• Her çocuk, birbirini seven ve sayan, olgun ve sağduyulu anne-babaya ihtiyaç duyar. Anne- babalar çocuklarına karşı besledikleri sevgiyi yalnızca davranışlarıyla değil, ev içerisinde oluşturdukları ortamla da sunmak zorundadırlar. Sevildiğini bilen bir çocuk, kendine güven duyar ve daha mutlu olur.
    Yalnız şunu da unutmayalım: Mükemmel olmak zorunda değiliz. Çocuklarımızı yetiştirirken yanlışlar yapmış olabiliriz. Elimizden gelenin en iyisini de yapsak, asla mükemmel olmayacaktır. Buna rağmen onlara iyi bir hayat sağlamamız mümkündür.
    Aslında hayattan alınacak dersler, mezara kadar devam eder. Ancak çocuklukta verilen derslerin kendine has ve özel bir niteliği vardır. Bunlar çocuğun zihninde ve kalbinde ayrı bir yer tutarlar. Üstelik yetişkin yaşlarda bile hep hatırlanırlar.
    Çocuğumuzla, kendi olmaktan derin ve sakin bir haz duymasını sağlayacak şekilde yaşamalıyız. Böylece ona stresle başa çıkma gücü sağlar, sorumluluk üstlenme ve üretken olma özellikleri kazanmasına yardımcı oluruz.
  • 282 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Maksim Gorki'nin otobiyografi özelliği taşıyan üçleme kitaplarından ilki olan ÇOCUKLUĞUM'u #okudumbitti ama bende bittim ahhh kalbime yer etti nasıl bir cocukluktur bu nasıl bir yaşamdır bu. Şuan ki hayat standartlarımiza, felsefemize göre bir çocuğun yaşamaması, görmemesi gereken her şeyi görmüş yaşamış Maksim Gorki. Ben bile bu yaşımdan sonra onun gördüklerini yaşadıklarını yaşasam eminim sağ çıkamam. Ama Maksim Gorki bu yaşadıkları sayesinde Maksim Gorki oldu o da ayrı... Kitapta kültür, inanç, acı, ölüm, yaşam, merhamet, hurafe, acımasızlık, sevinç, üzüntü, ayrılık her şey var. Hele birde bir anneanne varki melek melekkk.. aynı benim melek anneannem,,,bir de dede var ona yorum yok... En hızlı bitirdiğim kitaplar arasında 1. sırayı Çocukluğum aldı net söyleyebilirim. Ruslara bakış açım değişti, din desen her yerde aynı işliyor bu kitapta daha net anlıyorsunuz. Kendilerini en asil millet olarak görmeleri de ayrı bir konu zaten. Zaten her milletin kendini özel gormeside beni her zaman guldurmustur. Hepimiz aynıyız işte bu kitapta da onu görüyorsunuz. Ruslarda bu kitapta kendilerini en ayrıcalıklı,özel bir millet olarak görüyor Türkleri tepelemek lazım diyorlar Fransızları fakir berbat rezil olarak görüyorlar. Diğer milletlere sorsan onlarda bunlara benzer şeyler söylerler sadece milletlerin isimleri degisir. Bize sorsan ohooo en akıllı en misafirperver,en pratik zekalı, en yardimsever en en en biziz. Yahu görmüyor musunuz hepimiz aynı taraftan bakiyoruz. Hiç birimiz mükemmel değiliz hiç bir millet özel değil hepimiz sıradan insanlarız aynı şeyleri yaşıyoruz. Sadece kültürler farklı ama bu kültürlerde hep aynı kapıya çıkıyor... Bu kitabı okuduktan sonra evrensel ahlakın, evrensel iyiliğin, yardimseverligin, mutluluğun, çoğalmasını çocukların, yavruların huzurla mutlulukla büyümesini acı çekmemesini daha yoğun bir şekilde ister oldum...
  • 384 syf.
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    17.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    Kitaplar tohum gibidir. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlar. Prof. Dr. Carl Sagan akıllara durgunluk veren, sonu olmayan evreni, Kozmos adlı eseri ile anlatmaktadır. Bilimin geçmişine, şimdiki zamanına ve geleceğine yönelik insan aklının tüm noktalarına parmak basarak, düşünsel bir değişim geçireceğiniz bir eser ortaya koymuş, Sagan. Eser, gerçek olamayacak kadar gerçek.
