• Yusuf Suresi, ayet 101; "Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!"

    Ruhumu, Müslüman Olduğum Halde Al!

    Yusuf Peygamber'in rüyası gerçekleşip dünya ve âhiret arasında mutluluk yansıtan en sağlam köprüyü kurduktan sonra, yaptığı duâ çok anlamlı ve o nisbette düşündürücü ve yönlendiricidir. Duası çok kısa olmakla beraber hayatın her parça ve bölümünü içine almakta, insanın dünyadaki yerini belirlemektedir. Yusuf Peygamber'in duası iki önemli kısımda toplanıp özetlenmiştir:

    a) Cenâb-ı Hakk'a bütün mevcudiyetiyle teslîm olup boyun eğdiği bir halde ruhunun alınmasını dilemesi,

    b) Dünya ve âhirette iyi kişiler kafilesinde bulunmayı istemesi..

    Birinci cümleyle insanın her şeyiyle Allah'a ait olduğu ve ancak O'nun selâmet gölgesi altında bulunmak suretiyle varlığını koruyabildiği, sonunda yine dönüşünün ancak O'na olacağı anlatılıyor ve bu Şuur, bu imân ve irfanla ölmenin en büyük saadet olacağına işaret ediliyor. İkinci cümleyle, Allah'a dosdoğru imanın birleştirici, bütünleştirici ve kardeşlik duygularını geliştirici olduğu, bu doğrultuda iyi kişilere her zaman ihtiyaç duyulacağı; dünyada da, âhirette de insanın toplumdan kopuk yalnız başına yaşayamayacağı belirtiliyor. Böylece mü'minlerin kendi aralarında kardeşlik ve dostluk kurmalarının lüzumuna dolaylı şekilde dikkatler çekiliyor. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 6/2991.)

    Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde bu ayet şöyle tefsir ediliyor;

    101. Ey Rabbim! Sen bana mülkten bir parça nasip verdin. Ehadîsin meâlini bilmek ilminden de bana bir hisse ilim öğrettin. Böylece en büyük dünya nimetinin ve devletinin ne olduğunu tattırdın ve ben bütün bu olup bitenlerin sonunun nereye varacağını anladım. Yani anladım ki, bütün dünya hayatı ve olayları, tevil ve tabiri sonunda gerçekleşecek olan bir rüya gibidir. Ve bana öğrettiğin ilimden hisseme düşen kadarıyla anladığım şudur ki, o rüyanın da tabir ve tevili, yani yorumu açıkça belli olduğundan dolayı, bunun ilerisinde bir ahiret hayatı mutlaka gelecektir. İşte bunun kesin olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Ey gökleri ve yeri yoktan yaratan Rabbim! Sen dünyada ve ahirette benim velimsim. Benim malikim, veliyyi nimetim ve efendimsin. Beni bir müslüman olarak vefat ettir, yani Müslüman olarak canımı al; başka bir dinde, başka inançta olmaktan beni koru ve ruhumu Müslüman olarak kabzet, ve salihler arasına kat, salih kulların, işe yarar ve iyilik sever kulların arasına koy. Ahirette atalarım gibi, salihler zümresi içinde haşreyle, zira nimet ancak o zaman tamamlanmış olacaktır.

    Deniliyor ki, Yusuf böyle dua ettiği vakit Allah Teâlâ, ruhunu tayyib ve tahir olarak kabzeylemişti. Bunun üzerine Mısır ahalisi arasında nereye defnolunacağı hususunda anlaşmazlık çıkmış, birbirleriyle kavga edecek hale gelmişler. Nihayet mermerden bir tabut yapıp, onun içine koymuşlar ve Nil nehrinin mecrasına defnetmeye karar vermişler ki, Nil Nehri'nin suları, onun üzerinden geçerek Mısır'a vardığında hepsi onun uğrundan teberrük edebilme konusunda eşit olacaklardı. Daha sonra Mısır'da hanedan değişikliği olmuş, iktidar Amalika'dan çıkmış, Firavunlar'a geçmişti. İsrailoğulları da Hz. Musa'nın peygamber olarak gönderilmesine kadar Firavunlar'ın elinde esir kalmış idi.

