• Kur'an'ın nüzul dönemindeki Arap toplumu hakkında verdiği bilgilerin doğruluğu şüphe götürmez olmakla birlikte, genelleme yapmaya elverişli değildir. Çünkü Kur'an Tevhid mücadelesinde taraftır: Bu yüzden de tüm müşriklerle ilgili Ahval ve Şeraiti olduğu şekliyle anlatmamıza imkan verecek tasvirler yapmamakta, Bilakis söz konusu mücadeleden kesitler sunmaktadır. Kaldı ki Kur'an Müşrikler hakkında konuşurken kendini paranteze alma ve nesnel tasvirler yapma iddiası da taşımamaktadır.
  • 192 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu videodan Yusuf Atılgan'ın bütün kitapları hakkında filozof ve psikanalistler eşliğinde bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/N7qPdz3QdlE

    "Aylak Adam, boyuna gerçek bir sevgi arıyor. Bence aradığı sevgi dünyada yoktur." Yusuf Atılgan

    Hepimiz hayatlarımızın bir döneminde de olsa mutlaka gerçek sevgiyi aramışızdır. Onu tek tutunacak dalımız yapmak istemişizdir, çünkü toplumda o kadar ikiyüzlü ve gülünç olan şeylerin yanında tutunmaya değer olan tek şey gerçek sevgidir. Fakat olmayan bir şeyi aramak da neyin nesidir?

    Yusuf Atılgan olmayanı arayanlardan biriydi. Sırf bu yüzden o güne kadarki roman türlerine karşı çıkan Yeni Roman türünde eser vermeye başladı. Aslında 50li yıllarda Demokrat Parti ile gelen kentleşmenin etkilerinden sonra 60lı yıllarda dünyada anarşizm, hippicilik, doğallık gibi bireysel özgürlük akımlarının özellikle genç kuşağı etkilediği yıllardan bahsedersek şiirde İkinci Yeni ve romanda da Yeni Roman gibi akımların da nereden geldiğini biraz olsun anlayabiliriz.

    Peki neden Yusuf Atılgan geçmişin romanına karşı çıkmak istedi? Neden C. adlı bir karakter tasarladı? Neden C nokta? Neden toplumun kalıplarına karşı çıkmak için savaştı?

    Hegel’e göre yabancılaşma; insanın bireysel yaratıcılık ve bireyin kendisini tanıma sürecinin bir parçasıdır. Yani ne kadar içine dönersen toplumuna da doğal olarak o kadar tavır almış olursun. Biz de iç özümüzü, toplumumuzdan yabancılaştığımız kadar kendi entelektüel sürecimizi tanımamızın ürünü olarak 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu 'nu örnek gösterebiliriz. Aylak Adam'daki C. karakteri bizim grubumuza katılmış olsaydı muhtemelen her toplantıya katılırdı.

    Şimdi, biraz daha derinlere inelim. Çünkü C. derin bir adam. Aylak olduğu kadar derin de...

    Gerçekliğin varlığı, anlam vermeye dayanır; anlam verebilmek ise, anlam veren bir şeyi şart koşar. İşte bu anlam veren şey C. karakterine göre salt bilinçtir; salt bilinç sayesinde ona göre nesneler varolabilirler. C'nin arayışı da salt bilincinin özüdür, Anayurt Oteli 'ndeki Zebercet'in yalnızlığı da onun salt özüydü misal. Canistan 'daki Selim için de erkeklik ve kendi iktidarını kanıtlamak onun salt özüydü.

    Husserl'ın fenomenolojisine göre, şeyler bizim dışımızda varolmaz, onların hepsi bilinçte kurulur. Roman kişileri nesnelerle olan ilişkilerinden dolayı orada bulundukları için kim oldukları ve ne oldukları artık önemli olmamaktadır. Bu nedenle onlara verilecek isimlerin artık eskisi gibi bir önemi, anlamı olmayacaktır. İşte bu yüzden, Atılgan'ın da severek okuduğu bir yazar olan Franz Kafka 'nın Dava ve Şato adlı romanlarında K. adlı bir karakter ya da Atılgan'ın romanında C. ve B. gibi karakterler olmasının nedeni aslında budur. Çünkü esas olan bilinçtir. Hadi bilinç kazısı yapalım!

