• Ambalaj kâğıdı gibi kullanılır
    Başörtüsü yurdumda
    Bir çocukluk anısı olarak
    Güneşi paketler
    Genç kızların saçlarında..
  • Bir Yahudi’nin kısa zamanda zengin oluşunu görüp, ona özenen Müslüman bir vatandaş, Yahudi’ye gidip, onun gibi kısa zamanda zengin olmak istediğini, bunun için ne yapması lazım geldiği hususunda akıl danışır. Yahudi de ona; “Neyin var, neyin yok?” diye sorar. O da anlatır. “Tamam sen bunların hepsini sat, paraya tebdil et(paraya çevir), gel yanıma, ondan sonra ben sana akıl vereceğim” der. Onun söylediklerine inanan adamda nesi varsa satıp paraya çevirir ve Yahudi’nin yanına gelir.

    Yahudi ona der ki; “Ben araştırma yaptım, İstanbul’da tilki kuyruğu çok iyi para ediyormuş, sen bu paranın tamamıyla tilki kuyruğu al, paketle, İstanbul’a götür, orada pazarda satar zengin olursun.” Adam, tilki kuyruklarını satın alır, paketler, İstanbul’a götürür. Orada bir hana yerleşir. Kuyruklarını pazarda satılığa çıkarır. Günlerce bekler, alıcı bulamaz.. Yol masrafı için ayırdığı para da tükenmeye başlar. Üzüntüye dalar..

    Onun üzüntüsünün farkına varan han sahibi, bunun nedenini sorar. O da, olup bitenleri han sahibine anlatır, perişan duruma düştüğünden bahseder. Bunun üzerine han sahibi o kişiye; “Sultan Abdülhamid Han’ın, Perşembe günleri, yanında mâbeyn kâtipleri ile çarşıya çıkıp, vatandaşların müşkilat ve dertleriyle ilgilendiğini, derdini mâbeyn katiplerine anlatmasını ve bunlar aracılığı ile pâdişâha durumunun anlatılmasının mümkün olacağını ve pâdişâhın da buna bir çare bulacağını” söyler.

    O da hancıyı dinler, dediklerini yapar.. Katipler durumu sultana arzederler. Sultan da; “Bu vatandaş saraya gelsin, bizzat benimle görüşsün’’ diyerek mülakat için randevu verir. Randevu zamanı gelince mülakat için huzura kabul edilir. Sultan Abdülhamid Han ona meseleyi sorar. Oda olup bitenleri anlatır.

    Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han; ‘’Tamam, şimdi sen bu tilki kuyruğunu iki gün sonra Mısır çarşısının önünde pazara çıkarırsın, tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın. Üç, beş, kaça satarsan sat, fakat tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın, tamamını sattıktan sonra tekrar bana gelip bilgi verirsin..” diyerek huzurundan ayrılmasına izin verir.

    Sultan Abdülhamid Han, daha sonra nâzırlar vekiller heyetini toplar. “Bundan böyle huzuru şahaneye kabul edilecek Yahudi vatandaşlar yakalarına tilki kuyruğu takacaklardır” diye bir karar aldırır. Adam tilki kuyruğunu pazara çıkarır ve kısa zamanda hepsi satılır. Bilâhire tekrar huzuru şahaneye kabul edildiğinde, Sultan Abdülhamid Han hazretleri kendisine; “Evlâdım sen Kuran-ı Kerîm’i okumuyor musun? Kurân-ı Kerim’i oku. Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerim'de; “Yahudi ve Nasârâları (hristiyanları) dost edinmeyin, buyurmuyor mu? Haydi şimdi sen bu paranla malına mülküne sahip ol ve işine bak!” diyerek adamı güzelce gönderir.

    Bilâhire Sultan Abdülhamid Han, tekrar nâzırlar ve vekiller heyetini toplar, “Tilki kuyruğu kararı yürürlükten kaldırılmıştır.” diye ikinci bir kararla önceki kararı yürürlükten kaldırtır.

    Cennet Mekan Sultan Abdulhamit Han, El Fatiha..
  • (..) Salonda aynı iğrençlikte, fakat aynı oranda tehlikeli olmayan bir başka koku daha vardı: İnsan gövdelerinin yaydığı, kansız bedenlerin, masasına çakılmış, bu boğucu yaz sıcağında delicesine terleyen işçilerin kokusu. Burada, çocuklarını henüz ana rahmindeyken hastalıklı bir yaşama adayan gebe kadınlar, kış aylarında işsizliğe mahkum olduklarını düşünen asık yüzlü erkekler, yaşama sevincinden yoksun kederli genç kızlar, yarını olmayan delikanlılar; yani yoksulluk perdesini bir parça aralayabilmek için sağlıklarını Nikotiana'ya satan her yaştan insanlar, tasalı ve soluk yüzlü insanlar çalışıyordu. Ve bütün bu acılı kitle, bir söylentiye göre emeklerini özgürce satanlar, bıkkınlıkla çalışıyor, ciğerlerini paralayan bir öksürükle sarsılarak, dövüşür gibi konuşuyorlardı. Veremli balgamlarını tükürmeyip yutuyor ve terlerini tütün tozuna bulanmış nemli, pis bezlere kuruluyorlardı. Sapsarı, kemikli parmaklar, zehirli yaprakları çabuk çabuk ayırıyor, paketler ve balyalar yapıyordu. Uzun süren hareketsizlikten tutulmuş dizler oynamaya gayret ediyordu ara sıra. Tütün tozuyla boğulmuş ciğerler temiz havaya kavuşmak istiyordu. Yorgun yüzler, ateş gibi yanan kıpkırmızı gözler, bitmek bilmeyen iş gününe son verecek zili bekliyordu sabırsızlıkla. (..)
  • Işıklandırılmış dükkânlar, çam dalları ve cam süslerle donatılmıştı. Yetişkinler, ellerinde paketler, bir dükkândan öbürüne koşup duruyor, son derece ciddi bir ifadeyle dolaşıyorlardı.
  • ŞEHİRDE YAŞAM
    Süpermarkette tavuk bacakları 4 lü paketler halinde satılır. Bunu yaşamın içinde alışverişte baba ve annelerinin yanında veya buzdolabında evde gören çocuklara okulda bir soru sorulur. "Tavuk 4 veya 2 veya 3 bacaklı mıdır?" sorusu yöneltilir. Şaşırtıcı ölçüde verilen cevabı tahmin etmişsinizdir.