• Hacı Agalansak da mı Hacılansak, Hacılanmasak da mı Hacı Agalansak?

    Efendim? Peki, peki yeterince anlaşılmadı farkındayım… Biraz daha açık olmakta fayda var...

    Kitaba tam 35 alıntı yapmışım. Daha fazlasını pek ala yapabilirdim. 105 Sayfalık bir kitap nasıl bu kadar anlam yüklü olabilir, nasıl bu kadar halimizi ve ülkemizi anlatabilir size tam olarak bunu anlatmaya çalışacağım. İncelemelerimi bildiğiniz üzere, kitap kritiği yapmıyorum. Bana ne verdiyse, ne hissettirdiyse sizlere onu aktarıyorum. Biraz alıntılardan yararlanıp sizlere ufakta olsa bir fikir veriyorum. Kesinlikle spoiler yok, gönül rahatlığıyla okuyup, kitabı alıp almamaya karar verebilirsiniz. Kesinlikle kitabın çizgisinin dışına çıkmayacağımı bildireyim.

    Hazırsanız, nasıl güdülüyoruz, nasıl kandırılıyoruz, nasıl inançlarımızla dalga geçilmesine izin veriyoruz bir bakalım. Bakalım ki, belki kafamız da birkaç soru işareti oluşturur, acaba dedikten sonra bir şeyleri araştırma yoluna gideriz.

    Sadık Hidayet’in okuduğum ikinci kitabı. İlk Kör Baykuş’u okumuş, istediğimi alamamıştım. Ama bu kitapta düşündüğümden de fazlasını aldım. Bana neler hissettirdi, neleri hatırlattı bir bakalım. Baştan uyarayım, eyyam yapmadan ve hiç kimseden çekinmeden “Gaddar” bir inceleme yapacağım.

    Günümüz: Türkiye - 27.06.2018 18:00

    En çok yakındığımız şeylerin başında ne geliyor? Dinin, devlet işlerine karıştırılması ve Din üzerinden maddi-manevi kazanç sağlanması. Mustafa Kemal Atatürk 1930 yılın da “Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermeyeceğiz.” demiştir. Hacı Aga işte bu sözün tam olarak karşılığıdır. Kısa bir tanımlama yapalım;

    - Parayı çok sever,
    - Din ile ilgisi yoktur,
    - Borç verir faizi ile alır,
    - Kaçak mal satar,
    - Kumar oynar,
    - Şarabı çok sever,
    - Birden fazla kadına sahiptir, haremi var desek yeridir,
    - 80 yaşını geçmiş olmasına rağmen sokaktan geçen kadınları keser,
    - Aşırı derece de cimridir,
    - Dönem adamıdır. Kim iktidardaysa, o fikre bukalemun gibi bürünür,
    - Bilgi eksikliğine rağmen, kendisini bilgili gösterir,
    - Yaydığı yalanlar ile geçmişi nüfuslu biri olarak bilinir,
    - Rüşvet alır,
    - Rüşvet verir,
    - Etrafındakilere gram para koklatmaz, erik çekirdeğinin hesabını yapar…

    Bu tanımlalar uzar da gider. İşte bu çerçeve üzerinden ve günümüze uyarlayarak Hacı Agaların ülkemiz de ne kadar fazla olduğunu sizlere anlatmaya çalışacağım.

    "Vazifemiz halkı ahmak bırakmak. Böylece başları önde olur ve birbirleriyle didişir dururlar." Sy.96

    Her sakalı olanın, her cübbesi-takkesi olanın bir ilim, bir bilgi yaydığı sanılır toplumumuz da. Cemaatler oluşur, tarikatlara evrilir, topluluklar oluşur ve bir lider seçerler kendilerine. Bu liderler, el etek öptürür, yalan ile bir şeyler yaptığına inandırır, tam bağımlı müritler yaratır, onların oyunları ile insanları kandırarak “Şifacı” bile olurlar. Tek şifaları uçkurdur bilinenin aksine.

