• Tozludur saçlarım, saçlarımdan
    devrilmiş sarayların dumanları savrulur
    yüzüm yanıktır
    yüreğime bir karanfil sokuludur
    ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
    benim göğsüme göğsüme vurup durur.
    Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    bahar da sürgülenir içime katranlar da
    hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
    hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
    Beni sular
    kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
    ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
    umutlu sakinlikleri
    lohusalıklarıyla.
    Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    kökten dallara yürüyen sular gibi
    yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
    yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
    dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
    torna tezgahlarında demir.
    Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
    yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
    kanla dolar pazuları tarladakinin
    hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
    gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
    yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.
    Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
    teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
    portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
    anladım neden yorgunluk
    gülümserlik getiriyor insana
    hayatın bana başat
    bana avrat oluşunu öğrendim
    işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
    on beşinde bir arkadaş
    inancını savunurken yargıca
    anladı bulana durula akmakta olan şeyi.
    Yürüyorum
    azarlanıyorum fışkıran başaklarla
    iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
    hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
    gözlerim nemli değil.
    gözlerim namlu.
  • Sinema-edebiyat ilişkilerindeki başarılı yapımları, tavsiye film listesi haline getirmek için öncelikle Edebiyat Atlası kitabından bir alıntıyı daha önce paylaşmıştım.(#46533729)
    Arkadaşlarımızın tavsiye etmiş oldukları filmlerle birlikte ulaşmış olduğumuz listeyi alfabetik olarak sizlerle paylaşıyorum.
    İyi kitaplara ve iyi filmlere rastlamanız dileğiyle…

    YERLİ FİLMLER
    1. Ağır Roman (Metin Kaçan) - Mustafa Altıoklar
    2. Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan) - Ömer Kavur
    3. Beş Şehir - (Ahmet Hamdi Tanpınar) – Onur Ünlü
    4. Bütün Öyküleri (Samet Ağaoğlu ) - Metin Erksan, Bir İntihar
    5. Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin) - Osman F. Seden, Çalıkuşu
    6. Değirmen (Reşat Nuri Güntekin) - Atıf Yılmaz
    7. Fatmagül'ün Suçu Ne? (Vedat Türkali) – Süreyya Duru
    8. Gol Kralı (Aziz Nesin) - Kartal Tibet
    9. Gölgesizler (Hasan Ali Toptaş) - Ümit Ünal
    10. Gurbet Kuşları (Orhan Kemal) - Halit Refiğ
    11. Güz Sancısı (Yılmaz Karakoyunlu) - Tomris Giritlioğlu
    12. Hababam Sınıfı (Rıfat Ilgaz) - Ertem Eğilmez
    13. Hakkari'de Bir Mevsim (Ferit Edgü) - Erden Kıral
    14. Hikayeler (Ahmet Hamdi Tanpınar) - Metin Erksan, Eski Zaman Elbiseleri
    15. İki Genç Kızın Romanı (Perihan Mağden) - Kutluğ Ataman
    16. Karartma Geceleri (Rıfat Ilgaz) - Yusuf Kurçenli
    17. Karılar Koğuşu (Kemal Tahir) - Halit Refiğ
    18. Kıskanmak (Nahid Sırrı Örik) - Zeki Demirkubuz
    19. Kurt Kanunu (Kemal Tahir) - Ersin Pertan
    20. Kuyucaklı Yusuf (Sabahattin Ali) – Feyzi Tuna
    21. Küçük Ağa (Tarık Buğra) - Yücel Çakmaklı
    22. Mavi Sürgün (Halikarnas Balıkçısı) - Erden Kıral
    23. Mutluluk (Zülfü Livaneli) - Abdullah Oğuz
    24. Müthiş Bir Tren (Sait Faik Çevirisi) - Metin Erksan
    25. Piano Piano Bacaksız (Kemal Demirel) - Tunç Başaran
    26. Reis Bey (Necip Fazıl Kısakürek) - Yücel Çakmaklı
    27. Salkım Hanımın Taneleri (Yılmaz Karakoyunlu) - Tomris Giritlioğlu
    28. Selvi Boylum Al Yazmalım (Cengiz Aytmatov) - Atıf Yılmaz
    29. Senaryolar (Onat Kutlar) - Ömer Kavur, Yusuf İle Kenan
    30. Sultan Hamid Düşerken (Nahid Sırrı Örik) - Ziya Öztan
    31. Susuz Yaz (Necati Cumali) - Metin Erksan
    32. Tatar Ramazan (Kemal Korcan) - Melih Gülgen
    33. Tatlı Betüş (Tatlı Betüş) - Atıf Yılmaz
    34. Uçurtmayı Vurmasınlar (Feride Çiçekoğlu) - Tunç Başaran
    35. Uzun Hikaye (Mustafa Kutlu) - Osman Sınav
    36. Yabancı (Albert Camus) – Zeki Demirkubuz, Yazgı
    37. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Aziz Nesin) - Ergin Orbey
    38. Yeni Dünya (Sabahattin Ali) - Metin Erksan, Hanende Melek
    39. Yeraltından Notlar (Dostoyevski) - Zeki Demirkubuz, Yeraltı
    40. Yer Demir Gök Bakır (Yaşar Kemal) - Zülfü Livaneli
    41. Yılanı Öldürseler (Yaşar Kemal) - Türkan Şoray
    42. Yılanların Öcü (Fakir Baykurt) - Şerif Gören
    43. Zübük (Aziz Nesin) - Atıf Yılmaz