    Carl Edward Sagan, Yahudi kökenli Amerikalı gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos (Kozmos) ile dünya çapında tanınmıştır. Parlak bir bilim insanı ve aktarım üstadı olan Sagan, herkesin anlayabileceği şekilde eserlerini okuruna etkili bir üslupla sunuyor. Bilimsel konuları kitlelere tanıtma, sevdirme ve aydınlatmayı hedefleyen Prof. Dr. Carl Sagan başta televizyon olmak üzere, kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmıştır. Kozmos Bilim Dizisi olarak çekilmiş Ülkemizde de gösterilmiştir. Bilimkurgu film ve kitaplarla evrenin ve yaşamın sırlarına duyduğum derin merakı giderme isteğime bilimsel cevap niteliği taşıyan hayranlık uyandıran bir yapıt Kozmos. Halkın ilgisine ve yararına sunulmayan bilimi, “mutlu bir azınlığın ayrıcalığı” olarak tanımlanmakta araştırma ve buluşların halka sunulması yönünde özel bir çaba sarf edilmektedir. “Ben Carl Sagan adında, su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamı olan varlığım siz de öylesiniz, yalnız adınız başka.” Diye kendini tanımlayan bilim adamı, okurla bağ kurmaya çalışarak, insanı metaya bağlı bir olgu, bir durum olarak tamlamaya çalışıyor, bu durum da düşüncesinin temelinde materyalist bir felsefe olduğunu gözler önüne sermektedir. Kozmik perspektifin keşfini amaçlayan Kozmos adlı eser, ilginç bir kitap olarak okurların ilgisine sunulmuştur. Pozitivist aklın her şeyi açıklamaya yettiğini düşünmek, salt akılla evreni, kâinatı açıklamaya çalışmak, yetersiz bir durumdur. Bilimsel gerçekler hakikatle olan temasını yitirdikçe, eksik bilgi, yetersiz bir açıklama olarak duracaktır… Hayretten okurun soluğunu kesecek kadar ilginç bilgileri barındırmaktadır.
    Düşüncelerin, yöntemlerin ve bilimsel hazzın okura yararlı olduğu kitap anlaşılması dikkat isteyen konulara eğilme fırsatı veriyor. “Evrenin uyumu” anlamına gelen Kozmos’un tahmin edilemeyecek kadar eski olduğu ortaya konulmakta, net bir tarih verilememektedir. Evreni inceleyen bilim adamları sayesinde karanlık bir galaksinin ücra köşesinde bir yıldızın çevresinde dolanan toz zerreciği üzerinde yaşadığımızı gördük. Uzayın enginlerinde bir zerreciksek, çağların enginliğinde de ancak bir anlık zaman içinde yaşıyoruz. Dünyaları yaratana kendimi teslim etmek zorundayım. “Sizleri toz zerreciklerinden var eden O’dur.” Kur’an-ı Kerim’de Mü’min Süresi’nde bir ayet ile örnek veren Carl Sagan, inancın bilime yön verdiğine değinmektedir.
    Kitap Hakkında Ayrıntılar
    Yerküre atmosferinin %99’u biyolojik kökenlidir. (s.48) Gökyüzü yaşamla dopdoludur. Çınar ağacının da, bizlerin de yapısı aynı harçtandı. Yiyecek parçaları hücrenin içinde şekil değiştirir. Bugün akyuvar olan, dünün ıspanağıdır. İnsan türünün kaynak potansiyeli büyüktür. Nükleik asitleri insandakinden daha iyi çalışmaları için bir araya getirmenin çeşitli yolları olmalıdır. Neyse ki, başka tür bir insan meydana getirmek için nükleotidleri değişik bileşimlere kavuşturma bilgisinden yoksunuz. İleride nükleotidleri istediğimiz biçimde bir araya getirerek arzu edilen nitelikleri yaratmak mümkün olabilir. Düşündürücü ve ürkütücü bir proje! İlk olarak biyologlar başka hayat türlerinin mümkün olduğunu anlayacaklardır. Başka bir yerde hayat arayışı önemlidir. Bulmak kolay olmayacak aramaya çok, ama çok değer. Kozmos’un çok sesli müziğine kulaklarımızı açtık. Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yöntemini yeryüzünde kurabilir misin? Eyüp (a.s) Peygamber’in bir sözünden vurgu yapmaktadır. Tanrı Kozmos’taki Yaratıcı Güç’tü.
    Kepler ve Newton insanlık tarihinde çok önemli bir dönemi ifade etmektedirler. Dönemin ortaya koyduğu ilke, doğanın tümünde çok yalın matematik yasalarının geçerli olduğu ve yerküremizde olduğu kadar göklerde de aynı yasaların geçerli uygulandığıdır. Çağdaş uygarlığımızın tümü, dünya hakkındaki görüşümüz ve şu anda evreni keşifteki girişimlerimiz onlara borçlu ulduğumuz şeylerdir. Tarihin görüp göremeyeceği en ibret veren olayları ve çalışmalarını Kozmos ile okurun gözleri önüne sermektedir.
