• KENDİ KALEMİMDEN.

    Ben fil. Milyonlarca filden sadece biri. Atalarımız olan Mamutlardan sonra bizler kaldık dünyada. Düşünün neredeyse arşa değecek belki başımız. Adımlarımla ve ağırlığımla gurur duymuyorum ama bu güç içimde fırtınalar koparıyor, dinginleşiyorum. Güzel bir gün bugün. Timur'dan beri ağaçlarla aramız iyi. 1402 yılından beri ağaçlara olan mahçubiyetimiz bizle büyür, bizle yaşar.

    Aslanlar da kendini fasulyeden sayıyor ya ona yanıyorum. Haddinizi bilmiyorsanız cüssenizi bilin bir gergedanı, zürafayı bile toplaşmadan yıkamıyorsunuz, ne krallığı! Yelelerini sere sere geçiyorlar önümüzden şeytan diyor hortumu geçir boynuna sal bir o yana bir bu yana. Neyse ki şeytanı dinlemiyorum. Ormanda düzen esastır yoksa ben bilirdim onlara yapacağımı. Bugün güneş tam anlamıyla bizim muhiti kapsıyor. Hangi gölgeye sığınsam oraya geliyor güneş. Güneş uzakta olmasan ben sana yapacağımı bilirdim ama uzaktasın işte...

    Uzak diyarlarda yaşayan filler de varmış. Kafeslerde yaşarlarmış ancak yedikleri önünde yemedikleri arkasındaymış. Ne güzel! Bir de bizim halimize bak. Ormanda yaşamak zor anlayamazsınız. Haydi aslanlar neyse de şu fareler ve insanlar yok mu? İnsanların zekasından, farelerin burnuma girecek kadar küçük olmalarından tırsıyorum. Korkular esastır, diri tutar. Ben de yeterince korkuyorum, beni yanlış değerlendirmeyin. Cüssemin hakkını veririm. Hayatımın bir yerinde bir anım vardır ki, benim için her şey tamamen değişti.

    Bir gün karnım tok, sırtım pek ilerlerken, bilhassa salını salını yürürken aman Allahım nedir o? mini minnacık kıpır kıpır bir şey geçti önümden. Sarsılışımı tarif edemem. Cüssem büyük olabilir ancak sincap gibi hassas bir kalbim vardır. Ezmek için büyük çaba göstersem de bir şekilde kurtuldu koca ayaklarımdan. Ona o an çok üzüldüm, bir yandan da kıskandım. Üzüldüm çünkü sonsuz evrende minnacık bir alan kaplıyordu. Kıskandım çünkü çok hızlı ve atik ilerliyordu. Biz fillerin tatmin duygusu pek sınırsızdır. Kendime kızdım, dedim sen yüce bir filsin ne uğraşırsın böyle ufak meselelerle. Tekrar salını salını yürümeye başladım. Derken arkamdan bir ses yükseldi:

    -Başın arşa değmiş ancak sen olmamışsın fil kardeş.

    -Hoooaah! Kimsin? Nereden geliyor o ses?

    -Benim ben, daha yeni ezmeye çalıştığın. Görünce yüreğini yerinden alacak fareyim ben.

    -Şey ben, ben sadece yürüyordum.

    -Yürümek mi? Hımm. Benim adımlarımı takip ediyordun sanırım. Çünkü ölümle dans ettiğimi hatırlıyorum. Siz fillerin bazen bizi bilmeden ezdiğinize, sonra ayağınıza yapışan ölülerimizi ağaca sıyırdığınıza şahit oldum. Neden bu kadar büyük olduğunuzu bilmiyorum ancak kabasınız, ölüm saçıyorsunuz etrafınıza. Ama komik olan ne biliyor musun? Saniyeler içinde öldürebileceğiniz varlıklardan korkuyorsunuz. Kendinizden milyon kat küçük varlıklardan korkuyorsunuz.

    -Sana bunları söyleten nedir farecik? İçini kinle dolduran şey bizim size habersiz getirdiğimiz ölümler mi yani. Varlığın kadar düşüncelerin de küçük. Bak biz 1402 yılında bile isteye Anadolu'yu, Mezopotamya'yı yok etmişiz. Tek bir ağaç bırakmamışız adım attığımız yerlerde. Bundan pişmanız. Atalarımın işlediği günahlardan dahi pişmanım. Çünkü ben büyük düşünüyorum. Geçmişimi biliyorum ki geleceğim olsun. Ancak ben seni görmeden öldürüyorsam bunda benim günahım ne? Bir daha önüme aniden çıkarsan seni ezmeden uyku dahi uyumayacağımı bilmeni isterim. Şimdi izin verirsen ormanın keyfini çıkarmak istiyorum.