    YABANCI FİLMLER
    1. Açlık Oyunları (Suzanne Collins) - Gary Ross, The Hunger Games
    2. Akıl Oyunları (Sylvia Nasar) - Ron Howard, A Beautiful Mind
    3. Alacakaranlık (Stephenie Meyer) - Catherine Hardwicke, Twilight
    4. Alice Harikalar Diyarında (Lewis Carroll) - Tim Burton, Alice in Wonderland
    5. Aşk ve Gurur (Jane Austen) - Joe Wright, Pride Prejudice
    6. Aşktan ve Gölgeden (Isabel Allende) - Betty Kaplan, Of Love and Shadows
    7. Baba (Mario Puzo) - Francis Ford Coppola, The Godfather
    8. Bayel Ağıtçıları (Gulam Huseyin Saedi) - Daryuş Mehrcui, Gav (İnek)
    9. Beni Asla Bırakma (Kazuo Ishiguro) - Mark Romanek, Never Let Me Go
    10. Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi (F. Scott Fitzgerald) - David Fincher, The Curious Case of Benjamin Button
    11. Betty Blue (Philippe Djian) - Jean-Jacques Beineix, Betty Blue
    12. Beyaz Geceler (Dostoyevski) - Luchino Visconti, Le Notti Bianche
    13. Bir Düş İçin Ağıt (Hubert Selby) - Darren Aronofsky, Requiem For A Dream
    14. Boleyn Kızı (Philippa Gregory) - Justin Chadwick, The Other Boleyn Girl
    15. Boyalı Peçe (Somerset Maugham) - John Curran, The Painted Veil
    16. Bülbülü Öldürmek (Harper Lee) - Robert Mulligan, To Kill a Mockingbird
    17. Büyük Balık (Daniel Wallace) - Tim Burton, Big Fish
    18. Canavarın Çağrısı (Patrick Ness) - Juan Antonio Bayona, A Monster Calls
    19. Carlito's Way (Edwin Torres) - Brian De Palma, Carlito's Way
    20. Cehennem (Dan Brown) -Ron Howard, İnferno
    21. Charlie'nin Çikolata Fabrikası (Roald Dhal) - Tim Burton, Charlie and the Chocolate Factory
    22. Çizgili Pijamalı Çocuk (John Boyne) - Mark Herman, The Boy İn The Striped Pyjamas
    23. Danimarkalı Kız (David Ebershoff) - Tom Hooper, The Danish Girl
    24. Da Vinci Şifresi (Dan Brown) - Ron Howard, (The Da Vinci Code
    25. Doktor Jivago (Boris Pasternak) - David Lean, Doctor Zhivago
    26. Dövüş Kulübü (Chuck Palahniuk) - David Fincher, Fight Club
    27. Dracula (Bram Stoker) - Gary Shore, Dracula Untold
    28. Duyguların Rengi (Kathryn Stockett) - Tate Taylor, The Help
    29. Ecinniler (Dostoyevski) - Andrzej Wajda, Les Possédés
    30. Ejderha Dövmeli Kız (Stieg Larsson) - David Fincher, The Girl with the Dragon Tattoo
    31. Esaretin Bedeli (Mark Kermode) - Frank Darabont, The Shawshank Redemption
    32. Forrest Gump (Winston Groom) - Robert Zemeckis, Forrest Gump
    33. Frankenstein ya da Modern Prometheus (Mary Shelley) - James Whale, Frankenstayn
    34. Gazap Üzümleri (John Steinbeck) - John Ford, The Grapes of Wrath
    35. Geçmişi Olmayan Adam (Robert Ludlum) - Doug Liman, The Bourne Identity
    36. Göçebe (Stephenie Meyer) - Andrew Niccol, The Host
    37. Guguk Kuşu (Ken Kesey) - Miloš Forman, One Flew Over the Cuckoo's Nest
    38. Gülün Adı (Umberto Eco) - Jean-Jacques Annaud, The Name of the Rose
    39. Güneş İmparatorluğu (J. G. Ballard) - Steven Spielberg, Empire of the Sun
    40. Hamlet (William Shakespeare) - Kenneth Branagh, Hamlet
    41. Harry Potter ve Felsefe Taşı (J. K. Rowling ) - Chris Columbus, Harry Potter and the Philosopher's Stone
    42. Hayata Röveşata Çeken Adam (Fredrik Backman) - Hannes Holm, En-Man-Som-Heter-Ove
    43. Hiroşima Sevgilim (Marguerite Duras) -Alain Resnais, Hiroshima Mon Amour
    44. İbni Sina'nın Talebesi Hekim (Noah Gordon) - Philipp Stölzl, The Physician
    45. İhtiyarlara Yer Yok (Cormac McCarthy) - Ethan Coen, Joel Coen, No Country For Old Men
    46. İnci Küpeli Kız (Tracy Chevalier) - Peter Webber, Girl with a Pearl Earring
    47. İngiliz Hasta (Michael Ondaatje) - Anthony Minghella, The English Patient
    48. Jane Eyre (Charlotte Brontë) - Cary Fukunaga, Jane Eyre
    49. Jaws (Peter Benchley) - Steven Spielberg, Jaws
    50. Kardeşler Takımı (Stephen E. Ambrose) - Steven Spielberg, Band of Brothers
    51. Kayıp Kız (Gillian Flynn) - David Fincher, Gone Girl
    52. Kefaret (Ian McEwan) - Joe Wright, Atonoment
    53. Kelebek (Henri Charrière) - Franklin J. Schaffner, Papillon
    54. Kemikler Şehri (Cassandra Clare) - Harald Zwart, The Mortal Instruments: City of Bones
    55. Kış Masalı (Mark Helprin) - Akiva Goldsman, Winter's Tale
    56. Kızıl Nehirler (Jean-Christophe Grangé) - Mathieu Kassovitz, The Crimson Rivers
    57. Kon-Tiki (Thor Heyerdahl) - Joachim Rønning, Espen Sandberg, Kon-Tiki
    58. Köpek Kalbi (Mihail Bulgakov) - Vladimir Bortko, Heart of a Dog
    59. Kral Lear (William Shakespeare) –Richard Eyre, King Lear
    60. Koku (Patrick Süskind) - Tom Tykwer, Perfume: The Story of a Murderer
    61. Körlük (José Saramago) - Fernando Meirelles, Blindness
    62. Kurtlar İmparatorluğu (Jean-Christophe Grangé) - Chris Nahon, L'Empire des Loups
    63. Kurtlarla Dans (Michael Blake) - Kevin Costner, Dances with Wolves
    64. Kuzuların Sessizliği (Thomas Harris) - Jonathan Demme, The Silence of the Lambs
    65. Lizbon'a Gece Treni (Pascal Mercier) - Bille August, Night Train to Lisbon
    66. Lolita (Vladimir Nabokov) - Adrian Lyne, Lolita
    67. Malcolm X (Alex Haley) - Spike Lee, Malcolm X
    68. Man on Fire (A. J. Quinnell) - Tony Scott, Man on Fire
    69. Marslı (Andy Weir) - Ridley Scott, The Martian
    70. Maymunlar Gezegeni (Pierre Boulle) - Tim Burton, Planet of the Apes
    71. Medyum (Stephen King) - Stanley Kubrick, The Shining
    72. Melekler ve Şeytanlar (Dan Brown) -Ron Howard, Angels & Demons
    73. Mesaj (Carl Sagan) - Robert Zemeckis, Contact
    74. Mucize (R. J. Palacio) - Stephen Chbosky, Wonder
    75. Okuyucu (Bernhard Schlink) - Stephen Daldry, The Reader
    76. Oliver Twist Charles Dickens) - Roman Polanski, Oliver Twist
    77. 12 Yıllık Esaret (Solomon Northup) - Steve McQueen, 12 Years a Slave
    78. 13. Savaşçı (Michael Crichton) - John McTiernan, The 13th Warrior
    79. Otomatik Portakal (Anthony Burgess) - Stanley Kubrick, A Clockwork Orange
    80. Ölü Ozanlar Derneği (N. H. Kleinbaum) - Peter Weir, Dead Poets Society
    81. Öteki (Dostoyevski) - Richard Ayoade, The Double
    82. Persepolis (Marjane Satrapi) - Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud, Persepolis
    83. Pi'nin Yaşamı (Yann Martel) - Ang Lee, Life of Pi
    84. Piyanist (Wladyslaw Szpilman - Roman Polanski, The Pianist
    85. Prestij (Christopher Priest) - Christopher Nolan, The Prestige
    86. Romeo ve Juliet (William Shakespeare) - Carlo Carlei, Romeo and Juliet
    87. Ruhlar Evi (Isabel Allende) -Bille August, The House of the Spirits
    88. Rüzgar Gibi Geçti (Margaret Mitchell) - Victor Fleming, Gone with the Wind
    89. Saatler (Michael Cunningham) - Stephen Daldry, The Hours
    90. Sakindi Oranın Şafakları ( Boris Vasilyev) - Stanislav Rostotsky, A zori zdes tikhie
    91. Sapık (Robert Bloch) - Alfred Hitchcock, Psycho
    92. Schindler'in Listesi (Thomas Keneally) - Steven Spielberg, Schindler's List
    93. Sefiller (Victor Hugo) - Tom Hooper, Les Miserables
    94. Sevgili (Marguerite Duras) - Jean-Jacques Annaud, The Lover
    95. Sherlock Holmes - Kızıl Dosya (Arthur Conan Doyle) - Guy Ritchie, Sherlock Holmes
    96. Sineklerin Tanrısı (William Golding) - Harry Hook, Lord of the Flies
    97. Son İstasyon (Jay Parini) - Michael Hoffman, The Last Station
    98. Taras Bulba (Gogol) - . Lee Thompson, Taras Bulba
    99. Taş Meclisi (Jean-Christophe Grangé) -Guillaume Nicloux, Le Concile De Pierre
    100. Tek Başına Bir Adam (Christopher Isherwood) - Tom Ford, A Single Man
    101. Tiffany'de Kahvaltı (Truman Capote) - Blake Edwards, Breakfast at Tiffany's
    102. Toskana Güneşi (Frances Mayes) - Audrey Wells, Under the Tuscan Sun
    103. Trendeki Kız (Paula Hawkins) - Tate Taylor, The Girl on the Train
    104. Ucuz Roman (Dana Polan) - Quentin Tarantino, Pulp Fiction
    105. Uçurtma Avcısı (Khaled Hosseini) - Marc Forster, The Kite Runner
    106. Uğultulu Tepeler (Emily Brontë) - Andrea Arnold, Wuthering Heights
    107. Uyumsuz (Veronica Roth) - Neil Burger, Divergent
    108. Vampirle Görüşme (Anne Rice) - Neil Jordan, Interview with the Vampire
    109. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (Milan Kundera) - Philip Kaufman, The Unbearable Lightness of Being
    110. V For Vendetta (Alan Moore) - James McTeigue, V for Vendetta
    111. Yabana Doğru (Jon Krakauer) - Sean Penn, İnto The Wild
    112. Yakut Kırmızı ( Kerstin Gier) - Felix Fuchssteiner, Rubinrot – Saphirblau - Smaragdgrün
    113. Yeşil Yol (Stephen King) - Frank Darabont, Yeşil Yol
    114. Yürüyen Şato (Diana Wynne Jones) - Hayao Miyazaki, Hauru no ugoku shiro
    115. Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini (Louis de Bernières) – John Madden, Captain Corelli's Mandolin
    116. Yüzüklerin Efendisi - Yüzük Kardeşliği (J.R.R.Tolkien) - Peter Jackson, The Lord of the Rings
    117. Zaman Yolcusunun Karısı (Audrey Niffenegger) - Robert Schwentke, The Time Traveler’s Wife
    118. Zindan Adası (Dennis Lehane) - Martin Scorsese, Shutter Island
    119. Zorba (Nikos Kazancakis) - Mihalis Kakoyannis, Zorba the Greek


