• 560 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Masallarla kadının zengin ve çok eski çağlara dayanan tarihinin en eski çağlardaki içsel/duygusal dayanaklarına ve deneyimsel kökenlerine bir yolculuk sayılabilecek bir kitaptan söz etmek istiyorum ama bu şahane esere geçmeden önce yazarı ile ilgili bir-iki bir şeyler öğrenelim; Clarissa P. Estes, bir şair ve psikanalisttir ve mesleki hayatı boyunca bir çok ihtiyaç duyana yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi anlamına gelen ‘cantadora’ olarak da tanınan bir kadındır.

    Bir dönem Sigmund Freud’un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışan Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung’un görüşlerinin takipçisi olur.

    Clarissa P. Estes’in Türkiye’de baskı üstüne baskı yapan kitabı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’, çok eski zaman masal ve öykülerinden yola çıkarak ve bunları analiz ederek, kadınların tarihine dair anlatılarda fazlaca el atılmamış bir boyuta dokunuyor, bu temaslarını Carl Gustav Jung’ın Dört Arketip kuramına dayanarak açıklıyor.

    Masal bizi, somut maddi dünyanın verili koşulları ile bağlı olmayan, neden sonuç ilişkisinin uzağında, zaman-mekan kavramları ile yeryüzüne ait canlı türlerinin dışında düşünmeye ve özgürce hayal etmeye sevk eden olaylar bütünüdür. Olaylar gerçek hayatın fiziksel ve toplumsal kurallarından bağımsız bir oluş ve işleyişe sahiptir, masallarda. Fiziksel dünyanın engelleri ile toplumsal engelleri hayal ile aşan insan zihninin zengin hayal bahçesinin meyveleridir bir bakıma da.

    Bu kısa hikayeler, zaman içinde, sistemler ve toplumlar içinde şekil ve mesaj değiştirerek, dönüşerek, egemen kültürün unsurlarıyla donanarak orijinal, ilk hallerini yitirse de, çok kaba hatlarıyla olsa da evrensel değerleri hatırlatır bizlere. İyilik-kötülük, dostluk-düşmanlık, vefa-vefasızlık, bencillik-özgecilik, kurnazlık-masumiyet gibi zıt ikilikler arasında başına gelen belalarla mücadele eden iyi kahramanın zaferi, kötünün cezasını bulması gibi pek çoğu klişe örüntülere sahiptir. Ancak, bu örüntülerin, tarihsel olarak taşıdıkları mesaj, o kadar derinlerde kalmıştır ki masalları çözümlemek, Clarissa P. Estes’in yaptığı gibi arkeolojik bir kazı ile orijinal elementlerini ortaya çıkarmayı gerektirmektedir.

    Kitap, kadını, erkeği, çocuk veya genç kızı/genç erkeği, dünyanın ve insanın çeşitli halleri içinde, başlarına gelen dünyevi belalar ve çıkmazlar içinde nasıl çıkar yol bulduklarına, yanlış yol/yöntemler seçtiklerinde nasıl yıkıma sürüklendiklerine dair masalların izini takip ediyor. Bizi masalların sembolik unsurlarını ve psikolojik arka plan çözümleriyle “kadının kendisini çözme ve anlama yolculuğu”na çıkarıyor, bunu yaparken de esas olarak kadının içsel dünyasında geçmişle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

    Kitaptaki 16 bölüm içinde yazar, derindeki cevherleri çıkarmak için kazı yapar gibi, bu eski masal ve öykülerin içerdiği işlevsel bilgi ve deneyim birikimini açığa çıkarıp uzman gözü ile analiz ediyor.

    Clarissa P. Estes, masal ve öykülerin analizi aracılığıyla eskiye ait ve işe yaramaz bir bilgi yığını yerine toplumsal tarihimizin bireysel izdüşümlerini oluşturan davranışlarımızın kaynaklarıyla bağ kurmamızı öneriyor. Kendi sözleriyle bu kitapta “...kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o bir kapıdır.

    Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yolunda gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuş”tur.

    Kitap son derece başarılı oldu, 18 dile çevrilerek defalarca basıldı. Birçok uzman, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın feminizme yeni bir bakış açısı getirdiği ve bunu okura büyülü ve muzaffer bir şekilde sunduğu doğrultusunda beyan verilmiş ve bu zümrece kabul görmüştür.

