Emrah Akdağ

Emrah Akdağ
@ostor
İzmir
Dersim
60 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Parklar ve Bahçeler
Sokakların ya da kırsalın estetik özünü ortaya çıkarmaktan ziyade gezintileri dünyevi yapaylığın içine iten bir durum vardır. Burada bilhassa insanların caka satmak için çıktıkları gösterişli, havalı gezintilerden bahsetmek istiyorum. Bu gezintilerin Paris'teki simgesi hiç şüphesiz, Pierre Corneille'in tabiriyle, "sosyetenin ve gösteriş düşkünlerinin yurdu" Tuileries Bahçesi'dir. Burada doğa tamamıyla evcilleştirilmiştir: Dümdüz kesilmiş şimşirler, yine dümdüz bir çizgi halinde uzanan yollar, müthiş bir titizlikle budanmış ağaçlar, fıskiyeler, şehvet uyandıran heykeller. İlk başlarda bu bahçeye sadece yüksek sosyeteye mensup kimseler alınır; hanımlarının talipleriyle küçük aşk oyunlarını bitirmelerini kapıda bekleyen uşaklar ve ayaktakımı içeri giremezdi. Gel gelelim iyi giyinmişlerse, güzellerse ya da yanlarında saygıdeğer birileri varsa eğlence peşindeki genç işçi kızların da bahçeye girmesine izin verilirdi. Yazları turuncu ışığın ve mor yansımaların altında geç saatlere kadar bahçede kalınırdı; gecenin güzelliği küçük adımlarla gelir, binlerce adımla birlikte tozlar havaya kalkardı. Bütün ağaçlarda bedbaht âşıkların bıçakla kazıdığı kadın isimlerinin yaraları vardır hâlâ.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Reklam
Immanuel Kant
Hep aynı yolda yürürdü, öyle ki parktaki bu güzergah daha sonra Filozofun Yolu diye adlandırıldı. Söylentiye göre, bu yolu hayatında sadece iki defa değiştirmişti; birinde Rousseau'nun Émile'ini edinmek, ötekinde de Fransız Devrimi ilan edildikten sonra yayılan haberleri almak için.
Sayfa 137·Kitabı okudu
1000Kitap
Gérard de Nerval
Ondaki yoğunluk -aralarında pek bir fark seçilemeyen derin umutsuzluk veya ani coşku- anlarına yakından baktığımızda yürümeye dair daimi bir istek görürüz: Dışarı çıkmak, terk etmek, gitmek ve takip etmek gerekir. Her yerde sizi izleyen, kuşatan, eleştiren insanlar olduğunu hissederek telaşla yürürsünüz, ama yanınızdaki ve size karşı olan kalabalıklara rağmen, onlara karşı yürümeye devam etmek zorundasınızdır. Deliliğe yönelik ısrarcı bir karar, yalnızlığın azametli fethi olarak yürümek. Orada her şeyin kıvılcım saçtığını, işaret verdiğini, seslendiğini görürsünüz. Nerval bir yıldızın büyüdüğünü, ayın çoğaldığını görmüştü. Yürümek deliliğini olgunlaştırıyordu. Deliliği tamamlıyordu çünkü yürürken her şey mantıklı hale gelir: Bacaklarınız ağırlığı taşır ve "Tamam, işte bu," diye düşünürsünüz, "oraya gitmeliyim, orası güzel." Başkaları aylaklık ettiğinizi düşünür, halbuki söz konusu olan bir fikri, sizi sürükleyen, ileri taşıyan bir fikri izlemektir. Sözcükler dudaklara geliverir; yürüdüğünüz gibi konuşursunuz. Her şey sahicidir. Yürümek faal melankolinin bir parçasıdır.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Son gününü, 25 Ocak 1855'i düşünüyorum; Nerval'in kendini asacak bir pencere demiri bulduğu Vieille-Lanterne Sokağı'nda biten son aylaklığı. Fakat düşünüp taşınınca bu tam olarak"aylaklık" sayılmaz çünkü Nerval sabit, ötelenemez bir düşünceyi takip ediyordu. Bacaklarında Aurélia vardı. Ve her neyi vardıysa işte o, bir insana bir yıldızı takip ettiriyordu.
Sayfa 133·Kitabı okudu
1000Kitap
Bana bakın, evim yok, vatanım yok, servetim yok, hizmetçilerim yok. Yerde uyurum. Ne karım, ne çocuklarım, ne kafamı sokacak bir barınağım var. Sadece toprak, gökyüzü ve bir de eski bir harmani. Ee, neyden mahrumumki ben? Keder, korku işliyor mu bana? Özgür değil miyim şimdi ben?
Sayfa 122 - kolektifkitap·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam