Normalde enemies to lovers dinamiği barındıran romanlar okurken karnıma ağrılar girer, karakterlerin gerilimiyle ben de sürüklenirim. Ama bu kitapta o his yerini dingin bir meraka bıraktı. İlişkinin gelişimi ne aceleye getirildi ne de gereksiz yere uzatıldı — tam olması gerektiği anda, gerektiği gibi bir bağ kuruldu aralarında.
Son yirmi sayfada, karakterlerle birlikte La Forêt des Yeux’da yürüyormuş gibi hissettim. Her bir adımda içimde bir şeyler çözüldü ve gözyaşlarıma engel olamadım. Bu duygusal yoğunluk, kurguya ne kadar kapıldığımı gösteriyor sanırım.
Elbette klişeler vardı; ama yeni dönem yazarlarından klasik bir edebi derinlik beklemek haksızlık olur. Zaten bu kitabı edebi yönümü beslemek için değil, akışa kapılıp kaybolmak için elime aldım — ve bu konuda fazlasıyla tatmin etti beni.