Bizim sorunumuz
Okuma kültürünü hakim kilmadan okuyun demekte..

Bu eşeğe kitap yüklemek gibi bişe

Önce okuma evleri açın her semtte
Pahalı kitapları tanıtmak yerine

İnsanlar bu evlerde istediğini okuyup tartışabilsin..
Sonra bol bol
Kitap Okuyun işte

Fika, bir alıntı ekledi.
19 May 11:16 · Kitabı okuyor

Tek bir gül yetmez oldu zira. Dikeninde tek taş pırlanta yok ise
Tüketim canavarına dönüştürdüler insanları. Çılgınca ve gözü dönmüşçe alışveriş yapar olduk. Sevgilisine ya da kocasına kızan bir kadın rahatlamak için alışverişe verdi kendini. Kocalar ise pahalı hediyeler aldılar karılarına, gönüllerini almak uğruna. Tek bir gül yetmez oldu zira. Dikeninde tek taş pırlanta yok ise.

İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar, Emre Dorman (Sayfa 62 - İstanbul Yayınevi)İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar, Emre Dorman (Sayfa 62 - İstanbul Yayınevi)

Tasarruf
Açıkçası bir sezon kötü bir takıntım vardı. Aldığım her kitap sıfır olmalı ve tamamen ilk günkü gibi kalmalı.
İkinci el kitaba da tahammülüm yoktu.
Şimdilerdeyse bunun bana oldukça zarar verdiğini düşünüyorum. Kitaplığımdaki kitaplara oldukça çok para saymışım. PDF olarak okumak veyahut ikinci el satın almak oldukça güzel bir keşif oldu benim için. İndirim kartı olan kitapçılardan da kart edinip alışveriş yapıyorum. Sadece elimde bulunması gereken kitaplar hariç bağış yapıyorum sürekli. Takasa da gitmeyip, sırf kütüphaneyi kullanan insanlar için bağış yapıyorum. Kısa ve öz böyle takıntısı olan insanlara tavsiyem derhal bunu bıraksınlar.
Kamu Spotu da verelim "Kitaplar bu kadar pahalı olmamalı.."
Kardeşim Martı Jonathan Livingston'ı 2 liraya almışken ben bir yerde 10 lira gibi bir fiyata sormuştum.

Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
12 May 12:12 · Kitabı okudu · 8/10 puan

‘İki çeşit insan vardır. Açıklamama izin verin: Biri, koleksiyoncular. Kendilerini nadir bulunan baskıları, Horacio Quiroga’nın Salto’dan çıkardığı dergiyi, Borges’in sadece tüm kitaplarını değil, dergilerdeki makalelerini ve Güiraldes’in editörü Colombo’nun yayımladıklarını veya Bonet imzalı seçkin ciltleri toplamaya adayanlar... Hem de bu sayfaları sadece güzel bir nesneye, pahalı bir parçaya bakmak için açacaklardır, başka bir şey için değil. Diğerleri ise okurlar... Hayatları boyunca kütüphanelerine sadece önemli eserleri koyarlar. Brauer’i bu gruba dâhil ediyorum. Bu tür insanlar tutkuludur, okumak ve anlamak dışında bir kaygı gütmeden saatlerini geçirecekleri bir kitap için oldukça mühim paralar ödemeye hazırlardır.’

Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez (Sayfa 30 - Jaguar Kitap, 9.baskı, 2018.)Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez (Sayfa 30 - Jaguar Kitap, 9.baskı, 2018.)
ENES GENÇ, bir alıntı ekledi.
09 May 10:16

Kağıdın Tarihi
Söz yazıya dökülüp cisimleştiğinde, insanlar, fikirleri kaydetmek için ağır kil tabletler yerine hafif taşınabilir nesneler aradılar. Asırlar boyunca eski Mısırlılar, üzerine yazı yazılacak malzeme yapmak için papirüs bitkisinin lifli katmanlarını bir araya getirip sıkıştırıyorlardı ama bunu yapmak pahalıydı. Daha uzun yazıları daha uzun mesafelere daha sık iletmeye artan taleple daha ucuz bir alternatife ihtiyaç duyuldu. "Kağıdın icadı insanların bilgi ve düşünce alışverişine katkıda bulunan küçük ve taşınabilir bir şeye sözlerini kaydedip düşünceleri saklamalarını sağladı. Öğretme, öğrenme ve iletişim
biçimimizi kökten değiştirdi." Nikolaos Psychogios 2006'da Çin'in kuzeydoğusunda
bulunan Gansu eyaletindeki Fangmatan'da Çince karakterler taşıyan kağıt örnekleri bulundu. Askeriye tarafından kullanılmışlardı ve milattan sonra birinci yüzyıla aittiler. İkinci yüzyılda saray görevlisi Cai Lun bitki liflerini, kenevir atığı, balık ağı ve eski bez parçalarıyla birleştirerek kağıt yapımının daha yeni bir yöntemini buldu. Bezin karışıma katılması biraz garip görünebilir, ama bu fikri, keçeleşmiş lifler bir hasıra serilmeden önce bezlerin yıkanıp dövülmesini seyreden bir kişinin bulduğu düşünülmektedir. Çinliler yeni icatları konusunda ketumdular. Rivayete göre Çin ordusu MS 751'de, günümüz Kırgızistan'ında Talas Savaşı'nda yenilgiye uğradıktan sonra iki esir, kağıdın nasıl yapıldığını söyleyene kadar işkence gördü ve sonra günümüz Özbekistan'ındaki Semerkant'ta bir kağıt fabrikası inşa edildi. Yüzyıllar boyunca kağıt yapımı teknolojisi İpek Yolu olarak bilinen ticaret yolları ağı boyunca yavaş yavaş gelişti. Bağdat'ta incelikli kağıt yapımı işleminin seri üretimi gerçekleştirildi ve kağıt hamurunu elle dövmek için havan tokmağı ve havanı kullanan geleneksel Çin yönteminin yerini otomatik demir çekiç aldı. Kağıt yapımı teknolojisi Avrupa'ya ancak aradan yüzyıllar geçtikten sonra gelebildi. Onuncu yüzyılda İspanya ve Sicilya'da söz konusu teknoloji kullanılmaya başladı, ama bu teknolojinin Kuzey Avrupa'ya ulaşmasıiçin on beşinci yüzyılı beklemek gerekti. İngiltere'de bilinen ilk kağıt fabrikası 1490'da Stevenage yakınlarında inşa edildi. Bununla birlikte kağıt pahalı bir şey olmayı sürdürdü, ancak on dokuzuncu yüzyıldaki iki fikir sayesinde kağıdın maliyeti düşürüldü. Bezlerden Servete
Kağıt sayfaları yerine rulolar üreten seri kağıt yapımı makinesi fikrinin patenti ilk kez 1799'da Fransız Nicholas Robert tarafından alındı. Robert'in patronu Léger Didot'nun icadı kendinin yaptığını ve yapımını finanse etmek için de kırtasiyeci Henry Fourdrinier ile sözleşme imzaladıklarını iddia etmesinin ardından tartışmalar çıktı. Fourdrinier ile erkek kardeşi bu makineden iki adet yaptılar. "Fourdrinier makineleri" denilen bu makinelerden birini, karşılığında on yıl boyunca her yıl 700 pound alma şartıyla Rus Çarı II. Nicholas'a sattılar. Fakat Çar anlaşmaya sadık kalmadı ve parayı ancak yıllar
sonra tamamen ödedi ki o zaman da Fourdrinier kardeşler patenti koruma mücadelesi yüzünden iflas etmişlerdi. Kağıt yapımında kilit niteliğinde diğer bir buluş da eski bezler yerine kağıt hamuru kullanmaktı. Matthias Koops, bu fikri 1800'lerin başında buldu, ama makinesini yapmak için kraliyet ailesinden mali destek almasına rağmen iflas etti. Bu buluşun potansiyelini fark eden iki mucit Kanadalı Charles Fenerty ve Alman Friedrich Gottlob Keller, 1830'lar ve 1840'larda kağıt hamuruyla ayrı ayrı deneyler yaptılar ve 1844'te buluşlarını ilan ettiler. Fenerty kağıdının bir örneğini Halifax'ın önde gelen gazetesine gösterirken, Keller Alman devletinin kazancını beslemeye çalıştı.
Ne var ki ikisi de icatlarından fazla para kazanamadılar. Fenerty makinesinin patentini hiçbir zaman alamazken, Keller kendi makinesini Heinrich Voelter'e 80 pound gibi çok az bir paraya sattı. On dokuzuncu yüzyılın sonuna gelindiğinde bezin yerini tamamen ağaç aldı ve pek çok fabrika kağıt yapımından servet kazandı. Bezden servete kağıdın
tarihi asırları ve kıtaları kapsar ve kağıt insanlık tarihinde dönüm noktası oluşturan bir icat haline gelir. "Kağıt olmasaydı, bilgi ve bilim layıkıyla aktarılamazdı," diyen Psychogios'a göre toplum düzeni de kağıt üzerindeki yasalar sayesinde korunuyor.

