısından girerek Mustafa
    Kemal Paşa'nın odasına doğruldu.Nazik , fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen
    Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:
    -Başkomutan Mustafa Kemal Pasa ile görüşmek istiyorum! dedi.
    .Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral önce:
    -Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle
    kutlarım. Çanakkale'deki basarinizi rastlantıya borçlu olmadığınız,
    kanıtlanmış oldu.Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum. Amiral bir süre
    sonra konuya girmiş:
    -Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebamız ve sizin
    azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var.Yeni askeri yönetim altında bu
    insanların statüsü nedir? güvende midirler?
    -Hiç kuskunuz olmasın Amiral!Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebanız ve
    sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti'nin eşit koruması altındadır.
    Suç islemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende
    sayabilirler.
    -Suç isleyenler?
    -Suç isleyenler Sayın Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de
    adaletin huzuruna çıkarlar.Suçlu iseler, cezalarını elbette
    çekeceklerdir.
    -Fakat Paşa Hazretleri,fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret
    alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar
    yerli halkın düşmanlığı ile yüzyüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan
    aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü
    göçe zorlandı ve önemlice bir bolumu de hayatlarını kaybettiler. Bu ruh
    tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor
    günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır.
    Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine
    bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!
    Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Pasa,
    'dünyanın koparacağı gürültü ile' kendini tehdide girişince, sözünü bıçak
    gibi kesmiş:
    -Şu "Efendi Devlet" rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit
    etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp
    koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu
    islere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin
    azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! Kim bize saygı beslemezse,
    bizden saygı beklemeye hakki olmaz!
    Amiralin benzi kül gibi olmuş:
    -İngiltere Hükümeti'nin tebasını her yerde koruma hakki, devletler hukuku
    teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve
    Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu
    güvenliği sağlayacak güçteyiz.
    İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nın tepesi iyice atmış:
    -Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş
    olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o
    donemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir
    de. İsterseniz, Türk'e ihanet eden tebanızın ve azınlıklarınızın adaletten
    kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa
    zamanda limanı terk etmesini istiyorum!
    Mustafa Kemal Paşa'nın cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin
    yüzünde şakladıkça, Amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda:
    -İngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz? demiş.
    İşte Paşa burada son sözünü söylemiş:
    - savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu
    sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık. Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk
    saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak
    eğiliminiz var. Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "barış antlaşması
    yapmamış" iki devletiz. savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal
    karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!
    Bir balmumu heykeline dönmüş Amiral. gerine gerine girdiği Mustafa Kemal
    Paşa'nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda
    kekeleyerek:
    -Afedersiniz!.. demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapiya gidip
    dışarı çıkmış.
    .Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:
    -Pasa, Amirali anasından doğduğuna pişman etti. "Kendisinin Türk
    topraklarında bir savaşçı olarak
    bulunduğunu "Paşa'dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi. Tutuklanacağını,
    tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine
    kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıali Paşası bulacağını sanıyordu
    herhalde.
    "İngiltere devletini kendi devletine eşit gören "bir Paşa ile karsılaştığı
    için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir.
    Aradan bir saat geçti gecmedi. İngiliz gemisinden bir müfreze ve bir
    teğmen çıktı. Amiralden - devleti adına- bir ültimatom getiriyordu,
    Başkomutan'a kendi eliyle verecekti. Paşa'ya bildirdim; "Gelsin" dedi.
    Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu.İngiliz çakı gibi bir
    Teğmendi. Paşa'nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref
    aracılığıyla ültimatomu Paşa'ya ulaştırdı.
    Paşa: -Peki Teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize
    gereken karşılığı
    verir.Siz geminize dönebilirsiniz.
    Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref'e
    donup:
    -Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mi?
    Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa'ya söyledi, Pasa:
    -Nereden icap etmiş sor bakalım! dedi.
    Teğmen:
    -Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım...
    Lütfetsinler.
    Teğmen Paşa'nın elini öptü, Paşa da Teğmenin yanağını okşadı. Odayı
    boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı:
    -Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?
    -Paşam Amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.
    -Öyleyse Halide Hanım'ı (Edip Adıvar) bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve
    metin olarak bana getirsin... Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri
    Bakanlığına gönderin gerekeni yapsınlar... Durumu, ordu komutanı Nurettin
    Paşa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin.
    Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu.
    İngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere
    bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip
    gittiler.