kitapseven, bir alıntı ekledi.
23 May 10:58 · Kitabı okudu · 7/10 puan

2004 yılının nisan ayında, oğlum Rowan'a otizm teşhisi kondu. Yüzüme beyzbol sopasıyla vurulmuş gibi hissettim kendimi. Acı, utanç , sanki çocuğumu ona aktardığım bozuk genlerle bir şekilde lanetlemişim, oğlum benim yüzümden hayatını bir yabancı olarak geçirmeye mahküm edilmiş gibi tuhaf mantıksız bir utanç.

At Çocuk, Rupert IsaacsonAt Çocuk, Rupert Isaacson
Kitap Kurdu, bir alıntı ekledi.
27 Nis 21:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Timerosal, etil-civadır ve sadece çoklu doz içeren flakon şeklindeki aşılarda bulunur. Tek kişiye yapılmak için hazırlanmış enjektörde bulunan aşılarda zaten Timerosal yoktur. Timerosalin otizm yaptığı iddiası da ortaya atılmıştır. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar Timerosal ile otizm arasında hiçbir ilişki olmadığını göstermiştir.

Alüminyum ve skualen gibi maddeler aşıların etkisini arttırıcı(adjuan) olarak 1930’lardan beri kullanılmaktadır. Bu maddeler de tıpkı civa bileşikleri gibi doğada çok yaygın olarak bulunurlar ve insanlar aşılarda karşılaştıkları adjuanlardan çok daha fazlası ile günlük hayat içerisinde karşılaşırlar. Her aşının içinde adjuan yoktur. Örneğin grip aşıları alüminyum içermezler. Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalar aşıların içindeki adjuanların insana zarar vermediğini göstermiştir.

Herkese Bilim Teknoloji - Sayı 104, Kolektif (Sayfa 13)Herkese Bilim Teknoloji - Sayı 104, Kolektif (Sayfa 13)
gökçe c., Hikaye Avcısı'ı inceledi.
25 Nis 11:31 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Eduardo Galeano, 2015’in 13 Nisan günü, hikayelerinde anlattığı gibi acıların, sefaletin, kıymet bilinmezliğin, ezenlerin, kıyıcıların, zalimlerin, ırkçılığın haddinin hesabının olmadığı bu rezil dünyadan çekip gittiğinde, ardında bıraktığı kitaplarıyla benim gibi okuyucuların kafasında ve gönlünde özel bir yer edineceğini bilebilir miydi acaba? Kendisini ilk olarak “Kucaklaşmanın Kitabı” ile tanımış, üslubuna, dikkat çektiği konuların birbirinden renkli olup, bakış açısına yeni pencereler, kapılar inşa etmesine hayran kalmıştım.

O kitaptan okuduğum ve çok beğendiğim sözünü ben O’na ithaf etmek istiyorum; "Dünya, bir insanlar yığını, bir minik alevler denizidir. Herkes kendi ışığıyla ışıldar. Hiçbir alev öbürüne benzemez." Senin ışığın da, alevin de kendine has, öyle güzel ki Bay Galeano! Bu ışıkla tanıştığıma öyle memnunum ki. Beni duyabilseydin keşke…

Hikaye Avcısı kitabına gelirsek, kendisinin veda etmeden evvel ardı ardına baştan yazıp, üşenmeden, sıkılmadan, yeniden düzenleyip cila attığı denemelerinden bir demettir. Kısa yazılmış, çarpıcı etkisi uzun süren hikayeler bunlar. Çoğunda, tarihin bilinen bilinmeyen halk kahramanları, savaşçıları, direnişçileri, işçileri başroldeler. Bu arada yazarın kısa geçmişini de eklemek istiyorum. Uruguay, Montevideo doğumlu yazar on dört yaşından beri yazar. Çeşitli yayın organlarında çalıştı, editör oldu. Siyasi fikirlerinden dolayı askeri darbe sırasında hapse atıldı ve sürgüne gönderildi. Tıpkı dünyanın çoğu yerinde rastlanan, düşünce ve kalem suçundan cezalandırılan nice yazarlar gibi Oda bu hırpalayan günleri, yılları deneyimlemiş oldu. Kitabın sonlarında, kendi ağzından yine dobraca yazı hayatına ilişkin tecrübelerini paylaşmış okuyucuyla. Öyle ki hiç çekinmeden, kendisinin gerçek üniversitelerinin Montevideo’nun eski cafeleri olduğunu anlatıyor. Oralarda davetsizce aralarına karıştığı arkadaş gruplarında en güzel öyküleri dinlemiş. Buralardan çok beslendim diyor Galeano. Bilginin membası sanırım en güzel halkın içinde olmak, onların yaşanmışlıklarını yaşamak, yaşamayı hayal etmek olsa gerek.