    Kitabın temel fikri; Her kadının içinde vahşi bir ruh bir kurt ruhu olduğudur. Bu ruh, onun doğal varlığından kaynaklanan canlı ve güçlü bir enerjidir. Bu dişi hayvan aynı zamanda şiddetlidir kendini avcılardan korumayı bilir ve tecrübe eksikliği ya da safdilliği aşmayı başarır. Kurt, güçlüdür ve uzun süre uykuda olmuş bile olsa gücünü göstermesini bilir.

    Bu fikir üzerinden yola çıkarak değerlendirecek olursak günümüz kadınları İnanılmaz başarılar elde ederek güçlü konumlara ulaşmış olsa da vahşi kurt özlerinden hâlâ çok uzaktalar. Her ne kadar “Kadın olmak bir ayrıcalıktır” dense de kültürümüz bu gerçeği gömmektedir ve nice kadın bunu kendilerine dahi itiraf etmemektedir. Halen pek çok kadın erkekleri taklit ederek bağımsız olmaya çalışıyor.Ama vahşi kadın bir erkek değildir. Dişiliğini takdir eden vahşi ve kararlı bir kadındır. Esasen vahşi bir kadın kimsenin onun vücuduna hâkim olmasına izin vermez. Yalnız ya da bir partnerle dans eder. Çevresindekileri kucaklayıp sarar. Neşelidir ve iç sesiyle arzularıyla bağlantılıdır. Kaç kilo olması, ne zaman çocuk sahibi olması ya da başkalarının onayı için neler yapması gerektiğini kimse söyleyemez ona… Hisleriyle hareket eder,onlar duygulardan önce gelir, bunlara mantık da eklendi mi daha derinlere inen köklere sahip olur. Hisler kişisel deneyimlerle oluşur ve bu yüzden de durumsal değişkenlere bağlı değildir… Daha güvenilir, daha iyi.

    Clarissa P. Estes, “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının istediklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor.” derken bu konuda tercih yapmamız gerektiğini öne sürüyor. İlerleyen paragraflarda kendimizi tanımanın, ayırt edici özelliklerimizi bilmenin bir beceri olduğunu öne sürüyor, kendi kişiliğimizle ön planda durarak benliğimizi gözlemleme fırsatı bulup, eylemlerimizi değerlendirme ve bunlardan sonuçlar çıkarabilme yetimizi geliştirdiğimiz konusu üzerine vurgu yapıyor.

    “Güçlü olmak kas yapmak anlamına gelmez. İnsanın hiç korkmadan kendi aydınlığıyla buluşması, kendi usulünce vahşi tabiatıyla yaşaması demektir. Öğrenmek, bildiklerimize dayanabilmek demektir. Ayakta durmak ve yaşamaktır.”

    “Sevilmeye duyduğumuz gizli açlık, hiç güzel değil. Sevgiyi eksik ve yanlış kullanmamız hiç güzel değil. Sadakat ve bağlılıktan yoksun oluşumuz sevgisizlik getiriyor. Ruhsal siğiller, yetersizlikler ve çocukluk hayallerine dayalı ruhtan ayrılmış hâlimiz çirkin.”

    “Sürgün, eğlenmek için arzulanacak bir şey olmasa da, beklenmedik bir faydası var; sürgünün hediyeleri çoktur. Zayıflığı darbelerle çekip atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, hızlı kavrayış sağlar, sezgiyi arttırır, keskin gözlem gücü ile ‘içeride olanın’ asla elde edemeyeceği bir bakış açısı verir.”

    “Yine de, en dolu haliyle aşk bir ölüm ve yeniden doğuşlar dizisidir. Bir aşamayı, aşkın bir yönünü bırakıp başka birine gireriz. Tutku ölür ve geri getirilir.”

    “Yeniden yeni bir şey ekip yetiştirmek için en iyi toprak kaya dibidir. Bu anlamda, son derece acı verici olsa da, kaya dibine vurmak da yeni yaşamı ekmenin zeminidir.”

    “Nefes alırken, nefesimizi alıp verirken, hata yapamayız.”

    Kitap alıntılardan da anlaşılacağı gibi ‘Kendin ol.’manın yanı sıra ‘Güçlü ol.’, ‘Uzaklaşmak kendini keşfetmenize izin verir.’gibi cümlelerin altını dolduran yazarımız, ‘Kendinizi sevmediğinizde ne olur?’ sorusuna da cevap veriyor bu eserinde. ‘Özgün Sevgi’, ‘Dibe Vurmak’, ‘Gerçekçilik’ kavramlarını mit ve masalları baz alarak analiz ediyor ve olmazsa olmazımız duygularımızın önemine de değiniyor.