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Mirac gecesinde Âdem Aleyhisselâm'la dünya seması denilen birinci gökte, Yusuf'la ise ikinci semada karşılaşmıştı. Bunu Mirac hadisinde haber vermişti. İşte Yusuf, başı mihnet ve ibtila, sonu da yokluk ve zeval olan bu dünya mülkünün, bu dünya geçidinin hakikatını ve akıbetini bildiği için, daha ileri gidip, elinde kuvvet varken Mısır'a hükümdar olmak sevdasını beslememiş, aksine dünyadan el etek çekmek ve ebedî hayata can atmak istemiş de böyle bir dua ile vefatını dilemiştir.

    Ve öyle bir sonla ahirete gitmiştir ki, ne güzel dua, ne güzel akıbettir. Ve işte takva sahiplerinin örnek alacakları hayat ve can atacakları gaye budur: Bu dünya hazineleri değil, bu güzel sonuçtur. (bk. Elmalılı Tefsiri)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
  • İbrahim Tenekeci ağabey bir konuşmasında, " çok mutlu çok huzurlu insanlar özellikle şiirle pek ilgilenmezler." diyor.
    Öyle haklı ki..

    Demek ki hayatımızı anlamlı kılacak üzüntüye de ihtiyacımız var ki fazlasıyla var bunlar.
    O dahi hissedebilene.
  • 56 syf.
    ·8/10
    Zacharius Usta gerçekten benim için nefes kesici bir kitaptı. Bunun en büyük nedeni aşırı heyecanlı, sürükleyici ve anlamlı olması. En azından benim için öyle. Her sayfasından bir ders çıkarabileceğimiz , bir şeyler öğrenebileceğimiz bir kitaptı Zacharius Usta.
    Fakat bir duygu var ki özellikle çoğu sayfada üstünde durulmuş bu duygu kibir evet kibir.
    Kitapta kibirli olmanın getireceği zorluklar,
    diğer güzel duyguların önüne geçip birçok duyguyu esiri altına alan kibiri daha çok ön planda görüyoruz. Hatta bazen evlat sevgisini bile yeniyor bu duygu.
    Ustamız bir saat ustası ve bir gün yaptığı saatlerin hepsi duruyor ve kitap bu olayın üzerinden başlıyor.
    İçeriğine çok giremeyeceğim çünkü nasıl anlatacağımı inanın ki kavrayamadım ve hala o sonun etkisindeyim.
    Uzun lafın kısası güzel ve kesinlikle okunmaya değer bir kitaptı.

    Az kalsın unutuyordum Jules Verne okumaya kesinlikte bu kitaptan başlayın pişman olmazsınız :)

    Zacharius Usta Jules Verne
  • Doğa bizi yasalarındaki ahenge, uyuma öyle alıştırmıştır ki, onun görmeye alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir, korkutur; bu nedenle Yaradan`ın her hatası yanlış yaratılmış bu varlığa karşı -her ne kadar bir haksızlık ise de ne yazık ki çözümü yoktur- içimizde öfke uyandırır. Daha da kötüsü tiksintimizi onu özensiz yaratana değil, hiçbir suçu günahı olmayan eserine yöneltiriz.
    Stefan Zweig
    Sayfa 23 - WONDRAK
  • 160 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selam Öyle güzel, şirin, anlamlı bir kitap okudum ki, bitirir bitirmez hemen yorumu sizinle paylaşmak istedim. Sevgili Şermin Yaşar'ın kalemi ile tanışma kitabım olan Abartma Tozunu çok severek okudum.
    Buğdaylı kasabasında ki  müthiş değişimi, savurganlığı, abartıyı, bencilliği anlatıyor yazar kitapta.. Ne kadar da içimizden, çevremizde, kendimizden değil mi dedim okurken. Kısa yoldan para kazanmak, gereksiz alışveriş, yanlış teknoloji kullanımı, saygının azalması gibi daha neler neler..
    Yazarın mutlaka diğer kitaplarını da okuyacağım, kaleminize, yüreğinize, sağlık
  • 288 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #charliemorley’in kaleminden #rüyafarkındalığı kitabı, #budistöğretiderüyadanveyaşamdanuyanmak alt başlığıyla; #budist öğretilerdeki heyecan verici bir keşif olan #lusidrüya -ları incelemekte. Kitabın amacı; uyuyarak geçirdiğimiz zamanı daha anlamlı kılmak ve ruhsal gelişim için nasıl rüya görmeleri gerektiğini öğretmektir. #kitap , #budizm bilgelerinin; zihni eğitmek amacıyla #meditasyon yaptığını ve zihnimizin gücünü anlatarak başlıyor. Lusid rüya aşamaları anlatıldıkça; aklıma #leonardoDiCaprio’nun #başlangıç ( #inception) filmi geldi.. Bu rüyalara yaratıcı kişiliklerini kaybetmeyen sanatçıların daha çabuk ulaşabildiğini okuduğumda çevremdeki sanatçı arkadaşlarımı kıskandım.. Devamında rüyanın ne olduğundan, budizm ile ilgisinden ve haliyle birazda budizmden bahsediyor. Lusid rüyaların önemi; rüyalarında yaptıkları egzersizlerle kendini geliştiren insanları ve bu konuda araştırmaları anlatarak çok güzel ve etkileyici şekilde vurgulanıyor. Sonrasında rüyalarını, lusid rüyalara çevirmek isteyenler için ise; rüyalarına kontrol edebilmeleri için pratik bilgiler ve egzersizler anlatılıyor. Meditasyonun, bu rüyalar için öneminden bahsederken; öyle meditasyon egzersiz programları anlatılmış ki; bu sayede meditasyona başlama ve meditasyonu geliştirme konusunda bizlere adeta rehber olacak nitelikte bir bölüm olmuş. Kitap son bölümde; yazarımızın rüya günlüğünden alıntılar yaparak, hayatında ne gibi gelişmeleri rüyalar ile katettiğini anlatıyor. Kesinlikle mükemmel bir eser olmuş. #okudumbitti ama ne bitmesini istedim ne de yavaş okuyabilmek için sabredebildim. #kitapyorumu olarak ne söylesem az gelir, #kitapmuhabbeti uzun uzadıya yapılacak ender eserlerden biri olmuş. Kesinlikle tavsiye ederim, ölmeden okunacak kitaplar listenize mutlaka ekleyin..
  • Sevgili Hrant, merhaba,

    Bu hafta gelen mektuplar arasında seninkini de görünce ayrı bir sevindim. Gerçi haberlerini avukatlardan alıyorum, selamını da; ama el yazınla bana ulaşan sıcak dostluğunu yüreğimin ta derinlerinde hissettim.

    Sağlığımı sormuşsun, “Memleket gibiyim işte” diyeceğim, “O kadar mı kötüsün” diyeceksin 🙂 Yok, o kadar da kötü değilim, durumu memleketten kötüsü olan yok bu sıralar. Kendime iyi bakıyorum ama, merak etme. Oda arkadaşım Abdullah Zeydan da titriyor üstüme. Tek başıma olmamak benim için bir şans sanırım.

    Ama asıl sizleri merak ediyoruz. Dışarısı katran karası, herkeste bir bıçak yarası diyorlar. Nefes almak bile giderek zorlaşıyormuş. Korku imparatorluğunun mimarları boş durmuyorlar anlaşılan. Her güne bir zulüm sığdırabilmek için bir hayli efor sarf ediyorlar. “İmparatorun rüyası halkın kabusudur” diyordu Gomez, bizim “diplomasız imparator” bu sıralar çok rüya görüyor olsa gerek.

    Umudu büyüten şeyler de duyuyoruz tabii. Zulmün olduğu yerde direniş de vardır, direniş varsa umut da vardır. Demokrasiye, barışa ve özgürlüklere inanan her kesimden insanın bir araya gelip çok daha güçlü ittifaklar oluşturabileceğine dair tartışmalar yapılıyor. Kısıtlı da olsa gazetelerden takip etmeye çalışıyoruz. Gerçi sen mutlaka bu çalışmaların bir şekilde içindesindir, bizden daha iyi biliyorsundur. Biz de çok değerli, çok anlamlı buluyoruz böylesi çalışmaları. Umarım sekteye uğramadan iyi bir şekilde sonuçlanır da halkın hasretle, heyecanla beklediği en geniş tabanlı demokrasi bloğu ortaya çıkar.

    Doğudan batıya herkes el ele verip de mücadeleyi büyütürse gerisi kolaydır. Demokrasiye bağlı ve özgürlüklere saygılı bir yönetimin görevi devralması için de yan yana durmak tarihi, siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bence. İlgiyle, heyecanla izleyeceğiz bu çalışmaları buradan. Bize de bir şey düşerse hazırız elbette, bir haber yollaman yeterli.

    Değerli dostum,

    Hatırlar mısın bilmiyorum, 2001’de Diyarbakır’a gelmiştin, bir konferans için. Ben o sıralar İHD Diyarbakır şubesinde görev yapan genç bir avukattım. E haliyle sen de çok gençtin 🙂 OHAL devam ediyordu, kaldırılmamıştı daha. Panel, konferans izni almak çok zordu. Yine de o konferans için izin koparılmıştı.

    Zar zor ikna etmiştik seni

    O zamanlar, bütün konuşmacıların nüfus kayıt örneklerinin, ikametgah senetlerinin ve sabıka kayıtlarının etkinlikten önce emniyet müdürlüğüne verilmesi gerekiyordu. Bürokratik işlemlerle ben uğraşıyordum. Arayıp senden de bu evrakları istemiştik. Yadırgamıştın önce. “Öyle şey mi olur” demiştin. Zar zor ikna etmiştik seni. Diyarbakır’da misafirimiz olmanı, konferansa katılmanı çok istiyorduk çünkü.

    Tüm konuşmacıların evrakları gelince de başvuru için Emniyet’e gitmiştik. Polis amiri evraklara şöyle bir bakıp “Bir Ermeni’yi de mi çağırıyorsun” demişti. Yüzünde bir küçümseme, belki de tiksinti ifadesi vardı. Öfkeden kulaklarıma kadar kızardığımı hissediyordum. Aramızda bir tartışma, bir kavga çıksa etkinliği yasaklayacak adam. Derin bir nefes alıp “O Ermeni’yi özellikle çağırıyoruz. Zamanınız olursa gelip dinleyin, belki siz de bir şeyler öğrenirsiniz” demiştim. Bu sözlerim üzerine, adam bana da iğrenerek bakmıştı.

    Birileri senin insanlığını görmüyor

    Neyse izin çıkmıştı bir şekilde, hepiniz gelip konuşmuştunuz, başarılı ve etkili bir konferans olmuştu hatırlarsan. Ama ben sana söylemeyi hep unuttum o günden sonra. O zaman fark etmiştim ki birileri senin insanlığını görmüyor, Ermeni olmanı kendine dert ediyor. Bunu söyleyen bir polis amiri olunca da insan tedirgin oluyor haliyle. Vatandaşın güvenliğinden sorumlu kişiler böyle düşünürse kim kimi koruyacak o halde, değil mi?

    Aradan çok zaman geçti ama neyse sen yine de dikkatli ol her zaman. İnsan hapisteyken, sevdikleri için daha hassas oluyor, ne bileyim işte. İçimden hatırlatmak geldi, yazdım. Öff ya, can sıkıcı bir konu oldu, geçiyorum bunu.

    Rakel Abla nasıl bu arada? Çocuklar, Agos’takiler, iyi mi hepsi? Abdullah ile birlikte çok selamımız var, sevgilerimizi ilet lütfen. Biliyorsun, benim de bir kızımın adı Delal, tesadüf olmuş ama güzel olmuş 🙂 Delaller hep özgür ve mutlu yaşarlar umarım.

    Yazacak çok şey var aslında ama ben dışarıya bırakıyorum gerisini. En kısa zamanda ailecek bir araya gelip keyifli bir sofranın etrafında bitimsiz muhabbetlerimiz olsun diyorum. Rakel Abla ile birlikte güzel mezeler hazırlarız, ben çalarım sen söylersin belki.

    Ne feryad edersin divane bülbül,
    Senin bu feryadın anam gülşene kalsın.
    Bu dünyada eremezsen murada,
    Huzur-i mahşere anam divana kalsın.

    Saygıyla, selamla güzel insan,
    Görüşeceğiz bir gün…

    Selahattin Demirtaş
    Edirne Hapishanesi