• 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Merhabaa yeni bir inceleme ile karşınızdayım.
    Şu sıralar çok inceleme girmem beni o kadar mutlu ediyor ki...
    Neyse incelemeye geçelim. Kitap bildiğiniz üzere bir öykü kitabı ve yanlış hatırlamıyorsam 11 öyküden oluşuyor. Öykülerin bazıları beni okurken hem şaşırttı hem de çok etkiledi. (Kara Kedi) Bazılarını okumak da sıkıcıydı ama genel olarak içinde bulunan öyküleri sevdim.
    Ayrıca Edgar Allan Poe ile tanışma kitabım oldu. Tanışmak istediğim bir şairdi (!). (Şairdi diyorum çünkü ben sadece onu şiir yazıyor diye biliyordum ki bundan utanıyorum dünyaca bir yazar-şairi yanlış tanımam beni üzdü açıkçası). Kütüphanede öykü kitabını görüp aldım ve 1 günde bitirdim.

    Sıkılacağınız bazı öyküler olabilir ama bazıları da çok güzel ve bomba sonlarla bitti.
    Kısacası okumanızı tavsiye ederim.

    BOL OKUMALI GÜNLERRR ️
  • 310 syf.
    ·1 günde·8/10
    Başlangıçta bir üçleme olarak düşünülen bu kitap 1945 ila 1948 yılları arasında yazıldı, ancak kitabın basımı için bir üç yıl daha geçmesi gerekti. Üstelik kitap İspanya’da değil, Buenos Aires’te basıldı. Bunun en önemli sebebi o sırada İspanya’da devam eden Franco rejimiydi. Yasaklanma sebebi ise kitabın aşırı müstehcen bulunmasıydı; seks ve hapishanelerdeki homoseksüellikten bahsetmesi kitabın İspanya’da basımını 1963 yılına kadar erteledi. İspanyolların ikinci Cervantes’i olarak gösterilen Nobelli yazar Cela ülkemizde pek bilinmeyen bir yazar, bunun en açık delili ise eserlerinden sadece dört tanesinin dilimize çevrilmesi. Bu çevrilen eserler içinde dünyaca en çok bilineni hiç kuşkusuz “Arı Kovanı”dır. “Pascual Duarte ve Ailesi” ise yazarı tanımak adına okunabilecek ilk kitabı bence. Diğer kalan iki kitabı ise bu iki kitap yanında son derece sönük kalmakla birlikte bana göre pek fazla okuma zevki de vermiyor.

    Kitap savaş sonrası İspanya’da yazılmış en önemli eser olarak kabul ediliyor. Yazar eserinde Franco rejimimin ilk yıllarında İç Savaş’tan çıkan Madrid toplumunun bir panoramasını sunuyor. Ancak bunu yaparken iç savaştan hiç bahsetmiyor. Bunun yerine yazar bu savaşın birey ve toplum üzerinde bıraktığı etkileri yazıyor ve bu sayede belki savaşın insan psikolojisi üzerinde ne gibi tahribata yol açacağını okura göstermiş oluyor. Yazara göre herkesin yaşamı bir romandır ve bu kitapta 300’e yakın karakter var ve dolayısıyla burada 300 tane roman olmuş oluyor. Ancak bu kitapta bahsi geçen olaylar bir roman olmanın ötesinde karakterlerin yaşamından kısa anlatılardır.

    Tarih: Madrid, 1942. İç savaş bitmiş, İkinci Dünya Savaşı’nın en civcivli anı.

