• 268 syf.
    ·9/10
    Bu kitabı geçen sene bitirmiştim. Ama unutacağım şeyler olduğunu fark ettiğim için bir inceleme altına almak istedim:)

    Ömer, Macide, Emine Teyze, Galip Amca, Semiha, Bedri, Nihat ve diğerleri..
    Sabahattin Ali karakter tahlillerini o kadar iyi irdeliyor ki her kitabında etrafımızda hala bu karakterde bir çok insan mevcut olduğunu görüyoruz. 
    Her okuduğumuz karakteri özümseyeceğimiz kelimelerle bizim içlerimize yerleştirmiş..

    Sabahattin Ali insanları müthiş gözlemlemiş, harika yorumlamış ve dile getirmiş. Bazı şeyleri görürsünüz ama güzel bir şekilde dile getirip anlatamazsınız. Ama Sabahattin Ali bu konuda muazzam yetenekli bir şahsiyet.

    Her insanın içinde de bir şeytan vardır. Şeytandan kasıt, her insanın içinde iyi olduğu kadar kötü de vardır. Öyle anlar vardır ki bir tercih yapmak zorunda bırakır hayat sizi. Ya bir ömür boyu vicdanınız rahat edecektir; kendinizden vazgeçeceksinizdir ya da vicdanınızı görmezden gelip kendi yararınızı gözetmek zorunda kalacaksınız. Yaptığı bütün hataları içindeki şeytana yükleyen, aşık bir adam var kitapta...
  • "Ah gençlik çağında ölen hanım arkadaşım, ah ne yazık ki öyle birini tanıdım! - Yoksa şöyle derdim: Sen bir budalası! Bu dünyada aramakla bulunamayacak birini arıyorsun! Ama onu tanıdım, her halimi ona gösterebildiğim için karşısında kendimi olduğumdan daha değerli hissettiğim ve o yüreği büyük insanı hissettim. Yüce Tanrım! Onun yanında tek bir yeteneğimin bile işe yaramadığı oldu mu? Onun yanında geliştirebildiğim o muhteşem duyguyla, yüreğim doğayı sımsıkı kucaklamadı mı? Arkadaşlığımız sonsuz bir çabanın ürünü, çok hassas duygularla küstahlığa varan bütün hallerin nitelenebilineceği çok keskin bir zekanın buluşması değil miydi? Ya şimdi?-Ah, yaşadığı yıllar onu benden önce mezara götürdü. Onu asla unutmayacağım, ne onun sarsılmaz aklını, ne de tanrısal sabrını unutacağım. "
  • 142 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Geçen haftalarda kitapçıda dolaşırken uzun süredir Marquez kitabı almadığımı fark ettim. Amacım sadece hemen tüketmemekti, eski kitaplarının satırlarında gezdim durdum hep ancak artık almam gerektiğine karar vererek elim Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ne gitti. İyi ki de öyle olmuş, iyi ki de o gün yeni bir kitabıyla yelken açmak istemişim çünkü Marquez benim için her zaman bambaşka bir dünyaya kapı açıyor. Onun Macondo’sunda gezmek, onun eleştirel ama mizahi üslubundan bir yudum almak her zaman ilaç gibi gelmiştir. Canım çok sıkkın olduğunda ya da birazcık kopmak istediğimde kendimi onun kasabasında, onun insanlarını gözlemlerken bulurum. Evde olmadığım zamanlarda bile mutlaka onunla buluşmak için bir kitapçıya girerim. Birkaç sayfa oku ve rahatla. Formül basit.

    .

    Kutsal Timsah’a ithaf edilen Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ni okumaya başlarken yine düşük bir ruh hali içindeydim. Aslında okuma listeme alma nedenim de buydu. Emindim ve biliyordum ki Maconda’da gezerken kendi derdimi unutacağım. Ve de öyle oldu. İlk öykülerde Macondo’dayım ya da değilim tam idrak edemedim ama tanıdık kişileri görmek, onlarla yeniden buluşmak güzeldi. Tüm öykülerde diğer Marquez kitaplarından esintiler alacaksınız zaten Macondo klasik Mocondo işte, güzel, büyülü, insanları garip ve eleştirilesi… Ancak ben tam bir Marquez tadı alamıyorum diye üzüntüden bitapkeeeeeeen son 3 öyküye sıra geldi. Aman Allahım! İşte Marquez dedim, işte benim gerçek Macondom. Öykülerin isimleri: Cumartesiden Sonra Bir Gün, Yapma Güller, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni.

