• 102 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Daha çok roman okuyan biri olarak bu kitabı da çok beğendim.Öyküyle aramda yakınlık hissetmeye başlamıştım.Kitaptaki öykülerden beni en çok etkileyen En Büyük Babalar oldu.Kadınların perdelerin arkasından çıkması gerekiyor.Doğuştan Oyuncuyuz öyküsü de çok ilgimi çekti.Mehmet,Bora,Ayça,Fahri amca hepsi çok güzel anlatıyordu.Mehmetin durumu sorup durduğu ölmeli mi,yaşamalı mı sorusu çok tanıdık geldi.Gogolun Burnu öyküsü kara mizahtı.Şehrin hali,caddeler geçmiş ve gelecek karşılaştırması ama umutsuzca değil.An içinde yapılmış anlar da en çarpıcı anlardı.Sürekli tekrar eden 'bok' kelimesi de şehrin tiksindiriciliğini çok iyi vermiş.Fantazya öyküsünde nesilden nesile aktarılan bir merdivenden bahsediliyor felsefi yönü güçlü.farklılıkların nasıl öldürüldüğü anlatılıyor.Öyküde günümüzün aşk sevgi eleştirisi de var. Dolu dolu geçti zamanım.Kitaba vakit ayrıdığıma çok memnunum.Bazı öyküleri tekrar okuyacağım derinlik çok fazla.  Geceyi Geçerken
  • 64 syf.
    ·Puan vermedi
    Yeni bir gotik edebiyatıyla geldim ve ben aşırı derecede kitabı sevdim. Yazarın korkunç olanı büyük bir mizah duygusuyla yumuşatmış olması anlaşılırlığı psikolojik analizlerin bol olduğu harika bir eser. Kitabı kısa ve iki bölümden oluşuyor iki öyküde kendi alanında dikkat çeksede fındıkkıran öyküsünü daha çok sevdim.
    ۰
    Kısaca konularından bahsetmek gerekirse; Kum adam öyküsü Nathaniel in çocukluğunda yaşadığı bir olayı ve sonrasında yaşanılanlardan başına gelenlerden bahsetmekte.
    ۰
    Fındıkkıran ise; Güzeller güzel Pirlipat prensesin babasının bayan farecik ve ailesini yok etme çabalarından sonra bayan fareciğin prensese yaptığı büyü ve sonrasında yaşanılanları okuyoruz.
  • 200 syf.
    ·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar

    Ulaş Başar Gezgin


    Azerbaycanlı tanınmış öykücü Anar’ın seçme öyküleri ‘Anar’dan Seçme Öyküler’ adıyla Türkçe olarak okunabiliyor. 1938 doğumlu olan Anar, öykülerinde, halk deyişlerine yaslanan kıvrak diliyle bir meddah akıcılığında, Sovyet dönemi Azerbaycanı’ndan kesitler sunuyor.

    Kitap, 11 öyküden oluşuyor. Birinci öykünün başlığı, ‘Dante’nin Jübilesi’. Bu uzun öykü, belki de bu seçkideki en zayıf öykü. Altmış yıl sahne tozu yutmuş ‘başarısız’ bir oyuncuyu betimleyen öyküde, kimsenin değer vermediği, yazarın kendi sözüyle “ölse, kimseye kayıp vermemiş olacak” bir oyuncu, Feyzullah Kebirlinski çevresinde, insanın değeri/ değersizliği türü düşünceler işleniyor. Kebirlinski, imam olmasını isteyen imam babasının sözünü dinlemeyip gönlünü tiyatroya kaptırmıştır. Altmış yıl sahne tozu yutmuştur ama şimdi bir tiyatro bileti bile verilmemektedir kendisine…

    ‘Ben, Sen, O ve Telefon’ adlı ikinci öykü, gerçekte, bir tür benlik yarılmasını işler: Tüm arkadaşları evlenmiş bir genç adam, kendisine bir eş bulmak için, rasgele bir numara çevirir ve böylece bir kadınla tanışır. Bir süre sonra, genç adam, kadının çalıştığı işyerinde müdür olur; ancak, kadın, bu durumu bilmemektedir. Adam bunu farkeder ve bu benlik yarılması, öykünün bitişinde, telefondaki benlikle gerçel benlik arasında bütünleşme sağlanmasıyla son bulur. Onyıllar önce yazılmış olan öykü, günümüzdeki sanal aşkların bir önhabercisi olarak da okunabilir. Son derece kıvrak ilerleyen karşılıklı konuşmalara karşın, ne yazık ki Anar, bu öyküdeki yansıyapısal (psikolojik) boyutu ıskalamış görünüyor. Durumu benlik yarılması olarak saptayıp kurguyu ona göre çatsaydı, betimlemelerinde içebakışsal bir derinlikle karşılaşacaktık. Yine de, bu eksikliğin ötesinde, kaleminin kıvraklığına övgüler düzmemek olmaz. Bir fikir vermesi açısından, işte öykünün girişi:

    “Dün senin telefonun öldü. Yalnız insanlar ölmez ki… Telefon numaraları da ölür. Ömrün boyunca pek çok rakamı unutacaksın: Pasaportunun numarasını, en son çalıştığın işten aldığın maaşı, dostunun arabasının plaka numarasını, ay ile dünya arasındaki mesafeyi, yaşadığın şehrin nüfusunu. Başka rakamları da. Hepsini, hepsini unutacaksın. Sadece bu rakamdan başka. Bu beş rakam, üstelik bu meşakkatli hayatta senin için en aziz hediyeydi. Beş rakam, onun sesi ve telefon ahizesinden gelen menekşe kokusu.