    -Ölmekten daha ciddi ne var şu hayatta fil kardeş?

    -Yok sanırım varsa da ben bilmiyorum. Hem ben ölmeyeceğim, dikkatli yaşıyorum. Korkularım beni ben yapan olmazsa olmazım. Sen kendine bak! Benim milyarlarca adımlarımdan herhangi biri senin kaderin oluveriyor. Teslim ediyorsun yaşamını. Belki de siz fazlasınızdır bu ormana. Göçüp gitmelisiniz insanların yaşadığı coğrafyalara. Biz fillerle güzel bu ormanlar.

    -Kibrin içine sığmıyor yazık! Hiç ölen fil görmemiş gibi konuşuyorsun. Sanıyor musun onların korkuları yoktu. Kader diye döngü var efendi. Bizi çepeçevreleyen bir döngü bu! Eninde sonunda sen de bir kuytuda teslim edeceksin canını.

    -Şimdi susmazsan canını alacağım senin! lanet hayvan, yeraltı sıçanı! Def ol! Almıyım seni ayağımın altınaaa. Def ooool.

    -Fazla vaktini alma niyetinde değilim fil kardeş. Bu dünya geçicidir bil istedim.

    -Bilmek istemiyorum, def ooool!

    -Gidiyorum ama etmiyorum eyvah!

    O günden beri ölüm fikri bir gün olsun beni terk etmedi. Her gün ölümü düşünmeye başladım. Ya fare doğru söylüyorsa? Ya korkularım beni hayatta tutmaya yetmezse. Bu düşünceler içimi kemirmeye başladı. Aştan kesildim. Artık yeşiller yeşil değildi, diğer filler ise sadece bir suretten ibaretti. Ne yapıp edip o yerden bitmeyi bulmam gerekiyordu. Bana bunların doğru olmadığını söyleyecek birileri lazım geliyordu. Diğer filler kendi halinde düşünmekten, sorgulamaktan bir haberdi. Rahatlık onların elinden düşünmek kabiliyetini almışa benziyordu.

    Bir gün yerden bitmeyle karşılaştığım yerlere gittim çömeldim onu beklemeye başladım. Günler geçti, haftalar geçti fare gelmedi. Diğer fareler bana bakıp şaşakalıyordu. Onlara ses etmedim. Benim ihtiyacım olan tek fare sendin yerden bitme. Varlığı küçük fikirleri büyük fare. Acaba onu bulup ezsem içim rahatlayacak mıydı? Onun ölümü bana hayatımı geri verebilir miydi? Ne olur gel artık. Beklemek mesele değil, ölüm korkunç. Korkularımı yenmeme izin ver. Nereden çıktın ki karşıma? Seni bulup bir daha bu muhitin yanından dahi geçmeyeceğim. Hatta adımlarıma dikkat edip hiçbir fareyi canlıyı ezmeyeceğim. Korkularıma söz verdim. Onlar hala beni hayatta tutan yegane şey.

    Bir ay geçmişti. Zayıflamış, halden düşmüştüm. Artık çömelmek benim için rahatlığı, zevki temsil etmiyordu. Halsizlikten zorunluydum böyle olmaya. Güneş yine başıma ilişti. Gözümü dahi açmaya mecal bulamıyordum ki, bir ses duydum:

    -Yerle yeksan olmuşsun fil kardeş. Ne oldu senin o dillere destan ihtişamına.

    (hoooaahhh! hıııııı)
    -Seeeen. Nerelerdesin, öldün zannettim. Keşke sana sarılabilecek kadar büyük olsaydın.

    -Keşke bana sarılabilecek kadar küçük olsaydın.

    -Çok kötüyüm fare kardeş.

    -Seni kötü yapan şey nedir? Korkuların mı?

    -Korkularım beni hayatta tutan yegane şey sanıyordum şimdi tam tersi korkularım beni öldürecek.

    -Seni korkuların değil seni sen öldürüyorsun farkında değilsin.

    -O gün konuştuklarımızdan sonra bir daha kendime gelemedim. İçime sürdüğün şüphe orduları, beni süründürüyor. Ne olur bana yardım et.