    Kitap altı bölüm ve bir final bölümünden oluşuyor. Kitap 4 günlük bir zaman aralığını kapsıyor. Her bölüm günün farklı saatlerinde geçiyor: sabah, öğle, akşam, gece gibi. Kitabı okumak isteyen okurlar için tavsiyem bölümleri şu sırayla okumaları: 1,2,4,6,3,5 ve final. Gerçi zaman ve mekân kavramının fazlasıyla iç içe geçtiği, zamanın paramparça olduğu böyle bir anlatıda bu sıralama okuyucu için nispeten bir anlam ifade edeceğini düşünüyorum. Her bölümde bir ana karakter olmakla birlikte bunun yanında pek çok alt karakter de mevcuttur ve anlatılanlar hep bu karakterlerin yaşamlarından kısa kesitlerdir. Anlatılan hiçbir olayın ne başı ne de sonu var. Hiçbir karakterin bir sonraki bölümün karakteriyle bir bağı yok. Her bölüm kendi içinde münferit bir bütün. Tüm bu anlatılar arasında ilk bakışta bir uyum, bir bütünlük göze çarpmıyor. Herkesin yaşadıkları farklı çünkü ve genelde konuşmalar hep önemsiz olaylar etrafında dönüyor. Aslında burada anlatılan her şeyi bir arı kovanına benzetmek mümkün. Bir arı kovanına girdiğinizi hayal edin. Göreceğiniz şey sağ sola hızla uçup duran arılar, duyacağınız tek şey anlamsız sürekli devam eden bir vızıltı. Burada da farklı bir şey yok. Arı kovanı burada Dona Rosa’nın kafesidir ve bu kafenin müdavimleri (arıları) Madrid’in her kesiminden insanlardır. Kafe adeta bir mikrokozmoz görevi üstlenir. Buraya gelenler genelde aynı kişilerdir ve geliş saatleri de hiç değişmez. Buradaki insanlar arılar kadar çalışkan değildir. Zengin olsun fakir olsun hepsinde bir tembellik, bezmişlik, boşvermişlik, yorgunluk vardır. Ruhen çökük durumdadırlar. Genç yaşlı, zengin fakir hepsi aynı sorunlarla karşı karşıyadırlar: hayatta kalmak ve monotonluk. Bu kafeye girdiğinizde kulağına bir sürü anlamsız sıradan konuşma çalınacaktır; kim kime ne diyor, kim neden bahsediyor takip etmek çok zor. Kitapta yer alan 300 kadar insanın konuştuğunu hayal ederseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Ancak tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen bu diyaloglar ya da kişisel öyküler ancak bir araya getirildiğinde bir anlam ifade ediyor. Her arının tek başına yaptığı iş küçük olsa da hepsi birlikte çalışınca ortaya büyük bir iş çıkar. Buradaki durum da aynıdır. Bir petekteki her bir göz bir araya gelerek peteği oluşturur. Her karakterin önemsiz gibi görünen anlatısı hep birlikte büyük bir anlatının bir parçası oluyor: İspanya’daki fakirlik ve mutsuzluk.

    Kitapta işlenen konulara gelelim şimdi. Bu toplumda herkes bir şekilde para bulmak ve karnını doyurmak, aile geçindirmek zorundadır. Parası olanlar parası olmayanlara karşı adeta Hitler’miş gibi davranırlar. Parası olmayanlar para bulabilmek adına orospuluk yapar. Fuhuş, bireyin ekonomik durumunu düzeltmek adına ilk başvurduğu eylemdir. Kendini satanlar bundan hiçbir pişmanlık duymaz, çünkü bireyin hayatta kalmaya çalışması, karnını doyurması her türlü etikten, ahlaki değerden çok daha önemlidir. Tabii erotizm burada karın doyurmak dışında farklı amaçlar için de kullanılıyor. Kimisi sırf bedensel arzularını tatmin etmek için bu yola başvururken, kimisi içinde bulunduğu sefaleti, acıyı unutmak için bu eyleme karışıyor. Aşk burada konuşulması gereken belki de en son konudur. Soyut bir düşünce haline gelmiştir çünkü. İç savaşın getirdiği belirsizlikte kimin ne zaman öleceği, ne olacağı belli değilken insanın geleceği düşünmesi ve buna yatırım yapması biraz gülünçtür. Hiçbir şey kesin değildir. Kaderin belirsizliği herkesi günübirlik yaşamaya, ister zevk versin ister acı versin anın getirdiği zevklerin tadını çıkarmaya itiyor. Zorluklar ve sorunlar herkes için geçerlidir ve zevk anı geldiğinde bunu kaçırmamak gereklidir. Kimse nereye gideceğini, ne yapacağını bilemez durumdadır. Herkes boş, amaçsız bir varoluş içinde acı çekmektedir. İnsanlar arasında iletişim problemi de had safhadadır. Aslında kimse kimseyi dinlemez, çünkü herkesin kendine yetecek kadar sorunları vardır. Yabancılaşma, yalnızlık, ikiyüzlülük savaş sonrası Madrid toplumda fazlasıyla kendini gösterir, en çok da Dona Rosa’nın kafesinde.

