Işıl Işık’ın bizzat Çatalhöyük kazılarındaki gerçek ve sarsıcı bir keşiften ilham alarak yazdığı bu roman, uzun zamandır okuduğum en güçlü tarihsel kurgulardan biri oldu.
Yazar, didaktik bir tarih anlatıcılığı yapmak yerine, bizi Neolitik Çağ insanının zihin ve inanç dünyasına harika bir edebiyat köprüsüyle bağlıyor. Evlerin duvarlarını süsleyen bukraniumların gölgesinde, sokaksız ve kapısız bir dünyada, ölümle yaşamın nasıl bu kadar iç içe geçebildiğini hayretle okuyorsunuz. Biz modern insanların hayatından tamamen uzaklaştırmaya çalıştığı "ölüm" kavramı, Çatalhöyük’te evlerin tabanında, günlük yaşamın tam merkezinde sakin bir kabullenişle ağırlanıyor.
Kitabın lirik, adeta bir nehir gibi akan sakin ama derin dili beni en çok yakalayan yönü oldu. Karakterlerin aidiyet, hafıza ve varoluş sancıları binlerce yıl öncesinden bugüne öyle temiz ulaşıyor ki, insan ruhunun zamansızlığını bir kez daha anlıyorsunuz.
Biblu'nun hikayesine bir şans verin derim..