    Bazen ben siyah telefonun ahizesini öyle kaldırıyorum ki, sanki piyanonun kapağını açar gibi. Bazen bu siyah telefonu öyle kapatıyorum ki, sanki tabutun kapağını kapatır gibi.” (s. 79)

    ‘Taksi ve Vakit’ başlığını taşıyan üçüncü öykü, ortayaşlı başkişiliğin gözüyle, gençliğe özlem ve istendiği/ beklendiği gibi yaşanmamış gençlik aşklarından duyulan pişmanlıkla yoğruluyor.

    Dördüncü öykü ‘İyi Padişahın Masalı’nda ise, siyasal taşlama bakışı egemen. Padişahın yasakları ve dedesinin yasakladığı ayna ve vezirlerin yükseltilmek için ettikleri yarı-kurnaz sözler, bu öyküye bir başyapıt niteliği kazandırıyor. Padişah neleri mi yasaklıyor: Bir ara, düş görmeyi; bir ara, uyumayı, ölmeyi; şiirsiz, uyaksız konuşmayı ve diğer birçok temel insan etkinliğini. Hepsinde çeşitli gerekçeleri var ama tümünün bağlandığı ana neden, halkını daha mutlu edebilmek… İyi niyetle gelen kötülük katarı… Sonunda, vezirin karısının, padişahın dedesinin harabe sarayında bulduğu ayna parçası, ömürlerinde hiç ayna görmemiş padişahı ve vezirini halden hale sokuyor. Anar’ın öyküsü, özeleştiri nedir bilmeyen toplumlara ya da kendi sözlerini özeleştiri olarak değerlendirme bilincine erişmemiş toplumlara yöneltilmiş bir kara mizah olarak da elbette okunabilir.

    ‘Sevgililer Gününe Özlem’ adlı kısa öykü, oldukça yalın ve zayıf: Sık sık kullanılan “O davranışın anlamı o değilmiş, ben yanlış yorumlamışım” izleği işleniyor. Kişi, bu tümceyi kurana dek, iş işten çoktan geçmiş olur hep…

    Altıncı öykü ‘Geçen Yılın Son Gecesi’ geleneksel bir yılbaşı öyküsü. Ancak, Hamide Hanım’ın düşünceleri ve beyazcamdaki yılbaşı sunucusuyla kendince söyleşmesi, bırakalım öykücülüğü, yaşam adına ilginç buluşlar ve öneriler içeriyor.

    ‘Sayıların Macerası’ adlı öykü, sayıların birleşmesi ve ayrışmasıyla ilgili, bir matematik öğretmeninin dört işlemi ilköğretim öğrencilerine sevdirmek için yazabileceği türden bir öykü. Bir çocuk öyküsü izlenimi veriyor. Öte yandan, Samet Behrengi’nin öyküleri gibi, toplumsal bir iletisi de bulunmakta.

    Sekizinci öykü ‘Bozbaş Ziyafeti’, Azerbaycanlılar’ın sevdiği geleneksel bir et yemeği olan bozbaş yemeği çevresinde, sanat eleştirmenlerine yönelik bir taşlama. İki yazar, bozbaş yerken ve birinci yazarın ‘El Eli, El de Yüzü Yıkar’ adlı romanı üstüne söyleşirken, yemeği yapmış olan yazar eşi, sürekli odaya gelip konuşmaları bölüyor, “yemek nasıl olmuş”, “tuzlu mu olmuş?” türü sorularla yazar söyleşmesini bombardımana tutuyor. Bir süre sonra, bir toplantıda romana ilişkin olarak konuşma yapması beklenen ikinci yazar, bir anda, kitabı okumadığını farkediyor. Ama iş işten geçmiştir: Konuşmasını, romanın hiç içeriğine girmeden, yazarın eşine verdiği yanıtlarla toparlıyor. Gerçekte, burada yaptığı, gündelik konuşmalarımızın altındaki geleneksel ötegönderimlerin (metafor) bilinçli bir biçimde kullanılışı. Bu konuda çığır açmış çalışmalarıyla tanınan bilişsel bilimci George Lakoff’a yakışır bir biçimde, ikinci yazar, konuşmasında, ‘bir yemek (bozbaş) olarak roman’ ötegönderimine dayanıyor:

    “İyi pişmiş bir eserdir. Evet, evet, çiğ değil, iyi pişmiştir. (…) Burada biz tatsız tutsuz şeylere rastlamıyoruz. Eser çok enfestir, lezizdir, evet, evet tuzsuz değil, tatlıdır. (…) Başka arkadaşların bazı eserlerinde olduğu gibi burada su fazla değil, hayır, hayır, aksine suyu azdır. (…) Genel olarak eser, taze, hoş kokulu, tatlı, lezzetlidir ve iyi hazmediliyor. (…)” (s. 178)

    Dokuzuncu öykü olan ‘Bir Bardak Su’da, Aziz Nesin’in Zübükü’ne benzer bir Sucu Cafer tiplemesi çiziliyor. Sucu Cafer’de Anar, boş konuşan siyasetçileri taş yağmuruna tutuyor.

    ‘Güzellerim’ adlı onuncu öyküde, öyküsünü yayınlatamamış bir adamın başından geçenler üzerinden, yine sanat eleştirmenlerini yerin dibine batırıyor. Düzeltmenleri yerden yere vuruyor: Birinin düzelttiğini öteki siliyor; ötekinin sildirdiğini bir diğeri geri istiyor. Derginin başdüzeltmeninin “Ya Yeni Zelanda ne olacak?” diye bir eleştirisi (!) var ki, insanın kendini koyvermemesi olanaksız. Burada herşeyi aktarmayıp meraklı okuru kitaba yönlendirelim.

