• Özlemek ne zor kelime" diyor şair. Özlememek daha zor, diyorum âcizane. Hiçbir şey yaşamamış gibiyim. Her şeyi bir fincan çay içerken hatırlarım belki.Aslında ne şair haklı ne ben. Va'dedilen ülkelerin verilmemesi zor ama va’dedilen ülkelerin va’dedilen ülke olmadığını fark etmek, bu daha zor. Yitirilmiş yaşamların arkasında yitip gidiyoruz işte.
  • Geceyken gündüzü, kışken yazı, soğukken sıcağı özlememek gerekir.
  • Ah ne acı bir zamanlar özlediklerini artık özlememek
  • ...insanların yalnız hakkıyla yapabilicekleri işle meşgul oldukları bir dünyada yaşamanın nasıl bir saadet olabileceğini düşünmemek, böyle bir dünyayı özlememek imkansızdı.
  • Taksideyim, gozum taksimetrenin kosesinde yazan sate takiiyor, 23.18. Otobusum 18 dakika evvel Esenler’den hareket etmis olmali, yani 12 dakika icerisinde Dudullu’daki terminale yetismem gerek.
    “Biraz daha hizli olabilir misiniz, rica etsem”
    “Na’piyim abla, ceza mi yiyelim. Erken ciksaydin evden madem.”
    Ah su sehir ve taksicileri, bu sehri ozlememek icin bir sebep daha. Kucagimdaki iki yasindaki kizim Lidya huzursuzlanmaya basladi. “Geldik annecim, geldik bak az kaldi”
    Saat 23.24, arac yol kenarinda durdu.
    “Geldik” , etrafima bakindim. Terminal 100 metre kadar ilerdeydi. Tam taksiciye biraz daha ilerlemesini soyleyecektim ki atildi,
    “Terminal kalabalik abla, simdi oraya girersem bir saatte cikamam, 2 adimlik mesafe.“ Cevap veremeyecek kadar yorgundum. Adamin parasini verip indim arabadan.
    Bir elimde valizimi cekistirip oburunde de Lidya’yi tasiyordum. Bir an bir huzursuzluk hissettim, donup arkama baktim, benimle ilgilenen yoktu, herkes kendi derdinde kosturan insan topluluguydu yalnizca, Yurumeye devam ettim. Taksicinin “2 adimlik yol” dedigi yolu tamamlayip, terminalin kapisindan girdigimde nefes nefese kalmistim. Terlemistim de.Yeniden etrafima goz attim. Otobus henuz yoktu gorunurde, o da yoktu.
    Bufelerin arkasinda, karanlikta kalan bir yere gectik. Yaklasik 5 dakika sonra uzerinde koskocaman mavi harflerle “Yediveren Turizm” yazan beyaz otobus terminale girdi. Diger otobusler gibi gibi onunde parlak isiklarla yazan sefer numarasi yoktu. Onun yerine muavinin uzerinde el yazisiyla KT1000 yazan bir tabelayi on cama yerlestirdi. Benim otobusumdu. Yeniden kalktim, kizimi kucagima alip, agir valizimi otobuse dogru cekistirmeye basladim.
    Valizi teslim ettikten sonra araca bindim. 13 numaraya geldim, hay aksi yerimde oturan iki genc kiz var, biri UZak Dogulu gibi duruyor hatta. Digerine dondum, nitekim 13 numarada oturan oydu.
    “Afedersiniz ama burasi benim yerim”. Kizcagiz saskinlikla once arkadasina, sonra bana, ardindan da kucagimdaki kizima bakti.
    “Bir yanlisiniz olmali, 13 numara icin muavin bos demisti.” Konusmamizi duymus olacak ki Muavin kosarak yanimiza geldi, Sanki konusan ben ve 13 numarali koltukta oturan kiz degilmisiz gibi, dogrudan uzak dogulu kizi muhattab alarak konustu:
    “Kim hanim, bir sorun mu var, yabanci konugumuzu memnun edemedik mi yoksa” Cattik vallahi!. O esnada diger kiz hemen atildi,
    “Ikimize de 13 numarayi satmissiniz, olmaz ki boyle, bakin” diyerek elindeki bileti muavine dogru tuttu. Ben biletimi cikarmak istemiyordum. 13 numara yaziyordu bende de ama, ustundeki isim benim degildi ve kimlik kontrolune maruz kalmak istemiyordum. Olayi kapatmak istedim.
    “Hanimlari rahatsiz etmeyelim, baska koltugunuz var mi bos?” Muavin sorun cikarmayip hemen baska koltugu Kabul etmeme sevinmis olacakti ki hemen yanitladi:
    “Olmaz mi efendim, arkalar bos, dilediginiz yere gecin, hem bebeniz de var, ikili koltuklara gecin siz, rahat edersiniz” dedi. Dedigi gibi de yaptim.
