• 350 syf.
    ·14 günde·Beğendi·7/10
    Payel yayınlarında 1996 yılında çıkmış olan Aeneas kitabını okumak zor ama zevkli bir süreç oldu benim için. Ülkemizde "İlyada" ve "Odesseia" kadar bilinmese bile mitoloji üzerine okumalar yapanların okuması gereken bir destan. Ama kitabı okurken bazı zorluklarla karşılaştım. Kitabın yazım şekli şiir olduğundan her mısraya büyük harfle başlanmış ama cümlelerin bir çoğu bir mısradan daha uzun olduğu için hızlı okurken cümlenin nerede bitip yeni cümlenin nerede başladığını kaçırıp anlamak için geri döndüğüm çok oldu. Halbuki İş bankası kültür yayınlarından okuduğum Azat Erhat çevirisi "İlyada" ve "Odesseia"da cümle bitmemişse sonraki mısra küçük harfle başlıyordu ve okumada büyük kolaylık sağlıyordu. Bu kitabı Türkçe'ye kazandıran yayınevine ve çevirmeni İsmet Zeki Eyuboğlu'na büyük saygı duyuyorum ama keşke İş bankası kültür yayınlarından da bir çevirisi yayınlansaymış. Daha büyük bir zevkle okuyacağıma eminim.
  • 208 syf.
    Kadının Görünmeyen Emeği;


    Bu kitabın içinde 1970'li yıllarda feminist düşünce hareketini besleyen dört makalenin çevirisi yer almaktadır. "Kadının Görünmeyen Emeği" ifadesi Türkçe literatüründe bu çeviriden sonra yer almaya başlamıştır. Bu yüzden bu kitap ve bu kitabı hazırlayan iki kadın yazar önemlidir. Bunlar:

    • Gülnur Acar Savran; Son faaliyetinden başlarsam, Simone de Beauvoir'a ait olan ikinci cins serisini Payel Yayınlarının çevirmeni Bertan Onaran'dan sonra 2019 yılında çeviren kişidir. Payel Yayınlarının çevirisinin güncellenmeye ihtiyacı vardı. Bu çeviri bu nedenle önemlidir. Kendisi Sosyalist-Feminist bir yazardır. Kendisine ait Beden-Emek-Tarih diye bir kitap daha var o da dikkat çekici, listemde olan bir kitap göz atmanızı tavsiye ederim.


    • Nesrin Tura Demiryontan; Bu yazarımız hakkında bilgiye ulaşamadım. Ne kitabın içinde bir tanıtım yazısı var ne de internet ortamına bir bilgi geçilmiş. Kadın çalışmaları alanında çalışmalar yapıp eser vermiş olan bir kadın yazarın adının hiçbir yerde geçmemesi de bu alana olan ilgiyi göstermektedir.


    Ön sözde bu iki yazar kadının görünmeyen emeğinin tazmininin gerekliliğine vurgu yaparken şunları demektedirler:

    "Ev dışında ya da içinde ücretli çalışsın çalışmasın bütün kadınlar, yaşamları boyunca, kocaları için ev işlerini yaptıkları, onların giyiminden, beslenmesinden sorumlu tutuldukları; çocuklarının, yaşlı akrabaların, yakınları olan hastaların bakımını üstlendikleri ve bütün bu işleri karşılıksız olarak yaptıkları için, Feministler, yasada kadınların bu görünmeyen emeklerinin tazminini ve bu emeğe bağlı özel önlemler alınmasını istediler.'

    Feministler bu alana vurgu yapmasaydı şayet bu görünmeyen emeğin açığa çıkma durumu mümkün olmayabirdi. Çünkü ataerkil aile yapısı yüzyıllar boyunca kadının ev içindeki emeğini kutsallığa vurarak bu mahkumiyetini doğrulamış keskin bir şekilde toplumsal cinsiyet rollerini ayırmıştır. Kutsallığa sığınıp erkeğin yaşam konforunu arttıran ataerk kadının ötekileşmiş konumunu doğal bir nedene bağlamaya çalışmıştır. Bu görünmeyen emeğin kadınların kimlik inşa etme sürecine olumsuz etkilerini de ön sözde yazarlarımız şöyle belirtir:

    "Kadınlar evde karşılıksız emek harcadıkça güç yitirir, politikadan, kültürden dışlanırlar; düşük ücretli, güvencesiz işlere razı olmak zorunda kalırlar. Dolayısıyla karşılıksız emek, kadınların ekonomik olarak bağımsızlaşmalarının önünde bir engel oluşturur; onları evlilik ilişkisine, yani (bir kez daha) karşılıksız emeğe mahkûmeder. Kısacası karşılıksız emek kadınlar için bir kısır döngüye, bir mahkûmiyete ve kadınlarla erkekler arasında bir çıkar çatış-masına işaret eder."

    Mevcut toplumsal yapının kadının görünmeyen emeğinin üzerinde yükseldiğini vurgulayan iki çevirmen bu görünmeyen emeğin tam olarak yok edilme noktasına gelemeyecek olduğunu ama kadının çalışan bir birey olsa da yarı zamanlı işçi tam zamanlı anne olma durumunun erkekle paylaşılır hâle gelmesi için uğraş vermektedirler. Kadınların bu boyun eğiş sürecine de kendilerince bir son vermeleri gerekmektedir. Ataerkil aile yapısının dayatmaları kendiliğinden sona erecek gibi gözükmüyor...


    İlk makale S.Coontz/P.Henderson patriyarka ya da erkek egemenliğinin Tarihsel gelişimine değinmiştir.

    Kadının tabiiyet kaynağına yönelik şöyle bir ifadede bulunuyor:

    "Kadınların tabiiyetinin kaynağının, erkeklerin kadınlara saldırısında değil, belirli akrabalığa dayalı birliklerin hem kadın hem de erkek üyelerinin, başkalarıyla rekabet koşullarında, emeği biriktirme ve denetleme çabalarında yattığını öne sürüyoruz. Baba-yerli toplumlarda bu tür bir denetimi uygulamak için daha çok özendirici ve fırsat vardı ve onların çabaları, evlendiğinde kocasının yanına taşman kadınlara yönelikti; bunun sonuçları ise bütün kadınlara yansıdı."