    Bu alıntıya tavsiyeleriyle katkıda bulunan;
    Emin K., Turhan Yıldırım, Defne Yıldırım, Zehraca, Abdullah, Cezmi Ş., Ebru Ince, Taluy Kan, Loana, Emine, dostamisc, Sezen B., Niasin, Kedi Özledi, Fluffy, Mislina Betül Nâsır, Buđav lebac| E'lir, İmge, Mesut, Mir'ât-ı Cünûn, *sema*, Captain Marvel, Uğur Ukut, Merve, Selma, Gamze Özmen, ercanscgn. ve esra ‘ya teşekkür ediyorum.

    Beyaz perdeye başarıyla uyarlandığını düşündüğünüz eserler varsa, tavsiyede bulunarak listenin zenginleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
  • ben seni dünyanın öteki ucuna da gitsen izlerim , Leyla ...
  • 184 syf.
    ·2 günde·7/10
    Tüm alıntılar
    Sıkıntı,
    üzüntü ve vicdan azabından bütün gece
    uyuyamadım. Hâlbuki vicdan azabının ruhu
    rahatlattığını söylerler.

    Nasıl oldu bilmem ama
    gururum mutsuzluğuma karıştı.


    Bugüne dek kaderimde tanışmamız yazılı
    olan insanların en garibi, en görülmemişi ve en
    acınacak hâlde olanı hakkında bir şeyler
    söyleyeceğim şimdi. Onun hakkında şu anda
    konuşmamın sebebi, o ana kadar pek dikkatimi
    çekmemiş olmasıdır. Oysa şimdi Pokrovski’yi
    ilgilendiren her şey, birden özel ilgimi çekmeye
    başladı.


    Taşıdığı tek insanca duygu
    oğluna olan sınırsız sevgisiydi


    Acaba yazı mı yazıyordu yoksa
    düşünüyor muydu?

    Ben aptalın biriydim, hiçbir şeyden
    haberim yoktu. Tek kitap bile okumamıştım ama
    o bilgiliydi. O anda kitapların ağırlığıyla
    yamulmuş raϐlara kıskançlıkla baktım. Hayal
    kırıklığı, ümitsizlik ve öϐke duyuyordum. Bütün
    kitaplarını tek tek ve mümkün olduğunca çabuk
    okuma hevesine kapıldım. Bilmem, belki de onun
    bildiği her şeyi öğrenirsem, onun arkadaşlığına
    daha çok layık olurum diye düşündüm. Hemen
    ilk rafa koştum ve elime geçen ilk tozlu cildi hiç
    tereddüt etmeden alıverdim. Korku ve
    heyecandan titreyerek kıpkırmızı bir hâlde
    çalıntı kitabı odama götürdüm. Annem yattıktan
    sonra kandilin ışığında gece boyunca okumayı
    kafama koydum.

    “Bittim ben!
    Sonum geldi!”

    “Bittim ben!
    Sonum geldi!” diye düşündüm. “Hapı yuttum,
    belaya çattım! On yaşında bir çocuk gibi aptalca
    bir yaramazlık yaptım. Aptal, küçük bir kızım
    ben! Tam bir budalayım!


    “Böyle aptalca şeyler yapmaktan utanmıyor
    musunuz? Adam olmayacak mısınız?”

    “Ne zaman
    kendinizi kontrol edip değişiklik olsun diye akıllı
    uslu davranmayı öğreneceksiniz? Size bakan da
    artık bir çocuk olmadığınızı, on beş yaşında
    kocaman bir kız olduğunuzu sanır!


    Acı çekiyordum.


    Şiddetli bir acı kalbimi sıkıştırdı...
    Sandalyeden fırladım, içimdeki ezici sıkıntıyla
    çığlığı bastım. Tam o anda kapı açıldı ve
    Pokrovski içeri girdi.


    Hatırladığım tek şey, kendime geldiğim
    zaman kollarında olduğumdu. Beni sandalyeye
    oturttu, bana bir bardak su verdi ve soru
    yağmuruna tuttu. Ne yanıt verdiğimi
    hatırlayamıyorum.

    “Kendi başınıza oturmak can sıkıcı olur,”
    dedi. “Alın size bir kitap getirdim. Okursanız
    sıkılmazsınız.”


    . O anı bütün kalbimle beklediğim
    hatta bütün gün hayalini kurup sorularını ve
    yanıtlarımı hazırladığım hâlde yine de utangaç,
    sıkılgan ve kendimden rahatsız olmuştum,


    Okumak, bazı şeyler öğrenmek istediğimi, küçük
    bir kız olarak görülmenin beni rahatsız ettiğini
    anlattım...


    Garip bir ruh hâli içinde olduğumu
    tekrar söyleyeyim. Kalbim hassaslaşmıştı,
    gözlerimden yaş geldi. Ondan hiçbir şey
    saklayamadım. Her şeyi, her şeyi anlattım.
    Onunla arkadaş olmak, sevgi içinde yaşamak, onu
    avutmak istediğimi söyledim. Bana utanmış,
    hayret etmiş biçimde baktı, hiç sesini çıkarmadı.


    Pokrovski ellerimi
    tutuyor, öpüyor, göğsüne bastırıyordu.


    Kalbim
    ısındı!.. Duygularımı ondan saklamaya
    kalkışmadım.

    Hem hüzünlü hem neşeli günlerdi.
    Şimdi de hem hüzün hem de neşeyle
    hatırlıyorum. Acı tatlı anılar hep üzüntü
    kaynağıdır,

    Kalbim ağırlaştıkça, içim
    sıkıldıkça, hüzünlendiğimde, tıpkı sıcak bir
    günün ardından gelen nemli bir gecede çiy
    tanelerinin, güneşte kavrulan zavallı, solmuş
    çiçeği tazeleyip canlandırması gibi anılar da kalbi
    canlandırır ve tazeler.


    Yeni düşünceler, yeni
    izlenimler, coşkulu bir hızla kalbime aktı. Bu yeni
    duygu ne kadar heyecanlı, karmakarışık ve
    büyük bir çaba gerektiriyorsa, o kadar da
    çekiciydi; ruhumu tatlı tatlı titretiyordu. Ansızın
    kalbime hücum ettiler. Garip bir karmaşa tüm
    bedenimi rahatsız etti. Ama bu çılgın saldırı
    benim dengemi bozamadı. Kendimi hayallere
    kaptırdım, bu da benim kurtarıcım oldu.

    Onu hemen benim kitapçıma doğru çektim.
    “İşte,” dedim, “bu on bir kitap sadece otuz iki
    buçuk ruble ediyor. Benim otuz rublem var, eğer
    iki buçuk ruble de siz eklerseniz o zaman bunları
    alıp oğlunuza beraber hediye ederiz.”

    “Hepsini mi? Yani bütün kitapları mı?”
    “Evet, bütün kitapları.”
    “Kendi adıma mı?”
    “Evet, kendi adınıza.”
    “Sadece kendi adıma? Yani yalnız ben
    almışım gibi?”
    “Evet, evet, sadece kendi adınıza...”

    Çok garipti, ağlayamıyordum
    ama içim parçalanıyordu.


    Son bir kez
    aydınlığı, dünyayı ve güneşi görmek
    arzusundaydı.


    annemin kucağına
    atıldım. Onu bütün gücümle kollarımda sıktım,
    öptüm ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
    Sanki son kalan dostumu da ölüme teslim
    etmemek için sıkı sıkı sarılıyordum. Ama ölüm,
    zavallı annemin de üzerinde dolaşıyordu...