    Son öykü olan ‘Vestiyerde Çalışan Kadının Anlattıkları’, vestiyerde çalışan bir kadının ağzıyla, buğulu duyarlılığın ardından gidiyor.

    Öykücülüğe meraklıysanız, bu kitabın mutlaka kütüphanenizde bulunması gerekir. Öykücülüğe ilgi duymuyorsanız; işte o gün geldi; Anar’ın öyküleri, sinema çağında görsel etkilere kurban ettiğimiz sözel anlatım olanaklarını sevdirmek için birebir. O zaman, bu noktada aradan çekiliyoruz.



    Kaynak

    Lakoff, G. ve Johnson, M. (1980). Metaphors we live by. Şikago ve Londra: The University of Chicago Press.



    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 216 syf.
    ·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a

    Ulaş Başar Gezgin

    Yıldızlara uğurladığımız Muzaffer İzgü (d.1933), Türkiye’de mizah öykücülüğünün en önemli ustalarından. Bu yazıda, ustanın iki öykü kitabına bir göz atıyoruz.

    Bir Namussuz Aranıyor (1990)

    ‘Devletin Resmi Ayısı’nda İzgü, siyasetçileri ince ince yeriyor. Sorularla ilerleyen öykü, betimlemeyle başlayıp eşli konuşmalarla (diyalog) toplumun panoromasını sunuyor. Peki devletin ayısı kaçarsa ne olur? Bu, bu sorunun öyküsü...

    ‘Robinson'un Anıları’nda siyasal partiler ve seçim sistemi eleştiriliyor.

    ‘Rüzgara Karşı Altı Metre İşeyen Adam’da eleştiri okları az gelişmişliğe, bağımlılığa, sömürgeliğe yöneliyor. Çok başarılı bir anti-emperyalist taşlama...

    ‘Haberler’de toplumsal eleştiri dozu düşük; güldürü öğesi, daha çok, bozuk bir televizyondan ileri geliyor.

    ‘İmdat, Kurtarın Bizi!’, ‘Sülüklerden Özür Dilerim’ ve ‘Eşekler’de işkenceye mizahla yaklaşılıyor. Kimi zaman güldürmüyor, hüzünlendiriyor. ‘Üniversite Polisi’ ve ‘Eski Bir Polisin Anıları’nda ise polislik mesleği mizaha konu ediliyor.

    ‘Bir Namussuz Aranıyor’un çok eğlenceli bir girişi var:
    “Bir varmış bir yokmuş, bir ülke varmış. Ülkenin bireyleri öyle namuslu, öyle namuslularmış ki, koskoca ülkede ilaç için olsun bir tek namussuz yokmuş.
    İşte bu ülkede öğretmenler öğrencilerine, büyükler küçüklerine namusu bir türlü tanımlayamıyorlarmış.
    Ah ah, ortada bir namussuz bulunacak ki, o namussuza bakaraktan namussuzun ne olduğunu tanımlayacaksın.” (İzgü, 1990, s.83)

    ‘Güzel Şebboy’ bir kayıp öyküsü; güldürüyor ama toplumsal eleştiri yönü yok.

    ‘Konuksever Köy’de, her tür yabancı malın bulunduğu, yurtdışında hiç çalışanı olmayan köyün gizemi anlatılıyor.

    ‘Yemek Ressamı’nda anlatıcı, eşinin nasıl ‘yemek ressamı’ olduğunu anlatıyor, güldürüyor.

    ‘Belediye Otobüsünde Kitap Okudum’, otobüste kitap okumanın zorluklarına odaklanıyor. Otobüste, kitap okumanın adeta suç olduğu gülünç bir ortam oluşacaktır.

    ‘Mühürcübaşı Osman Bey’de bürokraside gecikme ve “bugün git yarın gel” zihniyeti eleştiriliyor.

    ‘Benim Dedeeem Ki!’de, bir gün dededen kalma bir sandıktan madalyalar çıkar. Hane halkı, bu olaydan hareketle, dedelerini, dolayısıyla kendilerini abarttıkça abartacaktır.

    ‘Beş Yıldızlı Mandıra’, turizmden zenginleyen sonradan görmeleri hicvediyor.

    ‘Özel Plajlı Deniz Sitesi’nde mütaahhitlerin kâr hırsıyla evleri kalitesiz yapmaları ve tatilcilerin vurdumduymazlıkları ve görgüsüzlükleri eleştiriliyor.

    ‘Dört Dil Bilen Ayı’, ben diliyle bir ayının gözünden anlatılıyor.

    ‘İki Sarhoş’, sarhoşların hesap ödeme macerasıyla başlayıp eğlenceli sohbetleriyle devam eden bir öykü...

    ‘Yazık Oldu Osman'a!’ adlı öyküde, Roman bir öğrencinin (Osman Çakar) velisi olarak amcasıyla öğretmeni arasındaki eşli konuşmalara (diyalog) tanık oluyoruz. Bu konuşmalarla Osman’ın yaşamının ayrıntılarına girmiş oluyoruz. Gurbetlik hallerine ilişkin hoş bir öykü...

    ‘Çifte Bayram’da, Abdi’nin çocukluktan başlayarak yaşamı konu ediliyor. Bu, bir ‘abayı yakma’ öyküsü...