    Bu Hacı Agalar, Din’i kullanarak insanları korkutur, Kur’an-ı Kerim dışında kendi vahiylerini aktarırlar. Birçoğu gizliden gizliye başladığı bu durumu, daha sonra müritlerinin artması ile aleni olarak yapar. O öyledir, bu böyledir, şu şöyledir demeye başlarlar. Kadınların sadece evde oturması gerektiğini, istedikleri kadar kadına sahip olabileceklerini aktarırlar. Cennet ‘te şarap bahçelerinin onları beklediğini, 100 erkek gücünde olacaklarını ve kendilerine ait haremlerinin olacağını anlatırlar. Bu söylemlerimin hayali olduğunu sanmıyorsunuz değil mi? Tabi ki değil, onca video var. Her gün bir yenisi ekleniyor, her bir yeni görüntü de yerin dibine bin kez daha giriyoruz.

    Bu topluluklar insanları bilime yönlendirmezler. Tam tersi bilim düşmanı olurlar. Televizyon Şeytan icadı derler, evlerinde en büyük ekranlarda neler neler izlerler? Dünya genelinde bu hacılar her zaman para ile desteklenir. Yerli ya da yabancı fark etmeksizin bu yapılır. Halkın cahil olduğu ve sorgulamadığı her devlet istediği başarıya ulaşır. Cahillik bulaşıcıdır ve fanatizm doğurur. Bu kimseler, toplumda söz sahibi olurlar. Sözleri ile kitleleri harekete geçirebilirler. Din üzerinden verebilecekleri en alakasız söz ile, insanları isyana, ayaklanmaya sevk edebilirler. Arka planda ise; paracıklar, paracıklar, paracıklar…

    Şimdi sizden bir ricam var ve söylediklerimi Kafanızda bir canlandırın. Bu tarz işleri yapan birkaç isim var ama adlarını vermeyeceğim tabi ki. Bilinenin aksine az bilinen medyatik olanları bir düşünün. Bu Hacı agaların hangisi fakir? Hangisi zorluk çekiyor? Hangisi kötü bir muhitte yaşıyor? Hangisi Mercedes’le BMW ile gezmiyor? Ama durun, dış görünüşleri çok basit? Basitlikten kasıt, bir kavuk, bol bir şalvar, üstte bol bir gömlek vs, ayakta ise genel olarak kara lastik. Şimdi bu görünüşe bakarsanız, ne kadarda halkın içinden ve doğal değil mi? Değil! İşte ilk olarak toplumu kandırdıkları nokta görünüşleri. Tam bir Hacı Aga motto’su. Ne kadar basit giyinirsen, o kadar az paran olduğunu sanırlar. Senden borç para istemezler tam tersi para vermek için yarış ederler.

    "Para ayıpları örter. Para çalıntı ise helale çevirebilirsin; ananın ak sütü gibi helal olur. Öbür dünya için de namazı, orucu, haccı satın almak mümkündür." Sy.51

    Hacı Agalar, Dünya üzerinde en lüks yaşayan kimselerdir. Dışarıya gösterdikleri fakir edebiyatı, içeri de ise bambaşka bir şeye dönüşür. Fakir fukaranın parasını yerler ve hiçbir şekilde hak, hukuk düşünmezler. Onlar düşünmez düşünmesine de, buna izin veren toplum neden düşünmez? Neden, Hoca dedi, Hacı dedi yapmamız lazım derler. Soruyorum efendim, Neden KUL’a, KUL olur bu millet? Bu insanlara KUL olmamaları, hür düşünmeleri için bir Cumhuriyet hediye edilmedi mi? Neden Eğitimi, Bilimi rehber edinmezler de, şarlatanların peşinden koşar ve çocuklarının beyinlerini de bu şarlatanların yıkamasına izin verirler?

    Hristiyan olsun, Müslüman olsun, Yahudi Olsun… Bu dinleri eleştiren yazarlar, düşünürler hep bunlardan gem vurmaz mı? Kutsal kitaplar üzerinden bir dine vakıf olan bu insanlar, neden bu dini kitapları okumaz da, bu şarlatanların her kelimesine inanır? Çünkü böylesi daha kolaydır. Çünkü elinde sopası olan birine itaat etmek daha kolaydır. Neden dini değer ve bilgileri değil de, Papaz’ı, Hoca’yı, Haham’ı kendilerine rehber edinirler?

