Korkuları da vardı kuşkusuz, tebessümleri ve gülüşleri de. Fatih'e bakılırsa, neşelenmek için sarayda soytarı bulundurmaya filân gerek yoktu, bir Hıristiyan ya da siyâhîyi getirip Türkçe konuşmasını dinlemek kadar insanı eğlendirebilecek bir şey olamazdı çünkü.
"İnqılāb (inkılap), qalb masdarının infi'āl babındaki türevi. "Bozulma, altüst olma, tepetaklak olma" anlamına geliyor. Mesela Nil nehrinde giderken geminiz -Allah göstermesin- ters dönüp batarsa inkılaba uğramış sayılıyorsunuz. 19. yüzyılda Fransızca révolution karşılığı olarak bu sözcüğü tercih eden Osmanlı ükelası da belli ki Fransız Devrimini bir tür yol kazası olarak görmüşler. İnkılabın iyi bir şeymiş gibi lanse edilmesi daha çok 20. yüzyılın eseri. Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek."