İlber ORTAYLI 'nın bir TV progamında dediği gibi; Dostoyevski,Puşkin,Turgenyev ve Tolstoy'u okumak bile zordur. Bunun bilincinde olarak Dostoyeski'nin kaleminden çıkmış olan bir kelimeyi bile değerlendirmenin çok zor bir iş olduğunu bildiğimi söyleyerek başlamak istiyorum.
Romanda Raskolnikov adlı bir hukuk öğrencisinin içinde bulunduğu ekonomik açıdan ciddi sıkıntılara sahip hayatını düzeltme uğruna tefeci bir kocakarı ile kız kardeşini öldürmesi sonrasında aslında kendini öldürmüş olduğunu anlaması gerçeği, bu durumun hissettirdikleri ve devamında da dirilişinin öyküsüne tanık oluyoruz. Raskolnikov tam da hayatın içinden bir karakter olarak karşımıza çıkarken onu tanıdıkça bir o kadar da farklı, kendinin bile iç dünyasını anlayamadığını fark ettiğimiz bir dost oluveriyor bize. Onu etraflıca anlamaya çalıştığımızda; aslında iyilik öyle bir yer etmiştirki onun içinde işlemiş olduğu cinayetler bile bu iyiliğin sonucu olarak çıkar karşımıza.
Eserde cinayetleri işlemiş olduğu andan en son ana kadar Raskolnikov 'u bir türlü suçlayamamış olmam beni çok düşündürdü. Ortada yadsınamaz canice bir suç var. Bu suç kime ait ? Bu suçun ortaya çıkışına kimler sebep oldu ? gibi bir çok soru soru sordum kendime kitabı okurken. Verdiğim cevapların en temel özelliği öznel ve yanlı olmalarını aşamıyor olmamdı. Tam da burada bir de bizlere, topluma ait bir suç sürekli düşündürdü beni. Konu ne olursa olsun hangi suç olursa olsun onun meydana gelmesini sağlayan sebepleri ortaya çıkaranların kimler olduğunu düşünmüyoruz. Yani biz de suçluyuz. Suç hepimizin cezayı eline baltayı geçirebilmiş olan çekiyor.