    Azrail Nasıl Rüşvet Yedi?

    Fişlenmeyi ve izlenmeyi mizahlayan ‘Göz Önündeki Uzun Hidayet’ öyküsü eğlenceli bir biçimde açılıyor:
    “İşyeri açamayız, gerekli okullar açamayız, sosyal konutlar açamayız, yollar açamayız, ama bu ülkede nedense bol bol dosya açarız.(...) Maliyede dosya açılır, tapuda dosya açılır, okulda dosya açılır, sonunda öyle alışır ki insanoğlu, bu kez kendi evinde dosyalar açmaya başlar.” (İzgü, 1986, s.7)

    ‘Rambo Conan Kim Oluyormuş?’ adlı öyküde, çoksatan yazarlar alaya alınıyor; işkence mizahlanıyor.

    ‘Birinci Gelen Öcü...’nün ilk yarısında batıl inançlar, ikinci yarısında işkence eleştiriliyor.

    Üçüncü tekilden anlatılan ‘Soruşturma’da, soruşturma havası, başkişi olan Zihni Bey’de paranoyaya yol açar. Elbette “paranoyak olması, takip edilmediği anlamına gelmeyecektir.”

    ‘Azrail Nasıl Rüşvet Yedi?’ adlı öyküde ölümün amansızlığı anlatılıyor ve anlatı sürprizli bir biçimde iş cinayetlerine bağlanıp acı acı güldürüyor.

    ‘Pipo Sever Dostumuz’da, ‘Soruşturma’ya benzer bir biçimde paranoya konu ediliyor.

    ‘Apollon'un Şeyi’nde, bir komiserin antik bir heykelin kayıp parçasını arama öyküsü, baştan sona güldürüyor.

    ‘Vatandaşlık Onayı’nda, Demirel’in partilileri başta olmak üzere siyasetçilerin boş vaatleri kara kara mizahlanıyor.

    ‘Sarı İsmail’de köyde geçen zorbalık konu ediliyor.

    ‘Temel Atma’da, bir bucağa temeli atılıp bir türlü yapılmayan fabrikalar mizahlanıyor.

    ‘Kasabaya Bir Kız Geldi’de, başkişi, kasabanın mal müdürü. Müdür, televizyonun bile çekmediği yalıtılmış kasabaya gelen kızın eniştesidir. Güzel kız, bütün kasaba erkeklerini kendinden geçirecektir.

    ‘Benim Sevgili Öğretmenim’de velilerin Veli öğretmeni müdüre şikayet edişlerine tanık oluyoruz. Şikayetlerin aslı astarı var mıdır, sonunda öğrenilir. Bu, diğerlerine göre zayıf bir öykü.

    ‘Öğretmenler Günü’nde, ‘yılın öğretmeni’ seçilen, ancak İzgü’ye göre bunu hak etmeyen öğretmenler konu edilip eleştiriliyor. Daha sonra 4-A’nın nasıl ‘Yılın Sınıfı’ seçildiği öyküleniyor.

    ‘Hainlere Ölüm’de bir çocuk gözüyle devletin yıkılma paranoyası üzerinde duruluyor.

    ‘Ne Sihirdir Ne Keramet’ öyküsü, bir sihirbazın ağzından ustasına hitaben yazılmış. Sihirbazlık, başkişiye göre artık çoktan ölmüştür; çünkü dışarıda siyasetçiler ve toplumun ileri gelenleri, çok daha iyi göz boyayıcılığı, çok daha iyi hokkabazlık yapmaktadır.

    ‘Kaç Deli İstersin’de mahallelilerin delirme süreci anlatılıyor.

    ‘Hovarda Memur’da okul arkadaşları yıllar sonra karşılaşırlar. Biri okumuş ‘büyük adam’ olmuş; diğeri okumayıp küçük bir memuriyette kalmıştır. Fakat daha sonra, aslında okumamış adamın okumuştan daha varlıklı olduğu ortaya çıkacaktır.

    ‘Sıcak Aile Yuvası’nda başkişi, devlet dairesini evine çeviren yeni atanan bir memur.

    ‘Uyku İlacı’nda başkişi, uzun süredir uyuyamamaktadır. Hiçbirşey fayda etmez. Çare ise, aynı illeti çekip iyileşmiş bir arkadaşının öyküsünde saklıdır.

    ‘Zam Falı’nda neye zam yapılacağını bir bir saptamak için eski yazılı kitabına bakıp fal bakan ve her keresinde tutturan bir baba baş rolde.

    ‘İş Buldum’da işsizlik ve iş bulma hayalleri konu ediliyor.

    ‘Pastırma’ adlı öyküde bir dar gelirli memurun iç konuşmalarıyla alım gücünün düşüklüğü konusu işleniyor.

    ‘En İyi İlaç’ta başkişi, bir hastalık hastası. Sonunda ilacını bulacaktır.

    ‘Ülke Yürüyor’da düşük gelirli bir aile, protesto için sokağa çıkıp şehirlerarası bir yürüyüş eyliyor. Bu yürüyüş başkalarına da fikir verecektir.