    .

    Cumartesi’den Sonra Bir Gün’ü okurken mizahi ögeleri daha çok görecek: “Ah, Marquez sen yok musun seeeen.” Diyeceksiniz. Yapma Güller’i okurken minik bir ailenin, 3 kadından oluşan bir ailenin hayatına konuk olacak gözleri görmeyen ihtiyarı sevecek, tecrübeleri ve sezgilerine şaşacaksınız. Ayrıca biraz da dışlanıyor mu umursanmıyor mu ne? Kadıncağıza üzüleceksiniz. Doğru saptamaları ve lafları dinlenmedikçe sürekli ben deliyim deyip durdu. Onun bir cümlesi beni çok etkiledi: “ ‘Ben deliyim’ dedi kör kadın. ‘Ama görünüşe bakılırsa, sağa sola taş atmaya başlamadıkça beni tımarhaneye yollamayı düşünmüyorlar.’” Ve sıra geldi son ve vurucu öykü olan Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ne. İşte esas Marquez, esas eleştiri, esas Macondo: Hırslı, gözü aç, nankör, çıkarcı… Ve onlardan türeyen aynı özellikli devlet büyükleri, rahipler, papalar. Ve işte karşınızda Marquez ve sivri eleştirileri. Son sayfalara ba-yıl-dım. Bayıldım! Sadece bu son öyküsüyle sayfa sayısı olarak kıyaslarsam Yaprak Fırtınası gibi bir güzellik çıkarmış ama o birkaç sayfalık bir öykü tercih etmiş. Yine de insan şaşıyor, her şeyin azıcık sayfalara sığmasına şaşıyor.

    .

    Hayatımız gibi aslında öyküler değil mi? Kısa ama içi dolu. Bakınca minicik, kısacık geliyor ama detaylı bir analiz yapınca içinden bir dünya doğuyor. Yaş aldıkça, dönüp bakınca: “ hangi ara yaşamışım bunca olayı, hangi ara hissettim o kadar duyguyu?” deriz ya, öykü okumak böyle bir şey bana göre. Az sayfada çok şey anlatma yeteneğine sahip her yazara selam olsun. Ve ayrıca:

    Hala seviliyorsun canım Marquez. :*
  • Dakik bir insanım genelde. Ne zamandır öyle hatırlamıyorum ama geç kalıyorsam başka bir yerden yetişmeye çalıştığım için, trafik olduğu için bazen bir günde beş işi birden halletmeye çalıştığım içindir. Sabaha karşı 5'de uyuyup, saat 7'de olan randevuma yetiştiğimi bilirim.
    Çok zor reddederim.
    -konusabilir miyiz?
    -olur.
    -gelebilir misin?
    -olur.
    -gider miyiz?
    -olur.
    Herkese ayıracak vaktim olduğu için değil, kendime ayırdığım vaktim hiç olmadığı için.
    Olsun.
    Yaparım elime yapışmaz, giderim ayaklarim aşınmaz..
    Çeyrek asırlık ömrümde bir kere geç kaldım sadece.
    Kendi ellerimle.
    Sonra bir daha hiç yetişmek için koşmadım birine..
    Bazen bir türkünün ortasında buluyor beni, bazen bir yolculuk esnasında.
    Dişlerimi sıkıyorum.
    Ağlarsam unutacağım, ağlarsam açılıp rahatlayacağım.
    Ben onun uykularımı bölüşünü seviyorum, ağlarsam rahat bir uyku uyuyacağım..
    Bir daha hiç koşmadım birine, bir daha hiç ağlamadım içimi çeke çeke..
    Dudağım büzülür en fazla, boğazım düğümlenir yutkunurum gider belki.
    Niye bu kadar türk filmi izledim ben küçükken, bilmem ki.