    -Sana ancak sen yardım edebilirsin.

    -Kendime yardım edebilsem bir aydır burada bekler miydim?

    -Bir ay 5 gün!

    -Neee! Sen benim burada olduğumu biliyor muydun?

    -Biliyordum hatta çokça kez karşına geldim, durdum ancak beni fark etmedin? Ne zaman fark edersen o zaman kendimi ortaya çıkaracaktım. Ancak artık dayanamadım ve geldim. Çıktım karşına çünkü sen hiç iyi değilsin. Bedenin günden güne eriyor.

    -Sen benim için üzüldün mü?

    -Üzüldüm evet.

    -Fare kardeş, sen çok iyi birisin. Ben sana haksızlık ettim. Artık benim için tüm fareler iyi, tüm filler ise kötü olacak.

    -Hala yanlış yapıyorsun? Kötülüğün dili, türü olmaz, olamaz.

    -Nasıl yani sadece sen mi iyisin?

    -Ben bir çok şeye eriştim fil kardeş. Yaşamanın bir hayalden ibaret olduğunu anladım. Ben bu hayalin içinde ne kadar iyi şeyler yapar isem benim için kazanç budur. Çünkü zaman geldiğinde kucağımda iyiliklerim, güzelliklerim kalacak. Yaşam dediğin geçenlerde de söz ettiğim gibi bir filin ayağının altında ya da insanların kurduğu bir kapanın içinde ya da aç kalıp bana bile tenezzül eden bir yılanın midesinde son bulabilir. Yaşam sendedir, senin yorumladığın kadardır. Korkularını terket, sal artık kendini.

    -Salarsam dikkatli olmaz, ölürüm.

    -Daha yeni ne demiştin bana? Korkularım beni öldürüyor demiştin.

    -Nasıl bir şey bu korku? Beni yaşatan da o öldüren de o.

    -Hayııııır! Seni yaşatacak olan da sensin öldürecek olan da sensin. Sana bir ömür biçildi. Bu ömrü güzellikler içinde geçirmelisin. Dünyayı ancak güzellik kurtaracak. Ekmezsek içimize o tohumları belki bu ormandan başlayarak tüm evren sonsuza kadar yok olabilir.

    -Ben öldükten sonra bu evrenin ne anlamı kalır?

    -Bencil olma, seninde ileride yavruların olacak. Onlara iyi bir dünya bırakabilmelisin.

    -Sonuç olarak ne diyorsun bana fare kardeş. Cüsseme bakma, kafam kalındır, geç anlarım ben.

    -Öncelikle şu içindeki egoyu öldür, güzellikleri keşfet. Attığın adımları doğru at. Attığın adımlar başkalarının kaderini sonlandırmasın ya da mahvetmesin. Çünkü sen etrafındakileri özgür kıldığın kadar özgürsündür. Özgürlük çevrende başlar sende vuku bulur. Ölümü düşünme gelecek olan daima gelir. Ölüm korkusu seni dağıtır ve dağılanları toplamaktan önüne bakamazsın. Kendini heder etme. Benim güzel fil kardeşim!

    -Senin dediklerini bir bir yapacağım fare kardeşim. Senden bir dileğim var ama.

    -Senin için ne yapabilirim söyle bana?

    -Ne olur önüme aniden çıkmayın. Korkuyorum. Evet itiraf ediyorum. Nefes boruma kaçmanızdan ölesiye korkuyorum.

    -İşte ilk iş bu! Problemi çözmeye problemi kabul ederek başlarsın. Senden olur, olacak fil kardeş. Kendim adına ve çevremdeki kardeşlerim adına söz veriyorum. Biz de adımlarımıza dikkat edeceğiz bundan sonra.

    -Anlayışın için teşekkür ediyorum. Bundan sonra seni görebilecek miyim?

    -Bakmak değil görmek istersen beni daima görebilirsin. Ölüm yeraltına uğramadığı sürece seninle burada görüşebiliriz fil kardeş.

    -hoaahhahahahaha! Sen çok iyi birisin fare kardeş. Sen de korkum gibisin. Daha 1 ay önce beni öldürecekken şimdi yaşatıyorsun. Görüşeceğiz, yine görüşeceğiz!

    -Bak kızıyorum. Seni yaşatan da öldüren de ancak sensindir. Haydi git bir şeyler ye gücün kuvvetin yerine gelsin.

