Yıllardır okurlarını laboratuvarlarda, karanlık Avrupa kasabalarında ya da tarikatların izinde vahşi katillerin peşinden sürükleyen Jean-Christophe Grangé, bu kez okurlarının karşısına tamamen çıplak ve savunmasız çıkıyor. Ben Şeytan'ın Oğluyum, bir gerilim romanı değil; yazarın kendi ruhunun dehlizlerine inip, hayatı boyunca kaçtığı gerçek canavarlarla hesaplaştığı otobiyografik bir başyapıt.
Kitabın merkezinde, Grangé’nin hayatı boyunca bir karabasan gibi peşini bırakmayan, ona korkuyu ve şiddeti öğreten öz babası yer alıyor. Grangé romanlarındaki o sapkın, gaddar ve otoriter figürlerin aslında nereden beslendiğini bu kitapta anlıyoruz.
Yazar, "Böylesine vahşi kurgular bir insanın zihninden nasıl çıkabilir?" sorusunun cevabını kendi çocukluk travmalarında arıyor. Bu bir kurgu olmadığı için, okurken hissettiğiniz tekinsizlik hissi kurgusal romanlarından çok daha ağır ve sarsıcı.
Ben Şeytan'ın Oğluyum, Grangé’nin hayali bir katili kovaladığı bir kitap değil; bizzat kendi geçmişinin gölgelerini kovaladığı ve onlarla barışmaya çalıştığı bir yüzleşme. Eğer onun o karanlık, gizemli dünyasını gerçekten anlamak istiyorsanız, maskelerini tamamen indirdiği bu eseri mutlaka bu gözle okumalısınız.