Bütün avladığı hikayeleri burada paylaşmak isterdim lakin bunu yapamıyorum. Birkaçını da buraya yazmazsam içim mutlu olmayacak;

Eğer Larousse Bunu Söylüyorsa…
1885’te, Haitili bir siyah olan Joseph Firmin altı yüzü aşkın sayfalık, İnsan Irklarının Eşitliği Üzerine isimli bir kitap yayınladı. Eser ne geniş bir kesime yayıldı ne de herhangi bir yankı uyandırdı. Sadece sessizlikle karşılandı. O günlerde içindekiler hala kutsal söz addedilen Larousse sözlüğünde aynı konuyla ilgili şöyle bir açıklama yer alıyordu; “Siyah ırkta beyin beyaz ırktakine nazaran daha az gelişmiştir.”

Kapalı Kapılar
2004 yılının Ağustos ayında Paraguay’ın Asuncion şehrindeki bir alışveriş merkezi yandı. Üç yüz doksan altı kişi öldü. Kimse aldıklarının parasını ödemeden kaçmasın diye kapılar kapatılmıştı!

Yankılar
“Kendi yaşamımızı ve ölümümüzü yaratmaya başladık.”
“Zamanın başlangıcında, Tanrı dünyayı yarattı. İnsanlığın bir bölümüne geri kalanlara hükmetme hakkını verdiğine dair tek bir söz etmedi.”

Otizm
Reklam dünyası televizyonlarda çıplak insanlardan daha erotik otomobil bedenleri sunarken, tekerleklerin ilahlaştırılması ve bacakların kullanılmaması giderek evrensel bir hastalığa dönüşüyor. Bu yüzyılın başlarında, uluslararası araştırmalar çok net veriler ortaya koydu: İnsanların çoğu arabalarının çalınmasını ve bir daha bulunamamasını başlarına gelebilecek en kötü felaket olarak görüyor.

Mucit
Louis Pasteur sadece kendi adını taşıyan ve yiyeceklerimizi koruyan kimyasal yöntemi icat etmekle kalmadı. Diğer birçok aşının yanı sıra, bizi kuduz hayvanlardan kurtaran aşıyı da buldu. Ancak onun başka bir kuduza, meslektaşlarının kudurmuş kıskançlığına karşı mücadelesi bundan çok daha zor oldu. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Paris gazeteleri onu hangi tımarhaneye- Charenton’a mı yoksa Sainte-Anne’a mı? -kapatmanın daha iyi olacağını tartışıyorlardı.

Terzi Kadın
En iyi jüponları, soğuğa karşı zarif zırhlar olan yelekleri dikiyordu. La Paz şehrinde onun yarattığı kıyafetlerin kalitesiyle ve güzelliğiyle rekabet edebilecek kimse yoktu. Ama Simona Manzaneda’nın ustalığı bunun çok ötesine uzanıyordu. Hassas elli ve yumuşacık sesli bu terzi kadın sömürgeci güce karşı hareket ediyordu. Teyellenmiş kumaşlarının ve kat kat eteklerinin kıvrımları arasına, şimdi Bolivya adını taşıyan o toprakların özgürlüğüne çok katkı sağlayan haritalar, mektuplar, talimatlar ve mesajlar gizliyordu. Simona ihbar edilene kadar dikiş dikip, komitacılık yaptı. Saç örgülerini kestiler, kafasını kazıdılar, çırılçıplak bir halde eşeğin sırtına bindirip şehrin ana meydanında dolaştırdılar ve sırtına elli kırbaç vurduktan sonra kurşuna dizdiler. Ağzından tek bir sızlanma dahi çıkmadı. Boş yere ölmediğini biliyordu.

Her bir yaprakta kısa ama oldukça gürültülü, rüzgarlı bir hikaye okurken, diğer bir sayfada masalsı dünyanın yüzünüze yansıyan sempatik ışığıyla karşılaşabiliyorsunuz. Galeano’nun dünyanın acılarından kendince böyle bir kaçış bulduğunu düşündüm okurken. Minicik molalar, arada gülümsemeyi de unutmaman için sana uzattığı şeker gibi.

Ben diğer kitaplarıyla da Onun dünyasında gezinmeye devam edeceğim. Okumak isteyenlere de şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Yağmur, Karısını Şapka Sanan Adam'ı inceledi.
23 Nis 10:26 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Blogumdan alıntılama yapıyorum.Spoi icerebilir.Agonozia,apraxia,otizm,frontol lobe nedeniyle yaşanan nöbetler;fazla uyuşturucunun neden olduğu hasar,ortada neden yokken olan sağırlık,ikizlerin zeka seviyesi 60’ın altında olmasına rağmen sayılarla iyi olması Ve bu ikizlere bir tarih söylediğinizde hangi güne denk geldiğini söylemesi,umutsuz vaka iken altta yatan sebebi bulunca tam tersi olması Ve daha fazlası anlatılmakta be her vakayla alakası olan film,kitap,müzik ve resimler de katmak olarak gösterilmiş.Ayrıca Tourrette Sendorumu da işlenmiş ve araştırmalar da paylaşımış. :) Su gibi akıcı Ve güzel bir kitaptı.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar. :)