    Bu makalede savunulan görüşe göre ilk komünal topluluklarda önemli olan şeyin evlilik yoluyla diğerinin yanına taşınan eşin konumudur. Ataerkil düzenin oluşumundan önce erkek ile kadın arasında belirli bir taşınma üstünlüğü yoktu. Her iki cinsten bireylerde diğerlerinin yanına taşınabiliyordu. Bu durum da ev sahibi olan eşin hem aileden gelen kalabalık olma durumu hem de üretim yapılacak topraklara sahip olma durumu ona belirli bir üstünlük sağlıyordu bir nevi ev sahibi olma avantajı diyebiliriz. Lakin bu durum eşitsizlik yaratmaktan çok daha fazla söz sahibi olma konusunda işe yarıyordu. Zaman geçtikçe soy bağlarına dayalı aile yapılanması gelişiyor ve soyların idaresi erkeklerin eline geçiyordu. Böylece soya tabii olan erkek ve kadın sayısı giderek artıyordu. Bu maddiyata bağlı güçlü olma durumu evlilik kurumunda da ikamet sahibi olma durumunda ağırlığın bir tarafa kaymasına neden olmuştur. Artık ikamet sahibi soya bağlı hayat süren erkeklere geçiyor kadınlar da verilen başlık parasının büyüklüğüne göre statü sahibi oluyordu.


    Bu makalede sivil devletin gelişimi ve kadının konumuna da değinen yazar şöyle bir paragraf kaleme almıştır:

    "Kadınların ezilmesini ya da ideolojik olarak değersizleşmesini devlet başlatmadığı hâlde, devletin gelişimi kadınların durumunu birçok bakımdan kötüleştirdi. îlk olarak, adaletin, politik iktidarın ve emek yükümlülüklerinin dayatılmasını tekelleştirmeyi ve merkezîleştirmeyi başardığı ölçüde devlet, yalnızca klanların erkek reislerine yardımcı olarak da olsa, çoğu kez kadınları da içeren eski otorite hiyerarşisini massetti. Otoritenin yeni kamusal, hiyerarşik doğası, aristokrat kadınların aile konumları sayesinde kullandıkları biçimsel olmayan ve temsilî yetki içeren iktidarlara bir son verdi."

    Sivil devlet kadın cinsine toplu yaptırımlar uyguluyor, onları daha kolay bir şekilde denetim altına almak adına geçmiş zamandan kalan Ataerkil uygulamaları devam ettiriyor, dini liderlerle iş birliği yapıyordu. En basit örnekleri aile yapılanması, çocuk sınırlandırılması, kürtaj yasakları, doğum kontrol yöntemlerine müdahalelerle klan, soy liderlerinin kadın bedeni üzerindeki ilkel hakimiyetini daha sistematik hale getirerek tüm kadın bedenlerini bu denetim mekanizmasına dahil ediyor ve kurallara uymayan kadınlara da adli yaptırımlar uygulanıyordu.

    Bu adlî yaptırım mercilerine August Bebel'in bir deyişi ile değinelim.

    "Çünkü hukuki uygulama hakkına sahip olanlar çoğunlukla bu çürümüşlüğün tepesinde bulunuyordu.."

    Simone de Beauvoir'un kitabında geçen bir alıntı da şöyledir:

    Pek az kimsenin tanıdığı kadın hakları savunucusu Poulain de la Barre, XVII. yüzyılda: "Erkeklerin kadınlar üstüne yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar" demiş.

    Kadın - İkinci Cins 1, Simone de Beauvoir


    Hem yargıç hem davacı olma durumu çok uzun yüzyıllardır devam ettiğinden dolayı kadın hareketinin ilk güçlü belirtileri ancak yüzyıllk bir geçmişe uzanabilmektedir ağırlık olarak da son elli yıl. Ki bu hareket henüz Ataerki yıkabilir boyuta ulaşamayacak kadar yenidir. Feminizmin yayılmasının önüne bu nedenle geçilmektedir. Feminizm bu nedenle sürekli çarpıtılmaktadır. Bu hareketten uzaklaşan her kadın ataerkil sistemin çıkarları için fikir üretmeye devam edecektir. İlk makaleyle ilgili sözlerime son verirken Yine August Bebel'in bir alıntısına aktarmak istiyorum:


    "Kadın gelişiminin tarihini azbuçuk bilen hiçbir kimse, binlerce yıldır kadına karşı ağır günahlar işlendiğini ve hâlâ işleniyor olduğunu reddedemez."

    Kadın ve Sosyalizm, August Bebel


    İlk makale tarihsel süreci işlediğinden dolayı bir hazırlık evresiydi. İkinci makale ile birlikte "maddeci bir feminizm üzerine" alt başlığına giriş yapmış oluyoruz. İkinci makale Christine Delphy tarafından yazılmış. Britanya'da yayımlanan makale daha çok Fransa'da ki görünmeyen kadın emeğinden yola çıkarak bir sonuca varmaya çalışmaktadır.
    Delphy bu makalesinde Marksist anlayışın kadınların ezilmesinin önemini proletaryanın sermaye tarafından sömürülmesi mücadelesinin yanında ikincil bir konuma koydukları gerekçesiyle bir eleştiri getirecektir.

    Delphy kadının görünmeyen emeğinin 1965'li yıllara kadar lafının bile edilmediğini vurgular. Çünkü bana tarihe kadar kadının (evli olan) ekonomik durumu kocasına bağlı Fransa'da o tarihe kadar koca isterse karısının dışarıda çalışmasına engel olabilirdi. İlk köle olan kadın hâlâ kocasının isteklerine göre hareket etmek zorundaydı. Kocanın arkasında otorite var, anayasa var, din vardı. Kadının arkasında ise kimse yoktur. Bir başka kadın bile.. 1965'li yıllardan sonra hızla gelişen bir feminist dalga kadın kimliğini politik alana sokmayı başardı ve anayasal haklar yavaş yavaş kazanılmaya başlandı. O yılların Fransa'sında bu ilerici eylemlerin ön saflarında tanıdık bir isim yer alacaktı. Simone de Beauvoir. İdeolojik olarak ayrılan kadın savunucuları ellerinde hiçbir hak olmadığı için zorunlu bir birliktelik ile uluslararası bir yankı düzeyine ulaşacaklardı. Feminizm'in oluşum süreci çok zorlu aşamalardan geçmiştir. O yüzden feminizm hareketini savunmak karşısına Ataerkil düzeni almak anlamına gelmektedir. Kimse basite indirgeyip bu harekete zarar vermemelidir.

    Delphy aile içi emek sömürüsünü daha iyi ifade edebilmek için aile (familia) kelimesini tarihsel ve etimolojik olarak bir üretim birimi olduğunu vurgular ve şunları yazar.

    "Latince’de Familia, aile babasının iktidarına (o zamanlar mül-kiyetle eş anlamlıydı) tabi kılınmış toprak, köle, kadın ve çocuklar toplamı anlamına gelir. Bu üretim biriminde aile babası egemendir: Otoritesi altında bulunan bireylerin emeği ona aittir veya başka bir ifadeyle aile, emeklerini bir “reis’ e borçlu olan bireyler toplamıdır."

    Delphy'nin deyimine göre kadınların çok az bir kısmı Kapitalist sistemin içinde yer alır. Çünkü kadın evlilik yoluyla sınıf atlasa dahi üretim araçları erkeklerin elinde olacağı için kadın da işçi sınıfından ayrılsa da ev içi köle konumunda sabit kalacak ve bu nedenle kadınların büyük çoğunluğu da proleter sınıfa mensupmuş gibi olacaktır.

    Dikkat çekici bir paragraf var makalede o da Lenin'in komünist erkeklere getirdiği eleştiri.

    “Yoldaşlarımızdan birçoğu hakkında, ne yazık ki ‘şu komünistin üstünü biraz kazıyın, altından odun gibi bir adam çıkar’ denilebilir... Bunun en açık kanıtı da,
    kadınların, zamanlarını ve güçlerini tüketen, tek düze ve bitap düşürücü işlerin, yani ev işlerinin yüküyle yıpranmalarını kıllarını bile kıpırdatmadan izlemeleridir (...) Proleterler arasında bile ‘kadın işlerinde yardımcı olarak karılarının acılarını ve sıkıntılarını önemli ölçüde hafifletmeyi ve hatta onları bu acılardan ve sıkıntılardan tümüyle kurtarmayı düşünecek az koca vardır."

    Bu satırlar Clara Zetkin'in Lenin'i andığı bir yazıdan alınmıştır. Clara Zetkin çok önemli bir kadındır. Bu hareketi savunan o kadar önemli isimler var ki onların görüşlerini benimsemeyen ve çoğunluk olan erkekler hangi ideolojiden olursa olsun kadının ezilmiş konumunu devam ettirmektedir. Bu durumu Lenin'den önce dile getiren bir Sosyalist vardı. August Bebel yazılarımı takip edenler sürekli August Bebel'e değindiğimi görmüştür. 1880 yılında Bebel kadınların kurtuluşunun sadece kadınlar eliyle olacağını yazarken Sosyalist görünen çoğu erkeğin kadının kurtuluşuyla ilgilenmediğini gördüğünden dolayı bu düşünceleri belirtilmişti. O zamanlarda henüz Lenin 10 yaşında bir çocuktu. Sonrasında onunda aynı şeyleri söylediğine şahit oluyoruz. Günümüzde de değişen bir şey olmadığı için rahatlıkla tekrar edebiliriz. Kadın kurtuluşunu güçlü bir kadın hareketi sağlayabilir. Bu harekete güçlü bir erkek desteğini beklemek her zaman ütopik olacaktır. Ama Delphy makalenin başlığını "baş düşman" olarak koyarken (yani erkekler) Marksizmin eski teorilerinden yola çıkarak onları eleştiriyor. Yukarıda verdiğimiz iki örnekte olduğu gibi kendinden onlarca yıl önce olan görüşlere sığınıp getirdiği eleştiri nedeniyle de eleştiri alacak Delphy. Marksist Feministler ve sade Marksistler kendilerinin dahi ayrıldığı bazı teorileri dile getirip eleştirilmekten rahatsızlık duyacaklardı.

    Peki Delphy kurtuluş yoluna dair nasıl öneriler getirmektedir? Onlara da bir bakalım.


    "İlk elde, patriyarkal üretim ve yeniden-üretim sistemi tümden yıkılmadıkça kadınların kurtuluşunun gerçekleşemeyeceğini ileri sürebiliriz.
    Bu sistem, bilinen bütün toplumların merkezinde yer aldığından söz konusu kurtuluş, bilinen bütün toplumsal sistemlerin temellerinin tümüyle yıkılmasını gerektirir. Bu yıkılma ise devrimsiz olamaz. Kadınların seferberliği, patriyarkal ezilme temelinde oluşturulmalı, dolayısıyla patriyarka tarafından ezilen ve bu yüzden de onun yıkılmasıyla ilgili olan herkesi, yani bütün kadınları kucaklamalıdır."

    Yani bütün kadınları kucaklamalı...

    Lakin Delphy makalesini evli kadınlar ekseninde geliştiriyor. Ya kalanlar? Ya da her evli olan benzer bir ev içi sömürüye maruz kalıyor mu? Ya da kadının sömürülmesi salt ekonomik boyuta indirgenebilir mi? Bu soruların ışığında yeni bir makale çıkıyor karşımıza Maxine Molyneux karşılaştırmalı bir şekilde ev emeği tartışmasını ele alacak..

    Bu makalede Delphy ve Harrison'un görüşlerinin yukarıdaki sorular ışığında bir eleştirisi yer alıyor.

    Maxine Molyneux, kadının görünmeyen emeğinin salt ekonomik boyuta indirgenmiş olmasının yanlışlığına vurgu yapar. Ve Delphy'nin erkekleri baş düşman olarak gösterip kadının emeğine el koymakla suçlarken Harrison kadının görünmeyen emeğini erkeklerin değil sermayenin sömürdüğünü savunur. Maxine sermayenin sömürdüğü görüşünde haklılık payı bulsa da şöyle genişletir bu görüşü:

    "Kuşkusuz, gerçekte ev işini yapanlar sadece kadınlar değildir; bekâr erkekler, çocuklar ve başkaları da ev işi yaparlar ve bazı evlerde ev işi, hane üyeleri arasında paylaştırılır. Ama iş görüldüğü sürece, sermaye bu işin hangi toplumsal ilişkiler içinde ve kimler tarafından yapıldığı konusunda, kuşkusuz, oldukça ilgisizdir."

    Tabii ev içi emeğin büyük bölümü hâlâ kadınların üzerine yıkılmıştır. Lakin genelleme yapılamayacak duruma geldiğimiz ekonomik ve sosyal politika değişliklikleri yaşadık. Kapitalizm kadının görünmeyen emeğini çıkarına katkı sağladığı zamanlarda hafifletir. Çocuk kreşleri, çocuk bakım ürünlerinde yardım veya maddi yardım vb. yollarla kadının emek gücünü elde edebilmek adına görünmeyen emeği paylaşma yoluna gider. Evin erkeği de artık mevcut ekonomik bunalımı tek başına ürettiği emek gücüyle karşılayamadığı için ev içi emeği çalışan eşiyle paylaşmak zorunda kalmaktadır. Tüm bunlara rağmen kadın hâlâ bu döngüde en emektar olandır.

    Devletin rolünde aksaklık olacağı zamanlar da yüksek işsizlik olduğu zamanlardır diye ekler.

    "Yüksek işsizlik oranının hüküm sürdüğü ileri kapitalizm koşullarında, köktenci biçimde müdahaleci bir devlet yönünde bir değişiklik yapılmadan, kadınları ev içi alanından özgürleştirecek koşulları yaratmak son derece sorunludur, çünkü emek piyasasında onların emmeye yetecek sayıda iş yoktur."


    Maxine Molyneux yüksek teknoloji ürünlerinin varlığını kadının görünmeyen emeğini azaltabilir görüşünü savunurken kalıcı çözüm olan "Ev içi eşitliğinin olanaklı olması için, kadınların erkeklerle eşit
    temelde çalışabilmeleri ve bunun sonucu olarak, kadınlar için iş olanaklarının artması ve kadınların ayrıcalıklı bir erkek ücretine bağımlılıklarının ortadan kalkması gerekir." görüşünü savunur.

    Asıl sorun sermayenin kadını yedek ordu olarak tutmak isteyişidir aslında. Her kadını sömürücek bir iş olsaydı günümüzde her iş yerinde bir çocuk bakım ünitesi, kreşi yer alabilirdi. Ya da kadınların ev içi emeğini hafifletmek adına kadına esnek çalışma düzeni getirilirdi. Bunlar hayali talepler değildir. Bunlar sadece sermayenin çıkarları ile çatıştığı için yürürlüğe sokulmayan gerçeklerdir.


    Son makaleye geldik. Ayrıca bir kitap halinde de basılan Heidi Hartmann'ın "Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği" adlı makalesine. En sona bırakılan bu makale kitabın da en etkileyici makalesidir benim için.

    Hartmann girişi şöyle yapar:

    "Marksizmle feminizmin “evliliği”, kocayla karısının İngiliz örfi yasasında tanımlanan evliliği gibi olmuştur. Marksizmle feminizm tek bir şeydir ve o bir şey de Marksizmdir."

    Açıklama kısmında yazılana göre İngiliz örfi yasası evlilikte kadın ve erkeği bir birey olarak görür ve o birey de kocadır. Marksizm de daha baskın bir ideoloji olduğu için feminizmi kendi içinde öğütür.

    Hartmann makalesini üç bölümden oluşturur.

    • Marksizmle ilgili görüşler ve bazı kuramcılar
    • Radikal Feminizm ve görüşleri
    • Ortak bir paydada buluşma çabaları


    İlk bölümde Marksist kuramcıların eleştirilerine gelmeden önce Marksizmin sermaye yasalarına karşı temel bir içgörü sağlarken cinsiyetlere karşı kördür görüşünü belirtir Hartmann. Cinsiyet arası ilişkilerin özgül halini de feminizm ortaya koyar ama o da yetersizdir çünkü yeni bir yapılanma ve yeterince maddeci olamamıştır Hartmann'a göre.

    Marksizmin kadın sorunundan çok kadının sermaye ile olan ilişkisine vurgu yaptığını ve kadınların işçi sınıfına dahil olup kapitalizmi yıkma konusunda erkek işçi sınıfıyla mücadele etmesi gerektiğini savunur. Ekonomik ilişkiler çözülünce kadın-erkek ilişkileri de çözülecektir. Ama Feministler bu durumu yeterli bulmuyor ve kadınların hangi sınıfa mensup olursa olsun yaptığı üretimin erkeklerin işine daha fazla yaradığını savunuyorlar. O yüzden kadın hareketini dışlayan bir Marksizm eksiktir.

    Bu nedenlerden dolayı radikal feministler kurtuluşu güçlü bir kadın hareketine bağlar. Hangi ekonomik sistemde olursa olsun kadının ev içi emeğinin erkeğe nazaran fazla oluşu patriyarkanın varlığını sürdürmek için yaşamsal öneme sahiptir. Hartmann "saf bir kapitalizm" ya da "saf bir patriarka" diye bir şeyin söz konusu olmayacağını savunur. Tarihsel gelişim süreci boyunca patriarka varlığını devam ettirmek için daima bir ortak bulmuştur kendine. Kapitalizm öncesinde de patriarka vardı. En son ortağı olan kapitalizmle de varlığını devam ettiriyor. Sosyalist bir rejimde de varlığını devam ettirebilir. Patriarka esnek ve kolay uyarlanabilir.

    Hartmann radikal feminizm ve Marksizmin bir çatı altında buluşabilmesi gerektiğini söyler ya da katılım sağlamak isteyen başka sol bir ideolojinin. Ama bu buluşma hem patriarkaya karşı hem de kapitalizme karşı olmalıdır. Bu iki kanattan sürecek ve ortak olacak olan örgütlenme yaratılmak istenilen toplumun ideolojik hareketi olacaktır.

    İşçi sınıfındaki kadının kurtuluşunu önemsiyorum. Çünkü toplumsal sınıflarda en alta yerleştirilen proletaryanın içindeki kadınlar en çok ezilen kadınlardır. Hem ev içinde hem ev dışında ağır bir bunalım süreci yaşayan bu kadınların kurtuluşu daha büyük bir aciliyet gerekmektedir bana göre.

    August Bebel işçi sınıfında kadın-erkek tanımını şu şekilde yapıyordu:

    "Erkek genellikle cahildir, kadın ondan da az bilir ve birbirine söylenecek çok az şey hemen söylenip biter. Erkek, evde eksik olan güzellikleri bulmak için kahveye gider; içer ve ne kadar az da olsa, kendi koşullarına göre çok fazla para harcar...

    Bu arada kadın evde oturup kinlenir; kendisi bir yük hayvanı gibi çalışmak zorundadır, dinlenebileceği tek bir an yoktur; erkek ise, erkek olarak doğmuş olma rastlantısının ona sağladığı özgürlüğü elinden geldiğince kullanır."

    Bu sınıftaki kadın hem çalışmak hem de çocuklarına bakmakla yükümlü olduğu için yaşamadan ölen türdür. O yüzden ilk kurtarılaması gereken herhangi bir hak bilincine erişme olanağı bulunmayan patriarkanın kıskacında alınıp satılan ya da can veren kadınlardır. Orta sınıfa mensup kadınların kendi kimliklerine erişme olanağı ne kadar fazlaysa alt sınıflara mensup kadınların olanağı o kadar azdır. Bireysel bir kurtuluştan sonra kadın hareketine sırt çevirmek bu alt sınıflara mensup kadınların yaşam alanlarına daha daraltmaya ya da tehlikeye atmaya neden olmaktadır. Kadınlara vurgu yapıyoruz çünkü feminizm güçlü bir kadın hareketine güveniyor erkeklere değil. Hartmann'ın erkekler için dediklerine bakıp sona erdireyim yazımı..

    "Erkekler uzun süredir sermayeye karşı savaşım verirlerken, kadınlar ne için mücadele edeceklerini biliyorlar.
    Genel bir kural olarak, erkeklerin patriyarka ve kapitalizmdeki konumu, hem bakım, paylaşma ve gelişmeye yönelik insanca gereksinimleri, hem de bu gereksinimleri hiyerarşik olmayan, patriyarkal olmayan bir toplumda karşılama potansiyelini fark etmelerini önler. Ama biz onların bilinçlerini yükseltsek bile, erkekler potansiyel kayıplara karşı potansiyel kazançları değerlendirip statükoyu seçebilirler. Erkeklerin zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri de vardır."
  • 229 syf.
    ·26 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Ruhçözümlemesine Giriş Konferansları'nın devamı olan bu kitap yaklaşık 15 yıl sonra konferans verilmeden önce yazılmış. Açıkçası okurken bir önceki kitaba göre ekstra bir bilgi edinmemiş gibiydim ama özellikle sonlara doğru din ve bilim hakkındaki tartışmaları kayda değerdi. Genellikle yazmış olduğu diğer kitaplara yönelik göndermeler de mevcuttu. Bu yüzden güzel bir kaynak denilebilir.
    Yine defaatle tekrar etme gereksinimi duyuyorum, Freud'u okurken mutlaka Payel, Öteki ve Say çizgisine çıkılmamalı. Varsa böyle güvendiğiniz yayınlar, onlar da okunulabilir. Eğer hiçbir şey anlamıyorsanız çeviri gerçekten kötü olabilir. Buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. İyi okumalar şimdiden!
  • Kadın Çalışmalarında yararlanılabilecek kaynaklara ilişkin yaptığım araştırmada Ankara Üniversitesinin hazırlamış olduğu bir kaynakçaya ulaştım faydalanmak isteyenler için bu ileti altında paylaşıyorum:

    link: http://kasaum.ankara.edu.tr/...4%B0STES%C4%B01.docx

    İLETİŞİM YAYINLARI

    • Sanat, Cinsiyet ve Sanat Tarihi; Feminist Eleştiri – Ahu Antmen
    • Son Sömürge: Kadınlar – Maria Mies, Veronika Bennholdt-Thomsen, Claudia Von Werlhof
    • Bekaretin El Değmemiş Tarihi – Hanne Blank
    • Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar; Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu – Handan Çağlayan
    • Manevralar; Kadın Yaşamının Militarize Edilmesine Yönelik Uluslararası Politikalar – Cynthia Enloe
    • Türkiye’de Kadın Konulu Belgelerin Ulusal Bibliyografyası Dizisi 1: Kadın Konulu Kitaplar Bibliyografyası 1729-2002
    • Kadınların Sınıfı; Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası – Aksu Bora
    • Kızların Sessizliği; Kız Enstitülerinin Uzun Tarihi – Elif Ekin Akşit
    • Başkalarının Kiri; Kapıcılar, Gündelikçiler ve Kadınlık Halleri – Gül Özyeğin
    • Erkekler Kadınlardan Neden Korkar – Jean Cournut
    • Bukalemun Erkek – Ayşe Saraçgil
    • Kadınlar Dile Düşünce – Jale Parla, Sibel Irzık
    • Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik – Pınar İlkkaracan
    • Cinsiyet ve Millet – Nira Yuval-Davis
    • Feminist Tarihyazımında Sınıf ve Cinsiyet – Leonore Davidoff, Ayşe Durakbaşa
    • 90’larda Türkiye’de Feminizm – Aksu Bora, Asena Günal
    • Halide Edip; Türk Modernleşmesi ve Feminizm – Ayşe Durakbaşa
    • Vatan, Millet, Kadınlar – Ayşe Gül Altınay
    • Kaltak; Sıradışı Kadınlara Övgü – Elizabeth Wurtzel
    • Kadın Yurttaşın El Kitabı – Esra Güçlüer, Esra Koç
    • Nezihe Muhittin ve Türk Kadını; Türk Feminizminin Düşünsel Kökenleri ve Feminist Tarihyazıcılığından Bir Örnek – Ayşegül Balkan, Belma Ötüş-Baskett
    • Feminist Teori; Amerikan Feminizminin Entellektüel Gelenekleri – Josephine Donovan
    • Ben İşçiyim – Zehra Kosova
    • Kadın Bakış Açısından 1980’ler Türkiye’sinde Kadın – Şirin Tekeli
    • Feminizm, Sosyalizm ve Eylemde Birlik – Sheila Rowbotham, Hilary Wainwright, Lynne Segal
    • Mesafeyi Aşmak; Barış Mücadelesinde Kadınlar – Cynthia Cockburn
    METİS YAYINLARI
    • Buradan Baktığımızda; Kadınların Militarizme Karşı Mücadelesi – Cynthia Cockburn
    • Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar; Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler – Deniz Kandiyoti
    • Cinsiyet Belası; Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi – Judith Butler
    • Çatışan Feminizmler; Felsefi Fikir Alışverişi - Judith Butler, Seyla Benhabib, Nancy Fraser
    • Demokrasinin Cinsiyeti – Anne Phillips
    • Erkeklik: İmkansız İktidar; Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler – Serpil Sancar
    • Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru – Catharine A. Mackinnon
    • Feminizm ve Doğaya Hükmetmek – Val Plumwood
    • Harem ve Kuzenler – Germaine Tillion
    • Hayat Yolları – Alice Miller
    • Hayatımı Yaşarken (2 cilt) – Emma Goldmann
    • Kadın Argosu Sözlüğü – Filiz Bingölçe
    • Kadın Hareketinin Kurumlaşması; Fırsatlar ve Rizikolar – Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı
    • Kadınların Belleği - Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı
    • Kadınlara Karşı Savaş – Marilyn French
    • Osmanlı Kadın Hareketi – Serpil Çakır
    • Kadınsız İnkılap; Nezihe Muhittin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği – Yaprak Zihnioğlu
    • Örtülü Kimlik; İslamcı Kadın Kimliğinin Oluşum Öğeleri – Aynur İlyasoğlu
    • Sıcak Yuva Masalı; Aile İçi Şiddet ve Cinsel Taciz – Pınar İlkkaracan, Leyla Gülçür, Canan Arın
    • Tecavüz; Cinsel Şiddeti Anlamak – Diana Scully
    • Siyaset ve Cinsiyet; İstanbul Gecekondularında Kadınların Siyasal Katılımı – Heidi Wedel
    • Tarihin Cinsiyeti – Fatmagül Berktay
    • Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın - Fatmagül Berktay
    • Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler – Evelyn Fox Keller
    • Cezayir’de Kadın Olmak – Halide Mesudi, Elisabeth Schemia
    • Sömürgeci Fanteziler; Oryantalist Söylemde Kültürel ve Cinsel Fark – Meyda Yeğenoğlu
    • Batman’da Kadınlar Ölüyor – Müjgan Halis
    • Direniş ve İtaat; İki İktidar Arasında İslamcı Kadın – Ruşen Çakır
    • Kör Ayna, Kayıp Şark; Edebiyat ve Endişe – Nurdan Gürbilek (deneme)
    • Kadınlığın 21 Hikayesi; Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle – Murathan Mungan (hzl.) (hikaye)
    BAĞLAM YAYINLARI
    • Psikanaliz Yazıları 2; Psikanaliz ve Kadın - Talar Parman (yay. yön.)
    • Psikanaliz Buluşmaları; Kadınlık
    • Beden ve Toplum Kuramı; Öznenin Sosyolojisinden Bedenin Sosyolojisine – İ. Emre Işık
    • İstanbul’da Onsekiz Yaşından Küçük Ticari Seks İşçisi Kız Çocuklar – Esin Küntay, Güliz Erginsoy
    • Kadın Yaşantıları – Ayşegül Yaraman (yay. haz.)
    • Kadınlara Dair, Akılda Kalanlar – Neşe Doster
    • Türkiye’de Kadınların Siyasal Temsili – Ayşegül Yaraman
    • Popüler Feminizm; Türkiye ve Britanya’da Kadın Dergileri – Süheyla Kırca
    • Resmi Tarihten Kadın Tarihine; Elinin Hamuruyla Özgürlük – Ayşegül Yaraman-Başbuğu
    PAYEL YAYINLARI
    • Bilim ve Cinsiyet Ayrımı – Evelyn Reed
    • Bilimde Cins Ayrımı – Evelyn Reed
    • Kadının Evrimi, Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye (2 cilt) – Evelyn Reed
    • Cinsel Politika – Kate Millet
    • Sokak Kadınları - Kate Millet
    • Cinselliğin Diyalektiği ve Kadın Özgürlüğü Davası – Shulamith Firestone
    • Cinsiyetler Arasında İşbirliği – Alfred Adler
    • Kadın Bilinci Erkek Dünyası – Sheila Rowbotham
    • Kadınlar Direniş ve Devrim - Sheila Rowbotham
    • Kadının Ruhsal Yapısı – Karen Horney
    • Kadının Yazısız Tarihi – Yıldız Yıldız
    • Kadın Saçı, Büyü ve Türban - Yıldız Yıldız
    • Tanrılar Kadınken – Merlin Stone
    AGORA YAYINLARI
    • Gölgenin Kadınları – Berat Günçıkan
    • Kadınlar; En Uzun Devrim – Juliet Mitchell
    • Dans Edemeyeceksem Bu Devrim Benim Devrimim Değildir – Emma Goldmann
    • Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği – Heidi Hartmann
    • Toplumsal Cinsiyet; Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi – Joan Scoot
    • İhtiyaçlar Mücadelesi – Nancy Fraser
    • Taklit ve Toplumsal Cinsiyete Karşı Durma – Judith Butler
    • Siborg Manifestosu – Dona Haraway
    • Kadın, İslam ve Sinema - Gönül Dönmez Colin
    • Feminist Sinema ve Film Teorisi – Anneke Smelik
    AYRINTI YAYINLARI
    • Kadınlık Arzuları; Günümüzde Kadın Cinselliği – Rosalind Coward
    • Şu Hain Kalplerimiz; Kadınlar Erkeklere Neden Teslim Olurlar - Rosalind Coward
    • Eleştirel Aile Kuramı – Mark Poster
    • Cinsel Şiddet; Yaşayanların/Yaşatanların Anlatımıyla – Alberto Godenzi
    • İslamın Bilinçaltında Kadın – Fetna Ayt Sabbah
    • Sınırları Yıkmak; Feminist Yeşil Bir Sosyalizme Doğru – Mary Mellor
    • Erkek Akıl; Batı Felsefesinde Erkek ve Kadın – Genevieve Lloyd
    • Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler – Darian Leader
    • Toplumsal Cinsiyet ve İktidar; Toplum, Kişi ve Cinsel Politika – R.W. Connell
    • Kurtlarla Koşan Kadınlar; Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler – Clarissa Pinkola Estes
    • Seks İsyanları; Toplumsal Cinsiyet, Başkaldırı ve Rock’n Roll – Simon Reynolds, Joy Press
    • Şovale, Kadın ve Rahip; Feodal Fransa’da Evlilik – Georges Duby
    • Erkek Ortaçağ; Aşka Dair ve Diğer Denemeler - Georges Duby
    İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
    • Kadınların Tarihi (5 cilt) – Michelle Perrot, Georges Duby (ed.)
    • 1.Cilt – Ana Tanrıçalardan Hristiyan Azizlere
    • 2.Cilt – Ortaçağın Sessizliği
    • 3.Cilt – Rönesans ve Aydınlanma Çağı Paradoksları
    • 4.Cilt – Devrimden Dünya Savaşına Feminizmin Ortaya Çıkışı
    • 5.Cilt – Yürminci Yüzyılda Kültürel Bir Kimliğe Doğru
    • Türkiye’de Kadının Dünü Bugünü – Emel Doğramacı
    SEL YAYINLARI
    • Yerli Bir Feminizme Doğru – Aynur İlyasoğlu, Necla Akgökçe (hzl.)
    • Kadın Araştırmalarında Yöntem – Serpil Çakır
    • İslamcı Kadının Aynadaki Sureti – Hülya Demir
    • Ütopyanın Kadınları Kadınların Ütopyası – Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz
    • Foucault ve Derrida’da Feminizm ve Ayırım – Roy Boyne
    • Bitmeyen Savaşım; Kadın Hareketleri Tarihi – Süheyla Kadıoğlu
    ÜTOPYA YAYINLARI
    • Bedenler, Dinler ve Toplumsal Cinsiyet – Sylvia Marcos
    • Kadın Yazıları – Sibel Özbudun, Temel Demirer
    • Kadın, Küreselleşme ve ‘Yeni’-Ataerki - Sibel Özbudun, Temel Demirer
    • Kadın Sözleri – Patricia Latour
    PENCERE YAYINLARI
    • Feminizm ve Ezilmenin Çelişkileri – Caroline Ramazanoğlu
    • Günümüzde Kadına Uygulanan Baskı; Marksist Feminist Çözümlemede Sorunlar – Michele Barrett
    • Sınırsız Feminist; Clara Zetkin – Gilbert Badia
    • Kadınlar ve Perestroyka – Chanie Rosenberg
    • İğdiş Edilmiş Kadın – Germain Greer
    • Üçüncü Dünyada İkinci Cins – Miranda Davies
    • Kadın ve Eşitlik – Ann Oakley, Juliet Mitchell
    BELGE YAYINLARI
    • Faşizme ve Alman İşgaline Karşı: Silahlı Direnişte Kadınlar – Ingrid Strobl
    • Özgür Bir Kadın Komünistin Otobiyografisi – Kollontay
    KADAV YAYINLARI
    • Ataerkil Sistem: “Erkeklerin Dünyasında Yaşamak” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan
    • Feminizm Üzerine: “Bazı Sorular” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan
    • Toplumsal Cinsiyet: “Bize Yüklenen Roller” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan
    ÇİTLEMBİK YAYINLARI
    • Feminizm Herkes İçindir – Bell Hooks
    • Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler; Feminist Bakış Açısından Uluslararası Siyaset – Cynthia Enloe
    YORDAM YAYINLARI
    • Kadının Görünmeyen Emeği – Gülnur Acar-Savran, Nesrin Tuna Demiryontan
    • Genç Kız ve Ölüm – Aysel Özakın (roman)
    KANAT YAYINLARI
    • Eleştirel Feminizm Sözlüğü – Helena Hırata, Françoise Laborie, Helene Le Doare, Daniele Senotier
    • Beden-Emek-Tarih; Diyalektik Bir Feminizm İçin – Gülnur Acar-Savran
    DOST YAYINLARI
    • Feminizm – Margaret Walters
    • Cinsiyetler Siyaseti – Sylviane Agacinski
    • Feminist Tiyatro Metinleri (derleme)
    İMGE YAYINLARI
    • Kadının Konumu Nasıl Değişti; Feodalizmden Kapitalizme – Sheila Margaret Pelizzon
    • Sendikacı Kadın Kimliği – Gülay Toksöz, Seyhan Erdoğdu
    ARAS YAYINCILIK
    • Bir Adalet Feryadı; Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Feminist Yazar – Lerna Ekmekçioğlu
    LİBERTE YAYINLARI
    • Serbest Piyasa Feminizmi – David Conway
    YAZIN DERGİSİ YAYINLARI
    • Feminizm ve Sosyalizm – Anja Meulenbelt
    İZ YAYINLARI
    • Modern ve Postmodern Feminizm – Zekiye Demir
    • Global Konferanslarda Kadın Politikaları – Nazife Şişman
    • Emanetten Mülke; Kadın Bedeninin Yeniden İnşası - Nazife Şişman
    PAPİRÜS YAYINLARI
    • Alt Tarafı Bir Film (mi?); Kadın Bakış Açısıyla Film İzlemek – Tülin Tankut
    VERSUS YAYINLARI
    • Sultana’nın Rüyası Padmarag; Tarihin İlk Feminist Ütopyaları – Emre Mahir
    AVESTA YAYINLARI
    • Devletsiz Ulusun Kadınları; Kürt Kadını Üzerine Araştırmalar; Feminist Bir Yaklaşım – Shahrzad Mojab
    SAY YAYINLARI
    • Feminist Edebiyat Eleştirisi – Maggie Humm
    SARMAL YAYINLARI
    • Feminist İktisadın Bakışı – Ufuk Serdaroğlu
    OTONOM YAYINLARI
    • Uyanış ve Seçme Öyküler – Kate Chopin
    YAPI KREDİ YAYINLARI
    • Cinsiyetli Olmak; Sosyal Bilimlere Feminist Bakışlar – Zeynep Direk (drl.)
    • Cogito, Sayı 58, Feminizm
    BABİL YAYINLARI
    • Cinsiyet, Sınıf ve Sosyalizm – Lindsey German
    BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI
    • Sınır Tanımayan Feminizm; Teoriyi Sömürgeleştirilmekten Kurtarmak, Dayanışmayı Örmek – Chandra Talpade Mohanty
    CHİVİYAZILARI YAYINLARI
    • Farklılık ve Diyalog; Feminizmler Küreselleşmeye Meydan Okuyor – Sylvia Marcos, Marguerita Waller
    YAZIN YAYINLARI
    • Feminizm ve Sosyalizm – Anja Meulenbelt
    BİRİKİM YAYINLARI
    • Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat – Şirin Tekeli
    BGST YAYINLARI
    • Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2006-2007 Seçkisi – Derya Demirler, Fahriye Dinçer, Özlem Aslan
    TÜSTAV YAYINLARI
    • Kızıl Feministler; Bir Sözlü Tarih Çalışması – Emel Akal
    EPOS YAYINLARI
    • Kadınların İsyanı ve İslami Hafıza – Fatima Mernissi
    EVEREST YAYINLARI
    • Lacan ve Postfeminizm – Elizabeth Wright
    BİREY YAYINLARI
    • Yüzde Bir Bile Yoktu; Tarihte Anarşist, Nihilist, Feminist Kadınlar – Işık Ergüden (çev.)
    • Sosyal Siyaset Açısından Kadın ve Aile Politikaları – Ali Seyyar
    SOSYALİST YAYINLAR
    • Kadınlar, Irk ve Sınıf – Angela Davis
    BAYIR YAYINLARI
    • Halide Edip’in Romanlarında Feminizm Sorunu – Yahya Kanbolat
    SİMAVİ YAYINLARI
    • Feminizmin ABC’si – Necla Arat
    AFA YAYINLARI
    • Agorafobi; Eviyle Evli Kadınlar - Robert Seidenberg , Karen Decrow
    ALFA YAYINLARI
    • Türkiye’de Kadın – Aytunç Altındal
    KADIN ÇEVRESİ YAYINLARI
    • Feminizm – Andree Michel
    AMAÇ YAYINLARI
    • Marksizm ve Feminizm; İki Ayrı Kuram – Joanne Naiman
    LİTERATÜR YAYINLARI
    • Avrupa Tarihinde Kadınlar – Gisela Bock
    TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM YAYINLARI
    • Toplumsal Cinsiyet Yazıları; Kadınlara Dair Birkaç Söz - Şengül Hablemitoğlu
    YAPRAK YAYINLARI
    • Psikanaliz ve Feminizm – Juliet Mitchell
    GRİ YAYINLARI
    • Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi – Reimut Reiche
    ALAN YAYINLARI
    • Kadınlar İçin – Şirin Tekeli
    • Reklamlarda Kadına Yönelik Şiddet, Şiddetin Nesnesi Kadın – Ayşe Eziler-Kıran, Seçil Büker
    EFİL YAYINLARI
    • Feminist İktisadın Bakışı Postmodernist mi? – Ufuk Serdaroğlu
    • İktisat ve Toplumsal Cinsiyet – Ufuk Serdaroğlu (ed.)
    DERGİLER
    • Felsefelogos Dergisi, Feminist Felsefe, Sayı:15, Ağustos 2001
    • Mesele, Sayı:27, Mart 2009
    • Toplumsal Tarih, Sayı:87, Mart 2001
    • Cogito, Feminizm ve Hukuk, Sayı: 43, 2005
    • Cogito, Feminizm, Sayı:58, Bahar 2009
    • Yapıt, Kadın Sorunu Özel Sayısı, Sayı:9, Şubat-Mart 1985
    • Hürriyet Gösteri Dergisi, Feminizm Nedir Ne Değildir?, Sayı:32, 1983
    • Toplumbilim Dergisi Feminist Eleştiri Özel Sayısı, Mayıs 2002
    • 11. Tez Kitap Dizisi Sayı: 9 Marksizm ve Feminizm
    • Mimesis Tiyatro, Çeviri Araştırma Dergisi, Sayı: 12, Feminist Tiyatro Özel Sayısı
    YAYINEVİ BELLİ DEĞİL
    • Feminist Olarak Okumak – Jonathan Culler
  • Vergilius, Ovidius, Dante, Petrarca, Horatius ve bunun gibi pek çok yazarı barındırmış, dünya edebiyatının yönünü değiştirmiş olan İtalyan Edebiyatı'nı okumaya hangi kitaplardan başlayabiliriz? Bu ülke edebiyatından kitaplar okumak dünya klasiklerini daha iyi anlamamız için bize nasıl katkılar yapar? gibi soruları cevaplayıp efsaaane kitaplar önerdiğim bir video hazırlamak istedim. Umarım keyif ve verim alırsınız...