    İnsanlar birileri tarafından yönlendirilmekten ve sorgulamadan itaat etmekten aşırı derecede haz duyarlar. Bunları reddeden ve kendisini bu basit topluluklardan arındıran insanlar ise doğru inanmanın nasıl olduğunu öğrenir ve maneviyatı nasıl yaşayacağını bilir. Dini öğretileri, doğru ve gerçeğe en yakın şekliyle öğretir. Ama diğerleri? Gerçekleri öğretmek bir kenara, tek kelam etmezler. Çünkü bilirler ki, kul korkusunu değil de, Allah korkusunu öğretilerse kendileri hiçbir şey elde edemezler.

    Toplumumuz cahil bir toplum. Çok gerilere gitmeyin, Cumhuriyetimizin “gerçek” kuruluş aşamalarını iyi bir şekilde araştırırsanız, tam olarak bu Hacı Agaları öğrenmiş olursunuz. Günümüzde ise, yer altında, kıyı da köşe de olanlar, yakın zaman da inlerinden çıktı ve gayet te pişkin bir şekilde yalan dolanla insanları kandırmaya, bir şeylere düşman etmeye ve bu işten parasal olarak karlı çıkmaya başladılar. İki konu var. PARA ve KADIN! İnanın başka hiçbir şey yok. Bu ikisini çekip alın, geriye hiçbir şey kalmıyor. Asla ellerini sürmezler. Desinler, aylık asgari ücrete bu bilgileri yay, yaymazlar. Kıllarını bile kıpırdatmazlar. Bu topluluklar, kendilerine çıkar sağlarlar ve en ufak bir köşeye sıkışma durumlarında en yakınından olmak üzere hemen herkesi satar ve diğer tarafa yakın olurlar. PARA bu işin ana PAROLASI’dır. Para varsa varlar, yoksa yoklardır. Bir televizyon programına çıkıp, halkı aydınlatmanın bedeli 500 Bin TL olabilir mi? Ne yaptı da 500 Bin TL? Emeğin karşılığı mı bu? Nerede din? Nerede iman? Nerede Hak, Hukuk? Nerede fakir insanların yaşam şekli? Nerde komşusu açken yatamama ilkesi? Hepsi hikaye değil mi? Tabi ki hikaye, iki masal anlat, paralar cukka, ondan sonra ise evde cukka cukka. Efendim maalesef, bunlar gerçekler. Gerçekler acıtır. Din, istismarın ana parçasıdır. İnsanları sömürmek için kullanılan en moda konudur ve hiçbir zaman modası geçmemiştir. İşin arka planını göremeyenler, sadece düşünemeyen ve sorgulayamayan insanlardır. Her insanın kendi aklı vardır. Çok rahat kullanabilir, üstelik bedavadır. Bu örnekler kabile hayatı yaşayan, balta girmemiş ormanlarda yaşayan insanlar için değildir. Bu örnekler, her zaman bilgiyi edinebilecek imkanı olan ve bunu reddeden kişileredir.

    "Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır. Ama matematik dersinde dikkatli ol. Dört işlemi bilmen yeter. Para hesabını becerebilirsem kazıklanmazsın, anladın mı? Hesap önemli; en kısa zamanda hayata atılman lazım. Gazeteyi okuyabiliyorsun ya, kâfi." Sy.50

    Ne demiştik? Her şey para…

    Bizim Hacı Agamız, aşırı derece de Kadın düşkünü.

    "Hacı'nın evlilik bilançosu kabarıktı. Altı karısını boşamış, dört kadının başını yemişti? Hayatta olan diğer yedi karısı onun ailesini oluşturuyordu." Sy.43

    Doyumsuzluk.. Paraya ve Kadın’a sonsuz bir doyumsuzluk!! 1k Özel mesajları gibi?! 300 Yıl önce de durum buydu, günümüzde de durum bu. Nedir bu uçkura düşkünlük? Nedir bu salya akma durumu? Hacı Aga’nın kadınları gördüğünde salyaları akıyor, neden? Bunların hepsi, kendilerine bu doyumsuzlukları hak görmeleri ve maalesef ki kadınların buna izin vermeleri. Gelişmiş bir toplum, bilinçli bir toplum buna izin verir mi? Keser atar efendim. Neyi mi? Lütfen… Biraz hayal gücü…

