• 352 syf.
    ·Puan vermedi
    Sarah Jio – Son Kamelya

    Uzun zamandan sonra gine ben ve incelemem, umarim severek okursunuz...

    Cok farkli bi kitap neden derseniz her duyguyu barindiriyor icerisinde. Ask, duyguallik, savas, cinayet belki de daha fazlasi. Insani oyle dusunduruyor ki... Iki farkli kisinin dillerinden dokulen hayat hikayesini anlatiyor. Biri asil adi Amanda olan Addison Sinclar, biri ise Firinci kizi Flora Lewis... Ama kim bilir ki bu iki kisinin hayatlari bir yerde kesisecek... Ve ikisininde hayatlari cok benziyor ki birbirlerine. Ikiside aci cekerek yasamis bu hayati. Guzel kesitleri belkide cok az var kitapta... Gecmisteki adini cani Sean yuzunden degistirmis olan Addisonun, sonra kendisine guzel bir hayat kurmak icin ugrasmis ve basarmis. Cok savasci bi kadin olarak nitelendiriliyor kendisi cunku 4 gun olumle mucadele edip hayatta kalmayi basarmis... Flora ise, ahh Flora... Maddi skintidan dolayi kendisini bi fidan kacakcilarin elinde bulmus... Son Kamelyayi bulmak icin Livingston Koskunde dadi olarak yasamaya baslamis... Lord Livingston’un 4 cocuguna bakiyor, cocuklar, Nicholas, Abbott, Katherine, Janie... Ah Son Kamelya sen neymissin... Middlebury Pembesi... Hayatinin askinin orada oldugunu bilmeyerek ama ayni zamanda hayatinin sokunu ve en aci gercegi yasayacaginihic tahmin etmeyerek... Kim tahmin edebilir ki... Yasamadan kimse bilemez bazi seyleri...

    Lord Livingston, esi Leydi Anna’nin olumunden sonra hayatina birden fazla kiz giriyor ve bu kizlar tek tek oluyor ve bahceye gomuluyor ama bunu Lord Livingston yapmiyor... Ben kimin yaptigini son sayfalarina kadar cozemedim...

    Leydi Anna’nin olumunu de o kisi yapti saniyorsunuz ama kitabin son sayfalarin en aci gercek olarak bunu ogreniyorsunuz... Duygusal yer size bekliyor....

    Sonu cok guzel bitiyor cunku Leydi Annanin en sevdigi cicek “Middlebury Pembesi Kamelya” sonunda dogayla bulusuyor...
    Ben cok sok oldum bazi bolumlerinde ve gercekten etkisinde birakan bir kitap... Umarim sizde okuyup benim aldigim etkiyi alirsiniz... Tavsiye elbetteki ederim bu kitabi 🤗

    Kitabini bulamayip benim gibi PDF okumak isteyenler icin linkini bunun altina yerlestiriyorum... 🤗
    https://docviewer.yandex.com.tr/...DgwMn0%3D&page=1
    Keyifli Okumalar Herkese :)
  • Ben Marslıyı sanırım bir sene önce okumuştum ve doğruyu söylemek gerekirse ilk başlarda yarım bırakmayı düşünmüştüm. Bunun sebeplerinden biri ilk okuduğum bilim kurgu kitabı olması, ikici bir sebep ise kitapta gerçekten teknik bilgilerin fazla olmasıydı.

    Peki şimdi soracaksınız bu kitaba nasıl aşık oldun. Evet, ilk başlarda teknik bilgilerin çok olması sizi sıkıyor ama sonlara doğru kitap sizi öyle bir içine çekiyor ki, yazar size kimyanın en karmaşık formülünü bile anlatsa merak edip okuyorsunuz.

    Birde o baş karakter yok mu? Zekasıyla insanı büyülüyor. Zekasının yanında keskin bir dilinin de olduğunu unutmayalım.

    Yani toplamak gerekirse içinde teknik bilgilerin olması sizi sıkabilir ama bunu sorun etmeyip okumaya devam ederseniz bittiğinde iyiki de okumuşum diyeceksiniz. Eğer okuma tarzlarımızın benzediğine inanıyorsanız bunun garantisini verebilirim. Yazarın anlatımı tarzı ve kurgu gerçekten mükemmel.

    Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse Mars'a araştırma yapmak için giden bir grup astronotan biri olan Mark Watney'in öldü sanılarak Marsta bırakılmasını ve baş karakterimizin Marsta tek başına yaşama tutunmaya çalışmasını okuyoruz.
  • Sadece ölmekten korkanlar randevuyla gidilen amaçlara sahiptir. 4 yıl sonra mutlaka mezun olur, 6 yıl sonra bir işe girmezse delirir; 10 yıl sonra bir yolunu bulup ev alır, 50 yıl sonra da en fazla on farklı ölümden biriyle hayatı terkederler. Randevuyla mı geldin dünyaya ...! Ne geç kalması! ne erkeni! Varsa yolun yürü yoksa da otur, öyle dur.
    Hakan Günday
    Sayfa 124 - Doğan kitap
  • 'Öyle bir ülke düşünün ki en eğitimli insanları, hatta profesörleri “klasik Türkçe" demek olan “Osmanlıca”yı yabancı bir dil sanıyorlar. Ana dillerini adam gibi konuşamıyorlar. Üniversitelerinde yabancı dille eğitim yapılıyor. Öyle bir ülke düşünün ki üniversite mezunları tarihlerini bilmemekle övünüyorlar. En milliyetçisi de, en Batıcısı da Batılı referanslarla konuşuyor.