    Video olarak izlemek isteyenler için link: https://youtu.be/nTxrw0TosEg

    İzlemeye zamanı olmayanlar için videoda önerdiğim başlangıç kitapları:
    1- Vergilius, Aeneas (Payel Yayınları)
    2- Ovidius, Dönüşümler I-XV (Yapı Kredi Yayınları)
    3- Dante, Yeni Hayat (Dedalus Kitap)
    4- Dante, İlahi Komedya (Oğlak Yayınları)
    5- Francesco Petrarca, Canzoniere (Everest Yayınları)
    6- Horatius, Ars Poetica (Şiir Sanatı) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
    7- Giovanni Boccaccio, Decameron Öyküleri (Oğlak Yayınları)
    8- Niccolo Machiavelli, Prens (Can Yayınları)
  • 518 syf.
    ·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Elias Canetti'nin Körleşme'si çok sevdiğim bir kitaptır.Canetti'nin tek romanıdır ve 26 yaşında ( oldukça erken bir yaşta) yazmıştır.İlk kez 20'li yaşlarımda okumuştum.Bir etkinlik kapsamında tekrar okuma fırsatı yakaladım. Payel Yayınları'ndan okuduğum kitabın puntosu çok küçük olduğu için oldukça zorlandım.Ahmet Cemal'in 7 yıllık çalışması sonucu Türkiye'de tam da Canetti'nin Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı yıl olan 1981'de yayımlanır.Kitabın ilk bölümü olan "Dünyasız Bir Kafa"da ünlü bir sinoloji bilgini olan Profesör Kien'in 25000 kitabı ile birlikte yaşadığı fildişi kulesine tanıklık ederiz.Odasının pencerelerini tavana yaptıracak kadar uzaktır dış dünyadan.Kafasında dünya yoktur.Tek korkusu kör olmak olan Kien yaptığı evlilik nedeniyle dış dünyanın fildişi kulesini işgal ettiğini gördükçe, gözlerini kapayarak gezer.Bilinçli körlüğü seçer hatta bununla kalmaz, duymamayı da seçer tamamen tepkisiz bir insan haline gelir.Kitapları ile de bağlantısını keser.
    İkinci bölüm olan "Kafasız Bir Dünya"da evden kovulan Kien dış dünyadadır, kötülük, riyakârlık,açgözlülüğün, nefretin hâkim olduğu bu dünyada savunmasızdır.Başlangıçta bir roman dizisi yazmayı planlamış Canetti.Körleşme için yaptığı hazırlığı anlattığı bir denemesinde “Her bir romanın ana figürü, deliliğin sınırlarına varmış bir tipti ve bu figürlerden her biri, diline ve en gizli düşüncelerine varana değin ötekilerin tümünden ayrıydı. Birinin yaşadıklarını ötekilerin yaşayabilmesi olanaksızdı" demiş.Daha sonra roman dizisinden vazgeçmiş.Her bir romanı için planladığı deliliğin sınırlarına varmış tip figürünü Körleşme'nin tüm karakterlerinde görmek mümkün.Therese Krumbholz, cüce ve kambur Fischerle, kapıcı Ptaff hatta kardeş Kien'de bile.
    Son bölüm olan "Kafadaki Dünya"da kardeş Kien ve Kien arasındaki ilişki, destanlar aracılığı ile Profesör Kien'in yaşadıklarını anlatması, kardeşinin yaptığı psikolojik çözümlemeler müthiş bir okuma deneyimi sunuyor.Son bölümde kitle üzerine sağlam bir bölüm var.Canetti'nin daha sonra yazacağı Kitle ve İktidar'ının ayak sesleri âdeta.
    Şunu söyleyebilirim ki zordur Körleşme'yi okumak ama verdiği zevk tarifsizdir.Mutlaka okuyun derim.️