    -Tamam yüce fare kardeşim. Kalıbı küçük gönlü yüce kardeşim. Görüşüürüüzz.

    O günün üstünden 1 yıl 6 ay 13 gün geçti ve ben hala etkisindeyim. Etrafımdaki fillerle şimdi daha iyi anlaşıyorum. Yolda yürürken adımlarımı daha dikkatli atıyorum. Kendimi keşfettim. Bundan ötesi yokmuş. Birinin kendisinin keşfetmesinden öte bir şey yokmuş. Ölüm gelene kadar dünyaya bilhassa ormanıma güzellikler kazandıracağım. İçimdeki ışığı ne kadar uzağa ulaştabilirsem o kadar aydınlık olur ormanım. İyi ki tanıdım seni fare kardeş. İyi ki!
  • Kapitalist sistem size gün boyu reklamlar veya taraflı basın aracılığıyla propaganda yapar. Sonra da elinize bir kumanda verir. Siz ise hangi propagandayı dinleyeceğinize karar verip kendinizi özgür zannedersiniz.
  • https://www.youtube.com/watch?v=ktGD0ZYmry8

    Ben, sebepsiz her gecem
    Issız sensiz ülkem
    Boşalmış şişemden seni içerken
    Sen, özgür dingin başın
    Yine artmış yaşın
    Uzakta yalnız tek arkadaşım
  • 31 Mart 1947 Kürt Tarihi için bir dönüm noktasıydı.Kürtler açısından bu dönüm noktasını başlatan kişi Qazi Muhammed'i bu yazımızda sizlere tanıtacağız.

    QAZÎ MUHAMMED

    1900 yılında Mehabad'da doğmuştur.Kendisini Qazî(Kadı) denilmesinin bir nedeni vardır.Kadı , kazaî ve adlî yetkisi olan yani bugünkü yargıç ve savcıların vazifelerine ve yetkilerine sahip olan ve dinî ve göreneksel kanunlara göre hüküm veren kimse demektir.


    Qazi Mihemed , Mehabad'ın önde gelen ailelerinden biri olan Qazî Ali'nin oğlu olarak doğmuştur. Çocukluğunda Kutabhane denilen din okulunda okumuş ve babasından ve evde bulunan kitaplarından temel eğitimini almıştır. Mehabad Vakıflar Dairesi Müdürlüğünü yaptıktan sonra babasının yerine kadılığına atanmıştır.

    QAZÎ MUHAMMED ve MEHABAD KÜRT CUMHURİYETİ İLANI


    Qazi Muhammed , 22 Ocak 1946 tarihinde İran Mehabad , Çarçıra meydanında, mahşer günü gibi kalabalık bir ortamda Mehabad Kürt Cumhuriyetini ilan etmiştir. Bu olaydan tam 20 gün sonra, 11 Şubat 1946 tarihinde Kürdistan Milli Meclisi(KMM) toplantısında hükümet şöyle teşkil etmişti

    Qazî Muhammed : Cumhurbaşkanı
    Hacı Baba : Başbakan
    Mustafa Barzani : Genelkurmay Başkanı
    Seyfi Qazî : Kolluk Kuvvetleri Komutanlığına


    Aynı Gün Kürdistan Millet Meclisi(KMM) Kürtçe dili devletin resmi dili olarak kabul etti, aynı zamanda "Ey Raqib" Kürdistan Marşı ve bayrağı seçildi, bayrağın şekli de böyle idi: üstte kıırmızı, ortada beyaz, altta yeşil, onların üstünde de yirmibir köşeli, sarı bir güneş vardı.

    Bir süre sonra basın yayın örgütlenmesi yapıldı ve 10 Ocak 1946'da yayın hayatına başlamış olan Kurdistan Dergisinin yayına devamına ve Kurdistan adlı resmî bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Kürdistan Milli Meclisi, aldığı kararlar ile eğitim alanında iyileştirme kararı aldı ve genel ve zorunlu ilk öğretimi tesis eden yasalar çıkardı. Fakir ailelerin çocuklarına para yardımı, giyecek ve ders kitapları verildi. Kültürel çalışmaların önemini vurgulayan meclis, ilk olarak iki Kürt şairin, Hejar ile Hemen’in şiir kitaplarını devlet matbaasında bastırdı. Kısa bir süre içerisinde Kürt okulları kuruldu ve Kürtçe eğitime başlandı. Hawar ve Hilale adıyla iki yeni dergi yayınlandı. 10 Mart’ta ise Sovyetlerin göndermiş olduğu bir verici istasyonu ile Mehabad Radyosu yayın yapmaya başladı.