    Osmanlı’ya her şekilde hakaret ediliyor. Memlekette bir tek tarihi şehir bile bırakılmıyor. Bu yıkımdan Safranbolu gibi birkaç kasaba ancak kurtulabiliyor. Öte yandan tam 550 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapan İstanbul’da bırakın bir semti, bir cadde bile tarihî hâlinde bırakılmıyor. Bir ülkenin her yanına atom bombaları atılsa ancak bu kadar tahripkâr olabilirdi.

    Yanıbaşımızdaki coğrafya ve uygarlık birikimimize uzun yıllardır sırt çevirdik. 600 sene yaşamış Osmanlı, onun öncesinde Afganistan’dan Anadolu’ya kadar hüküm sürmüş Selçuklu geleneği sanki hiçbir işe yaramamış gibi davrandık. Meselâ İran.

    Bu ülkenin bugünkü başkenti Tahran’ın, aynı zamanda Selçuklu devletinin de başkenti olduğunu unuttuk. İran’ı tam 1000 sene yöneten Türkler yüzünden bu ülkenin yarısının Türk olduğunu bilmeyenimiz çok. O yüzden Türkçe konuşan bir İranlı devlet adamı gördüğünde şaşıran diplomatlara sahibiz.

    Öyle bir ülke düşünün ki, milletin dinine, kültürüne, müziğine hakaret etmek serbest. Geleneksel müziği okullarda öğretilmiyor; 1975’e kadar konservatuarlarda yasaktı
  • 672 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Daha ayrıntılı bir inceleme için : https://www.youtube.com/watch?v=m7HS16JI06Q
    ~~~~~~~~~~~~~~~~
    Genç yetişkinlere yönelik fantastik kitapların arasında boğulmuş biri olarak, bu kitap bana ilaç gibi geldi.
    Diana Bishop, Bilim tarihi akademisyenidir. Özelikle simya üzerine çalışmalar yapmaktadır. Oxford'a bir araştırma projesini tamamlamak için gelir ve burada bir kütüphanede araştırma yapmaya başlar. Diana'nın araştırması için önemli bir el yazması olan Ashmole 782, onun talebi ile yıllardır saklı olduğu yerden çıkıp Diana'nın ellerine gelince, etraftaki farklı türden birçok yaratığın dikkatini çeker.
    Diana, çok güçlü bir cadı ailesinden gelse de, bu güçlerin kendisine geçmediğine emindir. Güçlü bir cadı değildir, zaten cadılığı da istememekte, güçlerini reddetmektedir. Ancak Oxford'daki cadı, iblis ve vampirleri üstüne çekince, istemediği bu güçler onun hayatına zorunlu şekilde girer.
    Böylelikle Diana, kendisini korkutucu bir kedi/fare kovalamacası içinde bulur. Ve vampir Matthew'la da böyle tanışır.
    Cadıların keşfi günümüz dünyasında geçen ve dört farklı türün kısmen de olsa bir uyum içinde yaşadığı bir kitap. İngiltere ve Fransa arasında geçiyor. Hikaye daha çok Diana ve Matthew çevresinde şekillense de, birçok yan karakterle renkleniyor.
    Okuyacağınız kitap sadece bir cadı-vampir arasında geçen romantik ilişkiyi anlatmıyor. İçeriğinde tarih, bilim, mitoloji, simya gibi konularda detaylı ve gerçeklere dayanana bilgiler var. Yine polisiye ve gerilim unsurlarına da yer verilmiş. Bu açıdan baktığımda, kitabın her sayfasının dolu dolu olduğunu söyleyebilirim.
    Oldukça akıcı, yoğun betimlemelerden uzak durulmuş, yer yer şiirsel bir dili var. Okumakta zorlanmadım, hatta sürekli daha fazlasını istedim. Okumak için fazladan zamanlar yaratmaya çalıştım ve kitabı tahminimden daha kısa sürede bitirdim.
    Benim için en güzel yanı, olgun karakterlerden oluşmasıydı. Hayatını kurmuş, ne istediği bilen, fikirleri oturmuş karakterlerin olduğu bir fantastik roman okumayalı uzun zaman olmuştu.
    Eleştirebileceğim tek nokta ise; bazı bölümlerin karakter bakış açısından yazılırken bazılarının ilahi/hakim bakış açısıyla yazılmasıydı. Bir kitabın iki farklı şekilde okura aktarılmasından hoşlanmayanlardanım, nasıl başladıysa öyle gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine de benim için göz ardı edilebilecek bir sıkıntıydı.
    Fantastik edebiyata düşkün olanların keyif alacağına inanıyorum. Ancak şunu da göz önünde bulundurmalısınız ki, bu kitap yetişkin okurlar hedef alınarak yazılmış. Yani içinde koşturmacalı, aşırı romantizm içeren ve çok sürükleyici bir olay örgüsü yok. Oturaklı ve biraz daha olgun bir kitap diyebilirim.
    Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiyle.
  • “O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle ise O’nu vekil edin.”
  • Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Hûd, 11/123