    ***
    Dünkü adalar gezimiz için size nasıl
    minnettarım Makar Alekseyeviç! Ne güzeldi, taze
    ve yemyeşil! Yeşil doğayı görmeyeli çok uzun
    zaman olmuştu. Hastayken öleceğimi, ölümümün
    çok yakın olduğunu düşünüp duruyordum. Şimdi
    dün yaşadıklarımın benim için ne demek
    olduğunu bir düşünsenize!




    Gökyüzü de soluk ve bulutsuzdu, güneş
    batıyordu.

    Kalbim parçalandı, gözyaşlarımı
    tutamadım. Ama bütün bunları size neden. yazıyorum ki?



    Bunlar başkalarına kolay kolay
    anlatılabilecek şeyler değil, insan kendisi bile zor
    anlıyor. Ama belki siz beni anlarsınız. Aynı anda
    hem hüzün hem kahkaha! Siz ne kadar iyi bir
    insansınız Makar Alekseyeviç!



    Dün neler
    hissettiğimi anlamak için gözlerimin içine
    baktınız ve coşkumu görüp memnun oldunuz.
    Her çalıda, ağaçta, su birikintisinde şöyle bir
    durup güzellikleri gösteriyor ve sanki bunlar
    benim diyordunuz. Bunlar da sizin çok iyi bir
    kalbiniz olduğunu gösterir Makar Alekseyeviç.
    İşte sizi bu yüzden seviyorum.




    Beni unutmayın, sık sık uğrayın.
    V. D.


    Varvara Alekseyevna!
    Benim küçük güvercinim; ben dünkü
    gezimizi şiirsel bir anlatımla sergilemenizi
    beklerken, siz tek bir sayfada geçiştiriverdiniz.
    Küçücük mektubunuzda bile her şeyi ne güzel
    anlatmışsınız.

    Bana kinsiz,
    insanları incitmeyen, Tanrı’nın doğada ortaya
    koyduğu güzelliklerin değerini bilen iyi bir adam
    olduğumu söylüyorsunuz ve bana bir sürü övgü
    yağdırıyorsunuz. Bütün bunlar doğru. Her şey
    doğru.

    Ben cahil ve aptal bir insan olabilirim ama kalbim
    herkesin kalbi gibidir.

    Kötü niyetlinin biri bana
    neler etti biliyor musunuz Varenka? Bana
    yaptıklarını anlatmak bile utanç verici. Şimdi siz,
    ‘neden yaptı?’ diye sorabilirsiniz. Uysal bir insan
    olduğum için. Sakin ve iyi niyetli olduğum için!


    Ben her şeye alışabilirim, çünkü uysal
    bir adamım, küçük bir adamım. Ama bütün
    bunların sebebi ne diye soruyorum? Kime ne
    yaptım? Kimin rütbesini çaldım? Kimseyi
    üstlerine ispiyon ettim mi? Hak etmediğim
    ikramiyeye el uzattım mı? Yalan uydurdum mu?
    Bunları yapabileceğimi düşünmek bile
    haksızlıktır. Neden böyle bir şey yapayım ki?
    Bana bir baksanıza. Kalleşliğe ve hırsa eğilimli
    biri gibi görünüyor muyum?


    Siz beni yine de
    değerli biri olarak görüyorsunuz hayatım. Siz
    onların hepsinden çok daha yüce bir insansınız.

    En büyük vatandaşlık erdemi nedir?

    Öyleyse geçimimi böyle kazanmamın nesi kötü?
    Bu iş günah mı? “Sadece evrak kopya eder,”
    diyorlar. “Şu kâğıt faresi adam kopyacılıkla para
    kazanıyor,” diyorlar. İyi de bunun utanılacak nesi
    var?

    Hoşça kalın benim
    sevgilim, küçük güvercinim, tek tesellim! Söz
    veriyorum sizi görmeye geleceğim. Sakın
    sıkılmayın, size kitap getireceğim. Şimdilik hoşça
    kalın Varenka.
    İyiliksever dostunuz,
    MAKAR DEVUŞKİN


    Sayın Makar Alekseyeviç!
    Size çok acele yazıyorum, çünkü hemen
    bitirmem gereken bir işim var. Bakın size ne
    söyleyeceğim. Çok avantajlı bir alışveriş
    yapmanız mümkün. Fedora bir erkek arkadaşının
    yenisi kadar iyi bir üniforma, çamaşır, yelek ve
    şapka sattığını söyledi, hem de çok ucuza. Neden
    siz almıyorsunuz? O kadar da parasız değilsiniz.
    Biraz paranız var, kendiniz söylemiştiniz. Artık
    cimriliği bir tarafa bırakın lütfen! Bunlar gerekli
    şeyler. Kendinize bir bakın, yırtık pırtık giysilerle
    dolaşıyorsunuz. Ayıp ediyorsunuz! Her tarafı
    yamalı. Hiç yeni bir şeyiniz yok. Olduğunu
    söyleseniz de ben olmadığından eminim. Lütfen
    söylediğimi yapın, bu giysileri alın. Bunu benim
    için yapın. Eğer beni seviyorsanız alın onları.

    Ah Makar Alekseyeviç kendinizi
    harap ediyorsunuz. Benim için harcadıklarınız
    hiç de küçümsenecek bir miktar değil. Korkunç
    bir para! Benim bunlara ihtiyacım yok. Nasıl da
    müsrifsiniz. Bunların hepsi gereksiz. Beni
    sevdiğinizi biliyorum. Buna inanıyorum. Onun
    için de bana bunu hediyelerinizle kanıtlamanıza
    gerek yok. Üstelik ne kadar pahalı olduklarını
    bildiğim için bana acı veriyor. Size son kez
    söylüyorum, vazgeçin artık, duyuyor musunuz?
    Sizden rica ediyorum, yalvarıyorum.

    Artık benden daha ne istiyorlar? Fedora bunların
    dedikodu olduğunu, beni artık rahat
    bırakacaklarını söylüyor! Umarım öyledir!
    V. D


    Benim güvercinim!

    Sizin
    varlığınız bile yetiyor. Ben hiç böyle bir şey
    yaşamamıştım. Artık iyice hayata karıştım.
    Öncelikle artık iki kat daha güçlü yaşıyorum
    çünkü siz benim çok yakınımdasınız ve beni çok
    mutlu ediyorsunuz.

    Çocukların düşünceli olmalarına hiç
    dayanamam Varenka, bunu görmek bile çok
    üzücü!

    Yerde paçavralardan yapılmış bir bebek
    duruyordu. Onunla oynamıyordu. Parmağını
    ağzına sokmuş hiç kıpırdamadan dikiliyordu
    orada. Ev sahibi ona şeker verdi, şekeri aldı ama
    yemedi. Ne hüzünlü değil mi Varenka?
    Makar DEVUŞKİN

    Sevgili Makar Alekseyeviç!
    Kitabınızı geri gönderiyorum. Hiçbir işe
    yaramaz bir şey! Boşu boşuna göz yormak! Böyle
    bir hazineyi nereden kazıp çıkardınız? Şaka bir
    yana Makar Alekseyeviç siz gerçekten böyle
    kitaplardan hoşlanıyor musunuz? Yakında bir
    yerlerden kitap gelecek. Eğer isterseniz sizinle
    paylaşırız. Şimdilik hoşça kalın. Hiç yazacak
    zamanım yok gerçekten.
    V. D.


    Ah Varenka edebiyat harika bir şey. Önceki
    gün bu insanlarla beraber olunca bunu daha iyi
    anladım. Çok esrarlı bir şey! İnsanların kalplerini
    güçlendirir, ders verir. Ellerindeki küçücük bir
    kitapta bir sürü şey var. Harika bir kitap!


    “Kontes!” diye bağırdı. “Kontes! Bu
    tutkunun ne kadar korkunç olduğunu, ne delilik
    olduğunu biliyor musunuz?


    Sizi seviyorum, sizi delice, çılgınca
    seviyorum



    Önemsiz şeyler
    bitkin kalbimi tüketen cehennem ateşini
    söndüremez. Zinayida, Zinayida...”


    “Beni sevdiğini söyle Züleyha! Söyle, söyle.
    Hadi söyle!”
    “Seni seviyorum Yermak,” diye fısıldadı
    Züleyha.




    “Şükürler olsun! Çok mutluyum!..
    Gençliğimden beri zavallı ruhumun istediği her
    şeyi verdin bana. Yol gösterici yıldızım, beni
    buralara sen getirdin. Beni Kamenni Poyas’a
    [15]
    sen getirdin. Züleyha’mı bütün dünyaya
    göstereceğim. O vahşi canavarlar beni
    suçlamaya cesaret edemeyecekler!