    Şah güçleri, 16 Aralık 1946'da Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'i aldıktan bir gün sonra, Barzaniler'in şehirde bulunmadıklarına emin olduktan sonra, sonsuz bir gururla 17 Aralık 1946 da savunmasız Mehabad'a girdiler. Böylece kısa ve güzel bir rüya son bulmuş, Mehabad Kürd Cumhuriyeti sona ermişti.


    İran Şahı verdiği sözünde durmamış ve Qazi Muhammed, Savunma Bakanı Seyfi Qazi ve kardeşi Sadri Qazi ile birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra meydanında, 31 Mart 1947 tarihinde idam ettirdi.


    İran Arşivlerinden Saklanan Belge Açığa Çıkmış Qazi Muhammed'in İdamından Önce Halkına Yazığı Vasiyet Ortaya Çıkmıştır

    Qazî Muhammed ve Halkına Vasiyeti

    1- Allah'a, peygambere (Allah'ın selamı üstüne olsun) ve Allah'ın yanında olan her şeye inanın, iman edin, dini vecibeleri yerine getirmede güçlü olun.

    2- Aranızdaki birlik ve uyumu koruyun, birbirinize kötülük yapmayın, özellikle sorumluluk ve hizmet alanında tamahkâr olmayın.

    3- Düşmanın sizi aldatmaması için, eğitim seviyenizi yükseltin.

    4- Düşmana özellikle Aceme inanmayın. Çünkü Acem birkaç açıdan sizin düşmanınızdır. Dininizin, ülkenizin, halkınızın düşmanıdır. Tarih ispat etmiştir ki Kürtler aleyhine sürekli bahane aramıştır. En küçük suçlarda dahi Kürtleri öldürüyorlar, Kürtlere karşı her türlü suçu işlemekten geri kalmıyorlar.

    5- Bu dünyada, birkaç günlük ve önemsiz bir bir yaşam uğruna kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır, düşmana güvenilmez.

    6- Birbirinize, siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmeyin. Çünkü hain, Allah'ın, insanların huzurunda suçludur, ihanet döner haini vurur.

    7- Eğer sizden birisi, ihanet etmeden işini yapıyorsa, kendisine yardımcı olun, kıskançlık ve tamah için kendisine karşı durmayın, ya da Allah göstermesin onun hakkında yabancıların ajanı olmayın.

    8- Bu vasiyetimde cami, hastane ve okullar hakkında yazdıklarımın yerine getirilmesini talep edin, bunlardan yararlanın.

    9- Diğer halklar gibi baskı ve zulümden kurtulmak için mücadele etmekten geri durmayın. Dünya malı önemli değildir. Eğer vatanınız varsa, özgür ve serbestseniz, o zaman her şeyiniz var demektir, malınız, mülkünüz, devletiniz, ülkeniz, saygınlığınız da olacaktır.

    10- Allah'a olan can borcu dışında, kimseye borcum olduğunu zannetmiyorum. Ama eğer az ya da çok, borçlu olduğum birisi çıkarsa, ben geriye çok mal-mülk bıraktım, gidip varislerimden borcunu istesin.
    Birbirinizi tutmadığınız müddetçe başarılı olamazsınız. Birbirinize zulüm etmeyin. Çünkü Allah zalimleri çok erken yok eder. Zulüm ortadan kalkacak, bu Allah'ın sözüdür, Allah zalimden intikam alır.

    Bu sözleri kulağınıza küpe edeceğinizi umud ediyorum. Allah sizi düşmanlarınız karşısında zafere ulaştırsın. Sadi'nin buyurduğu gibi:
    Amacımız nasihatti, yaptık. Sizi Allah'a havale ettik, gidiyoruz.
  • Tarihte ilk Kürt gazetesi 2 Nisan 1898'de, Mısır'ın başkenti Kahire'de Bedirhan Bey'in oğullarından Mikdad Midhat Bedirhan tarafından çıkartılmaya başlanan Kurdistan gazetesidir. Türkçe ve Kürtçe ile yayımlanan ilk Kürt gazetesidir.Kürtçesi , Arap alfabesi ile yayınlanmıştır. Arap alfabesi ile Kurdistan ismi ile yayın hayatına başlamıştır.