    Sonuç

    İzgü, halk öykücülüğünün temsilcisi. Akıcı bir anlatımı var. Sözlü kültüre ve halk diline dayanıyor. Yazılı metinlere asla gönderme yapmıyor. Kısa cümleler kullanıyor. İşlediği konulara geldiğimizde, çok geniş bir yelpazeyle karşılaşıyoruz. Siyasetin, memurların ve öğretmenlerle öğrencilerin yaşamlarının ötesinde, ‘Beş Yıldızlı Mandıra’, ‘Özel Plajlı Deniz Sitesi’ ve ‘Rambo Conan Kim Oluyormuş’ gibi öykülerde kapitalizm eleştirisi öne çıkıyor. Rüşvet, yolsuzluk, dar gelirlilik, İzgü’nün en çok işlediği konulardan... Siyasi konularda İzgü mizahı, oldukça cesur. Sözünü sakınmıyor, elini taşının altına koyuyor. Hemen hemen tüm İzgü öykülerinde, toplumsal ve/ya da siyasal eleştiri yönü ağır basıyor. Ama bunu şematik bir biçimde yapmıyor. İzgü’nün bir olayı öyküleştirmekte çok başarılı olduğu anlaşılıyor. Birkaç cümlede anlatılabilecek yaşanmış bir olay, onun elinde dört başı mamur bir öyküye dönüşüyor.

    Eski kitaplarında kalmış bu öyküler, daha çok okunmayı ve okutulmayı hak ediyor...

    O, nice çocuğun manevi dedesiydi. Öyle de kalacak! Öyküleriyle anımsanacak ve sevilmeye devam edecek!

    Devri daim olsun!


    Kaynakça

    İzgü, Muzaffer (1990). Bir Namussuz Aranıyor. İstanbul: Bilgi Yayınevi.

    İzgü, Muzaffer (1986). Azrail Nasıl Rüşvet Yedi? İstanbul: Bilgi Yayınevi.







    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 128 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.


    ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü


    Ulaş Başar Gezgin


    ‘Yeni Dünya’ (1943), Sabahattin Ali’nin (1907-1948) 4. öykü kitabı. Bu kitapla önceki kitapları arasında büyük ölçüde süreklilik var. ‘Asfalt Yol’ adlı öykü, ‘bir köy öğretmeninin notlarından’ biçimindeki altbaşlıkla açılıyor. Birinci tekilden anlatımla, öğretmenin köye varışı ve ilk izlenimleri anlatılıyor. Öğretmen, köylüyü yasalar konusunda bilinçlendirince, yerel yöneticilerin şimşeklerini üstüne çekecektir. Köyün bağlantı yolunun yapılmasını talep eder; beklenmedik bir nedenle yol yapılır, öğretmenin saygınlığı artar. Fakat kısa süre sonra, onu yerin dibine batıracak bir gelişme yaşanacaktır. Köy öğretmeninin ‘rüzgar gibi geç’ip gitmesinin öyküsü…

    Üçüncü tekil anlatımla sunulan ‘Hanende Melek’ (1937) adlı öykü, bir sazlı kahvede geçiyor. Hayatını 5 yıldır sesinden kazanan şarkıcı Melek’in sevmediği bir hayranı vardır. 2 aydır her akşam kahveye gelir. Son gece, bardağı taşıran son damla gibi olacaktır. Ali’nin bu öyküsü, diğer öykülerine göre, toplumsal eleştirisi olmayan az sayıda yapıtından biri. Bu açıdan, ilk öykülerine benziyor. Oysa, Ali’nin öykülerinin çoğu, toplumsal eleştiri yönüyle diğer öyküler arasında öne çıkıyor.

    Birinci tekil anlatımla aktarılan ‘Çaydanlık’ adlı öykü, hastaneye yatırılan mahkumlar arasında geçiyor. Sabahattin Ali öykülerinde görülmedik bir biçimde, bu öyküde mizah var.


    Ayran

    ‘Ayran’ (1938) adlı öyküde, üçüncü tekil anlatımla, çok ağır çeken bir ayran güğümü taşıyan bir köylü çocuk (Küçük Hasan) konu ediliyor. Hasan, tren istasyonunda satıcıdır. Biri 2, diğeri 5 yaşındaki kardeşlerine bakmak durumundadır. 4 bardak ayran parası, eve bir ekmek götürebileceği anlamına gelmektedir. Betimlemeyle başlayıp betimlemeyle bitmiş, “ortasında bitmiş” hissi veren bir öykü.

    ‘Isıtmak İçin’ (1939) adlı öyküde, yalnız yaşayan bir adamın çok yoksul olan çamaşırcı için duyduğu acıma ve üzüntü duyguları konu ediliyor. Yine önceki öykü gibi, ortasında bitmiş bir öykü…

    ‘Uyku’ (1939) adlı öykü, Anadolu’dan bir yolculuk öyküsü… O dönem sürücüler için sağlanan berbat iş koşullarının kazalar için yeşil ışık yaktığını görüyoruz. Bu arada, Semih Gümüş’ün derlediği ‘Türk Yazınından Seçilmiş Kısa Öyküler’ kitabında Sabahattin Ali’den tek yapıt olarak bu öyküye yer verilmişti.


    Selam

    Birinci tekil anlatımla verilen ‘Selam’ (1940) adlı öyküde, yolculukta olan yalnız bir adamın daha önce hiç gitmediği bir yerde yaşadıkları konu ediliyor. Sonunda berbere gidecek ve berberden başka bir berberin derbeder olma hikayesini dinleyecektir. Bu, içinden tiyatro kumpanyası geçen üçüncü Sabahattin Ali öyküsü. Diğerleri, ‘Kağnı’da yer alan ‘Arap Hayri’ ile ‘Değirmen’in sonunda yer alan ‘Komik-i Şehir’ idi.