    Ah şu seven
    ruhumun gizli acılarını bir anlayabilselerdi!


    Tek
    bir damla gözyaşındaki şiiri görebilselerdi!



    Bırak da gözyaşlarını öpeyim, o kutsal yaşı kurutayım...
    O bu dünyaya ait bir kadın değil!”


    “Yermak,” dedi Züleyha, “dünya çok kötü,
    insanlar çok acımasız! Bize rahat vermezler, bizi
    kınarlar sevgili Yermak! Baba yurdunda,
    Sibirya’nın karları içinde yetişmiş zavallı bir kız
    senin soğuk, buz tutmuş, acımasız, boş dünyanda
    ne yapsın? İnsanlar beni anlamazlar, canım!”









    Ama dikkat edin de ağzınızda
    eritin, sakın çiğnemeyin, dişleriniz ağrır. Belki de
    meyveli şekerleri seversiniz. Lütfen bana yazıp
    haber verin. Şimdilik hoşça kalın. Tanrı sizi
    korusun küçük güvercinim. Sonsuza dek sizin en
    sadık dostunuz olan,
    MAKAR DEVUŞKİN

    İnsanın alıştığı yerde
    yaşaması iyidir, zamanının yarısı seϐillikle geçse
    bile iyidir.


    Neden beni hiç görmeye
    gelmiyorsunuz?


    Çok yakında öleceğimi
    düşünüyorum -aslında bundan eminim-. Kimse
    bana cenaze töreni düzenler mi? Tabutumun
    arkasında duran olur mu? Kimse beni özler mi?..

    Neden beni
    şekerlerle besleyip duruyorsunuz? Nereden
    bulursunuz bu parayı bilmem!



    Kalbimden
    geçenleri söyleyebildiğim zaman kendimi daha
    iyi hissediyorum. Hoşça kalın, hoşça kalın
    dostum!
    V. D.

    Artık bu perişanlık yeter! Kendinizden
    utanmalısınız! Yeter artık küçük meleğim. Nasıl
    oluyor da böyle şeyler düşünebiliyorsunuz?
    Hasta falan değilsiniz. En küçük bir hastalığınız
    bile yok. Gayet iyisiniz, biraz soluksunuz ama
    iyisiniz.


    Siz giderseniz ben ne yaparım, benim
    kimim kalır? Hayır, Varenka sevgilim, bu ϐikri
    kafanızdan çıkarın. Bizim neyimiz eksik? Sizi çok
    seviyoruz, siz de bize düşkünsünüz, öyleyse
    böyle sakin sakin yaşamaya devam edelim.



    Sadık dostunuz,
    Makar DEVUŞKİN
    NOT: Kitap için teşekkür ederim. Biz de
    Puşkin okuyacağız. Bu akşam size uğrayacağıma
    söz veriyorum.

    Sizin benim
    yüzümden kendinizi nasıl mahvettiğinizi, son
    kuruşunuzu bile bana harcadığınızı görmediğimi
    mi sanıyorsunuz? Varınızı yoğunuzu satıp beni
    güç durumdan kurtaracağınızı yazıyorsunuz.
    Size inanıyorum dostum. İyi kalpliliğinize
    inanıyorum ama her şey söylendiği gibi kolay değil.

    Sizin gibi iki iyi kalpli insanın perişanlığını
    seyretmekten doğan keder, o kadar. Size küçük
    de olsa nasıl bir yararım dokunabilir? Bana ne
    diye ihtiyacınız olsun? Size ne iyilikte bulundum
    ki?



    Bütün ruhumla size bağlıyım.



    Sizi tüm
    kalbimle seviyorum ama acı kader! Sadece
    sevmekle kalıyorum.


    Sizi seven,
    V. D.

    Saçmalık, saçmalık bunlar Varenka! İnsan
    size bir saniye için arkasını dönse aklınıza kim
    bilir neler gelecek. Hiçbir konuda haklı değilsiniz!
    Hepsi saçmalık!



    Neyimiz eksik küçüğüm, söyleyin bana. Biz
    size düşkünüz, siz de bize. Hepimiz hâlimizden
    memnunuz. İnsan başka ne ister? Yabancıların
    içinde ne yapacaksınız? Bu ne demektir, bilir
    misiniz?..



    Siz olmadan ne yaparız? Benim
    gibi bir yaşlının hâli ne olur?



    Bana büyük bir yararınız var Varenka. Üzerimde
    çok iyi bir etkiniz var. Sizi bir an düşünmekle bile
    neşeleniyorum... Size mektup yazıp içimden
    geçenleri anlatıyorum, sizden de ayrıntılı bir
    yanıt alıyorum. Size giyecek alıyorum, şapka
    alıyorum, bazen siz bana sipariş veriyorsunuz,
    onu yerine getiriyorum... Bana yararınız
    olmadığını nasıl söylersiniz? Bu yaşımda yalnız
    başıma kalsam hâlim ne olurdu? Belki siz bunları
    düşünemezsiniz Varenka ama düşünmelisiniz




    “Ben olmazsam hâli ne olur?” diye kendi
    kendinize sormalısınız.

    Siz
    olmasanız Neva’nın dibini boylardım! Evet,
    Varenka sonum bu olurdu. Siz gidince bana
    yapacak ne kalır? Belli ki bir arabacı beni
    arabaya yükleyip Volkovo’daki mezarlığa
    götürsün, tabutuma da elbisesi çamur içinde,
    yaşlı bir dilenci kadın eşlik etsin, mezarım
    toprakla doldurulsun ve oracıkta yapayalnız
    kalayım istiyorsunuz. Bu haksızlık küçüğüm

    Neler yapmışım ben? Hangi dağ başındaymışım?


    Örneğin beni
    düşünün. Ben aptalım, doğuştan aptalım. Çok
    önemli kitapları okuyamıyorum ama bunu
    okuduğum zaman sanki kendim yazmışım gibi
    hissettim. Sanki kalbimi elime alıp, insanlar
    içindekileri görsün diye içini dışına getirdim ve
    ayrıntısıyla tanımladım. İşte böyle! Öyle sade ki.
    Böyle bir kitabı ben de yazabilirim. Neden ben
    yazmadım? Ben de kitapta anlatılan aynı şeyleri
    hissediyorum.



    Her şey olabilir. İşte böyle
    küçüğüm. Ama siz bizi terk etmek istiyorsunuz.
    Benim başıma kötü bir şey gelmesini mi
    istiyorsunuz Varenka? Hem kendinizi hem de
    beni mahvedeceksiniz. Ah sevgilim, Tanrı aşkına
    bu geçici hevesleri küçücük kafanızdan çıkarın
    da bana gereksiz bir acı yaşatmayın. Benim
    küçük kuşum, siz daha olgunlaşmadınız,
    kendinizi kötülüklerden nasıl koruyacak, nasıl
    savunacaksınız? Lütfen Varenka, artık kendinizi
    toplayın. Aptalca ϐikirlere kulak asmayın. Saçma
    öğütlere aldırmayın.

    Her şey olabilir. İşte böyle
    küçüğüm. Ama siz bizi terk etmek istiyorsunuz.
    Benim başıma kötü bir şey gelmesini mi
    istiyorsunuz Varenka? Hem kendinizi hem de
    beni mahvedeceksiniz. Ah sevgilim, Tanrı aşkına
    bu geçici hevesleri küçücük kafanızdan çıkarın
    da bana gereksiz bir acı yaşatmayın. Benim
    küçük kuşum, siz daha olgunlaşmadınız,
    kendinizi kötülüklerden nasıl koruyacak, nasıl
    savunacaksınız? Lütfen Varenka, artık kendinizi
    toplayın. Aptalca ϐikirlere kulak asmayın. Saçma
    öğütlere aldırmayın.

    V. D.
    NOT: Eğer tiyatroya gidecek olursak yeni
    şapkamı ve pelerinimi takacağım. Nasıl
    kaderindeki her şeyi Tanrı yazar. Birinin
    kaderinde general apoleti takmak varken,
    ötekinin düşük dereceli bir memur olmak
    yazgısıdır. Biri emirler yağdırırken öteki de
    verilen emirlere hiç homurdanmadan titreye
    titreye korkuyla boyun eğer. Her şey insanın
    yeteneğine göre olur. Birisinin bir şeye, ötekinin
    de başka bir şeye yeteneği vardır ama bunların
    hepsi de Tanrı vergisidir.