İlksen Yavuz, Süper İyi Günler'i inceledi.
18 Nis 23:22 · Kitabı okudu · 25 günde · Beğendi · 8/10 puan

Gerçekten bu kitabı yorumlarken zorlanacağım, çünkü yanlış bir şey söylemekten korkuyorum, çekiniyorum. Çünkü otizm gerçeğiyle yaşayan ailelerden başkası tam doğrusunu söyleyemez. Bu da biz 'normal' insanların bu duruma önyargılı bakmamızın, yanlış, daha doğrusu doğruyu bilmeden hareket ettiğimizin göstergesi olduğundan.. Kitaba gelirsek, 5 tane kırmızı arabayı arka arkaya trafikte geçerken gördüğünde o günün süper iyi bir gün olacağına inanan, sıra dışı bir aklı ve mantığı olan otizmli 15-16 yaşında bir gencin ailesiyle, okuluyla, çevresiyle ve hatta evcil faresiyle yaşadıkları..Sevmediği renklerdeki yiyecekleri yemeyen, gürültüden hoşlanmayan belki de bir matematik dehası..Kitabın özellikle son 70-80 sayfası oldukça sürükleyici..Anlamak isteyen ve bilmeyenlere tavsiyemdir..

SAĞLIK VE KÜRESELLEŞME
Korku kültürü ve kendini gerçekleştiren kehanetin bağı:medya

İngiltere'de yapılan bir araştırma karma aşının çocuklarda bağırsak rahatsızlığına sebep olduğu iddia edilmiştir.Bu haber basın ve araştırmayı yapan tarafından o kadar "şişirilmiştir"ki kimse sadece 12 vaka incelemesine dayanan bu çıkarımın genellenemeyeceği üzerinde durmamıştır.Karma aşı ile otizm arasında bir bağlantı olmadığı ifadesi ebeveynlerin aklında korkuya sebebiyet veren bir ilişki olarak kalmışır."Karma aşının otizmle ilgisi"şeklinde kurulan bu dezenforme bilgi ebeveylerin korkarak çocuklarına karma aşı yaptırmamalarına sebep olmuştur ve olmaktadır.Bu durum kızamık,kabakulak ve kızamıkçık hastalıklarının tekrar hortlamasına neden oluşturmaktadır.

Michelangelo giysileri ve ayakkabılarıyla uyuyordu.
Ressam, mimar, şair ve mühendis olarak Rönesans döneminde yaptığı çalışmalar, Batı sanatının gelişmesine önemli katkılar sağladı. Bu maddenin konusu Michelangelo (1475-1564), sadece onu yaşatmaya yetecek kadar yer ve uyurdu. Uykunun başağrısı yaptığını söylüyordu. Midesi zayıftı bu yüzden yalnızca ekmek yer ve nadiren de şarap içerdi. Çoğu zaman haftalarca üzerinde kalan giysileriyle uyur ve çizmelerini çıkardığında da derisi tıpkı bir yılan derisi gibi soyulurdu. Bunları Michelangelo’nun asistanının yazdıklarından öğreniyoruz. Journal of Medical Biography’de yayınlanan bir araştırmanın bildirdiğine göre, kendisinin Asperger sendromu adı verilen bir tür otizm hastalığından muzdarip olduğu düşünülüyor.

Veysel Kurkut, Süper İyi Günler'i inceledi.
12 Nis 04:06 · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

Esere, otizm hastası bir çocuğun güncesi gözüyle bakıyorum. Karakterin yaşantısı ve hayata bakışını görüyoruz kitapta. Okurken onların bakış açısından bakmaya çalıştım ve kitabın onlar hakkında bilgi sahibi olmama yettiğini düşünüyorum. Sıradan bir kurguya sahip olsada yazar konuyu çok yalın bir dille ve güzel anlamış. Farklı bir bakışı açısı görmek isteyenlere tavsiye ederim.

Onda birinde ‘savant sendromu’ olduğu düşünülen otizmli kişilerde yaratıcılık yönünün güçlü olduğu biliniyor. Hatta Einstein, Newton, Mozart, Darwin ve Michelangelo gibi bazı dahilerin otizm spektrumunda yer aldığı söylenenler arasında. Bir teoriye göre; çocukluk döneminde beynin sol yarıküresinde düşük düzeyde serotonin hormonu salgılanmasının bu bölgenin gerektiği şekilde gelişmesini engelleyip otizme yol açtığı düşünülüyor. Ani savant sendromundaki gibi bunda da beynin sağ yarısı aktifleşiyor. Bu arada ani savant sendromlu kişilerin birçoğunda saplantılı davranış bozukluğu, sosyal ilişki sorunları ve bir şeye fazla ilgi gibi otizm semptomları görülüyor.