"Bir şey daha" diye mırıldandım ve bakışlarım aynı yerde dikilen dört erkek arasında mavi gözlü olanını buldu. "Adın ne?"
Bir saniyeliğine çarpık bir şekilde güldükten sonra okunamaz bir ifadeyle gözlerime baktı. Gözleri masmaviydi, karanlığın içinde bir deniz olduğunu düşündürecek kadar, dalga seslerini kulaklarında çınlatıp seni şizofrene çevirebilecek kadar, çok bakarsan seni o denizin içinede boğabilecek kadar.
"Pars," dedi.
Ateş olmak istemiştim. Meğersem tanrı beni derin okyanuslarında boğmak istiyormuş... Kıyametimin adını böyle öğrendim.
Ve bir çift kahve göz bana fırtına olup kuvvetle esebilmenin ne güzel olduğunu gösterdi, anne. Toprağı yerinden sökmenin, korkulara yürümenin, zincirleri kırıp kötülüklere gürleyebilmenin...
Bir çift kahve göz o küçük kız çocuğunun yapamadığını yaptı. Bana fırtına olabilmeyi öğretti. Bana beni sevdirdi.
"O kalp öyle güzel atıyor ki benim buz tutmuş bedenimi bile yakıp geçti. Senin sıcaklığında kül oldum ama biliyor musun? Ben yandığım için bir kez bile pişman olmadım. Sen benim tanıdığım en güzel yürekli adamsın Tuna."