    Saçlarım ağaracak
    kadar uzun yaşadım, bu süre içinde büyük bir suç
    işlediğimi hatırlamıyorum.


    2
    Saçlarım ağaracak
    kadar uzun yaşadım, bu süre içinde büyük bir suç
    işlediğimi hatırlamıyorum.

    Kaldırımın kötü
    olduğu yerlerde çizmelerimi korumak için
    parmak uçlarımda yürürsem ne olur sanki?
    Param yoksa ve çay bile alamıyorsam bundan
    söz etmeye ne gerek var? Sanki herkes çay içmek
    zorundaymış gibi! Ben ne yiyorlar diye insanların
    ağzının içine bakıyor muyum?

    Şimdiye kadar
    kimi aşağılamışım?

    Şimdiye kadar
    kimi aşağılamışım? Yo hayatım, benimle
    uğraşmayan insanları neden aşağılayayım?

    Bazen içine düştüğüm durumları
    anlatamamak kaygısıyla herkesten kaçar,
    saklanırım. Bazen yüzümü göstermeye korkarım.
    Kim bilir kötü diller hakkımda neler
    konuşuyordur diye düşünürken bile titrerim.
    Çünkü insanın aleyhine sürekli bir şeyler
    uydurup dururlar


    İnsanın tüm özel ve genel
    yaşamı edebiyata konu olur, basılır, okunur,
    gülünür, dedikodusu yapılır! Bu durumda da
    artık sokağa çıkmak imkânsızlaşır. Her şey
    öylesine ayrıntılı anlatılır ki sokaktaki
    yürüyüşümden bile hemen tanınırım.


    Peki, siz neden bana
    böyle bir kitap gönderdiniz? Bu kötü bir kitap
    Varenka. Gerçek hayat bu değil. Çünkü böyle bir
    memur olmaz. Böyle bir kitap okuduktan sonra
    insan kederleniyor.
    Sadık köleniz,
    Makar Devuşkin


    Nasıl olur? Nasıl olur da
    cesaretinizi kaybedersiniz Makar Alekseyeviç?
    İnsanlar sizin için ne düşünür?

    ? Benim ve herkesin saygı
    duyduğu sevecenliğiniz, alçak gönüllülüğünüz ve
    bilgeliğiniz ne oldu?



    Ah
    dostum! Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır



    Zavallı ve mutsuz insanlar daha kötü olmamak
    için birbirlerinden uzak durmalıdırlar.


    Size
    yazmam için beni zorlayan şey onurum
    konusundaki bencilliğim değil, kalbimden hiçbir
    zaman silemediğim sevgi ve dostluk. Hoşça kalın.
    Mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyorum.



    Ah Varenka, ah! İşte bu kez suçlu olan
    sizsiniz! Mektubunuzla beni hayal kırıklığına
    uğrattınız ve şaşırttınız. Ancak şimdi sakin
    hâldeyken kalbimin derinliklerini inceleyince
    haklı olduğumu fark ettim. Ben sarhoş olmamdan
    söz etmiyorum. -Onu boş verin hayatım- Ben size
    duyduğum sevgiden söz ediyorum. Bu sevgi hiç
    de mantıksız bir sevgi değil. Siz bu konuda bir şey
    bilmiyorsunuz.


    Sizi sevmekten başka yapılacak bir
    şeyim olmadığını bilseydiniz böyle şeyler
    söylemezdiniz. Siz sadece düşündüklerinizi
    söylüyorsunuz, eminim ki kalbiniz başka şeyler
    söylüyordur.


    Benim
    meleğimi hiç kimse aşağılayamaz.

    kaderimde varmış, hiç
    kuşkusuz kaderimmiş. İnsan kaderinden
    kaçamaz, biliyorsunuz.



    Duygularım ölmüş gibi.

    Tanrı aşkına gelip
    beni görün, hemen bugün gelin.


    Aslında her
    gün gelseniz ne güzel olur.


    Melek
    kalbinizin iyiliğine inanıyorum Varenka. S


    Kalbimin
    derinliklerinde acıdan başka bir şey yok.

    Neler hissettiğini
    mi merak ediyorlar?

    Nasıl biri olduğunu mu
    düşünüyorlar?


    Şu yazar
    bozuntuları ne yazarlarsa yazsınlar zavallı
    insancıklar hiç değişmez.


    Paralarını bağış için verdiklerini düşünüyorlar
    ama hiç de öyle değil. Onlar zavallı insancıkları
    sergilemek için böyle yapıyorlar. Bağışın bile
    günümüzde bir amacı var...

    Peki, nasıl oluyor da
    zavallıcıklar bütün bunları biliyorlar ve böyle
    düşünebiliyorlar? Çünkü tecrübeleri var!


    Kabalığımı affedin, siz kimsenin içinde
    soyunmazsınız, değil mi? Aynı şekilde onlar da,
    insanların onların gizli köşelerine dalıp özel
    hayatını öğrenmelerini istemezler. O hâlde
    dürüst bir insanın onuruna, şereϐine saldırmaya
    kalkışan düşmanlarla birlik olup beni
    aşağılamanın bir gereği yok.

    Sizi mutlaka görmek
    istiyorum.
    V. D.

    Meleğim Varvara Alekseyevna!


    Sonuç olarak bütün
    cesaretimi toplayıp, utancımı delik deşik cebime
    sakladım ve Pyotr Petroviç’in yanına gittim.
    Umut doluydum ama aynı zamanda da
    heyecandan ölecektim

    Görüyorsunuz Varenka, belki
    değerli insanlar olabilirler ama hepsinin de burnu
    büyük. Neden onlara muhtacız sanki?


    Yarın onu görmeye gideyim mi? Ne diyorsunuz
    meleğim? Eğer borç para bulamazsam başım
    derde girer. Ev sahibim beni evden çıkarmak
    üzere, artık yemek de vermeyecek. Çizmelerim
    de berbat durumda. Ceketimde düğme kalmamış.
    Ya amirlerimden biri bu durumu fark edecek
    olursa? İşte o zaman çok kötü olur Varenka!
    Makar Devuşkin


    Size yardım edememektense ölürüm daha iyi!
    Yapamayacak olursam ölürüm Varenka, ölürüm!

    Neden dikiş dikmek zorunda kalasınız?
    Neden çalışmak zorundasınız? Neden güzel
    başınızı ağrıtıyorsunuz, güzelim gözlerinizi
    yıpratıyor, sağlığınızı bozuyorsunuz? Ah Varenka
    ah!

    Yani sizce ilk görüşte böyle
    bir güven bırakabilir miyim? Daha ilk bakışta
    benim hakkımda iyi bir izlenim edinirler mi?
    Görünüşümü gözünüzün önüne getirin, sizce
    güven verebilir miyim? Ne dersiniz?

    Bütün
    mektuplarınızı dikkatle okuyorum ve her bir
    mektubunuzda kendiniz için olmadığı kadar
    benim için endişelendiğinizi görüyorum.
    Kuşkusuz insanlar iyi bir kalbiniz olduğunu
    söylerler ama bence bu çok fazla.

    Eğer insan başka
    birisinin dertlerini bu denli ciddiye alıp ilgilenirse
    sonu mutsuzluk olur!


    Göreceksiniz, her şey yoluna girecek. Her şey
    düzelecek. Aksi hâlde böyle yaşamanız, hep
    insanların acılarına üzülmeniz, perişan olmanız
    çok kötü sonuçlar doğuracak. Hoşça kalın
    dostum. Size yalvarıyorum benim için
    endişelenmeyin V.D



    Varenka, küçük güvercinim!


    Evet meleğim, ben de kendi
    kendime yüreksiz olmamam gerektiğini
    söylüyorum.

    işe giderken giyeceğim
    ayakkabılarımın hâlini siz de biliyorsunuz. Sorun
    bu Varenka. Bilirsiniz böyle sorunlar insanı yer
    bitirir. Ama aslına bakarsanız ben sadece kendim
    için üzülmüyorum, sadece kendim için sıkıntı
    çekmiyorum. Ben ayazda bile dışarı paltosuz ya
    da ayakkabısız çıkmaya aldırmam. Buna
    dayanabilirim, her şeye katlanırım. Sıradan, basit
    bir insanım ben. Ama insanlar ne derler? Paltosuz
    dolaşırsam sivri dilli düşmanlarım neler
    konuşurlar? Bilirsiniz, insan başkaları için giyinir.
    Ayakkabılar insanın onurunu ve adını korumak
    içindir. Delik ayakkabılarla insan hem onurunu
    hem de namını kaybeder. Buna inanın,
    deneyimlerime güvenin küçüğüm. O çalakalem
    yazan yazar müsveddelerini değil, dünyayı ve
    insanları iyi tanıyan bu ihtiyarı dinleyin.