    Bilinç akışı türünü pek çoğunuz duymuşsunuzdur, William Faulkner , James Joyce , Virginia Woolf vb. yazarların pek sevdiği bir edebi tarzdır hatta. Peki neden bilinç akışı? Neden bilinç akıyor?

    Fenomenolojide bilince gerçek görünen gerçektir. Husserl’e göre de nesneler, zihni ilişkiler ve edimler yoluyla nesneler olarak inşa edilmektedirler. E tamam işte. İnsan bilinci de bu nesnelerin gerçekliğini bizzat kuran değil midir? İnsan öznesi merkezleşirken deneyim dışında kalan veya bilince içkin olmayan her şeyin dışlanması, görmezlikten gelinmesi veya paranteze alınması, dış dünyanın yalnızca ama yalnızca bilincin içeriğine indirgenmesi C.'nin bu kadar hızlı kurguya sahip ve daldan dala atlayan bir hayata sahip olmasını, Zebercet'in otel resepsiyonunda işlerini görürken aklına sürekli başka şeyler gelmesini -ve Atılgan'ın da bunları inatla okuruna yansıtmasını- açıklamaz mı? Atılgan da zaten bu yüzden geçmişin romanına ve topluma karşı çıkmak istedi. Çünkü Yeni Roman türü de insanın zihinsel süreçlerini nesneleştirerek yansız bir biçimde anlatırdı. Atılgan'ın hiçbir zaman taraf tuttuğunu göremezdiniz.

    Herkesin birbirine benzediği, herkesin çeşitli bıyıklara, topuklara ve boyalara sahip olmayı arzuladığı bu toplumda Atılgan neden sürekli bıyık, boya, topuklu ayakkabılar gibi leitmotifleri kullanmıştır diye sorabilirsiniz, bu en doğal hakkınızdır. Biz, bir cevap çabası içerisinde bulunduk.

    Oedipus kompleksine göre, erkek çocuk annesine duyduğu aşırı sevgi sonucunda babasının yerine geçme isteğini saplantılaştırır. C.'nin babasının Zehra Teyze ile yaşadığı ilişkiden dolayı baba iktidarına duyulan öfke ve babanın bıyıklarını buruması C.'de baba iktidarını eline alma ihtiyacını doğurur. C. için Zehra Teyze, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Zebercet için ortalıkçı kadın, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Selim için Esma, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin sevişme ihtiyacını karşılayan ideal bir seksüel objedir. Aslında doktorların genellikle nevrozların tam bir sebebini bulamamaları, yani sebebini bulamadıkları olaylara nevroz demeleri gibi Freudçu bakış açısına göre bu seksüel objeler belki birer nevrozdurlar?

    İnsanların aynı tiplerde olmaları ve her durumda bunu korumaya çalışmaları C.‘yi yorar. Herkesin bıyıklı, boyalı ve topuklu görünüp birbirine benzeyen klonları andırması, toplumu ve bütünü reddetme ihtiyacını gerektirir. Tüm bunlar Kierkegaard'ın toplumdan uzaklaşmayı öğütleyen varoluşçuluğu gibi C.yi de toplumdan uzaklaştırıp kendisine yönelten şeylerdir.

    C. sanki Nietzsche gibi davranır :
    ‘’Siz de ahlâkınız da tamamen saçmalık, tamamıyla şartlanmış, hiçbir iyi niyet barındırmayan davranışlar bunlar.’’ der Nietzsche. C. toplumun benimsediği tüm değerleri sahte ve gülünç bulduğu için yalnızdır. Ona göre bıyıklar, boyalar ve topuklar iyi niyet barındıran, içten gelen davranışlar değildir. Zaten bunu en başta kendisi bize söylemiştir:

    "Onlar kalıplarının içinde rahat. Onlardan değilim ben." (s. 144)

    Farklı bir soru olarak, neden Atılgan'ın kitaplarında bu kadar cinsellik ögesi var diye soracak olabilirsiniz, bu da en doğal hakkınızdır. Fakat biz değerli 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu ile bu konuyu da konuşup bir çözüme ulaştırdık. Atılgan’a göre romandaki kişi, klâsik roman kahramanlarının toplumsal örnek oluşturmalarının aksine, psikolojik sorunları, yaşadıkları ve yaşamadıklarıyla, takıntılarıyla ele alınmalıydı romanda. Gezen, uyuyan, çişi gelen, aksıran, gaz çıkaran, cinsel dürtüleri olan Selim, C. ve Zebercet gibi kişiler yer almalıydı romanda. Ona göre kötü yazar, romanına yasak bölgeler koyan yazardı.

