• 160 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    "Bir çocuğu daha iyi anlamak istiyorsak, en iyi yöntemin kendimizi çocuğun yerine koymak, çocukla özdeşleşmek olduğunu siz de bu arada sürekli göreceksiniz." Diyen Adler, şu cümleleriyle bu konuya açıklık getirmeye devam etmiştir. "... güç eğitilebilir bir çocuğun yaşam öyküsünü doğru okumayı öğrendinizse, onun yerinde olsam, onun durumunda bulunsaydım, ben de tıpkı onun gibi davranırdım, aynı koşullarda aynı hataları işler, kendime tıpkı onunkisi gibi bir amaç saptardım duygusuna kapılırsınız. Onunla aynı hisleri paylaşır, kendinizi onun yerine koyabilirseniz, o zaman anlarsınız onu." 20. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve Freud'un psikanalizinden hem etkilenen hem geliştiren hem de iyi bir alternatif sunan bireysel psikolojinin en güçlü, en temel temsilcisidir Adler! Bu kitabında da yaşamın ilk 5 yılındaki çocuk gelişimine, anne baba tutumlarına, kardeş sayisi, sırası ve kardeş kıskançlığı kavramlarına, sevgisiz ya da aşırı şımartılarak büyütülen çocuklara olan yaklaşıma, yaşama çocukların bakış açısından bakmanın önemine ve empati kavramına verdiği önemle hala bu alana ciddi bir katkısı olduğu söylenebilir. Üzerinden geçen zaman ve elbette ki psikoloji bilimindeki gelişmeler sayesinde Adlerin kitapta sunduğu bazı bilgiler belki eleştirilebilir ya da sorgulanabilir. Örneğin bir vaka örneği olarak sunduğu pasajda "Geceleyin yatağını ıslatarak annesini hizmete koşturuyor, sürekli bağırıp durarak kendisini yatağına almaya zorluyordu; bu durum 3 yaşına kadar sürmüştü. Bunlar şımartılmış bir çocukta açık seçik gözlemlenebilen belirtilerdir." Şeklinde ifade etmiştir. Şu anda bir çok pedagoji akımı tarafından bu gibi davranışlar 3 yaşındaki bir çocuk için normal ve sağlıklı kabul edilirken, Adler daha katı bir tutumla bunu şımartılmış çocuk davranışı olarak ele almıştır. Günümüz yaklaşımlarıyla buna benzer minik farklılıklar taşısa da Adler hala bir temel kaynak olarak yerini korur ve ruh sağlığı alanında çalışan herkes tarafından okunmalıdır.
  • Elli yıl sonra sis kalktığında, pedagoji ve psikoloji denen taklit bilimler Kuzey Almanya'dan ithal edilmiş ve okul kurumu aracılığıyla bir proleterya yaratmak için devreye sokulmuştu: ailesiz, topraksız; dine, geleneğe, kültüre sadece zayıf bağlarla bağlı bir proleterya. Yönetimde yer alan ve uzmanlaşmış orta tabaka bile en fazla yine proleterya olarak görülebilirdi: uzman proleterya, yani insanlar, mekanlar veya ilkelerle ilişkileri çok zayıf bir topluluk.
    Bu ütopyacı dönüşüme kamuoyu desteği sağlamak için Johns Hopkins Üniversitesinden G. Stanley Hall o zamana kadar tarihte bilinmeyen patolojik bir gençlik durumu tasarladı. Bu duruma "adölesan evre" (ergenlik çağı) dedi ve 1904'te aynı adla yayımlanan iki ciltlik hacimli çalışmasında bu durumu kamuoyuna tanıttı. Davranışçı psikolog Wilhelm Wundt'un ilk asistanı olarak Prusya'da eğitim gören Hall yirminci yüzyılın başlarında eğitim çevrelerinde muazzam etkili bir isimdi ve ergenlik çağını insan gelişiminin tehlikeli ölçüde akıl dışı bir dönemi diye tanımladı. Bu dönemin okul eğitimi yoluyla aşılanacak psikolojik kontrol süreçlerini gerektirdiğini belirtti.
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hiç düşündünüz mü Ulusların tarihini kim veya kimler yaratır?
    Devletin ve bütün insanlığın hayatındaki en büyük olaylar kim veya kimler tarafından yönlendirilir ve idare edilir?
    Ayrı ayrı insanlar, kahramanlar veya karizmatik liderler tarafından mı ?
    Yoksa bütün bir halkın gayreti ve halkın ruh bütünlüğü sayesinde mi?
    Örneğin; birinci görüşü 'klasik sosyoloji'nin kurucularından biri olan Weber ve İngiliz filozof Carlyle, ikinci görüşü ise Lev Tolstoy şiddetle savunur.Bence her ikisi de birbirini tamamlayan diğer yarı,madalyonun iki yüzü gibidir. Kendi coğrafyamızı ve günümüz dünyasını düşündüğümde,halkı sivil olarak örgütlemek,bilinçlendirmek,bir kültür seferberliği başlatmak fikri kulağa ne kadar hoş gelse de bir o kadar uzak geliyor... Okuduğunuzda ütopik gelebilir fakat bu eser tam olarak bunu başarmış gerçek bir hikâyeden oluşuyor.Grigory Petrov'un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan bu eser,1800'lerin son döneminde Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu,cehaletten kurtulmak için başta J. Wilhelm Snelman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydının verdiği olağanüstü mücadeleyi anlatıyor.Toplum mühendisliğine gönüllü olarak soyunan organik aydınların icraatlarını tek tek sıralamak isterim fakat o kadar fazla ki hangisini yazacağımı bilemiyorum.Örneğin gezici kütüphaneler oluşturuyorlar; edebiyat,sağlık,ekonomi,pedagoji,psikoloji sosyoloji,tarih ve ahlâkla ilgili konferanslar veriyorlar. Kültür seferberliğinin halkın doğru yönlendirildiğinde,bilinçlendirildiğinde halk gücüyle nasıl başarıldığını ve bataklık olan Finlandiya'nın nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünü okudukça hayran kalacaksınız.
    Betimlemeler, verilen örnekler öylesine didaktik ve yerinde kullanılmış ki, okudukça tebessüm ettiğimi itiraf etmeliyim.Yine dikkatimi çeken bir başka detay da, bizim kültürümüzde "Devlet Baba"diye tabir ettiğimiz kavramın Finlandiyalılar için "Vatan Anne" oluşudur.
    "Bizde eksik olan ne?" sorusuna cevap bulduğum bir eserdi diyebilirim.
    Ülkem adına dilerim ki bir gün bizimde dilini;kalemini,vicdanını,aklını kiraya vermemiş gerçek,organik bir fikir ordumuz oluşur ve cehaletin canına okuruz... #okudumbitti#dipçem
  • Pedagoji ve psikoloji el kitapları var olduğundan bu yana, nasıl yapmak gerektiği öğrenilebilseydi, çocukların bütün ruhsal bozukluk belirtileri çoktan ortadan kalkardı.