Paris gibi bir şehir her daim dolup taşma halindedir. Zaten ancak böyle şehirler başkent olabilir. Bunlar bir ülkenin tüm coğrafi, siyasal, ahlaki ve entellektüel yamaçlarının, bir halkın bütün doğal eğilimlerinin varış noktası, dev huniler gibidir; adeta medeniyet kuyuları; ama tabii lağım çukurları da; buralara ticaret, sanayi, zekâ, halk, bir millette özsu olan, hayat olan, ruh olan her şey, durmadan süzgeçten geçer, damla damla, yüzyıl yüzyıl birikir.
"Bu gece o yalnız kalbinize dönüp dürüstçe, 'Şu hayatımda kimsenin ne sevgisini, ne bağlılığını, ne minnetini, ne de saygısını kazandım; hiçbir şekilde şefkatli bir yer edinemedim; kimseye hatırlanacak bir iyiliğim ya da yararım olmadı!' diyebilseydiniz bu yetmiş sekiz yıl ağır bir lanet gibi çökerdi üzerinize; öyle değil mi?" "Haklısınız Mr. Carton; herhalde öyle olurdu."
Veba zamanı bazılarının bu hastalığa içten içe duyduğu yakalanma isteği gibi –acayip bir şekilde bundan ölmek istiyorlardı. Aslında hepimizin içinde saklı olan ve ortaya çıkmak için belli şartlar bekleyen bu tür tuhaflıklar vardır.