• 432 syf.
    ·2 günde·3/10
    Kitabın "çok özel bir aşk romanı" olduğunu iyi övgülerle okuyarak kitaba başladım ancak beni hayal kırıklığına uğrattı. İnsanların bunun neresinde özel olduğunu bulmayı geçtim, neresinde "aşk" hissettiğini dahi anlayamadım. 3 puanı verme sebebim sırf yazarda kötü niyetli olmadan kendince farkındalık yaratma çabası gördüğümdendir ancak yazarı konuyla ilgili epey bilgisiz, iyi niyetli olsa da önyargılı, kurguyu da çok sığ ve mantık hatalarıyla dolu bulduğumu söylemem gerekir. Velhasılı kelam, ben okumanızı önermiyorum. Beğenmediğim noktaları aşağıya yazıyorum, spoiler yemek istemeyenler okumasınlar.

    -- uzun olabilir, spoiler içerir --

    Bir kere bir psikolog olarak şunu söylemeliyim ki homoseksüellik herhangi bir etki, model aldığı birileri vs. sonrası ya da kişinin yaşadığı tecavüz, taciz vs. tarzı bir travmadan sonra ortaya çıkan bir cinsel yönelim değildir. Kişide doğuştan vardır ve çocukken daha hiçbir şeyi anlamlandıramazken bile hemcinslerine ilgi göstermektedirler. Yani homoseksüellik İlhami'nin sapına kadar heteroseksüel olmasına rağmen Bora'nın romanını okuduktan sonra "Oyy kıyamam sana gel seni bir öpeyim oyşş" şeklinde de oluşmaz; Bora'nın küçükken tecavüze uğramasıyla "Madem tecavüze uğradım o halde hep böyle ilişki yaşayayım" şeklinde de oluşmaz. Yazar homoseksüelliği sanki post travmatik stres bozukluğuymuş gibi, travma sonucu ortaya çıkan bir etkiymiş gibi algılamış. Onur yürüyüşüne katılan bir yazarın bu en basit bilgiyi bile bilmemesi çok üzücü. Yazarların araştırmacı da olması gerekir keza.

    İlhami ve Bora'nın ilişkisinde aşk falan yok. Daha çok hayatında mutsuz olan bir adamın farklı fanteziler araması ve onun genç sevgilisinin para için yaşlı ve zengin adamlara jigololuk yapması gibi bir hikaye. Bora sürekli adamdan maddiyat gerektiren şeyler talep ediyor, İlhami sürekli ona pahalı hediyeler alıyor ve Bora da hiçbirine hayır demiyor falan hatta dediğim gibi daha da fazlasını talep ediyor adam yapmayınca tripleniyor. "Beni evden çıkaracaklar bana ev al İlhami, balkonumu yaptır İlhami, sen beni sevmiyor musun İlhami ühühü?" Bunun neresi romantik aşk? Beni hiç etkilemedi, aşk da hissetmedim aralarında. Aynısı bir kadınla evli bir erkek arasında olunca kadına metres deniyor, aşağılanıyor. Bora bildiğin İlhami'ye menfaat karşılığı metres oluyor aslında yazar bunu tam açıklamasa da. Hoş daha sonradan Bora'nın İlhami'yle yetinmediğini son dakikalarda öğreniyoruz. Aşka bak, romantizmden gözlerim yaşardı (!)

    İlhami'nin hayatı sürekli aynı kişiler etrafında dönüyor. Hayatında ilk kez gördüğü Jülide sanki ülkede başka adam yokmuş gibi İlhami'nin arkadaşlarını bulup adama yapışıyor falan. Sonucunda da hiçbir şey olmadı, varlığıyla yokluğu bir olan bir karakter neredeyse kitabın 100 sayfasını alıyordu.

    Oğullarının ölmesi başta çok anlamlı olabilecekken Bora'nın lök diye ortaya çıkmasıyla birden kenara itiliveriyor hatta anne Eda'nın da evlat acısını "günahlarına bir bedel" olarak gördüğü bir araç olduğunu öğreniyoruz. Evlat acısı bu kadar kolay mı siliniyor yahu? Eda için başka bir travma konusu bulunabilirdi illa kocasından uzaklaşması gerekecekse.

    Sonu çok tahmin edilebilir bir sondu, hatta biraz da aceleye getirilmişti. Başlarda okurken bile "Sonu kesin böyledir" diyordum cidden de öyle bitti. Hiçbir sürprizi yoktu yani.
  • Ben Yusuf, yetim Yusuf, annesiz Yusuf, çaresiz Yusuf, aşksız Yusuf, bütün sıfatları alan Yusuf...
    Mustafa Becit
    Sayfa 151 - Sayfa 6 Yayınları
  • oyy kıyamam sana ben ya
    https://youtu.be/z1Ef7TKzrPA