    Biz de, yani 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak biz de, metropollerde yaşayan insanlarızdır. Biz de aylak adam ve aylak kadın olmak için çaba sarf edenlerizdir. "Flaneur", aylak aylak kalabalıktan bağımsız gezen adam tiplemesidir. Fakat ne yazık ki toplum normları buna pek izin vermemiştir. Çünkü her gün sabah 8-akşam 5 işe gidip her gün toplumun kalıplarının içinde bir sıvının bulunduğu kabın şeklini alması gibi bir hayat yaşayınca, insan kendi bilincinden ve kendini tanıma sürecinden de uzaklaşırdı. Hatta Moda Çay Bahçesi'nde buluşmak isterken kitap misyonerliği yapıyoruz diye kovulurduk...

    İşte biz de ayda 1 kere bile olsa bu bilinçten, bu kendini tanıma ve arayış bilincinden uzaklaşmamak için toplanıyoruz. Yukarıda yazılanlar tek kişinin değil, onlarca kişinin konuştuklarının size bir yansımasıdır. Aynı C.'nin salt özünün bilinç olması, Zebercet'in salt özünün yalnızlık olması, Selim'in salt özünün erkeklik iktidarı olması gibi İstanbul'un da salt özü 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu kitap buluşmalarıdır. Eğer siz de bizimle birlikte koskoca bir metropolün içerisinde kendi bilincinizi kovalamak ve kendi aylaklığınızın sınırlarını keşfetmek isterseniz kapımız her daim açıktır.

    İşte o aylak insanlar:
    1- Oğuz Aktürk
    2- Ebru Ince
    3- Osman Y.
    4- Bülent
    5- Yunus
    6- Esra Koç
    7- Primadonna
    8- Arzu K. ve eşi
    9- Uğur De Molinari
    10- Nilüfer ve kızı İnci Ç
    11- Keyik Nurcanova
    12- ersal demirayak
    13- Zafer Kaçar
    14- CEYLAN*
    15- Moiz Efendi

    Bize görüntülü konuşmayla katılan esas aylak:
    1- Turhan Yıldırım

    Gelmesi beklenen aylak:
    1- Hacı Seydaoğlu

    İşte o aylakların görüldüğü rivayet edilen fotoğraflar:
    https://i.ibb.co/...8-04-at-17-20-03.jpg
    https://i.ibb.co/pv422F2/sfsd.jpg
    https://i.ibb.co/...aa581-1564953646.jpg
    https://i.ibb.co/r0BcLCy/ssf.jpg
    https://i.ibb.co/WK66rFb/bbvvcc.jpg
    https://i.ibb.co/...2bd04-1564953707.jpg
    https://i.ibb.co/0MvC3sz/sdfsdsd.jpg
    https://i.ibb.co/...ea56d-1564953663.jpg