    Çağdaş gerçekçi resmin öncülerinden olan Giotto, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın bir kez daha görünüşüne tanık olduğunda, bu yıldızı İsa’nın doğuşuna ilişkin bir tabloya dahil etmiştir. 1466’da büyük bir kuyruklu yıldızın görünmesi Avrupa’yı telaşa düşürdü. Bu da Halley Kuyruklu Yıldızı’ydı. Hıristiyanlar, yeryüzüne kuyrukluyıldız sevk eden Tanrı’nın, istanbul’u henüz yeni zapt eden Türklerin yanında olabileceği korkusuna kapıldılar.
    Yerküremizde bilimin gelişmesi temel olarak yıldızlarla gezegenlerin devimimlerindeki düzenin gözlemlenmesiyle oluşmuştur. Bizim sevimli gezegenimiz yerküre, bilebildiğimiz tek yuvamızdır. Venüs çok sıcak bir yer, Mars çok soğuk bir yer. Yeryüzümüzse uygun bir yer, insanoğlu için bir cennettir. Gezegenimizi tutarsız biçimde etkiliyoruz. Bilgisizlik ve bilinçsizlikle uzun vadeli sonuçlarını bilmeden atmosferi kirletip toprağı çoraklaştırıyoruz.
    Dünyamıza Özen Göstermek Zorundayız
    Mars’ta insan yaşadığına ilişkin verilerin entipüften kanıtlar olduğunu gözlemledik. İlk bakışta, Mars birçok bakımdan yerküremize benziyor. İleriye ait araştırmalarda öğreneceklerimiz, şimdiye dek öğrendiklerimizden çekici gelebilir. Mars’ta hayat var ama organik kimya yeryüzündekinde olduğundan daha az önemli bir rol oynuyor.
    Uzay okyanusundaki yıldızlar da birer güneştir. Göklerde keşfedilen dünyalar: çağdaş kozmik perspektife benzerlikler göstermektedir. Geceleri gökyüzü açık olduğunda yeryüzüne çok yakın görünmektedir. Elini uzatsan bir yıldız tutacakmış gibi gelen Karaman’ın Ambar Köy’ünün seması samanyolu ve yıldızlarla donanmış geceler de adını taşıdığım Ülker Yıldızı’nı aramakla geçen çocukluğumun sorusu: Yıldızlar nedir? Aynı sorunun peşinden giden Carl Sagan’ın yanıtı: Yıldızlar güçlü birer güneşlerdir, yıldızlar arası uzayda nice ışık yılı uzaklıklarda bulunmaktadırlar.
    Aristarkhos’un bize bıraktığı en büyük mirası: Ne bize, ne gezegenimize doğada ayrıcalık tanınmıştır. Bu görüş gezegenimizin yıldızlarla kıyaslanışında geçerli olduğu kadar, insanlık ailesinin kişileri arasındaki çeşitli ilişkilerde de geçerlidir. Bu görüşün etkisiyle astronomide olduğu kadar, fizikte, biyolojide, antropolojide, ekonomide ve siyasette büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. İnsanlar yaşadıkça Kozmos’taki yerimizi arayıp durmuştur. İnsanlardan çok galaksilerin bulunduğu bir evrenin ücra köşesindeki dağınık galaksiler kümesine dâhil bir galaksinin sınırlarında, iki sarmal kol arasında kaybolmuş sıradan bir gezegende yaşıyoruz.
    Uzak ve egzotik takımyıldızlarla dolu bütün bu göklerde, büyük Samanyolu’nun küçük bir bölümünü incelemek için yıldızlar arası taşıt filosunun kurulup yolculuğa çıkarıldığı bir liman olarak kullanılabilecektir. Gelecek yıldızlar arasında bir rol oynamaları mukadderse bunu tayin edecektir.
