Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
19 May 12:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

80 Darbesi ve Kenan Evren Geliyor ..
Vietnam Savaşı yenilgisi ve ardından petrol krizi25 ABD ekonomisini durgunluğa/ stagflasyona soktu. Sovyetler Birliği ile yarışta ABD geride kaldı. Diğer yandan ABD'nin en korktuğu şey gerçekleşti: Üçüncü Dünya Ülkeleri'nde milli uyamşlar başladı. Kimi bağımsızlığına kavuşuyor, kimi toprak reformu gibi talepleri yüksek sesle dile getiriyordu.
ABD, özellikle Hindistan, Mısır, Nijerya, Endonezya, Filipinler, Bangladeş, Pakistan gibi 30 ülkede "siyasal endişe" tespit etti. Bu ülkelerden biri de Türkiye idi!
Kolları sıvadı. ..

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 40 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 40 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))
Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
10 May 18:09 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Biz fakiriz: Milli gelir İran' da 220, Türkiye' de 240, Malezya'da 250, Pakistan'da 90, Afganistan'da 85, Endonezya' da 70 Amerikan dolarına karşı ABD' de 3000 dolar. (1966 yılındaki durum). Müslüman ülkelerin çoğunda sanayi üretimin milli gelire olan katkısı %10 ila %20 arasında olmaktadır. Gündelik beslenmesinde kalori sayısı 2000 iken, Batı Avrupa' da kalori sayısı 3000 dir.

İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 31)İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 31)
Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
10 May 18:07 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Biz eğitimsiziz: İki dünya savaşı arasında hiçbir Müslüman ülkesinde okuma-yazma oranı % 50'yi geçmemekteydi. Bağımsız olduğunda Pakistan' da okuma-yazma oranı % 25, Cezayir'de % 20, Nijerya'da ise sadece % 10 idi. ( Buna karşı Dreper'e göre X ve Xl. asrın Müslüman İspanya'sında okuma-yazması olmayan bulunmamaktaydı)

İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 30)İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 30)

Selman Kayabaşı, Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kuran, Bosna Hersek'in bağımsızlığını kazanmasında büyük pay sahibi olan ve son olarak Kerkük'te ortaya çıkan Teşkilat'ın; Musul'dan Semerkand'a, Lübnan'dan Pakistan'a, Roma'dan Selanik'e ve Azerbaycan'dan Kafkasya'ya kadar, günümüzdeki faaliyetlerinin izini sürüyor. 

G, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
08 May 22:27 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Dramdan beslenen yerli dizilerimizden esinlenmiş bir yazar olmalı Bay Hosseini. Ne olursa olsun kitapları Afganistan veyahut Pakistan'dan başlıyor, dram yaşanıyor, birileri ölüyor, birileri sömürülüyor ve ana karakterimiz tatlı mı tatlı Amerika tarafından kurtarılıyor. Amerika hep en büyük kahraman! Bir kurtarıcı! Sevgi timsali!

Üstte yazdığım şeyler bir hayli itici gelse de yazarın dili bir hayli akıcı. Okutturuyor, konu ve kurgu da keza öyle. Ancak artık ben kendisinin kitaplarıyla ilgilenmemeye başladım. Çünkü bu dramlardan parayı kırarak Amerika'da gül gibi yaşıyor kendisi.

Bundan bir 5 sene sonra, Hindistan ve Pakistan bizi 10'a katlar.
Yazılım geliştirme platformları,
Muhasebe platformları,
İngilizce geliştirme platformları,
Ve bunların whatsapp grupları,
Hindistanlı ve Pakistanlı kaynıyor. Üstelik deli gibi çalışıyorlar.
İçim yanıyor içim. Hoşaf getirin bana.

Fatma Altunbaş, Guantanamo Pakistan'ı inceledi.
02 May 12:54 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Araştırma yapmak için gittiği Pakistan da 173 gün boyunca sebepsiz yere gördüğü işkenceleri anlatmış yazar. Sanırım okurken ağladığım ilk kitaptı. Sadece Müslüman olduğu için aklımın , hayalimin almadığı işkenceleri görmüş binlerce insan.. Şu yalan dünya da kim bilir bir yerler de daha neler yaşıyor bu insanlar.. Alın okuyun ve okutun.

Esma, Yıldızlarda Yazılı'ı inceledi.
01 May 22:51 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yorumuma kitabın herkesin yüreğine dokunabilecek tarzda bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Kitapta çok açık bir şekilde büyük bir eleştiri var. Yazarımız da zaten kitabın sonunda herşeyi son söz şeklinde açıklıyor. Baş karakterimiz Naila'nın yaşadıkları dünya üzerindeki birçok ülkedeki çoğu kadının başına gelen şeyler. Ve bunların hâlâ devam ediyor olması gerçekten üzücü bir durum. Evet yavaş yavaş farkına varıyoruz ama bunun için geç kalınmış. Bir kadının böyle durumlara maruz kalması, karşı çıkamaması insanın yüreğine dokunuyor. Şimdii biraz daha kitabın içine girelim isterseniz. Spoiler vermeyeceğim, sakin olun shsjdjdj Kitaba başladığımda kitabın o vıcık vıcık aşk romanlarından olmasından korkmuştum fakat umduğum gibi olmadı. Kitabımızın başları ve sonları Amerika'da geçiyor fakat geriye kalan uzun kısmı Pakistan'da geçiyor. Naila'nın sadece aşık olduğu çocuk olmayan Saif, Naila'ı sevdiği için bir yalan söyleyen, bunun doğuracağı sonuçları tahmin edemeyen Naila'nın en yakın arkadaşı Carla ve diğer tarafta annesi, babası, akrabaları ve Pakistan'lı tanıdıklar. Saif'in ne olursa olsun ne yaşarlarsa yaşasınlar Naila'dan vazgeçmemesi, Naila'nın yaşadıkları karşısında ona destek olması açıkçası beni etkiledi. Carla'nın Naila ve Saif için söylediği o yalanın ortaya çıkması Naila'nın hayatını değiştirebilecek sonuçlar doğurdu. Her şey o yalanla başladı ve Naila'nın annesinin, babasının tatil yapmak için Pakistan'a gideceklerini söylemeleriyle devam etti. Daha fazla içine girmek istemiyorum çünkü bunu yaparsam spoiler vermemin kaçınılmaz olduğunu biliyorum ahsjsjd  Son olarak şunları söyleyip bütün yazdıklarımı toparlayıp bırakıyorum hemen. Kitap güzeldi. Evet bir aşk romanıydı ama insanı boğmayan bir aşk romanıydı. Her şey gayet yerli yerindeydi. Kitap hakkında söyleyeceğim olumsuz sadece bir cümle -ki bence tam olumsuz bile değil ama- var: Sonu biraz daha farklı bitebilirdi. Ama buna rağmen her şey gayet güzeldi. Sanırım çok fazla yazdım. Kitabı okursanız bir şey kaybetmezsiniz hatta bir şeylerin daha çok farkına varabilirsiniz. Okuyun, okutturun diyorum..