Dünyayı Değiştiren 100 Fikir, Jheni Osman (Kolektif)Dünyayı Değiştiren 100 Fikir, Jheni Osman (Kolektif)
Kamil Güllü, bir alıntı ekledi.
 05 May 12:02 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Yenilgi
İnsanlar kendilerine ya çok pahalı, ya çok ucuz kıymet biçerler. Sen, sadece değerlendirme hatası içindesin. Hayatında daima, başarabilrceğini değil, olmasını istediğini aradın...
Onun için, senin yenilgin, hakikatin yenilişi demek değildir. Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve delaletindir.

Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 400 - Remzi Kitabevi)Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 400 - Remzi Kitabevi)
Ayşe*, Dövüş Kulübü'ü inceledi.
30 Nis 11:19 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

BİR TÜMÖRÜM OLSA ADINI MARLA KOYARDIM!!
Sendrom-lu/suz bir pazartesi sabahından herkese merhaba;

Malum bahar geldi, bi inceden üstüme çöken rehavet sebebiyle okumalarım biraz ağırlaştı falan, aslına bakarsanız Chuck Palahniuk bu dönemlerde benim kurtarıcı şövalyem sayılır, halihazırda Hakan Günday okuma çabaları içerisindeyken bunalıp bir anda kendimi Fight Club'a başlamış buldum.

Kitabı okurken keşke filmi izlemeseydim diye içimden geçirdim sık sık, her zaman önce kitap parolasıyla yola çıksam da yıllar önce izlemiş bulunduğum için kitaba çok özgün bir şekilde başlayamadım. Hatta ilk on bölüm kitaba adapte de olamadım. Çünkü Marla Singer denildiğinde aklıma direkt Helena Bonham Carter'ın gelmesini engelleyemiyorum. He diyeceksiniz ki bu yorum filme haksızlık etmiyor mu?
-Asla! Film kendi çerçevesinde olabilecek en iyiler arasında bundan zerre kadar şüphem yok , ayrı ayrı, ikisi de türünün en iyisi ama ben sadece kitabı okumuş olmayı tercih ederdim, daha özgün bir okuma yapabilmek için.

Gelelim kitaba, sahip olduğu her şey; pahalı eşyalar, lüx araçlar, kabarık banka hesapları, pahalı bir muhitte dublex bir daire, ve bunun karşılığında, asık suratlar, biteviye mesai saatleri, sahtekarca gülüşler, yalanın bini bin para insanlar, bitmeyen depresyonlar, antidepresanlar, ucundan tutulamayan lojman griliğinde bir hayat.
Tanıdık geldi değil mi? Bukowski'nin ''Yaşama sevincimi, sigortalı bir iş karşılığında sattım! '' sözü tüm bu söylediklerimin özeti aslında.

''İstediğim şeyler gün geçtikçe hep istemeye eğitilmiş olduğum şeylermiş gibi görünmeye başladı. '' -Görünmez Canavarlar


Daha pahalı bir araç, daha pahalı bir ev, daha pahalı kıyafetler, toplumun gözünde daha prestijli olmanızı sağlamıyor! İnsanlar sistemin içerisinde öyle bir evriliyorlar ki, o daha pahalı saatin, daha pahalı ayakkabının, sahibi olmak için geceli gündüzlü ömrünü tüketiyor.

Bomboş..

Janjanlı hayatlarınız, sahip olup içinde bile yaşamadığınız evleriniz, göstermelik arkadaşlıklarınız, sahtekar gülüşleriniz.. Bomboş..


Fight Club'da Tyler Durden karakteri, anlatıcının sahip olamadığı,ama hep olmak istediği karakteri açığa çıkarıyor. Anlatıcı dipte, Tyler gökdelenin zirvesinde. Anlatıcı mesai bitirmek istiyor, Tyler tüm yüklerinden kurtulana dek dövüşmek. Hele hele son bölümlerde ki Kargaşa Projesi tam anlamıyla Tyler'ın modern anarşisinin dışa vurumu. Hangimiz istemedik çılgınlar gibi :)

Velev ki; benden tam puan alan bir okuma oldu, okuyacak arkadaşlara tavsiyem filmi izlemeden okuyun. Keyifli okumalar dilerim tabi mümkünse ;)

S., Sultana'yı inceledi.
30 Nis 00:39 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Suudi Arabistan prenseslerinden biri Sultana... Daha çok küçük yaştayken öğreniyor prensesliğin pek de önemli olmadığını kaderlerinin tamamen prenslere yani erkeklere bağlı olduğunu. Abisiyle bir elma için kavga ettikten sonra babasının tamamen erkek kardeşini haklı bularak onu aç kalmaya mahkum etmesiyle anlıyor Sultana; Arabistan'da kadın olmanın ikinci sınıf vatandaş olmakla aynı kefede olduğunu..