    Newton’a göre: Tanrı, çeşitli boyut ve biçimde madde zerrecikleri yaratabiliyor… Değişik yoğunlukta ve güçte de. Bu nedenle doğanın değişik yasalarını uygulayarak evrenin birçok bölgesinde değişik dünyalar yaratabilir. Çok uzaklarda bulunan yıldız anlamına gelen Kuasarları gökadamızdaki yıldızlar olduğunu düşünmüştük. Kuasarlar evrenin genişlemesinde çok önemli oldukları sanılmaktadır. Kanıtlanmadığı kesin hiçbir zaman da kanıtlanamaz. Ama sonsuz evrenler hiyerarşisi vardır. Elektron gibi evrenimizdeki bir temel zerreciğin içine girebilse tümüyle kapalı kalmış bir başka evren bulundurduğunu görebileceğizdir. Bunun içinde gökadaların ve daha küçük yapıların bölgesel karşıtı olan çok sayıda ve daha küçük element zerrecikleri vardır. Bunlarda alt düzeyin evrenleridir. Ve hep bu böyle gider. Evren içinde evren bulunması, aşağı doğru bir hiyerarşi oluşturduğu gibi yukarı doğruda oluşturur. Sonsuza dek. Bizim bildiğimiz galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve insanlardan oluşan evrenimiz bir üstteki evrenin tek temel zerreciğinden biridir. Sonsuz bir merdivenin basamağı yani. Sonsuzluğun ip ucunu ararken, bir sıçrama yapabiliriz…
    Kozmos henüz dün keşfedildi. Bir milyon yıl boyunca yeryüzünden başka bir yer olmadığı düşünülüyordu. Aristarkhos’tan günümüze evrenin merkezi olmadığımızı ve evrenin varoluş amacının üzerimizde toplanmadığını öğrendik. Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp enginlikte ve sonsuzlukta kaybolmuş minnacık ve minyatür inceliğinde, yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca trilyon yıldızla bezenmiş bir Kozmik Okyanus’ta dönüp dolaşan bir dünya üzerinde yaşadığımızı fark ettik. Yıldız külünden yapılmış bulunuyoruz. Kozmos’un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur.
    Uzayın detaylı tasvir edilişi zihinde canlanıyor, evrenin haritası okurun zihninde şekilleniyor. Kitabın basımı gözü yormuyor ve akıcı okuma keyfi veriyor. Rahat okunuşuyla hızlıca okuyup bitireceğiniz kitabı, zengin içeriğiyle öğreneceğiniz paha biçilmez bilgileri nedeniyle herkesin öğrenmesi için şiddetle tavsiye edeceksiniz. Yazar tüm tasvirleriyle uzay okyanusunda hayretlere durgunluk verecek hayal kurma zevki sağlıyor. Kitabın sonunda Nasa’nın izniyle basılmış inanılmaz Kozmos manzaralarında gözünüz, gönlünüz, ufkunuz ve zihninize şölen yaşatarak kitabı tamamlıyorsunuz. Yıldız serpilmiş Kozmos’un fotoğrafını taşıyan kapağı keşfe çıktığımız uzaya farklı perspektifler ile bakış atmanızı sağlamaktadır. Bilim arayanlar gerçeğin mutluluğuna varanlardır. Eser konularını bilimsel şekilde anlaşılır aktarmaktadır. Eserin ortaya koyduğu unsurlar kozmik sırlar bakımından değerli ve çok önemlidir. Bilimsel veriler ışığında ortaya konulan Kozmos, galaksiler, yıldızlar, evreni kainat noktasında önemli ayrıntılar elde etmek için başvurulacak eserlerden biridir. Esre, popüler bilim serisi dahilinde değerlendirilebilinir. Okuyucuların evren hakkındaki meraklarını bir nebze de olsa giderebilecek türden bir eserdir. Yazar Tv programlarıyla elde ettiği popülerliğini, kitaplarlada perçinlemek için bu konuda detaylı bir eser ortaya koymaya çalışmıştır. Eser ortaya koyduğu konular dâhilinde, diğer eserlere de vesile olacak bir niteliktedir.
    Carl Sagan
    Kozmos
    Evrenin Ve Yaşamın Sırları
    Altın Kitaplar
    384 s.
    Ülker Gündoğdu - 17.09.2020
    http://www.kitaphaber.com.tr/...bir-okuma-k3683.html

    Ülker Gündoğdu Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları Carl Sagan
  • Biliniyor
    bizim mahsustan yaşadığımız
    biliniyor
    şarkıların sırası bizde
    biliniyor
    hayat bizden razıdır
    biliniyor
    otların sarardığı yerlerde güneş
    kurşunun değdiği tende heves kalmıştır
  • İnsanların dünyayı daha iyi anladığı zamanlar oluyor. Bazen gidenin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışırken, kaybedişlerde, başlamanın az öncesinde, anlama ve anlamlandırma uğraşlarında. Gülerken, ağlarken, umarken, ararken, bulmuşken…
    Tüm benliği sarıveren farkındalık hali.
    Gerçeği anlama, kabullenme.
    Zaman lazım!
    Kaçıyorsun o vakit. Kimine iki gün yetiyor da kimininki bir hayat sürüyor.
    Kendi içine saklananlar. Fırtınayı atlattıktan sonra sakin bir limana demirleyenler. Bağ evleri, köy evleri, ormanın en kuytusuna yapılan derme çatma kulübeler.