    Bilirsiniz, insan başkaları için giyinir.

    Ah Varenka, o anda keşke yer yarılsaydı da
    içine girseydim. Donakaldım. Ayaklarım kaskatı
    oldu. Buz gibi bir şey sırtımdan aşağı indi. Ona
    baktım, o da bana baktı.

    İşte herkes bana böyle davranıyor. Bu
    insanlar için ayakkabılarını sildikleri bez kadar
    değerim yok.

    İşte herkes bana böyle davranıyor. Bu
    insanlar için ayakkabılarını sildikleri bez kadar
    değerim yok.

    “Seni aptal seni,”
    “Sensin,

    Böyle yaşamak utanç verici.


    Sanki yersiz yurtsuz
    bir serseriyim.

    Bu büyük bir felaket! Bu benim
    sonum! Bir daha iϐlah olmaz bir şekilde
    mahvoldum.
    M. D.

    Bugün bizi ziyarete gelirseniz biraz teselli
    bulacağım.
    V. D.


    Aklımı
    kaçıracağım. Hiç utanmıyor musunuz? Kendi
    kendinizi mahvedeceksiniz. Adınızı bir düşünün!


    Onurlu bir beyefendi ve kendisine saygısı olan
    bir insansınız. Herkes duyarsa neler olur?
    Utancınızdan ölürsünüz! Hiç Tanrı korkunuz yok
    mu?

    Size
    bizi görmeye gelmenizi söylemiştim ama
    gelmediniz. Demek ki benim gözyaşlarımın ve
    yalvarmalarımın sizin için bir anlamı yokmuş
    Makar Alekseyeviç

    Lütfen bize gelin, göreceksiniz size iyi gelecek.
    Beraber okuruz, geçmişi anarız.



    Ben yalnız sizin için
    yaşıyor, sizin hatırınız için burada kalıyorum.

    fakirliğin günah
    olmadığını unutmayın. Aslına bakarsanız
    ümitsizliğe kapılacak ne var? Hepsi geçici!

    Tanrı’ya
    güvenin, o her şeyi düzeltecektir.
    V. D.


    Utanç duyuyorum Varvara Alekseyevna,
    canım, utanç duyuyorum.

    Ayakkabımın tabanı düşüyor ve ben buna hiç
    aldırmıyorum. Taban dediğiniz nedir ki? Sıradan,
    çamurlu, pis bir şey! Zaten ayakkabılar
    saçmalıktır! Yunanlılar ayakkabısız dolaştılar da
    bizim gibi insanlar neden acaba böyle önemsiz
    şeyleri konu ederek zaman kaybediyorlar ki? O
    zaman neden beni küçümseyip aşağılıyorsunuz?

    Ben de çok
    üzülüyorum ve ağlıyorum. Size mutluluk ve
    sağlık diliyorum. Bana gelince mutluyum,
    sağlığım yerinde meleğim.
    Dostunuz,
    Makar Devuşkin

    Suçlu olduğumu bilerek cesaretimi
    kaybettim.
    Ben kötü bir insan değilim, zalim değilim

    İnsanın sizi incitebilmesi için kana susamış bir
    kaplan olması gerekir güvercinim. Oysaki benim
    kuzu gibi bir kalbim var

    Çok duygulu ve iyi bir
    insan. Ben de çok duyguluyum, bütün bunlar bu
    yüzden başıma geliyor zaten

    Benim aptal olduğumu
    söylüyorlardı, ben de onlara inanıyordum. Ama
    siz gelince, karanlık dünyam aydınlandı. Kalbim
    ve ruhum aydınlandı. İçime huzur doldu. Başka
    insanlardan daha kötü olmadığıma inanmaya
    başladım


    Siz
    her şeyi bildiğinize göre gözümde yaşlarla size
    yalvarıyorum, lütfen artık beni sorgulamayın.
    Kalbim kırılıyor, bu bana çok acı geliyor.
    Saygılarımı sunuyorum.
    Sadık dostunuz,
    M.D



    3

    lütfen artık beni sorgulamayın.
    Kalbim kırılıyor, bu bana çok acı geliyor.
    Saygılarımı sunuyorum.
    Sadık dostunuz,
    M.D


    Köydeyken sonbaharı nasıl da severdim! O
    zamanlar çocuktum ama ne duygular yaşardım.
    Sonbahar akşamlarını, sabahlarından daha çok
    severdim. Evimizin birkaç yüz metre ilerisinde
    bir tepenin altında bir göl olduğunu hatırlıyorum.
    Hâlâ görür gibiyim. Bu göl kocaman, aydınlık ve
    kristal kadar pürüzsüzdü. Bazen eğer durgun bir
    akşamsa göl de sakin olurdu. Su ayna gibiydi.

    Su ayna gibiydi.
    Taptaze ve soğuk!

    Çok
    mutlu olurdum! Daha küçücük bir çocuktum...


    Çok
    mutlu olurdum! Daha küçücük bir çocuktum...

    Biz çocuklar,
    dudaklarımızda gülümsemeyle birbirimize
    sokulurduk.

    Çocukluğum
    hayatımın altın çağıydı!..

    Onları hatırladıkça çocuk gibi ağlıyorum.
    Her şey öylesine canlı gözlerimin önüne geliyor
    ki, bütün geçmişim aydınlık bir şekilde önümde
    duruyor ama bugünüm karanlık ve kasvetli! Nasıl
    bir sonum olacak acaba, nasıl? Biliyorsunuz, bu
    sonbahar öleceğime inanıyorum. Çok hastayım.
    Hep ölümü düşünüyorum. Ama böyle ölmek ve
    buraya gömülmek istemiyorum.
  • "Bir zamanlar kara dut ağacının yemişleri kar gibi beyazdı. O dutlar nasıl oldu da ansızın renk değiştirdi, bilir misiniz? Garip, garip olduğu kadar da üzücü bir öyküdür bu, gencecik iki sevgilinin ölümünü anlatır:
    Doğu ülkelerinin en güzel kızı Thisbe ile en yakışıklı delikanlısı Pyramus, Semiramis'in ülkesi Babylon 'da yaşarlardı; evleri birbirine öylesine yakındı ki, birinin duvarı aynı zamanda ötekinin de duvarıydı. Komşulukları zamanla aşka çevrildi. Evlenmek İstediler, anneleri, babaları bırakmadı. Ama aşk yasak tanır mı hiç? Alevi ne kadar örtülse ateşi o kadar yakıcı olur. Tutuşan yürekler soğur mu bir daha? Pyramus 'la Thisbe 'nin evlerini ayıran duvarda ufacık bir delik vardı; iki sevgili geceleri o delikten konuşabiliyorlardı. Karanlıkta dudaklarını deliğe dayıyor, bir yandan öteki yana öpücükler gönderiyorlardı. Sabaha kadar, şafak yıldızları söndürüp de günün ilk ışıkları çimenlerdeki çiyi kurutuncaya kadar, birbirlerine aşklarını fısıldıyorlardı. Sonunda artık bu duruma dayanamaz oldular, bir gece kaçmaya karar verdiler. Ninos 'un mezarı yanındaki bir dut ağacının altında buluşacaklardı. O gün içleri içlerine sığmadı; güneş batıp da karanlık çökünce Thisbe evden sıvıştı, mezara geldi. Pyramus oralarda yoktu. Genç kız, sevgilisini beklerken ansızın bir kükreme duydu. Arkasına bakınca ay ışığında bir dişi aslanın durduğunu gördü. Karnını yeni doyurmuştu aslan, ağzı kanlıydı, besbelli mezarın yanındaki kaynaktan su içmeye geliyordu, öyle korktu ki Thisbe, hemen kaçtı; ama kaçarken de sırtındaki örtüyü düşürdü. Aslan geldi, örtüyü parçaladı, sonra dönüp ormana gitti. Bir süre sonra Pyramus göründü. Ne o? Yerde Thisbe 'nin örtüsü vardı, üstelik kan içindeydi. Bir kuşku kapladı delikanlının yüreğini, ama Pyramus aslanın yerdeki ayak izlerini görünce bu kuşku büyük bir üzüntüye, anlatılmaz bir yasa döndü. Hep kendinin yüzündendi, daha önce gelip Thisbe 'sini tehlikelere karşı koruyamamıştı. Örtüyü aldı eline; 'Seni ben öldürdüm' dedi. Kılıcını çekti sonra, dut ağacının yanına gitti, 'Sen de benim kanımı içeceksin şimdi' dedi. Kılıcı bütün gücüyle göğsüne sapladı. Fışkıran kanlar ağaçtaki dutları kızıla boyadı. Aslandan korkup kaçan Thisbe, sevgilisini bekletmemek için mezar başına döndü. Beyaz dut ağacını aradı bulamadı; bir kara dut ağacı vardı orada. Önce yanıldığını sandı, ama gözleri yerde yatan Pyramus'a ilişince bir anda neler olduğunu anladı. Sevgilisinin kollarına attı kendini, uzun uzun dudaklarından öptü. 'Ben geldim, Pyramus' diye bağırdı, 'ben geldim, bak, ben, Thisbe'. Pyramus bin güçlükle gözlerini açıp son bir kere baktı Thisbe 'ye... Sonra ölüm geldi, göz kapaklarını kapadı. Thisbe kılıcı aldı eline; 'Benim için öldürdün kendini' dedi, 'ama ben de cesurum, benim de içim aşkla dolu. Ancak ölüm ayırabilirdi bizi; oysa şimdi o birleştirecek'. Üstünde daha Pyramus 'un kanı kurumamış olan kılıçla kendi kendini vurdu. Anneleriyle babaları da, tanrılar da acıdılar iki sevgiliye. Anneleriyle babaları, ölülerini yakıp küllerini bir kaba koydular. Tanrılar da, onların anısını sürdürmek için, bütün ülkelerde kara dut ağaçları yetiştirdiler".
    Azra Erhat
    Sayfa 259 - Remzi Yayınevi
  • Rivayete göre; Allah'ın (C.C.) ilk yarattığı varlık «cevher» dir. Allah (C.C.) cevhere heybet nazarı ile bakınca Allah (C.C.) Korkusu ile eridi ve titredi, arkasından su oldu. Sonra Allah (C.C.) suya rahmet nazarı ile bakınca yarısı dondu. Allah (C.C.) bu donmuş sudan «Arş»ı yarattı.