Yine de pes etmiyor Sultana. Küçüklükten itibaren baş kaldırıyor ve direniyor. 3 çocuklu yaşadığı toplum değerlerine göre olgun bir kadın  olunca bile abisinin saçma sapan sözlerine dayanamayarak korkusuzca karşılık vermesi saçlarını çekmesi ne kadar cesur olduğunu gösteriyor.

Bir prenses olduğu için ülkedeki çoğu kadından şanlslı. Çok zengin; dünyadaki en pahalı arabayı alacak kadar parası var ancak o arabayı sürme özgürlüğü yok, bütün ünlü markaların kıyafetlerinden istediği kadar satın alabilir ancak sokakta hiçbirini giyemez, istediği ülkeye seyahat edebilir ancak kocasının ya da babasının izni gerekiyor.  Erkekler kadınları değersiz ve sadece erkek çocuk doğuran varlıklar olarak görüyor ve kadınların bütün kaderleri erkeklerin elinde.

Bu kitapta sadece Sultana'nın hikayesi anlatılmıyor elbette ablası Sara hizmetiçisi Marsi ve arkadaşı Madaline'nin hikayelerine de tanıklık ediyorsunuz. Beni en çok üzenlerden biri Samira'nın yaşadıkları oldu. Samira müslüman olmayan bir erkek arkadaşı olduğu için kadınlar odasına kapatılıyor. Peki nedir kadınlar odası? Camları bile olmayan zifiri karanlık ve ölene kadar çıkamayacağı bir zindan. Sadece yemek verilen bir açıklık var insanların Samira ile konuşması yasak.

Bu kitabın bana fark ettirdiği en önemli şey insanlar doğacakları ülkeleri seçemiyorlar. Aslında çoğu insan çevresinde önceden çizilmiş sınırlar çevresinde özgür ya da değil. Sınırları yıkmak değiştirilmek ya da karşı koymak ise hiç kolay değil. Sultana ise her şeye rağmen mücadele etmeye çalışıyor. Eğer şu an yaşıyorsa ülkesinde kadınlara verilen hakları görüp bence mutlu oluyordur.

Ne kadar şanslı olduğumu da fark ettim bu kitabı okurken... Atatürk gibi bir lidere sahip olan bir ülkede yaşadığım için. Avrupa'dan bile önce kadın haklarının önemini fark etti.Tek bir kişinini  yaptığı işlerle ve değiştirdiği yasalarla kendisinden sonra yaşayacak olan milyonlarca kadının hayatını değiştirmesi gerçekten muazzam.

Yarın okula gidebildiğim için istediğim kıyafeti giyme özgürlüğüne sahip olduğum için ve oy verebildiğim için çok şanslı hissettim kendimi. Bunlar tabi ki yeterli değil hala  her yıl yüzlerce kadın kocası tarafından öldürüyor şiddete uğruyor. Birgün lider olduğumuz şeyler kadın cinayetleri değil de bilimsel gelişmeler olması dileğiyle...

Ben şairim
Şiir yazarım
Kalem ile sayfalarda dertleşir
Kendi kendime kurduğum
Cümlelerde boğuşurum
Olmadık yerlere virgül
Hiç bitmeyecekmiş gibi
Nokta koyarım aniden
Anlatım bozukluğu değil
Devrik cümleler kurarım
Ya da büsbütün yıkık
Kelimelerden uzak kalmış
Yorgun cümleyim
İnsanlar beni tanımasın, istemem
Bir gizemliyimdir hep böyle
Bir ıssızımdır her zaman
Anlaşılmayan taraflarım çoktur
Keşfedilmemiş bir ada gibi
Gemilerin hiç uğramadığı liman
Denizlere ulaşamayan akarsular
Kuşların uçamadığı gökyüzü
Ekip biçilemeyen topraklar gibi
Bu saçlar boşuna uzamadı
Ve bu gözler öylesine kararmadı
Asilik ruhuma birden bire yapışmadı
Benim limanıma girişler kapalı
Benim giriş biletlerim pahalı
Mühür basmışsın diyorlar
O mührü kırabilene aşk olsun
Uyumsuzum biraz
Aksiyim de hem
Karanlıklarım da çoktur
Bir hayli yalnızım
Yasak sulardayım
Üstüme de gelmeyin
Kaçar giderim ansızın
Zaten bavulum hep hazırda...
•••