    Anlattıklarım bilinmeyen şeyler değil, ama halı altına süpürülen şeyler. Yakın zaman da olanları unutmadınız değil mi, yurtlarda ki çoluk çocuğa tecavüz olaylarını? Bu olayları savunanları ve oy çokluğu ile aklandıklarında gülücükler dağıttıklarını? Sanıyorsanız ki sadece biz de oluyor. Hayır efendim. “Spotlight” filmini kesinlikle izlemelisiniz. Hacı Aga’nın dini yoktur. Sadece topluma ulaşması yeterlidir. Film gerçek bir öyküdür ve Amerika’da yer yerinden oynamış, Dünya’ya sıçramıştır. Papazların kız-erkek ayırt etmeden çocukları nasıl cinsel olarak kullandıklarını ortaya çıkarmışlardır. Bu cümle her ne kadar basit olsa da bu haberin yapılması ve kanıtlanması bir o kadar zor. Bizim ülkemiz de basit bir şekilde geçiştirilen olaylar, o dönem de Dünya’yı sarsmış ve müthiş bir av başlatmıştır. Filmi kesinlikle izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

    Ülkemiz de neler yapılıyor?

    Din istismar ediliyor, siyasete alet ediliyor. Hocalar camiler de OY propagandası yapıyor, cemaate sesleniyor. VİCDAN üzerinde yaşanması gereken DİN Özgürlüğü, şarlatanların ellerinde ve dillerinde yaşanıyor. Bir çok hücre tipi evlerde, gerçek değil yalan öğretiliyor. Cumhuriyet bir düşman gibi lanse ediliyor. Kurucuları düşman ve şeytan olarak tanımlanıyor. Kadınlar aşağılanıyor, örtülü olmayanlar günahkar ilan ediliyor. Kadınların evde kalması dışarıya çıkmaması söyleniyor. Çocuk yaşta evlilikler normal görülüyor ve teşvik ediliyor. Resmi nikah ile değil dini nikah ile bir den fazla eş almaları söyleniyor. Aldıkları rüşvet ile iş yerleri açıp, ticaret yapıyorlar. Bu işler büyüyor ve söz sahibi oluyorlar. Bu tipler, yeni bir nesil yetiştirmek için finanse ediliyorlar. Bu nesil CAHİL ve YOBAZ düşüncenin ürünü olarak, dışarıda gezerken, dondurma yiyen çocuğa vaaz veriyor, şort giyen çocuğa günahlardan bahsediyor. Kızlı erkekli birilerini gördüklerinde bir şeyler demeyi kendilerine hak görüyorlar. Örtünmeyen kadınları Şeytan olarak görüyor ve söylemekten kaçınmıyorlar…

    Şimdi bunlar böyle yapıyor da her toplum ya da ülke tamamen bunlara mı inanıyor ya da ayak uyduruyor? Asla? Öyle bir şey olamaz. Bu küçük topluluk, yer altı örgütü gibi. Sadece belirli bir kitleye hitap ediyor ve zehir bulaştırıyor. Bu kitle bazen, bazı konularda etkili oluyor. Ama düşünebilen toplumlar her zaman bunun üstesinden geliyor ve çekinmeden TOKAT atıyorlar. TOKAT sonrası kaçacak delik arıyorlar. Tam olarak HACI AGA’nın yediği tokat gibi….