    Dört sayfalık olan bu gazetenin 1898'den 1902'ye kadar toplam 31 sayısı çıkmıştır. 1 - 23 arasındaki sayıları on beş günde bir, 24 -e 31 arasındaki sayıları ise ayda bir yayımlamıştır.


    1 ile 5 sayıları Mikdad Mithad Bedirhan'ın sahibi ve yazı müdürlüğüyle Kahire'de basılmıştır. Mikdad Mithad göğüs hastalığından vefat ettikten sonra kardeşi Abdurrahman Bedirhan sorumluluğunu üstlenmiş ve 6 -19 sayıları Cenevre'de, 20 - 23 sayıları Londra'da, 24 - 29 sayıları Folkestone'da, 30 ve 31 sayıları Cenevre'de basılmıştır.

    Bu yüzden her yıl 22 Nisan günü “Kürt Basın Günü” olarak kutlanmaktadır.
    Kaynaklar
    Zeynel Abidin Kızılyaprak, Hasan Kaya, Şerif Beyaz, Zana Farqini, İstanbul Kürt Enstitüsü, 1900'den 2000'e Kürtler - Kronolojik Albüm, Özgür Bakış Milenyum Armağanı, İstanbul, Ocak 2000, s. 13.

    Malmîsanij, Cızira Botanlı Bedirhaniler ve Bedirhani Ailesi Derneği'nin Tutunakları, Avesta, İstanbul, 2000, ISBN 975-7112-71-2, s. 187-197.
  • #biyografipostu3

    UğurMumcu,

    1942 doğumlu gazeteci ve yazar. 1993’de uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mumcu’nun, “Gazeteci Kimdir?” sorusuna verdiği yanıt şöyledir: Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.

    Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942’de Nadire ve Hakkı Şinasi Mumcu’nun oğulları olarak Kırşehir’de dünyaya geldi. Tapu Kadastro memuru olarak çalışan Hakkı Bey’in görevi nedeniyle burada dünyaya gelen Mumcu’nun ailesi aslen Ankara’lıydı. Bu yüzden eğitimini Ankara’da tamamladı. Önce Devrim ardından Ulubatlı Hasan İlkokullarını, Cumhuriyet Ortaokulu’nu ve Deneme Lisesi’ni bitrdikten sonra, 1961’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla 1962’de Yunus Nadi Makale Ödülü’nü kazanan Mumcu, 1963’de Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği’ne Başkan seçildi.

    Uğur Mumcu 1965’de avukat olarak mezun oldu. Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhami Soysal’la birlikte Yön hareketini başlatanlardan biri olan Cemal Reşit Eyüpoğlu‘nun yanında avukatlık yapmaya başladı. Aynı yıl 18 Haziran’da “Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?” başlıklı makalesi Yön Dergisi’nde yayımlandı. 30 Haziran 1967’den itibaren “Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır” başlıklı yazısıyla Kim Dergisi’nde de yazıları yayımlanmaya başlayan Mumcu’nun, 18 Ağustos’taki “Anayasaya Saygı” başlıklı yazısıyla birlikte Akşam Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı.

    1968’de gittiği İngiltere’de bir yıl gibi bir süre kalan Mumcu burada yabancı dilini geliştirdi ve yazılarına Londra’dan devam etti. Akşam Gazetesi’ndeki inceleme yazılarının sonuncusu 25 Şubat’ta yayımlanırken, Kim Dergisi’ndeki son yazısı da 1 Mart tarihli “Yeter Artık Beyler” başlıklı yazı oldu. Mumcu, 25 Mart’tan itibaren yazılarını aralıklarla Türk Solu Dergisi’nde yayımlatmaya başladı.

    31 Ocak 1969’dan itibaren mezun olduğu fakültenin İdare Hukuku Profesörü olan Tahsin Bekir Balta‘nın asistanlığını yapmaya başlayan Mumcu, 13 Kasım’da Ankara Barosu Levhasından kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı. 1969-1971 yılları boyunca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yazılarını yayımlamaya devam etti. 15 Temmuz 1969 itibariyle Milliyet Gazetesi’nde de incelemeleri yayımlanmaya başlandı. Aynı dönemde Ant Dergisi’nde ve Cumhuriyet Gazetesi’nde de makale ve incelemeleri yayımlanan Mumcu, 1970 yılı 24 Mart’ından 27 Ekim 1971’e kadar Devrim Dergisi’nde yazdı.

