İnsanız, hep bir şeylere yetişmeye, daha çok şeye yetişmeye çalışıyoruz. Aslında şöyle bir durup nefes alsak, sınırlı gücümüz olduğunu farketsek belki her şey daha güzel olacak. Misafirlikte bazen koltuğun ucunda oturan insan gibi hissederiz, misafirden çok ev sahibi gibi.. Ne kadar çok fedakarlık yaparsak yapalım değerimizin aynı oranda düştüğünü farketmeden.. Farkındalık güzel şey azizim. Kitapta anlatılan şeyleri biliyoruz belki. Sadece bir psikoloğun ağzından da duymak isteriz onaylanmak için. Beyhan Budak polyannaci kişisel gelişim kitapları gibi hayatın toz pembe olduğunu göstererek mutlu olmanın formüllerini vermiyor neyse ki. Evet mutlu olmanın formülleri var. Bazen olumsuzlukları kabullenmek de mutlu olmanın şifrelerinden biri. Kendimizi "büyük bir şeyin parçası" olarak gördüğümüz müddetçe kaybederken dahi hayata bir şekilde katkı sağlayabiliriz. Eşref-i Mahlukat demiş Rabbimiz bizim için. Her birimiz bu kainatın en şerefli varlıklarıyız. Ötesi var mı?
Alacakaranlık
Aşk, sevgi, tutku, heyecan, her duyguyu içinde barındıran çok tatlı bir eser. Filminden çok daha güzel. Edward'ın Bella'yı sahiplenici, koruyucu tavırları en hoşuma giden kısımlar. Birbirlerine olan masum aşkı hissetmek çok hoş. Bella
ve ailesini James'ten korumak için Cullen
ailesinin canla başla uğraşması, Carlisle'nin babacan tavırları
harikaydi. Aile duygusunun, işbirliğinin çok güzel işlendiğini düşünüyorum.