    Dr. Clarissa P. Estes, en bilinen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar’da erkek egemen ve kapitalist düzen içerisinde gücünü fark edebilmeleri için kadınlara doğal ve uygulanabilir birçok yöntem sunuyor. Bu yolda kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal ve yabanıl sesi keşfetmek olduğunu; bu sesin kadınlara yaratıcılık ve gücün kapılarını açacağını ileri sürüyor.

    Kurtlarla Koşan Kadınlar ilk yayımlandığı günden biri dünya çapında birçok kadının yaşamını derinden etkiledi.

    İşte, vahşi benliğini ortaya çıkarmak isteyenlere 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından öneriler;

     Dünyaya binlerce yıldızlı gözle bakmak için iç sesini ve sezgilerini yabana atma! Onlara kulak ver, sahip çık.

     Her beden güzeldir, yalnızca bunun farkına var! Günün modasına ve kalıplarına uygun olmadığı için bedeninin güzelliğini yok saymak onun sonsuz mutluluk hakkını elinden almaktır.

     'Bilinmeyen' yüzünden korkup adım atmaktan çekinme! Karanlık bilinmeyen bir kadının yolunu aydınlatacak en önemli etmenlerden biridir.

     Gerçekten kim olduğun konusunda kendini cesaretlendirmekten korkma!

     Yaşam süren içerisindeki zamanı korumayı bil. Kendi zamanına sahip çık ve başkalarının onu parça parça çalmasına müsaade etme.

     Güvenli limanlarını terk etmekten korkma...

     Hayat/ölüm/hayat doğasını anla ve onunla yüzleş!

     'Yırtıcı' olandan kendini sakınmayı öğren.

     Yaralarından utanma ve yaraların hayat boyu kendi dönüşüm gücünü yeniden keşfetmene yardımcı olduğunu anımsa...

     Gülmenin hayat verici gücünü ve içinde barındırdığı tinselliği unutma!

     Kendi içindeki alevi közlemek, kendi gücünü ortaya çıkarmak için etrafında seni koruyan bütün güçlerden kurtul!

     Bütün hikâyeler şifadır! Hikâyeciliğin, kadınlar arası hikâye paylaşımının şifacılığına itibar etmekte fayda var.

     Dibe vurmak tam anlamıyla acı dolu olsa da yeniden başlamanın tohum ekmenin, filizi beklemenin başka bir adıdır. Vurulan dibin sahip olduğun vahşi benliği filizlendireceğini unutma...

    Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yazarın yirmi sene boyunca masalları ve halk hikayelerini harmanlayarak, araştırarak ve çözümleyerek yazdığı tam bir başucu kitabı.

    Doğadaki bağımızı güçlendirmek ve asla kopartmamak gerekirken, sezgilerimize ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlatan Kurtlarla Koşan Kadınlar, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her kadın okumalı, arada toplanmalı, her kelimeyi, cümleyi yakalayarak tartışmalı.

    Öyle roman gibi değil… her gün az az. Okurken, arada topraklanma ihtiyacıyla dışarı çıkarak yürüyüş ya da koşu yaptıktan sonra gelip yeniden okumaya devam etmeli…

    Ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sormadan geçemeyeceğim. Şu alıntı kadınlara dair en büyük gerçekliği anlatmıyor mu? “Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor.”

    https://aklinizikesfedin.com/...kitabindan-7-alinti/
    https://aklinizikesfedin.com/...nde-bir-kurt-vardir/
    https://onedio.com/...indan-13-ders-763487
    https://ekmekvegul.net/...ak-hafizasini-aramak
  • 436 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba sevgili okur, yapacağım yorum tüm seri içindir.
    ••• Mecbur adamın hikayesi, İnce Memed serisini 2018 yaz aylarında okumuştum. Yaşar Kemal ile tanışma kitaplarımdı.Doğduğum,büyüdüğüm,yetiştiğim hatta şu an yaşadığım toprakları anlatmasına rağmen bir türlü okumak kısmet olmamıştı. Ancak başladığım andan itibaren farkettim ki çok şey kaçırmışım.Kitapları arka arkaya soluk almadan okudum diyebilirim. Okurken hem kitap bitecek diye üzüldüm hem de bir sonraki sayfada ne olacak diye hızlı hızlı okudum. Kullandığı yöresel kelimeler günümüzde bile hala kullandığımız kelimelerdır. İnce Memed Bir efsane mi yoksa gerçekten yaşamış bir kişi mi karar veremiyorum. Bu konuda fazlaca araştırma yaptım yaşça büyük insanlarla görüştüm, kiminle konuşursam konuşayım mutlaka bir akrabalığı olduğunu iddia etti Hatta Safiye(ince) Memmet diyorlar.
    ••• İnce Memed’in yürüdüğü yollarda yürümek, ‘bak şurda bu olay başına geldi’ diye hatırlamak bir ayrıcalık olsa gerek.
    ••• İnce Memed gerçek mi yoksa bir şehir efsanesi mi bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da bir insan mecbur kalırsa neler yapabilir bize onu gösterdi. Yaşar Kemal boşuna dememiş ‘mecbur adamın romanı’ diye.