    Geceleri kendi yaktığın ateşle, gündüz denizle dertleşmeyeceksin de ne yapacaksın?
    Diktiğin domateslerle yaptığın salata, soğanlar da bahçeden, asma altında uyuya kalmamış mısın? Seneye bostanı biraz daha büyütmek lazım. Telefon da çekmiyor, baksana sen!
    Yağmur başlıyor, yeşil zar gibi bir çadırın içindeyim, karşımda deniz. Gece, karanlık, hafif, can yakmayacak gibi bir rüzgâr var.
    Nerelerden geliyor, kimleri gördü, ne hikayeler biriktirdi kim bilir?
    Sessiz zamanlarda dalgaların sahile vuruşuna takılırım sürekli, çakıl taşlarının yuvarlanarak kumsala sürüklenmesi, tekrar denize dönüş, tekrar, tekrar…
    Hayat da tekrarlardan ibaret.
    Yaşadığını bir daha ve bir daha.
    Öğrenene kadar, ders alana kadar. Olmadı?
    İnsanların kendi gündemleri olmalı diye geçiriyorum içimden.
    Başkasının dillendirdiklerini konuşmamak, yalancı girdaplarda kaybolmamak, hastalıklı düşünceleri yaymamak.
    Herkesin bildiği bir dünyada bilmemekten daha büyük bir erdem mi var?
    Yağmurun tıpırtıları hızlanıyor, uyusam şimdi. Gözlerimi açtığımda sabah olsa, ateşi yaksam tekrar. Yok yok önce denize girsem, bir titresem şöyle, dişlerim takırdarken ruhlu bir ateş yaksam! Çakmak taşı ile mi olur artık? Magnezyum çubuğuyla mı?
    Zor olacak ki, kıymeti bilinsin, sönecek diye bir korksun insan.
    Kara dipli çaydanlık, fokurdayan suyun sesi, yumurta da haşlarım.
    Yaş ilerledikçe şaşırmayı ve hayret etmeyi özlüyor insan.
    Kişi kendisini bilmesinden belki sarı şeritlerle ayrılmış güvenlik çemberlerinin orta noktasını bulan kepengi indiriyor.
    Dudak payı ile esneme payı arasına sıkışmış, antideprasanlar sayesinde nefes alıp veren modern toplum!
    Görün beni, beni de görün çığlıkları içerisinde bilmekten nasibini almamış tarla kuşları!
    Sosyopat saksağan. Empati yapmaktan yoksun fırsatçı tarla faresi.
    Burnu düşse eğilip almayacak kibirzadeler.
    Herkesin özel olduğu bir dünyada sıradan olmaktan daha büyük erdem mi var?
    Olması gereken olur, ne oluyorsa en güzeli olur.
    Çadırın tavanına bakarken dalmışım öyle, meşe odunu, yosun ve iyot kokusu burnumda.
    Bir adam sende hali sinmiş üzerime.
    Belki o halin üzerine ben de sinmişim, istemeyerek ve farkında olmadan.
    Kocaman ve hiç bitemeyecekmiş gibi gelen bir gün var önümde.
    Gülümsememe yol açan bir sevinç, saat beş.
    Soğuk, sis inmiş denizin üzerine her tarafım tutulmuş laf aramızda.
    Arkamda çam ağaçları, kumsal uçsuz bucaksız.
    Dünya şu andan ibaret.
    Dün yok, yarın yok ve sanki bu gezegenin tek yaşayanı benim!
    Son isteğim suya girmek diyorum yüksek sesle.
    Yolunu kaybetmiş bir martı geçiyor önümden, bir pancar motorun patpatları silkeliyor ruhumu.
    Usullacık giriyorum denize.
    Ciğerlerim ağzıma geliyor önce, tüylerim diken diken dönüp çadıra bakıyorum, o da bana bakıyor.
    Geçmiş zamanların attığı çentiklere iyi geliyor tuzlu su hem örtüyor hem saklıyor.
    Sessiz zamanlarda dalgaların sahile vuruşuna takılırım sürekli, çakıl taşlarının yuvarlanarak kumsala sürüklenmesi, tekrar denize dönüş, tekrar, tekrar…
    19 EYLÜL 2020
    Ali Gülcü
  • dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
    Seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
    yılgı yanımıza yanaşamazken
    bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
    yıkılmak elinde mi?
  • 150 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Sıradan insanların başından geçen ve kimsenin başıma gelmez diye düşündüğü olayları gözler önüne seriyor yazarımız. Belki bu özel notu düşerken hayat bizim için de bir oyun hazırlıyor.