Türker Alkan
Kız mısın, oğlan mısın kâfir!
Kabul etmek lazım ki, hayatın kendisi bütün kuramlardan daha zengin, yaratıcı ve şaşırtıcıdır. Yıllardır tartışır dururuz: Kadını erkeğin yarısı sayan dini hükümlerin uygulanması doğru mudur, çağdaş dünyadaki gelişmelerle bağdaşabilir mi? 'Elhakk doğrudur' diyenler sadece kutsal metinleri öne sürmekle kalmazlar, aynı zamanda buna gerekçe olarak kadınların çeşitli zaaflarını öne sürerler idi.
Tıp ve hukuk bu tartışmaya yeni bir boyut getirmişe benzer. Gazetelerde okumuş olmalısınız. Suudi Arabistanlı Ahmed namında bir delikanlı kendisini kadın gibi hissettiği için babasından kalan paracıkları harcayarak kadın olmuş. (Ameliyat elbette Arabistan'da değil, Amerika'da yapılmış.) Şeriatı uygulayan Arabistan'da kadınların mirastan aldıkları pay, erkeklerin payının ancak yarısı olduğu için, cinsiyet değiştiren delikanlının akrabaları hemen mahkemeye başvurmuş:
"Artık kadın olduğuna göre, haksız olarak mirastan aldığı parayı bize geri versin!" Mahkeme talebi reddetmiş: "Mirası aldığı sırada erkekti!"
Tabii bu hikâyeye insanın ilk tepkisi şu oluyor: "Suudi Arabistan gibi bir ülkede erkekliği bırakıp kadın olmaya kalkmak akıl kârı mıdır?" Elbette değil. Ama demek ki o genç adamın kadın olma isteği öylesine güçlüymüş ki, başına gelecekleri bile bile bu yola başvurmuş. Kadın olma arzusunun ne kadar kuvvetli olduğunu gösterdiği gibi, kadınlığın şaşılası bir cazibesi bulunduğunu da gösteriyordur belki bu olay, olamaz mı?
Beni Suudi Arabistan'ın geleceği konusunda endişeye düşüren asıl şey, bu cinsiyet değiştirme olayının duyulmasından sonra bambaşka gelişmelerin de yaşanma ihtimalidir.
Kadınlık normal koşullarda son derece itibarlı ve cazip bir hal olsa da, Suudi Arabistan ve Afganistan gibi ülkelerde pek de sevimli bir statü taşımıyor. Şeriata göre bir erkek dört kadınla evlenebilir, istediği kadar cariyeye sahip olabilir, serkeşlik eden karısını dövebilir, 'Boş ol!' deyip kadını sokağa bırakabilir, kadınlar, erkeklerin aldığı mirasın ancak yarısını alır, yanında bir erkek bulunmadan sokağa bile çıkamaz, yöneticilik makamlarına getirilmezler...
Biliyorum, bu söylenenlerin aslında ne kadar mantıklı ve makul olduğunu bilen ve anlatan (veya aslında bunların birer yanlış anlamadan kaynaklandığını, gerçek dinin böyle söylemediğini ileri süren) pek çok kişi çıkacak, hatta zahmet edip 'e-mail' yardımıyla beni tenvir etmeye kalkışanlar da olacaktır.
Hiç zahmet etmesinler, dediklerini ve diyeceklerini biliyorum. Benim derdim 'dinle' değil, 'toplumla.' Arabistan, Afganistan, Pakistan gibi erkek egemen toplumlarda kadınlara haksızlık yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Nedeni ister din olsun, ister gelenek, iserse de yanlış yorumlamalar. Sonuç değişmiyor.
Gelmek istediğim nokta şudur ki, bu ülkelerde baskı ve haksızlıklardan yılmış olan kadınlar (en azından parası olanlar) Ahmed'in yaptığının tersini yapar ve ameliyatla erkek olmaya başlarsa ve bu iş gittikçe yaygınlaşırsa ne olacak? 'Olmaz canım' demeyin. Baskı altında kalan kadınların neye başvuracağı hiç belli olmaz. Ve erkek olan kadınlar, miras hakkından dayak hakkına kadar her şeyi tersine çevirip ortalığı birbirine katarsa...
Teknoloji harika işler yapıyor, ama bazen de ortalığı alabildiğine karıştırıyor işte. Belki de en iyisi, cinsler arası eşitliği kabul etmek. Ayrım yapmak gittikçe anlamını yitiriyor zira.