    ••• Serinin en sevdiğim kitabı 1. kitap oldu.İnce Memed’i, Seyran’ı, Ramazan Çavuş’u, Topal Ali’yi, Hürü Ana’yı hep hatırlayacağım...

    ••• Her kitaptan bir kaç alıntı yaptım en sevdiğim ise ilk alıntıdır.
    İşte bunu yapmamalı. İnsanla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. (1)
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç.(1)
    Elinizi iyice vicdanınıza koyun… Vicdanın karışmadığı işte iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan…(1)
    Yüreğinin gizlisinde bir sızı var.(1)
    “Hiç canını sıkma. Kafdağının gecesine düşen ışık bizim de gecemize yağmıştır. Düşmez kalkmaz bir Allah… Her tepenin başından yepyeni bir gün doğacak. Allah birdir ama, kapısı bin... Kul sıkışmayınca hızır yetişmez.” (2)
    Bu kadar değerli bir şeyi elde etmek o kadar kolay olmamalıydı. (2)
    İnsan, tanıdığını sandığı insanı kendisine benzeterek tanır.Bir insan ne kadar sana benzerse, o kadarda benzemez.(3)
    ...dünyada bir şey vardır her şeyden beter, ölümden de zalim, o da ölüm korkusu… (3)
    Biliyorum, yürek bir fırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz, biliyorum olmaz… (3)
    Anlamadım bunlar nasıl insan. Bunlar, işlerine gelince bugün böyleler, gelmezse yarın şöyleler. Kurban olayım Ali kardaşım, ben bunların insanlıklarından bir şey anlamadım.(4)
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir. İnsan ölür, ölüm haktır. En kötüsü, beteri, dayanılmazı umudun ölmesidir, sen bizim umudumuzu neden öldürdün…(4)
  • İnsan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her yolunu deniyor. İşte insanın değişmez yazgısı!
  • Siz dilediğiniz şarkıyı söyleyin yine
    Yine karamelalarla kandırın küçük kızları
    Irzına geçin torunlarınızın
    O sapık arzularınız yükseltecek sizi
    O karanlık odaların başıboş rahatlığı
    Varın dilediğiniz gibi yaşayın artık
    Bir gün bütün günahlarınız bağışlanacak Tanrı katında
    Ne cehennem ateşleri ne o köprüler kıldan ince
    Sizin için değil
    Siz öyle Tanrıların böyle kullarısınız işte.
  • 176 syf.
    Sabahattin Ali’nin vefatının üzerinden 70 yıl geçince, yani 2018 bitince yazarın bütün eserleri teliften düştü. Böylece isteyen her yayınevi, onun kitaplarını basma şansı elde etti. Nitekim uzun süredir YKY’nin bastığı kitaplar aralarında büyüklerinin de olduğu pek çok yayınevince basıldı. Hikayeler yer değişti, tek basıldı, toplu basıldı, adları değişti vesair…

    İşte öyle bir kitap da Doğan Novus tarafından basılmış. Adı, Aldırma Gönül. Doğrusu güzel bir isim tercihi. Çünkü söz konusu şiir, Türkiye’nin en popüler şarkılarından birine çevrilmişti.

    Birkaç gün önce iş yerime geldiğimde büyük bir eksiklik hissettim. Çünkü gün içinde fırsat buldukça okuyacağım kitabı evde unutmuştum. Hemen en yakın kitapçıya gittim ve orada 10 lira bedelle satılan Aldırma Gönül’le karşılaştım. Ali’nin külliyatını okumuş bir okuruydum. Şöyle bir içine bakınca tamamen alıntılardan oluşan bir kitap olduğunu gördüm. Kitap okumamaktansa, bunu okumak yeğdir diye düşündüm ve aldım. Gün içinde de bitirdim zaten.

