eğer dünyada sevebileceği ve sevilebileceği bir kişi, bir şey olsaydı, kendini daha az utanılacak biri, daha az deli ve daha az terk edilmiş hissedecekti
Bu anaç binada en sevdiği, ruhunda uyanış sağlayan ve mağarasında o denli acınacak biçimde kısılı tuttuğu zavallı kanatlarını açtıran, bazen onu mutlu kılan şey çanlardı. Çanları seviyor, okşuyor, onlarla konuşuyor, onları anlıyordu. İki sivri kemerin kesişme noktasındaki sivri kulenin çanlarından ana kapının dev çanına kadar hepsine sevgi ve şefkatle yaklaşıyordu. Sivri çan kulesiyle iki büyük kule, onun için, kendisinin yetiştirdiği kuşların yalnız kendisi için öttüğü üç büyük kafesti sanki. Oysa onu sağır eden de bu çanlardı; ama analar çoğu kez, kendilerini en fazla üzen evlatlarını daha çok sever.