Varoluşçuluk kitaplarından birini, otuz, kırk yıl önce derslerine girdiğim yașlı profesörlerimden birine gösterdim. O dönemde varoluşçuluk sözcüğü türetilmemişti bile. Sartre, Jaspers, Marcel henüz gündemde yoktu. Profesör kitabın içindekiler bölümüne baktı ve gözlerine inanamadı. "Bu bir felsefe kitabı mı?" diye sordu. "Tanrı üzerine bir bölüm yok. Tanrı'nın ispatları üzerine, din üzerine, insan ruhu, ölümden sonrası, cennet, cehennem üzerine tek bir bölüm yok. Tuhaf bir kitap - ıstırap, anlamsızlık, keder, kaygı üzerine bölümler var. Bunlar mı felsefi konular?"
"Kırk yıl kaçırdın," dedim. "Üniversitede felsefe öğrettiğin yılların üzerinden kırk sene geçtiğini tamamen unuttun ve sonrasında felsefeye neler olup bittiğiyle hiç ilgilenmedin. Sen hâlâ Aristo'yu, Kant'ı, Hegel'i, Feuerbach'ı, Shankara'yı, Nagarjuna'yı, Bradley'yi hatırlıyorsun. Sen aslında silinip giden insanları hatırlıyorsun. Artık onlar yok. Ve bugün adı sanı bilinen hiçbir filozof Tanrı'yla ilgilenmiyor - insanla ilgileniyor, Ve insanla ilgilenmek tüm bu sorunları beraberinde getiriyor, ıstırap.."