    Arş da sarsılmaya baslayınca Allah (C.C.) üzerine «Lâ ilâhe îllallah, Muhammedürrasûllah» (Allah (C.C.)'dan baska ilâh yoktur. Muhammed Allah'in rasul'udür)» cümlesini yazdı, O zaman sükûnet buldu.

    Geriye kalan suyu, Allah (C.C.) Kıyamet Günü'ne kadar kendi hâline sarsılmaya ve kaynaşmaya bıraktı. Nitekim ulu Allah (C.C.) «O'nun Arş'ı su üzerinde idî» buyuruyor.

    Arkasından su çalkanmaya ve köpürmeye başladı, ondan dumanlar çıktı ve birbiri üzerine yığılarak yükseldi. Dumanın köpüğü vardı, Allah (C.C.) bu köpükten "kat" halinde yer gökleri yarattı.

    Bu safhada yer ve gök tabakaları yapışıktı. Ulu Allah (C.C.) aralarında rüzgâr yarattı ve böylece yer katları ile gök katları birbirinden ayrıldı.

    Nitekim ulu Allah (C.C.) bu durumu bildirerek: «Sonra semaya dogruldu ki; o bîr duman halinde idi.» buyurur.

    Hikmet ehli şöyle der: "Allah (C.C.) göğü neden dumandan yarattı da Buhardan yaratmadı? Çünkü duman düzleri birbirleriyle bağlantılı halde yaratılmıştır. Sonuncusu yerinde sabittir. Oysa ki, buhar dengesiz bir yapıya sahiptir, dönücüdür.
    Bu da ulu Allah (C.C.)'in ilminin kemâlini ve hikmetini gösterir."

    Daha sonra Allah (C.C.) suya rahmet nazarı ile bakti, su dondu. Nitekim bu; husus Peygamber`imizin (S.A.S.) hadisi ile sabittir.

    Faide, gerek gök ile yeryüzü arasında ve gerekse bütün gök katları arasında beşyüz yillik mesefe vardır. Her gök katının yüksekliği de yine beşyüz yıllık uzaklık tutar.

    Söylendiğine göre göğün birinci katı sütten beyazdır. Onu yeşil gösteren «Kaf» dağının yeşilliğinin yansımasıdır. Birinci kat göğün adı «Rakia» ´dır.

    İkinci kat gökyüzü nûr gibi parıldayan demirdendir, adı «Reydum» veya «Maun» ´dur.

    Üçüncü kat gök bakırdandır, adı. «Meleküt» veya «Hayruyun» ´dur.

    Dördüncü kat gök beyaz gümüştendir, parlaklığı gözleri kamaştıracak güçtedir, adı «Zahire» ´dir.

    Beşinci kat gök kırmızı altındandır, adı «Muzeyne» veya «Muzhire» ´dir.

    Altıncı kat gök nûr parıltılı bir cevherdendir, adı «Halise» ´dir.

    Yedinci kat gök kırmızı yakuttandır, adı «Labiye» veya «Damia» ´dır.

    «Beyt-ül Mâmur» göğün bu yedinci katındadır. Beyt-ül Mâmur'un biri kırmızı yakuttan, öbürü yeşil zeberced'den, biri beyaz gümüşten ve öteki kırmızı altından olmak üzere dört direği vardir.

    Yine söylendiğine göre akikten olan Beyt-ül Mâmur'a her gün yetmiş bin melek girer ve Kıyamet Gününe kadar bu meleklerden hiçbiri geri dönmez.

    Güvenilir görüşe göre, yeryüzü gökten daha üstündür. Çünki peygamberler burada yaratılmış ve burada gömülmüştür. Yerin en makbul katı da en üst katıdır. Çünkü varlıklar bu kattan yararlanmaktadırlar.

    İbni Abbâs'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre göklerin en üstün katı çatısı üzerinde «Arş-ür Rahman» ´in bulunduğu gök katıdır. Bu katın ismi Arş'a yakınlığından dolayı «Kürsî» dir. Bir de bütün faydalanılan yıldızlar, yedi gezegen hariç, bu kattadırlar. Yedi gezegen yıldız ise gögün yedi katına dağılmış vaziyettedir.

    Bunlardan «Zuhal» yedinci kat göktedir ve perşembe gününe tekabül eder.

    «Merih» besinci kat göktedir ve sali gününe tekabül eder.

    «Güneş» dördüncü kat göktedir ve pazar gününe tekebül eder.

    «Zühre» üçüncü kat göktedir ve Cum'a gününe tekabül eder.

    «Utarit» ikinci kat göktedir ve çarsamba gününe tekabül eder.

    «Ay» , birinci kat göktedir ve Pazartesi gününe tekabül eder.

    Lâtif bir nükte:

    Ulu Allah (C.C.)'in şaşırtıcı bir hilkat cilvesi olarak hiç birininin digerine benzememesine ragmen yedi kat göğün hepsi de dumandan yaratılmıştır. Öte yandan Allah (C.C.) gökten indirdiği su sayesinde çesitli rengi ve degişik tadı olan türlü türlü bitki ve meyveler ortaya çıkarmıştır.

    Nitekim Ulu Allah (C.C.) «Meyva ve bitkileri yiyecek olarak birbirinden farklı üstünlükte yarattık» diye buyuruyor.

    Yine ulu Allah (C.C.), ademoğullarını da çesit çesit tabakalarda yaratmıştır. Kiminin rengi beyaz, kimininki ise siyahtır. Kimi bilgili, kimi câhildir. Oysa ki, hepsinin kökü aynı yâni Âdemdir. Her yarattığı şeyde «Kemâl» ´in isbat eden Allah (C.C.)'i nonoksanıfatlardan tenzih ederim!
  • Gece olduğu zaman güneş kaybolmamış, dünyanın öteki yüzüne geçmiştir.

    Samiha Ayverdi