    En tatlı aylak:
    https://i.ibb.co/...6237c-1564953730.jpg

    KAYNAKÇA:
    * Aylak Adam , Yusuf Atılgan
    * Anayurt Oteli , Yusuf Atılgan
    * Canistan , Yusuf Atılgan
    * Yusuf Atılgan'a Armağan , Kolektif
    * Aylak Adam'dan Anayurt Oteli'ne, Berna Moran yazısı
    * YUSUF ATILGAN: Aylak Adam ve Anayurt Oteli, Ömer Şentürk makalesi
    * Aylak Adam ve Oedipus Sendromu, Ebuzer Çalışkan makalesi
    Yusuf Atılgan'ın romanlarında kahraman tipolojisi, İrfan Murat Yıldırım dergi yazısı
    * Aylak Adam ve Anayurt Oteli’ne Psikanalitik Yaklaşım: Atılgan’ın Oidipal Roman Kişileri Olarak C. ve Zebercet
    * Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanı ve A…’dan C.’ya (A üç noktadan C noktaya) Roman kişisi, Ali Büyükaslan makalesi
    * Aylak Adam ve Anayurt Oteli'nde Modernleşme ve Batılılaşmanın Sembolik Görünümü, Ensar Yılmaz ve Ayhan Şahin makalesi
    * Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Kitabındaki Yabancılaşma İzlenimleri, Büşra Fidancı makalesi
    * Canistan'da iktidarın hem bedeli hem ödülü olarak: Erkeklik, Pelin Aslan makalesi
    * Yusuf Atılgan’ın Canistan Adlı Romanında Bir Anti-Kahraman: Selim, Zübeyde Şenderin yazısı
  • Kuşkusuz Darwin, bu devasa bilimsel adımı atmakla bir başlangıç yapmıştır. Evrim teorisi, diğer pek çok bilimsel teori gibi, yeni buluşlarla gelişmekte, bazı yönleri ise, ilk olmanın eksiklerini ve yanlışlarını içermektedir. Ama bütün bunlar, dinlerin ya da inançların değil, bilimin tartışması gereken konulardır.
  • 'Paranteze alma' lafı meşhurdur. Düşünme esnasında 'Bir yargıya varamama' demektir bu, yargıyı ertelemektir.
  • Jacques Derrida'nın anahtar niteliğinde bir cümlesi var:
    "Dil, paranteze alınamaz."
    Gerçekten de fenomenolojik indirgeme yöntemi, paranteze alma işlemi aslında hiç ummadığı bir kalıntı bırakır. Dili bilinçten atamazsınız, çünkü bu durumda bir bilinç edimi, cogito mümkün olamaz. Dilden arınmış bir düşünce düşünülemez.
  • 72 syf.
    ·Puan vermedi
    Bilen bilir, Franz Kafka dertsiz insanı dert sahibi yapan, şu fani alemin zevklerine dalıp giden ve dünya nimetlerinden kâm almaktan başka bir hevesi olmayanları dahi kedere gark eden bir zat, kalemi o kadar kuvvetli bir müelliftir. Hikaye ve romanları ile insanı içerisinde huzursuz hissetse de yurdunda olduğunu içten içe bildiği dünyalar inşa eder. Bir Ceza Kolonisi'ni, Dava'yı ya da Dönüşüm'ü mütalaa etmiş olanlar bahsettiğim şeyi anlarlar. Mutsuz olmak isteyenlere Kafka tavsiye edilmelidir. Mutluluk dediğimiz şeyin salt bir kelime, ala külli hâl idrak ettiğimiz varoluş tedirginliğini bir tür paranteze alma hülyası olduğunu bilenlere ise yazmaya gerek yok, onlar eminim ki çoktan bulmuşlardır Şato'nun yolunu. Anlatmak istediğim şeyi tarif etmek için Kafkaesk şeklindeki harika bir kavram da üretilmiştir ki oldukça işlevsel, açıklayıcıdır. Babaya Mektup, tasvir ettiğim Kafka'nın dışında bir Kafka resmi sunuyor okura, bu bakımdan önemli. Kafka'nın babasına yazdığı, lakin hiç bir zaman göndermeye cesaret edemediği bir mektup bu. Kafka'nın çok önemsediği ve de eserlerinde kullandığı Freudyen psikolojinin açık bir labaratuvarı olarak görülebilecek olan metinde, bir kısım araştırmacılar Kafka'nın Oedipus kompleksini görse de, bence buna her okur kendisi karar vermeli. Aziz Rüstem Kocayürek tarafından çevrilmiş olan kitabın sonuna (kuşkusuz malumunuzdur) kendisi de büyük bir romancı olan Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'nın müellifi Milan Kundera tarafından kaleme alınmış "Kafka'nın Dünyası" başlıklı makalenin tercümesinin eklenmesi de nihayetsiz faideler arz ediyor. Okuyalım.