    ‘Bir Mesleğin Başlangıcı’ (1940) adlı öyküde, ben ve biz dilinden anlatımla, Anadolu’da geçen bir tren yolculuğu konu ediliyor. Başkişinin yolculuk arkadaşı, Anadolu’daki halk anlatılarını derlemek üzere yola çıkmış olan bir halkbilimcidir. Birlikte berbat bir otelde kalırlar. Arkadaşı, anlatı ve türkü derleme bahanesiyle yöreden biriyle bağlantı kurdurup o gece oturak alemi yaptırır. Bu işleri yürüten kişi, hali vakti yerinde, efendi görünümlüdür. Bu nedenle, başkişi, ona bu işlere nasıl bulaştığını sorar; o da gençliğinden başlayıp anlatır…

    Üçüncü tekilden anlatılan ‘Bir Konferans’ (1941) adlı öyküde, köye yapılan yeni yatılı okul için, şehirden kodamanlar gelir, sıra sıra dizilirler. Okul, yeni yapılmasına karşın dökülmektedir; fakat buna kendilerince açıklamalar uydurup işin içinden çıkarlar. Sabahattin Ali, ‘Bir Konferans’ta, klasik öykü tekniğinden uzaklaşarak kara mizaha yönelir:
    “-Köycüler yolda ve kahvede rastladıkları bazı köylülerle lafa girişmek teşebbüsünde bulundular. Aralarında köycülük tahsili için Paraguay'a gidip senelerce kalmış biri vardı, sesini tatlılaştırıp yumuşatarak türlü şeyler soruyor, hiçbir şey ifade etmeyen kısa cevaplar alıyordu. Bütün gayretlere rağmen, konuşmalar birkaç sual ve cevaptan ileri gidemedi. Soran karşısındakinin acaba ne diye bu kadar her şeyden habersiz, vurdumduymaz olduğunu, sorulan ise ötekinin neden böyle ipe sapa gelmez şeyler sorduğunu düşünerek birbirlerinden ayrıldılar.” (Ali, 2002, s.110)

    Öykü, fıkra gibi sonuyla güldürür. Belli ki Sabahattin Ali, bu öyküde, farklı yazım biçemi arayışındadır. Ancak, izlekleri değişmez: Köy, köylüler ve kentlilerle aralarındaki çatışma…


    Yeni Dünya

    ‘Yeni Dünya’ (1942) adlı öykü, davulcu ve dansçı olan Türkmen baba-oğlun betimlenmesiyle açılıyor. Öyküde, bir köy düğünü konu ediliyor. Öykü ve kitabın adı, ‘Yeni Dünya’ adlı dansçı kadından geliyor. Düğüncüler, Yeni Dünya’yı beğenmezler; başka bir kadın (Deli Emine) ararlar. Deli Emine gelince, Yeni Dünya’yla birlikte dansa kalkar, düğüncüleri eğlendirirler. Öykünün devamında düğün gelenekleri anlatılır. Olaylar gelişir. Yeni Dünya’nın sonu iyi olmaz…

    ‘İki Kadın’ (1942) adlı öyküde, 70’lik Kerim Ağa ve iki eşi, 45 yıllık eşi Hacer ve 5-6 yıllık eşi 24 yaşındaki Esma öne çıkan kişilikler. Kerim Ağa, günlerdir ishaldir. Günboyu evde yatar. Hastalığı bir türlü geçmez. Öleceğini düşünmeye başlar. Öte yandan, cimri biri olduğu anlaşılmaktadır. Eşleri, ölür ölmez paracıklarını ararlar; bulduklarını aralarında paylaşırlar. Bu öykü, İranlı öykücü Sâdık Hidâyet’in ‘Diri Gömülen’ (1930) adlı kitabındaki ‘Ölü Yiyiciler’ öyküsünü anımsatıyor.[ Bkz. Sâdık Hidâyet öykücülüğüyle ilgili bölüm. ]

    ‘Sulfata’ (1942) adlı öyküde, başkişi, dağlarda yolunu kaybeder; susuzluktan yanmaktadır. Sonunda bir ev, tarla ve kuyuyla karşılaşır. Susuzluğunu giderir, ev sahiplerinin dönmesini bekler. Bu, genç bir köylüdür. Eşi sıtma olmuştur ama devlet ilgilenmemiştir. “Bugün git yarın gel”, “bize değil falanca yere gideceksin” diye diye gittiklerine pişman ederler. Yardım etmesi beklenen doktorlar oralı olmazlar. Köylü, bu doktorların umursamazlıkları nedeniyle ölse yeridir…

    Bu öyküde, dağlı-ovalı çatışması var. Gelin, Yörüklerdendir. Yörükler Alevi’dir. Bu nedenle, gelinin kayınpederi, oğlu askerdeyken, “Kocan askerde, ben sana bakamam, git kendi baban baksın, Kızılbaş dölü!” der! Zeytinlerden anlaşıldığına göre, bu öykü, Orta Anadolu’da geçmemektedir.


    Hasanboğuldu: Bir Dağlı-Ovalı Öyküsü

    ‘Hasanboğuldu’ (1942) adlı öyküde, başkişi, 4-5 günlüğüne, Kaz Dağları’nda, Yörüklerle kalacaktır. Onu gideceği yere götürecek olan, kendisi de şans eseri oraya gidecek olan, 18-20 yaşlarındaki bir Yörük kızı olan Hacer’dir. Hacer, dereler, çağlayanlar vb. aştıklarında bölgeyle ilgili açıklamalarda bulunur, bir tür rehberlik eder. Hasanboğuldu Büveti’ne (gölet) böyle varırlar. Bir süre sonra, Hacer, başkişiye, bu büvete bu adın verilme nedenine ilişkin öyküyü anlatacaktır. Bu öyküde de, dağlı-ovalı karşıtlığı işleniyor. Ovalı Hasan ile Dağlı Emine’nin aşkı mutlu sona varamayacaktır:

    “İnsan nereye giderse rızkı da beraber gidermiş; bunu düşündüğüm yok. Ama ben dağlıyım, bu çukur ovalarda kalamam.
    Köyünüzün eli kınalı kızlarına katışamam, senin içine dert olur... Kızılbaş kızı geldi de Hasan'ı elimizden aldı derler, benim içime dert olur... Yörük kızı dağdan köye, çadırdan eve inmemeli... Ben seni görmemeliydim... Gördüm, sözüne uymamalıydım...” (Ali, 2002, s.174)

    Hasan, aşkı için dağda yaşamaya razı olunca, Yörükler onun için bir sınavı şart koşarlar. Sırtında ağır bir yükle obaya varabilirse, düğün yapacaklardır. Olaylar umdukları gibi gelişmeyecektir.[ Bu öykünün 1990’da bir filmi yapılır. Kazdağları’na gömülen Tuncel Kurtiz’in bu öyküyü anlatımı için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=l1BB1ha2X4Q ]


    Sonuç

    ‘Yeni Dünya’ kitabında da, önceki 3 kitaptaki izleklerin işlendiğini görüyoruz: Köy, köylüler ve köye gönderilen kentliler ile köylü-kentli karşıtlığı… ‘Asfalt Yol’, ‘Ayran’, ‘Uyku’, ‘Bir Mesleğin Başlangıcı’, ‘Bir Konferans’, ‘Yeni Dünya’, ‘İki Kadın’, ‘Sulfata’ ve ‘Hasanboğuldu’, bu izleklerle karşılaştığımız öyküler. Görüldüğü gibi, ‘Yeni Dünya’daki öykülerin çoğu, burada anılan izlekler altında değerlendirilebilir. Öte yandan, ‘Hanende Melek’, ‘Çaydanlık’, ‘Isıtmak İçin’ ve ‘Selam’, farklı izleklere karşılık geliyor. ‘Çaydanlık’, yazarın önceki kitaplarında esin kaynağı olan hapislik yaşamından kalma/gelme bir öykü gibi görünüyor. ‘Isıtmak İçin’, ilk öykü kitabındaki yalnız yaşayan genç bekar tiplemesinin (‘Bir Gencin Hikayesi’) devamı niteliğinde bir başkişiye sahip. ‘Hanende Melek’, ‘Değirmen’ kitabındaki ‘Sarhoş’ adlı öyküyü anımsatıyor.

    ‘Yeni Dünya’da, Sabahattin Ali’nin önceki öykü kitaplarında olmayan yeni bir izlek var. Bu, köylü-kentli karşıtlığına ek olarak, dağlı-ovalı, Yörük-Türk, Alevi/Kızılbaş-Sünni ayrımı… Yazar daha uzun yaşasaydı, belki de bu konuda daha çok öykü yazacaktı. Özellikle, ‘Hasanboğuldu’ öyküsü, bu açıdan özel bir nitelikte.


    Kaynakça

    Gümüş, Semih (1992). Türk Yazınınından Seçilmiş Kısa Öyküler. İstanbul: Adam.

    Sabahattin Ali (2002). Bütün Öyküleri 2: Yeni Dünya, Sırça Köşk, Esirler (Oyun). İstanbul: YKY.





    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 152 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bugün hissiyatini olağanüstü bir şekilde kaleme dökmüş aynı hislere yenik düşerek 42 yaşında hayata veda etmiş deha seviyesinde bir yazar var sayfamda ;Nikolay GOGOL.

    .
    ."Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık " diyen dostoyovski' nin ne demek istediğini bu kitabı, özellikle 'palto' hikayesini okuduğumda anladım .böyle bir ironi ,böyle bir mizah böyle bir edebiyat hakikaten herkes bu paltodan çıkmış dedirtti açıkçası .
    .
    .benim okuduğum yayınevi toplam 4 bölümü almış .bunlar bir delinin hatıra defteri ,burun ,fayton,palto
    .hepsi birbirinden efsane olan bu fantastik öykülerde gogol açlığı , bürokrasiyi,adaletsizligi,sıradan bir insanın yaşamının nasıl zorlaştığı ,aşkı ve bir çok konuyu büyük bir ironi ile gözler önüne seriyor .cümleler öyle vurucu ,imgeler öyle özenle seçilmiş ki kendinizi hem hikayenin kahramanı hem gözlemcisi olarak buluyorsunuz .
    .
    .kitap ironi,fantastik, mizah,siyaset ve bir çok konunun kitabı olabilecek nitelikte .kesinlikle tavsiye ederim .özellikle palto hikayesi kendi hayatindan ilham Aldığı ,efsane bir yapıt .burun hikayesi nereye çekerseniz gidiyor özellikle burnu büyükler dikkatle okusun,bir delinin hatıra defterindeki tarih atma şekli bile yeterde artar.karsinizda sizi derinlere cekip oykusunun icine alan sonra donup sizinle sohpet eden bir yazar goreceksiniz
    alıntı paylaşacak olursam burun hikayesinin son paragrafini paylaşmak isterim :
    .
    ."iyi ama nasıl oluyor da burun pişmiş bir ekmeğin içinden çıkıyor ,sonra nasıl oluyor da Ivan Yakovlevic?hayır aklım ermez bu işe .gerçekten ,aklım ermez.ama en çok sasirdigim ,en fazla akıl erdiremedigim başka bir nokta da ,yazarların bu türlü konuları alıp işlemeye kalkmalari.inanin bana bu açıklanamaz.akil erdiremiyorum.Once ,ülkenin bundan hiçbir yararı yok ,sonra ...yararı yine yok .ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum .
    . Ama ne derseniz deyin ,bazı noktalar ...öyle ya hangi işin sasirtici bir tarafı yok ki .yine de insan ,biraz düşününce bu öyküde birşeyler bulmuyor mu ?"
    .
    .insanlığa böyle güzel bir eser armağan eden Gogol'a ve bu kitabın basımını gerceklestiren @panamayayincilik a teşekkürler
    .
    .
    .#gogol#palto#buru #dunyaklasikleri#birdelininhatiradefteri#fay
  • Poe'nun Öyküleri Üzerine / Charles Baudelaire
    Hayal gücü, Poe için, insan melekelerinin sultanıdır; ama o, okurun anladığından daha çok şey anlar "hayal gücü" kelimesinden.

