Küçük bir köyde, amcalarıyla paylaştıkları iki göz odalı bir evde 1955 yılında dünyaya gelmişti Celil. Babası otobüs şöforlüğü yapıyor ve çoğu zaman evde olmuyordu. Annesinin hayata karşı bitmek bilmeyen bir öfkesi vardı. Sürekli tartışma yaratacak bir şey bulurdu. Evlatlarına karşı da oldukça soğuktu. Köyde çocuklar çok okutulmazdı, iş zamanı gelince okuldan alınıp hooop tarlaya. Hele hele kızlar... Onlar bu ladar bile şanslı olamıyordu bazen. Ama Celil'in babası başkaydı. O oğlunun okumasını, doktor olmasını istiyordu. Celil de azimli, inançlı bir çocuktu. Derslerinde de başarılıydı üstelik. Babasının da önünü açmasıyla hedefine doğru yılmadan yürüyecekti.
Celil'in doğumundan üniversiteyi kazanmasına kadar geçen sürede yaşadıklarını okuyoruz bu kitapta. Sık sık doğan kardeşler yüzünden artan ev halkının yaşadıklarını, Celil'in ilk aşkını, başarıya ulaşmak için yılmadan çalışmasını.... Üniversite hayatından itibaren okumaya ise ikinci kitapta devam ediyoruz. Bakalım orada neler oldu? Celil kavuşabildi mi Ayşesine, üniversitede neler yaşadı?
Sakin, durağan ama sımsıcak bir hikaye...