• Güven tüm para türlerinin hammaddesidir. Zengin çiftçi tüm birikimini bír çuval deniz kabuğu karşılığında satıp uzaktaki yeni yere vardığında, oradaki insanların bu deniz kabuklarına karşılık kendisine pirinç, ev ve tarlalar satacağına inanırdı. Dolayı
    sıyla para karşılıklı güven sistemidir, ama sıradan bir güven sistemi değil:
    "Para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir."

    Bu güveni yaratansa çok karmaşık ve uzun vadeli bir politik, toplumsal, ekonomik ilişkiler ağıdır. Neden deniz kabuğuna, altın paraya veya dolar banknotuna inanıyorum? Çünkü komşularım da bunlara inanıyor. Komşularım da ben inandığım için bunlara inanıyor ve biz bunlara inanıyoruz çünkü kralımız da bunlara inanyor ve vergi olarak bunlardan istiyor, ayrıca rahiplerimiz de buna inanıyor ve kilise vergisi olarak onlar da bunlardan istiyor. Elinize bir dolar alın ve dikkatlice bakın.
    Renkli bir kağıt üzerinde bir yanda ABD Hazine Müsteşarı'nın imzası,
    bir yanda "Tanrı'ya inanıyoruz" sloganını göreceksiniz. Doları bir ödeme aracı olarak kabul ediyoruz cünkü hem Tanrı'ya hem de ABD Hazine Müsteşarı'na güveniyoruz. Güvenin kritik rolü, neden finansal sistemlerimizin politik, toplumsal ve ideolojik sistemlerimize bu kadar bağlı olduğunu, finansal krizlerin genellikle politik gelişmeler sonucu tetiklendiğini ve borsanın bir günde nasıl hisse alip satanların ruh hallerine bağlı olarak inip çıkabildiğini açıklar...
  • İnsan mı paraya bağlı,para mı insana bağlı?
    Bu insana bağlı.
    Mete Gündoğan
    Sayfa 12 - Destek
  • asla hiç kimseyi öldürmeyeceğine, yangın çıkarmayacağına, hırsızlık etmeyeceğine söz verebilirdi; ama istemeyerek, kaza olarak bir suç işlemek, bir iftiraya uğramak, nihayet adli bir hatanın kurbanı olmak güç bir şey değil miydi?
  • "Ne diyorsun sen?"
    "Savaş muhabiri olmak istediğimi söylüyorum."
    "Delisin sen. Bunu yapmana gerek yok. Şu anda da yapmak istediğin işi yapıyorsun. İyi para kazanıyorsun - yaşamını sürdürmek için o paraya gereksinimin yok. İyilik Bankası'nda ihtiyaç duyduğun kadar bağlantın var. Yeteneklisin ve iş arkadaşlarının saygısını kazandın."
    "Tamam öyleyse, sadece yalnız kalmaya ihtiyacım var diyelim."
    "Benim yüzümden mi?"
    "Yaşamlarımızı birlikte kurduk. Her ne kadar daima en sadık koca olmasa da erkeğimi seviyorum, o da beni seviyor."
    "Bugüne kadar bu konuda hiçbir şey söylemedin."
    "Çünkü benim için önemli değil. Yani, sadakat nedir ki? Zaten benim olmayan bir bedene ve ruha sahip olma duygusu mu? Birlikte olduğumuz onca yıl benim hiç kimseyle yatmadığımı mı düşünüyorsun?"
    "Beni ilgilendirmiyor ve bilmek istemiyorum."
    "İşte, ben de."
    "Öyleyse nedir bu dünyanım sefil bir köşesinde savaşla ilgili yazı yazma arzusu?"
    "Söylediğim gibi, ihtiyacım var."
    "İhtiyacın olan her şeye sahip değil misin?"
    "Bir kadının isteyebileceği her şeye sahibim."
    "Yaşamındaki yanlışlık nedir o zaman?"
    "Kesinlikle bu. Her şeyim var, ama mutlu değilim. Sadece ben değilim böyle olan; yıllarca birçok kişiyle tanıştım, her çeşit insanla söyleşi yaptım: zengini, yoksulu, güçlüsü ve sadece elindekiyle yetineni. Aynı sonsuz acıyı bu insanların da gözlerinde gördüm, insanların kabullenmeye hazır olmadıkları bir keder, ama bana ne söylediklerine aldırmadan, yine de orada olduğunu gördüğüm keder. Beni dinliyor musun?"
    "Evet, dinliyorum. Sadece düşünüyordum. Öyleyse sana göre kimse mutlu değil, öyle mi?"
    "Bazıları mutlu görünüyor ama açıkça bu konu üzerinde fazla düşünmüyorlar. Diğerleri planlar yapıyor: Bir kocam, yuvam, iki çocuğum, şehir dışında bir evim olacak. Bunlara sahip olmak için uğraşırken matadora bakan boğa gibiler: Araba alıyorlar, bazen bir Ferrari'leri bile oluyor ve yaşamın anlamının bu olduğunu düşünüyorlar ve asla bunu sorgulamıyorlar. Oysa ruhlarında taşıdıklarını bile bilmedikleri keder, gözlerinden okunuyor. Sen mutlu musun?"
    "Bilmem."
    "Herkes mi mutsuz bilmiyorum. Hepsi bir şeylerle meşgul, fazla mesai yapıyor, çocukları, kocaları, kariyerleri, dereceleri, yarın yapmayı planladıkları, satın almak istedikleri, başkalarından aşağı kalmadan sahip olmak istedikleri ve buna benzer şeyler için endişeleniyorlar. Çok az kişi bana gerçekten 'Mutsuzum,' dedi. Çoğu 'İyiyim. Her istediğime sahibim,' der. Sonra ben, 'Seni ne mutlu eder?' diye sorarım. Yanıt: 'Bir insanın sahip olmak isteyebileceği her şeye sahibim - bir aile, ev, iş, sağlıklı bir hayat.' Yine sorarım: 'Yaşam sadece bundan ibaret mi diye merak ettiniz mi hiç?' Yanıt: 'Evet, bu kadar.' Israr ederim: 'Öyleyse yaşamın anlamı iş, aile, bir gün büyüyecek ve sizi terk edecek çocuklar, gerçek bir sevgiliden çok, bir arkadaşa dönüşecek bir zevce ya da koca. Ve elbette bir gün gelecek iş de bitecek. Bunlar olduğunda ne yapacaksınız?' Yanıt: Yok. Hemen konuyu değiştiriverirler.
    "Hayır, aslında söyledikleri: Çocuklar büyüdüğünde, kocam -ya da karım- tutku dolu bir âşıktan daha çok arkadaşım olduğunda, emekli olduğumda her zaman yapmak istediğim şeyi yapmak için zamanım olacak: Seyahat edeceğim.' Soru: 'Ama şimdi mutlu olduğunuzu söylemediniz mi? Zaten hep yapmak istediğiniz şeyleri yapmıyor musunuz?' Yine çok meşgul olduklarını söyleyecek ve konuyu değiştireceklerdir.
    "Israr edersem, daima yokluğunu duydukları bir şeyle yanıt verirler. İşadamı henüz istediği anlaşmayı yapmamıştır, ev kadını daha fazla özgürlük ve daha çok para sahibi olmak isteyecektir, âşık delikanlı sevgilisini kaybetmekten korkar, üniversiteden yeni mezun genç mesleğini kendisinin mi seçtiğini, ya da mesleğin kendisi için mi seçildiğini merak eder durur, diş hekimi şarkıcı olmak istemiştir, şarkıcı politikacı olmayı, politikacı yazar, yazar da çiftçi olmayı hayal eder. Kendi seçtiği işi yapan biriyle karşılaştığımda bile, onun da ruhu hâlâ azap içinde kıvranıyordu. Yenüz huzura da kavuşmamıştı. Sana yeniden soracağım: 'Mutlu musun?'"
    "Hayır. Sevdiğim kadına, hep düşlediğim işe, dostlarımın kıskançlığına neden olacak kadar özgürlüğe, seyahat etme şansına, şöhrete, övgülere sahibim. Ama sanki bir şey..."
    "Ne?"
    "Bir an durduğumda, yaşamın anlamını yitireceğini düşünüyorum."
    "Sadece dinlenmeyi beceremiyorsun, Paris'e bak, elimi tut ve şöyle de: İstediğim her şeye sahibim, şimdi yaşamın bize bıraktıklarının keyfini çıkaralım."
    "Paris'e bakabilirim, elini de tutabilirim, ama bu sözleri söyleyemem."
    "Bahse girerim, şu anda bu caddede yürüyen herkes aynı şeyi hissediyor. Az önce yanımızdan geçen şu zarif kadın elinde zamanı tutmak için çabalayarak günlerini geçiriyor, durmadan terazileri kontrol ediyor, çünkü aşkın buna bağlı olduğunu düşünüyor. Yolun karşısına bak: iki çocuklu bir çift. Çocuklarıyla birlikte dışarı çıktıklarında çok mutlu oluyorlar, ama aynı zamanda bilinçaltlarında sürekli dehşet içindeler: Her an kaybedebilecekleri işlerini, yakalanabilecekleri hastalığı, gereksinimlerini karşılamaya yetmeyecek sağlık sigortasını, gitmeye hazırlanan çocuklardan birini düşünüyorlar. Dikkatlerini başka yere vermeye çalışırken aynı zamanda bu trajedilerden kurtulmanın, kendilerini dünyadan korumanın bir yolunu da arıyorlar."
    "Ya köşedeki dilenci?"
    "Onun hakkında bir şey bilmiyorum. Bir dilenciyle hiç konuşmadım. Kesinlikle sefaletin resmi, ama gözleri, diğer dilencilerin gözleri gibi sanki bir şey gizliyor. Kederli hâli o kadar belirgin ki, inanmakta zorlanıyorum."
    "Eksik olan ne?"
    "Bir ipucu yok. Herkesin gülümsediği ve mutlu göründüğü şu ünlü magazin dergilerine bakıyorum, ama ben de bizzat ünlü biriyle evli olduğumdan, her şeyin göründüğü gibi olmadığını biliyorum: Fotoğraftaki o anda herkes gülüyor ve eğleniyor, ama aynı gece daha sonra ya da ertesi sabah hikâye her zaman oldukça farklı oluyor. 'Bu dergide yer almaya devam etmek için ne yapmalıyım?' 'Şu anda sahip olduğum lüks yaşamı sürdürecek paramın bir süre sonra olmayacağını nasıl gizleyebilirim? 'Lüks yaşantımı herkesin sahip olduğundan daha fazla göstermeyi nasıl beceririm?' 'Fotoğrafta yanımdaki film yıldızı ve gülümsediğim ve kutladığım kişi yarın benden bir parça çalabilir!' 'O kadından daha güzel mi giyindim? Birbirimizden hiç hoşlanmadığımız halde neden gülümsüyoruz?' 'Derin bir mutsuzluk içinde ve şöhretin köleleri olduğumuz halde bu derginin okurlarına niye mutluluk satıyoruz?'"
    Paulo Coelho
    Sayfa 50 - Can Yayınları
  • ..... para karşılıklı güven sistemidir, ama sıradan bir güven sistemi değil: Para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir.

    Bu güveni yaratansa çok karmaşık ve uzun vadeli bir politik, toplumsal, ekonomik ilişkiler ağıdır. Neden deniz kabuğuna, altın paraya veya dolar banknotuna inanıyorum? Çünkü komşularım da bunlara inanıyor. Komşularım da ben inandığım için bunlara inanıyor ve biz bunlara inanıyoruz çünkü kralımız da bunlara inanıyor ve vergi olarak bunlardan istiyor, ayrıca rahiplerimiz de buna inanıyor ve kilise vergisi olarak onlar da bunlardan istiyor. Elinize bir dolar alın ve dikkatlice bakın. Renkli bir kağıt üzerinde bir yanda ABD Hazine Müsteşarının imzası, öbür yanda "Tanrıya inanıyoruz" sloganını göreceksiniz. Doları bir ödeme aracı olarak kabul ediyoruz çünkü hem Tanrıya hem de ABD Hazine Müsteşarına güveniyoruz. Güvenin kritik rolü, neden finansal sistemlerimizin politik, toplumsal ve ideolojik sistemlerimize bu kadar bağlı olduğunu, finansal krizlerin genellikle politik gelişmeler sonucu tetiklendiğini ve borsanın bir günde nasıl hisse alıp satanların ruh hâllerine bağlı olarak inip çıkabildiğini açıklar.
  • ***
    Gam kedere dalıp da âh çekme canından,
    Aldığı nefesten zevk alan ne âdemler görmüşüz.

    Derd-ü bela-ü mihnet ayrı değil hamurundan,
    Bu dert ile dil-şad olmuş ne adamlar görmüşüz.

    Sabır gerektir Aşık'a ulaşmak için Maşuk'a,
    Bir Aşk için dağı delen ne Ferhat'lar görmüşüz.

    Şan, şöhret, paraya mağlup, dünyanın zahirine galip,
    Elinde tesbih dilinde Kur'an ne sahtekarlar görmüşüz.

    Aşk ile bağlı mânâya, satılmaz o dünyaya,
    Sözü daim cevher ola, biz ne SERDAR'lar görmüşüz!
  • İnsan mı paraya bağlı, paramı insana bağlı...? Bu; insana bağlı...!