    Hayal gücü, fantezi değildir; duyarlılık da değildir (ama duyarlı olmayıp da hayal gücüne sahip olan bir insanı düşünmek de zordur). Hayal gücü, şeylerin mahrem ve gizli ilişkilerini, denkliklerini ve analojilerini hemencecik, felsefi metotlara ihtiyaç duymadan algılayan, neredeyse ilahi bir melekedir. Bu melekeye verdiği şeref ve işlevler ona öyle bir değer kazandırır ki (en azından yazarın düşüncelerinin anlaşılabildiği zamanlarda), hayal gücü olmayan bir bilgin göze sadece sahte-bilgin, en iyi ihtimalde eksik bilgin gibi görünür.

    Hayal gücünün en ilginç sonuçları alabileceği, defineleri hasat edebileceği edebiyat alanları arasında (ama en zengin, en değerli defineleri değil; onlar şiire aittir), sayıca en çok, en çeşitli defineleri açığa çıkarabileceği alanlardan biri, Poe'nun özellikle sevdiği alan; Öykü 'dür. Öykünün kısalığının yoğunluğunu ve etkisini güçlendirmesi, engin boyutlu romanın karşısında büyük bir avantaj verir ona. Bir nefeste okunabiliyor olması, zihinde parça parça, sık sık gündelik dertlerle, dünya işleriyle bölünen okumalara göre çok daha güçlü bir iz bırakır. Bıraktığı izin tekliği, etkisinin bütünselliği bu türden yazıya çok özel bir üstünlük veren, büyük bir avantajdır; öyle ki fazla kısa bir öykü (hiç şüphesiz bir falsodur bu kısalık) fazla uzun bir öyküden de daha iyidir. Sanatçı, eğer becerikliyse, düşüncelerini olaylara göre değiştirmez, tersine, yapmak istediği etkiyi kendi kararınca, canının istediği zamanda kurduktan sonra, olayları bu etkiye göre icat eder, istediği etkiyi yaratmaya en uygun olayları bir araya getirir. Eğer ilk cümle bırakılacak bu nihai izi hazırlama fikriyle yazılmamışsa eser daha en başından başarısız ol¬muş demektir. Tüm metne, amaçlı olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak önceden tasarlanmış olan plana hizmet etmeyen tek bir kelime bile sızmamalıdır.

    Öykünün şiire bile üstün geldiği bir nokta var. Güzellik fikrini geliştirmek için ritim gerekli; şiirin en büyük ve en soylu amacı da ritimdir. Oysa, ritmin yapaylıkları, amacı hakikat olan düşünce ve ifadelerin ayrıntıyla geliştirilmesinin önünde aşılmaz bir engel kurar. Hakikat, öykünün amacı olabilir sık sık; mükemmel bir öyküyü kurmak için en iyi araç akıl olabilir. Bu nedenle, bu türden yazı, her ne kadar saf şiir kadar yüksek değerde olmasa da ortalama okur tarafından daha kolayca takdir edilebilen, daha çeşitli sonuçlara ulaşabilir. Ayrıca, öykünün yazarının elinin altında pek çok sayıda üslup, dil nüansı vardır; rasyonel bir üslup tutturabilir, alay edebilir, mizah yapabilir, oysa şiir reddeder bu üslupları; onları sanki saf şiir fikrine musallat olan uyumsuzluklar olarak görür. Yine bu nedenle, öyküde sadece güzellik hedefine ulaşmaya çalışan yazar da büyük bir dezavantaj içinde çalışır, çünkü elinde en kullanışlı alet olan ritim yoktur. Tüm edebiyatlarda, saf şiir özelliği taşıyan öyküler yazılmaya çalışıldığını, bunda sık sık başarılı olunduğunu biliyorum; bizzat Edgar Poe da çok güzel bazı öyküler yazdı. Ama bunlar sadece ilgili hedeflere uygun, gerçek yöntemlerin gücünü ispatlamaya yarayan çabalar ve eforlar gibi geliyor bana, bazı yazarlardaki (en büyüklerini seçebilirsiniz) bu kahramanca denemelerin çaresizlikten kaynaklandığına inanıyorum.*


    * * *
    Baudelaire'nin 1857 de Poe'dan yaptığı çevirilerin ikinci cildini sunmak için yazdığı Edgar Poe Üzerine Yeni Notlar başlıklı denemesinden. (ç.n.)
    Edgar Allan Poe
    Sayfa 7 - Dex Kitap - 1. Baskı / Ocak 2020