    Yeniden yola ciktik, otobusun isiklari sondu. Tek tuk kitap okuyan yolcu vardi ancak onlar da bir bir isiklarini sondurup kendilerini uykuya teslim ettiler. Lidya da uyumustu. ZAten daha ilk dogdugu gunden itibaren arabalarda uyumayi severdi. Basi kucagimdaydi, minik ayaklari ise yan koltuguma dogru serilmisti. Saclarini oksadim, terlemisti o da. Canim yavrum, senin simdi evimizde, yataginda olman gerekirdi, benimle bu bilinmeyene dogru olan yolculukta degil. Gozumden yaslar suzulmeye basladi. Uzuntu ya da pismanlik degildi bunlar. Sadece yorgunluktu, yillarin yorgunlugu…
    Gozlerim kapaniyordu, ama uyuyamazdim. Cantamdan bir kitap cikardim, okumaya basladim. Iki sayfa bitirmistim ki hic bir sey anlamadigimi farkettim, kafam baska yerlerdeydi. Tekrar bastan aldim, yine olmadi. Kaldirdim kitabi geri cantaya.
    Etrafimdaki insanlara baktim, ne kadar tasasiz ne kadar rahat uyuyorlar oyle. Halbu ki ben, -kizima kaydi gozlerim- biz oyle degiliz. Cunku biz, kanunlarin bizi koruyamadigi yerde kendi kendimizi korumak zorundayiz, ve kaciyoruz o yuzden. Hem ondan, hem onunla olan anilarimdan, hem de tum gecmisimdem. Cantama yine uzandi elim. Yediveren Turizm disinda iki bilet daha vardi. Biletimin parasini baska bir isimle Hatay’a kadar odemistim ama Bolu’da inecektim. Ankara uzerinden Adana’ya gecen bir araca gececektim, elbette yine baska bir isme kesilmis biletle. Ondan da Ankara’da inecektim ve Istanbul’dan Antalya’ya giden baska bir araca gececektim. Orada beni eski bir arkadasim karsilayacak. Sonrasi mechul.
    Kendimi eski Hollywood filmlerinde gibi hissettim, ajanlar hep bu yontemle izlerini kaybettirirlerdi. FIlmlerden ogrendigim bir yontemi bir gun gercek hayatta kullanmam gerekecegini hic dusunmezdim. Cunku benim de normal bir hayatim vardi. Su an 13 ve 14 numarali koltuklarda oturan kizlari dusundum. Karanlikta fisildasarak konustuklarini, hoslandiklari cocuklardan, ailelerinden, dostlarindan, sevdikleri yemeklerden bahsettiklerini, gulustuklerini hayal ettim. Ben de onlar gibiydim. En buyuk sorunum kiyafetimin rengine uymayan oje rengimdi bir zamanlar. Ben ne zaman boyle olmustum, nasil bu hale gelmistim?
    Aslinda her sey, universite kutuphanesinde onun gelip de yanima oturmasi, okudugum kitabi sormasiyla baslamisti. Gozleri isil isil parlayan, zeki bir cocuktu. Uzun uzun bana yazarin hayatini ve kitabi nasil yazdigini anlatmisti. Soylediklerinin hepsini biliyordum ama beni tavlamak icin ortaya koydugu caba o kadar sevimliydi ki, sanki her seyi ilk kez duyuyormusum gibi davrandim. Anlatirken bir taraftan kendine guvenen guclu erkek pozlari kesiyor, ama gozleri gozume takilinca sesi hemen cocukca inceliyor, titriyordu. Tanistik sonra, bir iki goruselim derken, asik olmustum ben de. O da muhendis olacakti benim gibi. Hirsliydi. Bos zamanlarinda yarim zamanli muhendislik firmalarinda calisiyor, kendi parasini kendisi kazaniyordu. Ikimiz de ailelerimizden uzakta, yatili okuyorduk, o yuzden kisa zamanda birbirimizin ailesi gibi olmustuk. Hem sevgilisi, hem ailesi, hem de en iyi dostu.
    O kadar cok ortak yonumuz vardi ki, sevdigimiz yemekler, sevmedigimiz insanlar, kitaplar, filmler, muzikler, cizgi romanlar, animeler. Hani ayni ruhun iki parcasi derler ya, oyleydik. Kisa surede, omur boyu birlikte olacagimiz insani buldugumuzu anlamistik ikimiz de. O yuzden ucucu sinifin sonundaki yaz ailelerimizle gorustuk, hizlica nisan yaptik. Mezun olunca da hemen evlendik, Istanbul’a yerlestik. Ikimiz de calisiyorduk ve mutluyduk, cok mutluyduk.
    Evliligimizin 3. yilinda iki suprizle karsilastik. Ah, birinin hayatimdaki en guzel sey, digerinin de felaketlerin baslangici olacagini nasil bilebilirdim ki… Once o verdi suprizi, buyuk bir firmadan uretim mudurlugu teklifi almis. Sarap ve mum isigiyla guzel bir aksam yemegiyle kutlamistik bu haberi. Bir kac ay sonra da ben verdim heberi, hamileydim…
    Ben hamilelikle ugrasip, bir yandan da isime gidip gelirken, esim de yeni isine adapte oluyordu, Gec saatlere kadar calisiyor, sonrasinda ise is arkadaslari ile bir yerlerde toplanip sohbet ediyorlardi. Yavas yavas degismeye baslamisti. Esi hamileyken erkeklerin aldatma hikayelerini cok duyardim, ve beni aldatmasindan suphelendim basta ama oyle degildi. Is arkadaslarini da tanimistim ve surekli beraber olduklarini da konusmalarindan anlayabiliyordum.
