"Daha çok anlat," dedim.
"Hoşuna gidiyor mu?"
"Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
"Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?"
"Gider gibi yaparız."
"Güzel bir köşe var. Yiyecek bir şeyler götürürüz. En çok ne istersin?"
"Seni, Portuga."
"Ben salamdan, yumurtadan, muzdan söz ediyorum..."
"Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik."
"Portuga!"
"Hımm..."
"Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun?"
"Neden?"
"Çünkü dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken kimse beni azarlamıyor ve 'günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu' hissediyorum."