Üşüyorum yine,
o eski penyenin yakası gibi yumuşak ve ince.
Kiler kapısını aralıyorum içimde,
nemli bir loşluk sarıyor boğazımı.
Orada duruyor gazoz kapakları,
paslı turuncu halkalar,
bir zamanlar dilimin ucunda eriyen şekerli maden.
Her biri küçük bir ay gibi parlıyordu avucumda,
şimdi hepsi karanlık bir takımyıldız olmuş.
Hızır geçer miydi o sokaktan,
yeşil bir ışık gibi mi dokunurdu omzuma?
Bilmiyorum.
Ama çocukluğumda rüyalarımda gelirdi,
beyaz tül perdelerin arkasından,
annemin sesini getirirdi bana,
“kızım üşüme” derdi.
Tül şimdi yırtık,
penye sararmış,
kilerdeki raflar boş.
Yine de her gece aynı rüyayı görüyorum:
gazoz kapağını dişlerimle açıyorum,
içinden çocuk halim fırlıyor dışarı,
koşuyor, koşuyor,
hiçbir yere varmadan