Olcay Tunç, Cihangir’deki küçük dairesinin penceresinde durmuş Boğaz’a bakıyordu. Masasının üzerinde yüzlerce düzeltilmiş sayfa vardı. Kırmızı kalem izleri, buruşturulmuş notlar, taşmış kahve lekeleri… Bir romanın doğumundan çok bir cinayetin delilleri gibi görünüyorlardı.