    12 Mart 1971 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından 17 Mayıs’ta gözaltına alınan Mumcu, Mamak Askeri Cezaevi‘nde yaklaşık bir yıl boyunca kaldı. Yedi yıl hapse mahkûm edildi fakat Yargıtay bu kararı bozdu. 10 Ekim 1972’de serbest bırakıldı ve hemen askerlik görevine alındı. Tuzla Piyade Okulu’nda verilen 3 aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından “kötü hal ve düşünce sahibi” şeklinde suçlandı ve “er” çıkarıldı. Ardından da Ağrı’nın Patnos ilçesine gönderilen Mumcu, 31 Ocak 1974’te askerliğini sakıncalı piyade eri olarak tamamladı.

    Bu konuyla ilgili olarak “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem.” diyen Mumcu, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için açtığı açtığı maddi tazminat davasını kazandı.

    Askerliğini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi’ndeki asistanlık görevinden ayrılan Uğur Mumcu, profesyonel olarak gazeteciliğe başladı. 25 Şubat 1974’te “Anarşist!..” başlıklı yazısıYeni Ortam Gazetesi’nde yayınlandı ve burada çalışmayı 12 Mart 1975’e kadar sürdürdü.

    1975’te Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaya başladı. Anka Ajansı’nda da çalışmaya devam eden Mumcu, 1975’te Suçlular ve Güçlüler adındaki, Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan kitabı yayımlandı. Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları ve Yahya Demirel’in “hayali mobilya ihracatını” konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yine aynı yıl yayımlandı.

    1977’den itibaren yanlızca Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Gözlem adlı köşesinde yazmaya devam eden Mumcu, bunu 1991 yılının Kasım ayına kadar sürdürdü. Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe adlı kitapları 1977’de yayımlanan Mumcu, 1978’de Sakıncalı Piyade’yi Rutkay Aziz’le birlikte tiyatroya uyarladı. Bu oyun Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 700 kere sahnelendi.

    1978’de Büyüklerimiz adlı kitabını yayımlayan Mumcu, 1979’da Çıkmaz Sokak ve 1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak” amacıyla yazdığı “Silah Kaçakçılığı ve Terör” adlı kitapları yayımlandı.

    Papa’yı öldürme girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca’yı inceleyen Mumcu’nun çalışmaları 1982’de Ağca Dosyası adıyla yayımlandı. 1983’de onunla cezaevinde röportaj yapan Mumcu, daha sora Papa-Mafya-Ağca adlı kitabını yayımladı. 1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları yayımlanan Mumcu’nun, 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 adlı kitabı yayımlandı.

    İlhan Selçuk dahil birçok Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve çalışanıyla birlikte 1991’de gazeteden ayrılan Mumcu, 1992 yılında 1 Şubat gününden 3 Mayıs’a kadar Milliyet Gazetesi’nde yazdıktan sonra, yönetim değişikliği yapılmasıyla 7 Mayıs 1992’de Cumhuriyet Gazetesi’ne döndü.

    Uğur Mumcu, 1993’de kendisine düzenlenen bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. 24 Ocak günü, arabasına kurulan ve patlama gücü yüksek C-4 plastik patlayıcısından oluşan harekete duyarlı bombanın patlamasıyla katledilen Mumcu’nun cinayet failleri hala bulunamadı.

    Uğur Mumcu, 19 Temmuz 1976’da Güldal Homan ile evlendi ve çift Özgür ve Özge isimli iki çocuk sahibi oldu. Ailesi 1994 Ekim ayında Mumcu’nun anısı için Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nı kurdu.

    Tüm Eserleri:

    Mobilya Dosyası (1975)

    Suçlular Ve Güçlüler (1975)

    Sakıncalı Piyade (1977)

    Bir Pulsuz Dilekçe (1977)

    Büyüklerimiz (1978)

    Çıkmaz Sokak

    Tüfek İcad Oldu

    Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981)

    Söz Meclisten İçeri (1981)

    Ağca Dosyası (1983)

    Terörsüz Özgürlük

    Papa – Mafya – Ağca

    Liberal Çiftlik

    Devrimci Ve Demokrat

    Aybar İle Söyleşi

    İnkılap Mektupları

    Rabıta

    12 Eylül Adaleti

    Bir Uzun Yürüyüş

    Tarikat – Siyaset – Ticaret

    Kazım Karabekir Anlatıyor

    40’ların Cadı Kazanı

    Kürt İslam Ayaklanması 1919-1925

    Gazi Paşa’ya Suikast

    Sakıncalı Piyade (Tiyatro)

    Söze Nereden Başlasam

    Bu Düzen Böyle Mi Gidecek?

    Bomba Davası Ve İlaç Dosyası

    Sakıncasız

    Eğilmeden Bükülmeden

    Kürt Dosyası (1993)

    Ödülleri:

    1962 “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülünü aldı.

    1979 Türk Hukuk Kurumunca “Yılın Hukukçusu”, aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneğince “Yılın Gazetecisi” seçildi.

    1980 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülünü Cüneyt Arcayürek ile paylaştı.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme dalında verdiği ödülü aldı.

    1982 İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme dalında verdiği ödülü aldı.

    1983 Balıkesir Barosundan “Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu” ödülü verildi.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin röportaj ve seri röportaj dalında verdiği ödülü aldı.

    1984 Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    1985 Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    1987 İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin güncel yazılar dalında verdiği ödülü aldı.

    Nokta Dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülünü aldı.

    Cumhuriyet Gazetesinden “Rabıta Olayı dolayısıyla Örnek Gazeteci” ödülünü aldı.

    1988 Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülünü aldı.

    Cumhuriyet Gazetesi “Bülent Dikmener Haber Ödülü”nü aldı.

    Ankara Tabipler Odasından “Basın Sağlık Ödülü” aldı.

    Boğaziçi Üniversitesinden “En Çok Okunan Gazeteci Ödülü”nü aldı.

    1992 Ankara Sanat Kurumundan “Onur Ödülü” aldı.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme ve röportaj dalında ve

    Öldürülmesinden Sonra Verilen Ödüller:

    1993

    İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu
    “Basın Şehidi” Plaketi “İnandığı doğruları yaşamı boyunca savunduğu, yazdığı, ödün vermediği için”

    Orhan Apaydın
    “Demokrasi ve Barış Vakfı” Gümüş Kupa

    Nokta Dergisi
    “Doruktakiler Basın Onur Ödülü”

    Gazeteciler Cemiyeti
    “Basın Özgürlüğü Ödülü”

    SHP İstanbul İl Örgütü Kadın Komisyonu
    “Güldal Mumcu’ya”

    Kiraz Belediyesi
    “Mumcu Anısına” Plaket

    Eczacı Odaları
    2. Kamu Eczacıları Ulusal Kurultayı’nda
    “İlaç Dosyası” ile insan sağlığına ve eczacılık mesleğine katkılarından dolayı

    İstanbul SBF Mezunları Derneği
    “Uğur Mumcu anısına demokrasi ve insan hakları” Ödülü

    Ulusal Birlik ve Dayanışma Derneği
    “Derneğin onur üyesi Mumcu anısına” Plaket

    Türkiye Ziraatçiler Derneği
    “Mumcu anısına” Plaket

    Kırşehir Valiliği – Vali Neşet Kanyılmaz
    “Mumcu Anısına” Pirinç Tabak

    Söke Belediyesi Başkanı Mehmet Semerci
    “Mumcu anısına plaket ve imza defteri”

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur “Mumcu anısına”

    1995

    Evrensel Kardeşlikler Dünya Barışına Çağrı Vakfı
    “Örnek Çalışmaları Nedeniyle”

    Kadıköy Belediye Başkanı Av. Selami Öztürk
    “Cumhuriyetin 72. yılında Cumhuriyet ilkelerinin yaşatılmasındaki katkılarından dolayı”

    Mülkiyeliler Birliği
    Seyfi Oktay, Nuri Alan, Prof.Dr. Taner Timur, Emin Çölaşan, Prof.Dr. Alparslan Işıklı, Salih Er
    “Ülkede temiz toplum oluşturma yolunda düşünce, yapıt ve eylemleriyle katkılarından dolayı”

    Uluslararası Lions Yönetim Çevresi 118-T Plaket
    Güneysınır Belediye Başkanı Mehmet Yakıcı
    “Mumcu Anısına” Plaket1997
    1996 yılı Başarılı Gazeteciler Ödülü
    Bugünü dünden haber verdiği için” Jüri Özel Ödülü

    2003

    Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi
    Atatürkçü Düşün Sistemine unutulmaz katkıları anısına” Plaket