    Kitabı okuduğunuz da ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

    “Hitler'in müslüman olduğu söyleniyor. Kolunda "Lâilaheillallah" yazıyormuş.” Sy. 37

    Yazıyor tabi neden yazmasın. Her Cuma Cami de görüntülenirmiş. Tek amacı Üstün Alman ırkı değil, üstün Müslüman toplumunu ortaya çıkarmakmış. Hatta Himmler ile birlikte Müslüman Kardeşleri ilk kuran kişidir. Efendim, Hacı Agalar gerçeği saptırarak, yalanlar üzerinden GÜÇ ile işbirliği yapmaya çalışırlar. GÜÇ onların limanlarıdır ve her zaman sığınacak bir liman bulurlar. Bu limana demir attıkların da ise işte böyle yalanlar üreterek toplumu kandırırlar. Hitler i sevmesinin tek nedeni ise Bolşevimz in işlerini yok edeceğine inanmasıdır. Hitler Müslümanmış, tabi tabi Stalin de Müslüman dı, Mussolini de zaten Vahdettin i sever sayardı, o da Müslümandı çünkü... Neyse,,,

    Şu ana kadar okuduysanız teşekkür ederim. Bilginiz olsun, tam olarak 5 word sayfası okudunuz.

    İncelemeyi yavaş yavaş bitireyim. Her toplumda, her ülke de din üzerinden istismar vardır. Olmayan ülke yoktur. Bazıları sadece bu topraklarda var sanıyor, hayır. Amerikan tarikatları çok daha pistir. Araştırınız derim. Bu topraklarda sadece GÜÇ çevresinde toplanırlar. GÜÇ olmayınca yeraltına inerler ve fırsat kollarlar. Bu şarlatanlar her dönem, birilerinin ADAMI olurlar. İsimler değişse de fikirler ve yapılanlar değişmez. Kendinize sorunuz, Devletin yaptığı cami de, Devletin bolca maaşlı memuru, neden sürekli bağış toplar? Bu bağışlar nereye gider? Kimin cebine gider? Kim hangi fikirleri yaymak için kullanır? Çıkar şimdi içimizden birileri hayır için kullanılıyor der. Biz onlardan bahsetmiyoruz güzel insan, biz yapılandan çok yapılmayandan bahsediyoruz. Takdir et ki, düşündüğün gibi olan az, diğer türlüsü daha fazla. Bir gün babam demiş Hoca Efendiye “Her Cuma para topluyorsunuz, Çatıyı yaptıracaktınız, kaç yıl oldu yaptırmıyorsunuz, bu paralar nereye gidiyor?” Hayır işlerinde kullanıyor der…? Hocamız arka bahçeden çıkardığı Mercedes le öğle yemeğine gider. Neyse!!! Hayır işi yahu…!!!

    Genelleme yaptım, Genellemenin de haklı olduğunu biliyorum. Ne demişler, istisnalar kaideyi bozmaz. Maalesef bu istisnalar kötü değil de iyi istisnalar. Kaideyi bozmayan da kötü örnekler... İncelemenin başında Gaddar davranacağımı söylemiştim. Birilerini kızdırdıysak, lütfen kusura baksınlar. Olacaksanız Allah’ın KULU olunuz, İnsanların değil… Özgür düşünün. İnancınızı vicdanlarda yaşayınız. Cami de fotoğraf çektirmekle, inançlı olunmaz, unutmayınız.

    Sağlıcakla kalınız!
    Kitabı kesinlikle öneriyorum!
    İyi okuma ve aydınlanmalar!!!
  • Tuhaf, Kafa, Ot... Hepsi endüstriyel işler. Bas kapağa Oğuz Atay'ı, Frida'yı.. Gelsin paracıklar. İçinde edebi olma yolunda çaba harcamıs eser sayısı çok az. Hiç yok demiyorum farkındaysanız, ama çoğunluğu popüler kültüre ait şeyler. Edebiyat bu değil diyeceğim de "Sen kimsin hıyar!" demenizden çekiliyorum, biraz hassasım da bu ara eheh.

    Buna kültür dergisi diyin, eğlence diyin ama edebiyat dergisi falan demeyin. Denmesin. Çünkü değil.
  • Bildirim sesini duyunca kitabı kenara bırakıp telefonu eline aldı. Kimseden mesaj beklemiyordu, ona mesaj yazacak kimse yoktu çünkü. Zaten gelen mesaj da operatörün bilgilendirme mesajıydı:

    "Tum mobil hat kullanicilari, Telsiz Kullanim Ucreti adi altinda alinan tutari, Elektronik Haberlesme Kanunu uyarinca devlete odemekle yukumludur. 2018 yilinin 1. ayina ait 1,87 TL tutar hesabinizdan tahsil edilmistir."

