Adı üzerinde "öğretmen olmak" kavramına geniş bir pencereden bakan bu kitap psikolog Doğan Cüceloğlu ve eğitimci İrfan Erdoğan arasında geçiyor. Kitaptaki son bölüm olan "Öğretmenler
Tante Rosa alışılan gerçekliğin dışında bir karakter, yaşadıkları da öyle. Bu tarz farklı anlatılarda hep bir şey mi kaçırıyorum hissini yaşarım. Çünkü gerçeklik algılarımın sınırlarını zorlayan bu eserlerde görünenin ardında yazara ait anlamlar olduğunu ve bunu hiçbir zaman onun zihnindeki gibi bulamayacağıma inanırım. Bu sebeple ben de bıraktığı etkileri yazmak en mantıklısı olacak.
Bir kere masalsı ve kolay okunan bir yapıda. Ancak karakterler ve olayların anlatılışı bazen sürrealist bir durumu andırıyor. Tante Rosa, kadınlıktan beklenen bütün normları hayatının dışına itip var olmaya çabalıyor. Kız çocukları onlara söylenenleri yapmak zorundadır, terbiyeli hanım hanımcık olmalıdır, kadınlar iyi bir eş, iyi bir anne, sadık bir hizmetkar olmalıdır. Ama Rosa bunların hiçbiri olmak istemez ve olamaz. Açıkça düzene bir başkaldırı değildir de sanki mizacında var olan uyumsuzluktur okuduklarımız. Rosa öylece yaşar aslında sadece. Sonrasında ondan gömülemeyen bir cenaze ve geride bıraktığı onca varoluş karesi kalır. Kendince bir varoluş...
"Kabahat senin demeye de dilim varmıyor canım anacığım ama bunca haksızlığa uğradığımız zaten bu yüzdendir. Biz birlik olmadıkça bize daha çok şey ederler."
Yazardan yakın zamanda Dijital Minimalizm adlı eseri okudum. İki kitabı arka arkaya okumak bir hataydı çünkü temelde farklı konulardan bahsediyor gibi görünseler de anlatılanlar belirli önermeler üzerinden ilerliyor. Haliyle sıkıcı ve tekrara düşen bir okuma oldu benim için. Kitap kendi içinde de çok fazla tekrara düşmüş.
Dijital Minimalizm'i okuduysanız bence bu kitaba gerek yok.