    Sonuç itibariyle kitabı okumak isteyen okurlar için şöyle bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Kimin kim olduğuna pek takılmayın, sadece diyaloglara kulak verin ve onları yargılayacaksanız da içinde bulundukları şartları bir kez daha düşünün. Okuması oldukça zor olan bu kitap aynı ölçüde okura büyük bir keyif veriyor. Keyifli okumalar.
  • 238 syf.
    ·18 günde·Beğendi·9/10
    Yazarın üç kitap halinde yazdığı kitaplardan bir tanesi.
    1-Düşünce Tarihi
    2-Mutluluk Düşüncesi
    3-Özgürlük Düşüncesi

    1965 basım :)
    Yazar mutluluğu başlangıcından itibaren içine felsefe, din, tasavvuf ve bilim katarak örneklerle anlatmış. İçinde çok güzel ve yararlı bilgiler (bazı yerlerinde tarihten kısa öyküler) vardı. Kitabın tek sıkıcı yanı konular iç içe olduğu için bazı bilgilerin sıklıkla tekrar edilmesiydi. Felsefe sevenlerin rahatlıkla okuyabileceği bilgilendirici bir kitaptı :)
  • 56 syf.
    ·1 günde·8/10
    Kitap 3 öyküden oluşuyor.
    1: Lyon'da Düğün
    2: İki Yalnız İnsan
    3: Wondrak
    Tüm öykülerinde olduğu gibi bu üç öyküde de yazarın samimi ve açık anlatımı göze çarpıyor. İlk öyküde, aşk için katlanılan bedellerin yüceliğine yabancıların gözünden yapılmış olan vurgu, sanki o an oradaymışız duygusunu yaratıyor. Sonraki iki öyküdeyse, insanın içinde birşeyleri kurcalayan bir yalnızlık tarifi var. Üçü de okuyan herkesin kendinden birşeyler bulabileceği oldukça kısa ama etkili öyküler.
  • 479 syf.
    ·13 günde·10/10
    Sevgili Oğuzcum ATAY’ın efsane 2. kitabı 2019 yılının ilk kitap kulübünde incelemeye çalıştığımız kitabımızla ilgili sohbetten kalan cümlecikler… Kıymetli Hikmet kardeşimin mitoz bölünerek altılara, yedilere kadar çoklu kişiliğe sahip olup, yaşamayı tehlikeli oyunlara döndürdüğü, oyun içinde oyun, Hikmet içinde hikmetler olan, mizahı harmanlayıp güldürmeyip ağlatan, boş vermek yerine son satırına kadar uyanık olmayı sağlayan, dile güvenmeyen ama kendini sadece kelimelerle ifade eden, yaşarken anlaşılmak için çırpınan ancak ölünce anlaşılan, sinirlenince en fazla insanları yazılarında 3. tekil şahıs yapmakla tehdit eden, akıl yürüterek yenemediği durumları şakaya çevirip değersizleştiren, albayı olmadan takdir görmeyen, gariban gecekondusunda hayata eyvallahını çeken bir ademoğludur…

    1973 te yayınlanan “Tehlikeli Oyunlar “ kitabı post modern romanlara en güzel örnektir. Kitabımız objelere ve kavramlara inecek kadar herkese, her şeye ses verme düşüncesinin hâkim olduğu en nadide çiçek. Karşıtlığın olduğu, sonuca varılmayan, çözümsüz kalan, bütünlüğe ya da huzura erişilemeyen, uyum şemsiyesinde toplanma ihtimali olmayan romandır. Dokunaklı, acıklı, gülünçlü cümleler ailesi… Post modern kitaplarda dikkat çeken şu üç durum söz konusudur:
    *Üst Kurmaca: 20. yüzyılda bu tarz eserler sadece yazarın kurgulamaları ile kalmıyor, aynı zamanda romanın nasıl kaleme alındığından da bahsediliyor.
    ++ Başkahramanımız HİKMET BENOL ; kendi ile çatışan birinin soyadının Ben –ol olması ne kadar ironik…
    ++Albay Hüsamettin TAMBAY; Hikmet’e yol gösteren, eksiğiyle, fazlası ile kabul eden ikinci karakter olan ancak soyadı Tam-Bay olan, her şeyi ile tamam olan bir adamdan bahsediliyor.
    ++ Burjuva hayata sahip karakterin gecekonduya yerleşip oyunlar yazmaya çalışması; yaşadığını fark etmek için çıkış yolu aradığını gösteriyor.
    ++Romanda, gerçek ile kurgu arasında belirsizlik var. Okuduğumuzda Hikmet’in varlığını sorgularken kendimizi bulabiliriz. Birden fazla birbiri ile uyumsuz Hikmetler topluluğu vesselam:)

    *Metinler arasılık var: Kendinden önceki yerli ve yabancı yazarlara atıflarda bulunuyor. Bu durum yazarın taklitçiliği olarak değil, edebiyata hâkimiyeti olarak değerlendiriliyor.
    ++Yazarı en çok etkileyen Dostoyevski’dir. Örneğin romanda cümle sonlarında geçen “ha ha “ Dostoyevski’nin “Yer Altından Notlardan “ alıntıdır.
    ++ Batı metinlerde; Dante, Don Kişot, John Steinbeck, Franz Kafka, Goethe, Gogol, Gorki vb. yazarlara göndermeler, ustalıkla aktarılmış.
    ++ Albay Hüsamettin Tambay ve Hikmet arasındaki diyaloglar ve tartışmalar; Karagöz – Hacivat’a göndermelerdir.
    ++ Akıl hastanesinde Fransız Devrimine dair oyun geçmektedir. Peter Weiss diye esere gönderme var hatta oradaki karakter Marat/Sode birebir kullanılır.
    ++Mahagoni kentinin yükselişine ve düşüşüne gönderme (Hikmet’in yükselişi ve Düşüşü)
    ++ Divan şairlerine yapılan göndermelerin olması romanın çeşitliliğinin edebi açıdan dolu dolu olduğunu gösteriyor.
    ++ Kutsal kitaba gönderme. Hatta Baba, oğul, kutsal ruh üçlemesi ; (Hüsamettin Tambay, Hikmet ve Nur hayat hanım ile özdeşleşmiş karakterler)
    ++Hikmet kendini Hz. İsa ile o kadar özdeşleştirmiştir ki kitabın sonunda Leonardo Da Vinci’nin yaptığı “Son Akşam Yemeği” tablosu canlandırılmıştır. İnsanların Hz. İsa’yı sorgulamak yerine yanında olmayı tercih etselerdi olayın çok farklı olacağına inanmaktadır Hikmet kardeşimiz.
    ++ Karakterlerden; Hikmet, Bilge ve Sevgi daha sonra imgeleşiyor, bu durumu kuvvetlendirmek için İngilizce karşılıklarına yer veriliyor.
    *Eş Zamanlılık Var : Kurmacanın ve gerçeğin aynı anda gitmesi.
    ++ Romandaki karakterlerden Hidayet yazar, Hüsamettin Tambay ile Hikmet oyun yazarı, Sevgi’nin günlükleri ve Bilge’nin çeviri yaptığına değinilir.
    ++Yaşamak=Yazmak=Oyun=Eser’e eşitlenen hayatın anlatıldığı, gerçekle hayalin birbirine karıştığı yerdir “Tehlikeli Oyunlar”
    * Oyun Meselesi: 20. yüzyıl avangardis (sanatı ve hayatı buluşturma) edebiyatın amacı aslında eserin kendisini anlatmaktır. Eserde nasıl yaşanmalı değil, nasıl yazılmalıya dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Oyunbazlığı kendine zırh ediniyor Oğuzcum ATAY…

    Kitabımızda dikkat çeken 3 farklı düzlem var;
    1. Gerçek dünya; Hikmet’in yaşadığı, biyografisi ve öykülerden kurgulanan gecekondu,
    2. Hikmet’in kurguladığı öyküler; hayat bilgisi ansiklopedisi hazırlığı içindedir. İnsanın sevdiği insanlar üzerine ansiklopedi yazmasının tuhaflığından, içerikle-biçim arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanan ironi. Gündelik hayatlarda yolunu bulabilmesi için önemlidir. (Dostoyevski’de de buna benzer durum vardır.)
    3. İç konuşmalar, anılar ve hatıralardır. (Akıl ve duygu çatışması, Doğu’nun duygusallığı, Batı’nın akılcı yaklaşımı ön plandadır.)

    Sonuç olarak : Bilge Bilgiyi, Sevgi Sevmeyi, Hikmet Tanrı’nın insanlarca anlaşılamayan amacını, Fikret ise bilginin gerçekle uyuşmasını, doğruluktan şaşmamasını temsil etmektedir.

    BİLGİNİN HİKMETİ SEVGİDİR DEĞİL, BİLGİYİ FİKRETMEK SEVGİDİR.(Bilginin gizli amacı sevgi değildir, bilgiyi doğruluktan şaşmadan kullanmak sevgidir.)

    Kaynakça: Oğuz ATAY ; Tehlikeli Oyunlar
    Nurdan GÜRBİLEK: Mağdurun Dili
  • Doğrusunu isterseniz geceleri gün ağrana kadar uyumuyorum. 1 yıldır öyle.Bütün gece masanın yanındaki koltukta oturuyorum .Hiçbir şey yapmıyorum.
  • “1 yarda = 91 cm. (Eski İngiliz ölçüsü.)”