    Aylar gectikce, ve ben hamileligimin son aylarina dogru ilerledikce esim daha da cok degismeye baslamisti. Onceleri “usursun, hasta olursun dikkat et” diyerek sort yerine uzun etek ya da yaz sicaginda bile pantolon giymemi istedi, ya da kisa kollu kiyafetlerimin ustune uzun bir ceket giymemi istiyordu, Ardindan ise gelis gidis saatlerime soylenmeye basladi. Bunu yaarken de surekli, “Ama karninda kizimizla bu kadar yorulma sakin” diye kendini hakli gosteriyordu hep. Yeni baba olacak olmasinin heyecani diyerek sustum.
    Ancak dogumdan sonra “artik calisma, kizimizin annesine ihtiyaci var, kimse senin kadar iyi bakamaz ona” demeye baslamisti, surekli is arkadaslarinin cocuklarini kendi buyuten eslerinden bahsediyor, bana da “cocugunu bakiciya birakip calisan kadin kotu annedir, cocuk buyuyunce ondan nefret eder” dusuncesi asilamaya calisiyordu. Sonunda ona hak verdim ve ayrildim isten.
    Sonrasi ise daha kotu, cok daha kotu… Meger is arkadaslarinin etkisiyle bir tarikata girmis, venden ortunmemi istedi, evden cikarken kapiyi ustumden kilitlemeye basladi. Bagirdim, cagirdim ama nafile.
    Onun kadar zeki ve akilli bir adamin nasil bu kadar kisa bir surede bu kadar degisebilecegini anlayamiyordum, ama olmustu. Ardindan da siddet gormeye basladim, polise basvurdum. Gelip polisin onunde benden ozur diledi, “beni koruyun” dememe ragmen polis beni geri o adamla eve yolladi. Her seye dayanabilirdim ama kizimin bunlari gorerek buyumesine katlanamazdim. Bosanma davasi actim. Hakim, polis kayitlarini gorunce uzatmadi, ilk celsede bosadi hemen ve bana yaklasma yasagi getirdi. Iki gun sonra yolumu kesti, tehditler savurdu. Artik onun namusu oldugumu, bosanamayacagimi soyluyordu. Korktum, cok korktum. Beni canimla, canimdan da ote kizimla tehdit ett.
    Sonra da aklima universiteden oda arkadasim geldi, Antalya’da yasiyordu. Gel dedi, kal bende diledigin kadar. Burada yeniden hayata baslarsin kizinla.
    Peki dedim, ya bulursa bizi, ya seni de bulursa, basina is gelmesin dedim… Bir sey olmaz dedi, yolda ismini kullanma yeter. Tamam dedim. Ve iste burdayim.
    Camdan hizla akip giden yola baktim. Gecenin karanliginda tek tuk yanimizdan gecen araclar vardi. Yolculugu herkes bir yerden bir yere gitmek icin kullanir, ama ben gecmisimden gelecegime gitmek icin kullaniyorum. Hangi sehirden gelmisim, hangi sehirde inecekmisim, hic onemli degil. Bir daha gecmisime donmeyeyim, benim icin yeterdi.
    Gozum huzur icinde uyuyan kizima kaydi, ellerim hala saclarinda, simsiyah buklelerini oksuyordum. Her seyi senin icin, sen guclu bir anneye sahip ol diye, ilerde hep ozgur, kendi ayaklari ustunde duran bir kadin ol diye, kimse sana karisamasin, emir vermesin, kendi dusunceleriyle seni esir alamasin diye kizim. Her sey sen bir kadin ol diye…
    Otobusun isiklarinin yanmasiyla irkildim. Muavinin mikrafondan yankilanan sesi duyuldu ardindan:
    “Degerli Yediveren Turizm Yolculari, Bolu Dinlenme Tesisleri’ne girmis bulunmaktayiz. Mola suremiz 30 dakikadir.”
    Hala uyuyan kizimi kucagima aldim ve aractan indim. Muavine yanastim.
    “Afedersiniz, valizimi cikarabilir misiniz, cocugun ustunu degistirmem gerek.”
    “Elbette” Hemen aracin Yanina gecip valiz bolumunu acti, benimkini uzatti. Valizi alip ilerlerken cocuk seslndi, “e burda degistirin isterseniz.”
    “yok”, dedim, “Sen kapat kapiyi, cocuk usur burada icerde yaparim. Bekleme sen.” Muavinin kapiyi kapayip tesise girdiginden emin olduktan sonra ben de tesise girdim, bir cay soyledim. Yeni Hayat Turizmin Adana otobusu her an gelebilirdi.