    Kitabı Kevser Aycan Aşkım Saroğlu adlı bir hanımefendi derlemiş. Daha doğrusu kopyalayıp, yapıştırmış. Doğan Kitap editörlerinden birisi olduğunu anlıyoruz. İki sayfalık bir sunuş yazmış. Sonrası…

    Sonrası tamamen kopyala yapıştır. Hiçbir kronoloji yok, not yok, düşünce yok. Kopyala ve yapıştır…

    İnsan bir eser incelemesi yapar, alıntının kendindeki karşılığını yazar, Ali’nin hayatından bahseder, o söz yazıldığında neyi düşünmüştü, neredeydi falan… Bir şeyler yazar değil mi? Hiç biri yok. Hiçbir şey yok.

    Ölmüş bir yazarın ticari olarak sömürülmesinin sözlük karşılığıdır bu kitap…

    Bitince aklıma şöyle bir şey geldi: Kitap yazma tarifi!

    Birkaç saat içinde nasıl kitap yazılır? Buyurunuz.

    Öncelikle 1000kitap’tan bir yazar seçiyoruz. Kim olsun? Diyelim ki, Stefan Zweig. Satış değeri olan bir yazar mı? Evet. Hayırlı olsun.

    Zaten pek çok kitabını okumuştunuz ki, okumasanız da fark etmez! Hakkında yazdığınız ya da yazılmış incelemelerden birini alıp, küçük birkaç dokunuş yapınız. Kopyalayıp, yapıştırınız.
    Böylece kitabın girişi tamamdır. Eğer arzu ederseniz üstüne bir çay kaşığı kadar, aman yani, bir iki cümleyle sevgili anneme, arkadaşım falancaya diye ithaf bile yazabilirsiniz!

    Sonra, Stefan Zwieg sayfasına giriyorsunuz ve alıntıları tıklıyorsunuz. 72.734 alıntı varmış. Ama olsun, gözünüz korkmasın. En baştakileri kopyalayın…

    Mesela, “Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu"

    İşte yaptım. Ne kadar da kolay! Bir tane daha yapalım hemen;
    “Belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla...- Amok Koşucusu”

    Aaa… Valla çok kolaymış. Böyle 200 kadar alıntıyı yapıştırdığınızda bırakın. Zaten kitapta her sayfada en fazla iki alıntı olacak.

    Tekrara düşerseniz de sorun değil. Zira Aldırma Gönül’de Uzakta şiirindeki “Sen yokken nasıl yaşanır?” dizesi iki yerde geçiyor. Yazarın, daha doğrusu kopyalayanın bile dikkatini çekmemiş.

    Evet, böylece ne yaptık? Küçük bir sunuş ve 200 kadar kopyalama alıntıyla, Word belgemizi hazır hale getirdik.

    Gerisi yayınevinin işi…
    Kapak mapak ayarlarlar işte…
    Afiyet olsun…

    Birkaç ay sonra da bir Dostoyevski kitabı çıkarırız evelallah...

    Not: Kitaba 1 puan verdim. Ama o not Ali'nin değil, onun notu çok yüksek...
  • 383 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    Bazı yazarlar sisteminizden öyle kolay kolay çıkmaz. Damarlarınızda gezinir, gezinir, punduna getirip elinizden iradenizi, gözünüzden sürmenizi çalar da ruhunuz duymaz.

    Ben de farklı sularda deneyim kazanayım diye şöyle bir döndüm dolaştım sonra bir baktım ki elimde yine bir King kitabı. Okuma skalama göre en çok Stephen King kitabı okumuşum. Hiç de şaşırtıcı değil benim için. King usul usul dokuyor büyüsünü, sonra bir bakmışsınız iliğinizi kemiğinize kadar dehşete kapılmışsınız. King’ in kitapları sadece konularının yaratıcılığı ile değil, karakterlerinin gerçekliği ile sizi sizden koparır. Artık hikayenin kahramanı sizsinizdir. Dehşet, çaresizlik, korku, tiksinti, hırs, artık hikayenin başrolünün değil de sizin damarlarınızda gümbürder.

    Bu kitabı hikayelerden oluşuyor. En ünlüsü kitaba adını verip , filmi de çekilen ‘’ Sis’’ tabi ki. Beni etkileyen hikayelere Tanrıların Bilgisayarı, Maymun ve Raft’ ı da ekleyebilirim. Nona’ dan ise pek hoşlanmadım.

    Bu çeviride sadece sekiz hikaye var.
    * Sis
    * Tanrıların Bilgisayarı
    * Raft
    * Maymun
    * Nona
    * El Sıkışmak istemeyen Adam
    * Yaşama Hırsı
    * Kabil Canlandı

    Kitabın 22 hikayenin tamamının bulunduğu geniş versiyonu da çıkmış bilesiniz.

    Genel olarak ise her zamanki gibiydi işte; MUHTEŞEM !