    Resmi ifadeler ona hep komik gelirdi. "Elektrik Haberleşme Kanunu uyarınca devlete ödemekle yükümlüdür" cümlesini de ister istemez gülünç buldu. İçinde devlet olan her iş absürt ve komikti bir yerde. Peki ya "yükümlüdür" kelimesine ne demeli? Önce parayı kesip sonra "bunu eşek gibi ödeyeceksin" diye mesaj atmak espri yapan bir eşkıya zihniyetiydi. O da kendi kendisine bir muziplik yapıp -gitmeyeceğini bile bile- operatöre cevap yazmaya karar verdi:

    "Niye? Herkesten o kadar para alıyorsunuz da 1.87 TL'yi ödeyemiyor musunuz? Ama suç sizde değil, yönetenler doymuyor. Telefon kullanan herkesten her ay 1 TL toplansa havadan onlarca milyon lira toplanmış olur. 1 TL telefondan, 20 kuruş yakıttan, 50 kuruş falandan, 3 TL filandan... Sonra gelsin paracıklar, beyefendilerin yüzüne kan gelsin. Vatandaşa gelince, gün olur ekmek almaya, minibüse vermeye, çocuğunun cebine koymaya 1 lira bulamaz da 'amaan canım, 1 TL nedir ki, varsın alsınlar' der, 'biz böyük devletük canım, bak nasıl da bütün dünyaya kafa tutuyok' der. Ben de Tevfik gibi diyorum ki "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!" 1 değil 5 alın hatta. Hakkınızdır, musluk akarken doldurun."

    Kendi kendisini gülümsetmişti işte. 1.87 TL bir anlık tebessüm için oldukça mütevazi bir miktardı, olsundu. Mesajlaşma programının alt kısmında, kırmızı renkli bir uyarı belirdi: "Gönderilemiyor, tekrar denemek için dokunun." Gönderilemezdi tabi, şaşırmadı.

    YouTube'dan Cihan Dabager'in Sır isimli şarkısını açıp dinlemeye koyuldu.
  • Dedektiflerin piri Sherlock Holmes’un yaratıcısı ünlü ingiliz yazan Sir Arthur Conan Doyle tiyatro oyunları da yazmış ve bir dönem çok tutulan bu oyunlarından iyi para kazanmış. O dönemde üstadın oyunlarında 10 pound haftalıkla çalışan genç bir oyuncu varmış. Bir gün bu oyuncu kendisinden otuz yaş büyük olan bu yazara çok komünist bir teklifte bulunmuş:
    “Sir, şu andan itibaren, hayatımızın sonuna dek kazanacağımız paraları birleştirip, sonra ikiye bölerek harcıyalım mı?”
    “Nasıl yani?” demiş yazar şaşkınlıkla.
    “Şöyle yani, bakın ben bu hafta 10 pound kazandım. Sizin sanırım, bu haftaki telif ücretleriniz 1000 pound’u bulmuştur. İkisini birleştirince 1010 pound eder, bu parayı 505’er pound olarak bölüşelim, diyorum… Bu durumda sizin bana 495 pound vermeniz gerecek.
    Yazar gülmüş:
    “Teklifin bir evlilik teklifi gibi.”
    “Paralarımızı evlendirdim diyorum, Sir!”
    “Aritmetiğin çok güçlü çocuğum, fakat bu işten benim kazancım ne olacak?”
    “Şimdi siz zararda gibi görünüyorsunuz ama ilerde ben çok ünlü bir oyuncu olup, çok paralar kazandığımda, bu paraların yarısını size vermek zorunda kalacağım.”
    Burma bıyık Doyle bu çok garip teklifi elbette reddetmiş ve sonra çok pişman olmuştu, çünkü teklifi yapan genç oyuncunun adı Charles Chaplin’di.
    71 yaşına kadar yaşasan Doyle, Şarlo’nun dünyanın en önemli oyuncularından biri olup, büyük paralar kazandığını gördükçe hep hayıflanmış ve her Şarlo filimi izlediğinde:
    “Gitti paracıklar!” diye söylenmiş.
    Ferhan Şensoy
    Ortaoyuncular Yayıncılık